ADINA TARİH DEDİKLERİMİZ

  • 11

ADINA TARİH DEDİKLERİMİZ

Category : Kişisel Bloglar

Olayları çıkarlarımızca yorumlayıp adına tarih deme sanatı…

Tarih, daha ilköğretim sıralarındayken aşılanıyor beyinlerimize. Hangi tarih diye sormaya gerek yok. İşimize geldiği gibi görmek istediğimiz tarih…O gün iktidarda bulunanların, çıkarlarına göre tarihi yorumlayanların önümüze koyduklarını biliyoruz, okuyoruz tarihimiz diye…Basmakalıp uzun uzadıya tarih nedir ne değildir diye tartışıyoruz ama yazdıklarımız,tarihimiz diye övündüklerimizi, dilim varmıyor ama yalanlarımızı, iyi niyetlerimizi yazıyoruz tarih kitaplarına.Ve öyle benimsetiyoruz genç nesile…Sanki olanı değil de olmasını istediklerimizi yansıtıyoruz ve yaşatıyoruz.
Her tarih kitabında sadece kazanılanlar, zaferler, ganimetler ön plana çıkıyor. Ya kaybettiklerimiz, ödediğimiz tazminat ve fidyeler? Onlar tarihin dinamizmi içinde kayıp mı oluyor? Tarihimiz şanlı, zaferlerle dolu buna kimsenin itirazı yok.Peki ya sorgulamayı ikinci plana atan, düşünmeyen, neden ve ne uğrunda savaştığını bilmeyen genç yürekler?Hep kazandık, bir “Kurtuluş Savaşı” daha kazanırız deyip özgüven mi kazanacak?Hayır, hem de içten bir hayır!Çekilen zorluklar savaşlarda olmasa bile hayata karşı alınan yenilgiler neden işlenmiyor motif motif tarihimize.Neden her şey güllük gülistanlık? Çünkü insan doğası gereği sadece iyi şeylerle övünür değil mi? Evet, övünür ya ardında bıraktıkları ve ardından gelecek olanlar… Onlara saygısı yok mudur insanoğlunun… Geçmişten , tarihten ders alınmalı deriz hep peki neden almayız.Neden sadece özgüven abideleri dikeriz gönüllere, zihinlere? Osmanlı’yı anlatırız torunlarımıza.Cihan Devlet’i deriz, Dünya’ya nam saldık, hükmettik diye anlatırız.Osmanlı Yükselme Dönemi’dir aklımızdaki Osmanlı…Hazinelerin taştığını, esnafların ne karnı tok olduğunu anlatırız.Ama yokluktan Saray’daki avizelerin satıldığını, Kaşık-Çatal takımlarının eritilip sikke yapıldığını anlatmayı gururumuza yediremeyiz.Ama göğsümüzü kabartarak anlatmamız gereken budur ki “Ne olduğumuzu, kim olduğumuzu nereden gelip nereye gittiğimizi unutmayalım….”

Tarih mi bize yalan söylüyor; yoksa biz mi kendimizi kandırıyoruz?

Tarih, bir sakız gibidir ülkemizde.Hangi ağızda olduğunu ve nereye çekildiğini bilmeden sürer gider yıllar…Toplumu derinden etkileyen, ülkenin kaderini çizen nice olay vardır ki tarih ikiyüzlülük yapmasın…Bir “Gerçek Tarih” vardır, bir de “Resmi Tarih” der ünlü bir Türk düşünürümüz. Peki biz neye ya da kime inanmalıyız? Olaylar olduktan sonra onlara dikilen kılıflara mı? Biz istemesek bile zorunda kalıyoruz önümüze koyulanlara hiç düşünmeden inanmaya.
“Bir haftalık haber dergisi 2011 yılında ,yani bugün, “1977 Bir Mayıs’ında perde arkası” diye bir haber dosyası hazırlasa, yayınlasa kimbilir ne kadar çok satar ne kadar çok konuşulur.Yani öyle bir olay ki 34 yıl sonra “güncel”! Nasıl oluyor böyle bir şey?Oluyor çünkü olaylar olurken nasıl olduklarını bilmiyoruz. “Resmi Tarih” denilen bir şey var, o kendi mantığı içinde olayların nasıl olduğunu açıklıyor.Buna kimse inanmıyor aslında ama kimse yerine bir şey koyamadığı için kabulleniyor.31 Mart’ı aslında kimin düzenlediğinden Mahmut Şevket Paşa’yı ,aslında, kimin vurdurttuğundan tutunda bugün Hrant Dink cinayetine kadar ortaya akıllara durgunluk veren bir liste çıkıyor.* ”
Peki ya sonuç nedir? Sonuç bir karmaşadan ibaret. Tarihimize sahip çıkalım diye işlediğimiz genç beyinlere aşılanması gereken daha dinamik, daha sağlam düşünceler olduğu kanısındayım.Peki bunlar ne mi? Tarihimizin şanlı zaferler kadar, güçlü savaş taktikleri kadar yenilgi ve hüsranları da barındırdığını onlara anlatmak… Ancak böyle bir nesil bazen kaybetmenin de bir yatırım olacağını ve kazanımları barındıracağını anlayabilir.


