De la Terre à la Lune

  • 1

De la Terre à la Lune

Category : Kişisel Bloglar

Bir köşe yazısı yazmak, aslında monografik bir çalışma yapmaktan, bir kitap hazırlamaktan ziyadesiyle zordur.

Hele bunu belli bir periyodla yapmak bunu daha da zor kılar bir durum olarak ortaya çıkar. Bu bağlamda bu görevi üstenmekle belki de haddimi aşar bir ödevi de sahiplendim. Şimdiden olabilecek hatalarımdan ötürü hoşgörünüze sığındığımı peşinen söyleyeyim.

Hayata, insana, topluma, varlığa dair düşünceleri olanlar, bu görüşlerini aktarabilmek için yazmayı denemişlerdir. Bu düşünce açıklamaları bilinen tarihin başlangıcından beridir eğer aykırı, genel görüşün dışında ise pek hoş karşılanmamış, hatta yazdıkları yüzünden insanların hayatlarına son verilmiş, düşünce açıklamaları yasaklanmıştır.

İnsanla ilgili olan hiçbir şey bana yabancı değildir der Marks. Bu bölümdeki yazılarımda bana bize, insana yabancı olmayan konular üzerine olacak. Aslında bu yabancı olmama durumu insanın kendisine yabancı olmaması halidir de. Kişi kendine yabancı ise doğal olarak insana, ve insanlığa yabancı kalır.

Peki insanla ilgili olan şey nedir? İnsan denilen varlık, bizim bildiğimiz en gelişmiş canlı formu. Çünkü konuşabiliyor, düşünebiliyor, hayal edebiliyor. Aslında hayvan toplulukları da kendi aralarında anlaşabildikleri bir dile sahip. Fakat insanın konuşmasındaki fark, düşüncelerini ifade edebilme cüretinden kaynaklıdır. Düşünebilmek ise en başta hayal edebilmekle başlıyor.

Biz insanlar ay adını verdiğimiz dünya uydusuna 20 Temmuz 1969 günü ayak bastık. Aya inen ilk insanlar Apollo 11’in mürettabatından Neil Armstrong ve Edwin “Buzz” Aldrin’di. Uzun bir sürecin sonunda Birkaç başarısız denemeden sonra elde edilen bir başarı olarak düşünülür. Bir de Sovyetler ile ABD arasında o zaman var olan uzay yarışında Amerikanın bir adım geri kalmasından sonra yaptığı bir atılımın sonucu olarak kabul edilir. Elbette kimilerine göre ise aslında aya hiç gidilmemiştir.

Ama insanoğlu aya 20 Temmuz 1969 günü fiziken ayak basmış olsa da aslında o tarihten yaklaşık yüz yıl once o yolculuğu en ince ayrıntısına kadar gerçekleştirmişti.

Orijinal ismi De la Terre à la Lune olan Jules Verne’in 1865 tarihinde yazdığı Ay’a seyahat eseriyle. Bilim kurgu türünün ilk örneklerinden olan ‘Aya Seyahat’te Silah Klübü’nün Amerika İç Savaşından sonra yeni hedef olarak belirlediği Ay Yolculuğu için bir uzay gemisi inşa etmesi ve onunla Aya gidilmesi anlatılır.

Verne’in hayaliyle gerçek arasında ise pek çok örtüşme söz konusudur. Hesaplamalar, proje maliyeti  hatta dönüşte, kurşunun (uzay kapsülü) okyanusta düşeceği nokta vs… Belki o yüzdendir ki Aya Yolculukta Colombiad olan fırlatıcının ismi, Colombia olarak değişmesine rağmen Apollo 11’in kontrol modülüne verilmiştir.

Hayalin gücü ve mükemmelliği de burada kendini tüm ışıltısıyla gösteriyor. Kim bilir belki bugün bizlerin hayal ettikleri ileride insanlığın gerçekleri olacak. Ölümlü olan bizlerin aksine ölümsüz olan insanlık ilerlemeye ve evrimleşmeye devam edecek. Ve bizler bambaşka bir yerde de olsak bu gelişimi görüp gülümseyeceğiz.

Hayal etmek ve o hayali -sonucunu görmeyeceğin ihtimali çok büyük olmasına rağmen- gerçekleştirmek için çalışmak. Galiba bu, insanın insanlık için kaçınamayacağı bir görevi…


1 Comment

Isis

26/02/2011 at 9:05 am

Dusunme yetiniz ve hadiseleri yorumlama sanatiniz hic inkitaya ugramasin. Siz hep dusunun ve yazin ki bizler de mustefid olabilelim. Tesekkurler.

Leave a Reply

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