ŞAH; MEMAT…

  • 9

ŞAH; MEMAT…

Category : Kişisel Bloglar

Satranç. Adının  nereden geldiğinden, kime ait olduğundan emin olunamayan bir zihin pazarlığı. Özü, kuralları  hep aynı. Bir analiz sanatı. Bitmeyen bir fikir savaşı..Küçük  simgelerle bir prova büyük savaşlar öncesinde.Bir hamlede dört yüz pozisyonun mümkün olduğu oyunda milyonlarca ihtimal ve sonuç : Tıpkı hayat gibi…Olaylar ve durumlar karşısındaki tepkimize göre şekillenmiyor mu hayatımız da?Verdiğimiz kararların sonuçlarını, sorumluluklarını üstlenmekle geçmiyor mu zaman?

Satranç, hayatın bir panoraması, bir tepeye çıkıp farklı bir bakış açısından, bir başka pencereden hayata bakmak: Siyahların ve beyazların hakim olduğu  dünyaya. Gözlerimizi açtığımız anda oyun başlar ve bir bakarsınız sona yaklaştığınızda hiç bir şey yerinde değil.Bir piyonun akıbeti, insanın kaderine ne kadar da benzer…Bir piyon asla geriye gitmez.Hep bir amaç uğrunda koşar..O kadar büyük bir potansiyele sahiptir ki; bir bakmışsınız vezir olmuş oyunun kaderini değiştirmiştir ya da başkaldırmayıp kendi kaderini yaşamıştır bir piyon olarak…Peki yaşamak?Her ne kadar ince bir çizgide yürümekte olsa  elbette bir oyun kadar basit değil.Fakat bir oyunla hayatın bu kadar iç içe olmasıne kadar da garip…Sanki oyunun kurallarını hayat koyuyor.Hayatta kendine bu kadar yer edinmişken, hayatın aynası olan kitaplarda da yer bulmuş kendine.Hayatın tasvirini kendine o kadar yakıştırmış ki:Olasılıksız.İşini şansa bırakmayan bir adamın dillendirilmesiydi Adam Fawer’in ağzından:”…’Satranç hayat gibidir David,’ demişti babası. ‘her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.’

‘Yani bu geleceği tahmin etmek gibi bir şey mi?’ diye sordu Caine.’Tahmin etmek imkansızdır. Ama şimdiki zamanı çok iyi bilirsen geleceği kontrol edebilirsin.’…” Aslında Fawer hayatın özetini vermiş  tasvirinde. Bir yazgının, kontrol yetisini kazandırmasındaki verdiği bilinci anlatmış.Hayatımızın köşe taşını koyarken, bu satırların orada kendine yer bulmaması en büyük fakirlik olurdu olasılıksız.

Bir satranç taşı – hangisi olduğu farketmez: Şah yahut bir piyon –  bir küp taş gibidir işlenmeden önce.Ne savaşmayı biliyordur, ne de potansiyelini ya da en basitinden bir satranç taşı olacağını.Usta ellerde işlenir.Şekil alır, emek verilir onun uğrunda.Ortaya çıkan kusursuzluktur.Hatta derler ki piyon bir sütun örnek alınarak tasarlanmıştır.Oyunu ayakta tuttuğu gibi insanı da ayakta tutan bir sütun.Onlarca taş arasında siyah ile beyazın hiç bir farkı yoktur:Hizmet ettikleri amacın dışında.İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığında nasıldır peki?Emeklemekle başlar hayat koşusu.Boş bir levha gibidir zihni, benliği.İşlenmeye son derece müsaittir. Hayatın ona öğrettikleriyle, yol ayrımlarımlarındaki tercihlerinin sonuçlarıyla insan olma bilincine ulaşır.Daha doğrusu nasıl bir insan olacağı gerçeğini yaratır hayatında.

Hayatımızı hep ikilemlerde geçiririz.Kimi siyahları oynar.Siyah karelerde yaşar.Beyazlara yer vermez hayatta.Bariz bir dualiteye hakimdir dünya.Dualiteyi simgeleyen siyah ve beyaz , bilindiği gibi satranç tahtasının da zeminini oluşturur. Dualite satranç oyununun her anında vardır. Güçlü hamle / zayıf hamle, iyi konum / kötü konum, kazanç oyun / kayıp oyun, siyah taş / beyaz taş. Biri diğerinin nedeni olarak vardır. Satranç ustası, “oyunun gereği”, iyiyi ve kötüyü eş kabullenir. Satranç, mağlup olmanın galip gelmek kadar doğal olduğunu her defasında hatırlatır oyuncuya. Bir oyuncu; yenilgiyi bilmez, tanımaz ise, asla usta olamaz. Yenilir, kazanır, ama hep kazanmaz ve hep kaybetmez. Satranç oyuncusu, “aslolan bu mücadelenin içinde olmaktır” düşüncesi ile durur satranç taşlarının arkasında. Bu bilinç düzeyinde, yenilgiyi kazanç kadar doğal karşılayan oyuncu, ustadır artık. Satranç, en uslanmaza bile bunu öğretebilecek güçtedir . Hayatta ne gariptir ki insana hep seçimler sunar. Kararlar vermesi gerektiğini, yol ayrımlarında kalabileceğini gösterir.İnsanı  olgunlaştırır hayat. Hayata karşı tavrını yine hayat belirler ki öğrenir insanoğlu nasıl tepki vereceğini.