11 Comments

popperist

17/03/2011 at 7:55 pm

Artık iletişim çağındayız. Resmi tarih, devlete işlevselliğini kaybediyor artık. Bir yalanı içleri çok rahat olarak söyleyemiyorlar. Bu resmiyeti en son bozan olaylardan biri de wikileaks olayı zaten.

Her şey bir yana, tarih fetişisti bir milletiz. İstanbul’un fethini kutluyoruz hala. Osmanlı devletiyle olması gerekenden daha fazla, daha aşırı övünüyoruz. Adeta bugünün başarısızlığını, geçmişle ödünlüyoruz. Oturup geleceği kurtarmak ve geliştirmek varken, batının tuvaleti bizden öğrendiğini söyleyip, batılının mahçup olacağını düşünmek, bize daha kolay geliyor.

Kaptaderya Sharkhisar

18/03/2011 at 11:24 pm

TBMM’de en son ne zaman bir tarihçi bulundu? Toplam kaç tarihçi TBMM üyesiydi? Resmî tarih mi, yoksa sadece çap eksikliği mi?

Tarihi, “olayları çıkarlarımızca yorumlama” sanatı olarak tanımlamak eksik ve biraz fazla “simplicist!” Tar,h, çok daha “intelligently” inşa edilen bir alan ama Batı’ya ait bir sanat!

Türkiye Cumhuriyeti niçin Jön Türklerin hatırası adına, İkinci Meşrutiyet’in 100ncü yıldönümünde bir anma serisi dahi çıkartamadı? Paradoksal gözükse de aslında “resmî tarihi” olmadığı için! Resmî tarih, birinci sınıf devletlerin işidir… Biz henüz değiliz… Bu yüzden hâlâ İngiliz anlatımına inanıyor, modernizmi ve modern Avrupa’yı doğuran Birinci Dünya Savaşı’na niçin girmek zorunda olduğumuzu; bunun niçin ancak Almanya safında olması gerektiğini; sonuna kadar savaşa devam edebilmiş dört aslî muharip taraftan biri olduğumuzu da anlayamıyor ve o andaki “finest hour”u kavrayamıyoruz. İşte başkasının resmî tarihinin bizi getirdiği yer…

Balkanlar’daki acılarımızı hatırlamak da ayıp oldu! Bu da pseudo-liberallerimizin bizi sürükleyip bıraktığı yer! Türkiye’de kelimenin gerçek anlamında “resmî tarih” olsaydı, bu noktaya gelinmezdi… Çapsızlık ve derinlik eksikliği ile resmî tarih birbirine karıştırılmamalı! Gerçek resmî tarihler, Boer ve Herero soykırımlarını işte böyle unutturur. Türkler Balkanlar’dan “Turkey out of Europe” sloganları eşliğinde nasıl atıldıklarını ve yarım milyon sivilin hayatını kaybettiğini işte aynen böyle unuturlar…

Tüm bunlar bir başkasının başına gelseydi, yüzüncü yıldönümü yaklaşırken müthiş bir aktivizm içinde olurlardı! İlk sayısından 2006’daki son sayısına kadar Belleten’i karıştırdım, Balkan harpleri adına hiç bir şey yok!

Tarih televizyon kodamanlarının elinde kaldığı müddetçe hep İkinci Lig’de üst sırada olacağız… Fakat yine de anlaşılmadık bir beceriyle bugün olduğu gibi olağanüstü işler başarıyoruz… Doğrusu, gazetelerinde “obituary” sayfası olmayan, hatırlama va anma tekniği gelişmemiş bizler için yine de fena değil!

Nihayet, unutmayalım, “geleceği kurtarmak ve geliştirmek” dediğiniz şey müthiş bir tarih bilinci gerektirir! Académie Française’in web sitesine girmenizi ve ta 1635’e kadar yapılan anma konuşmalarının metinlerinin hepsinin orada yer aldığını görmenizi isterdim! Resmî tarihimiz olmadığı için İstanbul’un fethini hem de çok banalca kutluyoruz! Dikkat buyurun, hak vereceksiniz… Resmî tarih özgüven demektir! Bizdeki evrensellikten kopukluk, çapsızlık ve büyük bir unutuş! O kadar!

Kaptaderya-Sharkhisar

Prometheus

21/03/2011 at 12:11 am

Koca bir yılın son 2 dakikasını anlatmıyormusunuz siz? İnsanlık tarihi 3-4 milyon yıldır. İnsanlığın yaşadığı onca uzun zamanı bırakıp son bir iki dakikayı konuşmanın bütün tarihi aydınlatacağını düşünmüyorum. Onca zamanı tarihöncesi diye tanımlamak, son bir kaç dakikayı konuşmak ne derece doğru olabilir? Bence asıl tarihimiz,o upuzun zamanı kapsıyor. İnsanı ve tarihini anlamak sadece osmanlıya veya yakın tarihe bakmakla olmaz ki.

Saygılarımla..

Kaptaderya Sharkhisar

21/03/2011 at 9:04 am

3*4 milyonu küçük bir blog postunda anlatmak ve ele almak için bir yöntem bulumuşsanız, bumu bizimle de paylaşabilirsiniz tabii… Kendi addıma cevap verecek olursam, ben hatırlama-yüceltme kültür ve tekniğindeki eksikliklerimiz üzerinde durdum… Bir şey daha ekleyeyim, evet o ölçekte bakılacak olursa son iki üç dakika çok önemlidir. Benim için, 1841-1941 aslî dönemi oluşturuyor…

Kaptaderya Sharkhisar

21/03/2011 at 9:20 am

Yukarıdaki cevabımdan ben de memnun kalmadım. Tabii, insanlık tarihi bir kaç milyon yıl öncesine gidiyor denebilir… Ama, bizim burada kullandığımızz daha ziyade siyasi ve kültürel tarih anlamında her şeyi en fazla eski Mısır ya da Mezopotamya uygarlıklarından başlatabiliriz… Dolayısıyla, son iki üç dakika geröekten de önemli… Ama bu noktada da bir tercih sözkonusu… Ben daha ziyade 1789 sonrasıyla ilgiliyim… Bunun kendi içinde de tercihlerim var…
Tekraren, ben Türkiye’nin hatırlamak ve yüxeltmek hususunda çok önemli eksiklikleri olduğunu, bunlar giderilmeden hayatımıza daha fazla anlam kavuşturmakta zorlanacağımızı düşünüyorum.

liarliar

22/03/2011 at 7:04 am

Bu yazıyı değerlendirmeniz çok hoş bir durum.Lakin anlamadığım şey neden hep aynı şeyler söylenmiş?Zaten yazı sizin söylediklerinizi anlatıyor.Tekrar tekrar sırf eleştirmiş olmak için eleştirilmiş.Söylediğiniz gibi bu bir köşe yazısıdır.Tartışmak için forumda çok uygun alanlar mevcut.

Sevigi ve Saygılarımla

Isis

28/04/2011 at 10:06 am

Sn Nomen, yine cok hos bir yazi kaleme almissiniz.
Hadiselerin nicin bu kadar gec anlasildigi ve aradan epey zaman gectikten sonra toplumca ragbet gordugu hakkinda sitem etmissiniz. Bunun tabiki kritik ve analitik dusunmeyen bir toplum oldugumuzdan tutun da, nitekim Sn Ilber Ortayli’nin dedigi gibi “Turkler tarih bilmezler, hele en cok tarih bilmesi gereken ilhaiyatcilari tarihten anlamzlar. Oysa batinin ilahiyatcilari dunya tarihini bile cok iyi muzakere ederler” sozune katilmakla birlikte, bence madalyonun diger yuzunun, devletin olaylar karsisinda gizlilik yasalari ve baskici kurallari yuzunden bir cok seyin de zamaninda dile getirelemedigini unutmamak lazim. Bu tarih boyunca boyle olmustur, sadece Turklere has bir ornek degildir. Ornegin, Kopernik’in kendi doneminde yazdigi “Gokkurelerin Donusu” kitabini tam 30 sene kilisenin kendisini asmasindan korktugu icin sakladigi soylenir. Bir gun arkadasinin iknasi sonucu kitabi nesreder ancak onsozune “Bu kitabi dilerseniz okuyun ancak icindekielre itibar etmeyiniz” yazar.