Her karede doğru kararlar vermeyi gerektiren,sonuçlarından sorumlu olacağımızı bildiğimiz hamleler yapmak zorunda bırakıyor bizi hayat.Kimi zaman tehditler altında kalıyoruz bunlardan kurtulmanın yollarını arıyoruz.Ya da kazanmak uğruna bir şeyler  feda ediyoruz.Büyük umutlar uğruna küçük şeylerden vazgeçiyoruz.İlerisini görmeye çalışıyoruz.Hayatın neler getireceğini anlamakla geçiyor ömrümüz.Birikim sahibi olmaya çalışmamız, miras bırakılanları devam ettirmek ve miras bırakmak için çalışmakla geçen bir ömür; sürekli savunma yapmak hayata karşı.Adil olmadığını düşündüğümüz şartları, kendimizin oluşturduğunu bilmeden zarları hep hayatın attığını düşünmek; hileler yapmak, kolay olanları seçmek mi yaşamak?Bir satranç tahtasında –bitmeyen bir oyunda- yaşlanmak?

Büyük krallıklar kuruyoruz benliğimizde. Aşk,sevmek,sadakat göstermek, saygı duymak sınır dışı edilmiş o dünyadan…Herkes birer piyon gibi.Kimse içinde taşıdığı potansiyelden haberdar değil.Neden mi?Çünkü kimse sorgulamıyor yaşanılanı, olanı biteni.Herşey kabulleniliyor; farklılıklar en uç fikirler olarak algılanıyor. Hayatın hep kazanmak üstüne inşa edilmiş olduğu kanısında herkes.Neden düşünmüyor kimse bazen yenilgilerin de kazanmak olduğunu?Her hatanın bir doğruluğu barındırdığını.Sanki tüm yollar kapalı, birileri şah çekmiş ve hayatımızı tehdit etmiş gibi korkuyla yaşamaktayız… Evet, hayatımızı tehdit eden şeyler var: Ölüm gibi. Fakat, bize düşen onu beklemek ya da ondan korkmak değil.Bize düşen hayatımızı gerektiği gibi, doğru bir şekilde yaşamak.Kamil insan olmak.İnsanlık için, bizler için  güzel hatırlanmamıza sebep olacak doğru icraatlarda bulunmak.Bize düşen; yaptığımız işi layıkıyla yapmak;yaşamak ustalığını kazanmak, yaşamak sanatında.Ne zamanla yarışmak,ne de sürekli bir kazanma hırsına koşullanmak.Hayat size şah çektiğinde, dönüp gururla bakabileceğiniz bir miras bırakabilmiş olmaktır yaşamak…Ve unutmamak gerekir ki: “Hayat satranç için çok kısa.”

 

 

 


9 Comments

Isis

26/02/2011 at 9:03 am

Sn Nomen Est Omen,

Gercekten cok can alici yerinden yakalamissiniz temayi. Bakarken gormek bu olsa gerek. Tebrikler.

Nomen est omen

27/02/2011 at 2:23 pm

Sn Isis,

Çok teşekkür ederim.Etrafımız bakıp da göremediklerimizle doluyken hepimiz biraz körüz.Aydınlanan bir şeyler varsa bu hepimizin kazancınadır.

Teşekkürlerimle…

lethe

30/04/2011 at 3:58 pm

son zamanlarda okuduğum en anlamlı yazı,gerçekten çok etkileyici..

lethe

30/04/2011 at 4:14 pm

Yazmaya yeni başladım izninizle bunu blogumda yayınlamak istiyorum…

MASON

19/05/2011 at 2:56 am

Sayin lethe,

Talebinizin degerlendirilmesi icin Masonlar.org uyesi olmaniz gerekmektedir. Uyeliginiz mevcut ise forum uzerinden yonetim ile irtibata gecebilirsiniz.

Masonlar.org uyesi olmayan sahislarin yayin hakki talepleri isleme alinmayacaktir.

Saygilarimla

lethe

24/05/2011 at 7:53 pm

üye değilim eğer bi sorun teşkil ediyorsa paylaştıgım yazıyı kaldırabilirim.

MASON

25/05/2011 at 3:47 am

Sayin lethe,

Uye olmamaniz ve sitemizi kaynak olarak gostermemeniz nedenlerinden dolayi ilgili yaziyi kaldirmanizi rica ediyorum.

Saygilarimla

Agil

19/11/2012 at 3:54 am

Selamlar,

Yaziyi gec oxudum, ancaq zamaninda oxudum.

Teshekkurler,

Serkan EGESOY

21/01/2013 at 5:17 pm

Satrancın en önemli faydalarından birisi sabrı geliştirmesidir. Bir çok oyunlarda oyunda avantaj elde ettiğiniz anda sonuca gidebilirsiniz fakat satrançta üye sayısı avantajı pozisyan avantajı gibi üstünlükleri kazandıktan sonra da rakibi alt edebilmek için her hamlenizi düşünerek bir çok hamle yapmanız gerekir. Bu da insanın aceleciliğini törpüler.

Leave a Reply

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ

Son Yorumlar