waldow

28/05/2011 at 3:01 pm

Türk eğitim sisteminde genellikle osmanlı ve sonrası olarak ele alırsak övüneceğimiz bilgiler öğretiliyor. Bu konuda Sn.Omen doğru bir tespit yapmış. Ancak şunu sorgulamalıyız. Bu tip bir eğitim ne zamandan beri verilmekte. Cevap cumhuriyet kurulduğundan beri olacakır. Neden mi çünkü osmanlı son döneminde halk çok yıprandı kendine güveni azaldı benliklerini kaybettiler boyunlarını eğdiler. Bu insanlarda tekrar bir millet bilinci oluşturulması ve özgüven aşılanması gerekiyordu. O yüzden bu şekilde bir eğitim sistemi oluşturuldu ve öyle gitti.

Eser

06/08/2011 at 5:39 am

Sayin NOMEN EST OMEN eski cumhurbaskanlarimizdan Ebulfez Elcibey iktidara gelmeden once medyada hep soyluyordu, ben iktidar oldugumda Milli Istihbarat Teskilatinin butun arsivlerini halka acik tutacagim ve butun bilgileri halkla paylasacagim, cunki gercek tarih ordadir. Ebulfez Elcibey cumhurbaskani olduktan bir yil sonra gazetecilerin ona neden MIT-in arsivlerini halkla paylasmiyorsunuz sorusuna cevab verdi. Arkadaslar ben bu arsivleri halkla paylasarsam ulkede felaket kopar, inanin gercekleri paylasmak cok zor, hatta mumkun deyil.
Aslinda bende oyle dusunuyorum, gercek tarih Genelkurmayin ve MIT-in arsivlerinde cok gizli belgelerde kalmali. Halkin icinden kimler onemli gorevlere gelirse gercek tarihi de onlar bilmeli.Devleti yoneten kisiler zaten gercek tarihi biliyorlar. Bizler harbiyede /harb tarihi/ dersi aliyorduk.Bu kitablarda cok dayazdan bazi konulari ogrencilere aktariyorlardi.Osmanli devletine yaptirimlari , odedigi tazminatlari, fidyeleri ogreniyorduk.
Sayin NOMEN EST OMEN bir ornek vermek istiyorum,Balkan harbi sirasinda Osmanli ordusuna siyaset oyle sizmisti ki, ordu komutani, kara kuvvetleri komutanini atlayib savas raporunu direk Harbiye Nazirina arz ediyordu.Sebebi sudurki ordu komutani farkli bir partinin, kuvvet komutani baska bir partinin uyesiydi.Bu sebebden ordu komutani, kuvvet komutanin emrine itaat etmiyordu. Bu gibi sebebinden Balkan harbinde Osmanli ordusu agir yenilgiye ugramis, 28 turk taburu tek kursun atmadan silah birakib esir dusmustur.
Simdi genc nesillere atalarinin yaptigi her kotu seyleri de anlatarsak onlar kotuleri de ornek alir.Kahramanliklarini, zaferlerini anlatiyoruz ki, iyini ornek alsinlar.
Bana gore haksizlik ediyorsunuz.Gercekten sanli tarihiniz var. Turk soylarinin icinde en kahraman, yenilmez, vatansever, dusmana boyun egmeyen, istilayi kendine yedirmeyen bir turk soyusununz. Azeri turku olarak hep imrenmisim sizlere. Bana ogrencilerim bazen soru soruyorlar, komutanim neden bizim tarihimizde hic bir zafer yok. Soruya cevab vermekte zorlaniyorum. Icimden tarihimizede, atalarimiza kufredesim geliyor. Gecmisimizde yoksa sayenizde gelecegimzde mutlaka olacak diyorum.
Donub tarihimize bakiyorum, bir zaferimiz bile yok. Sizler zaferlerin bollugundan nerdeyse sikayetci olmusken, bizler teselli edici bir zafer bile bulamiyoruz.
Bana gore halk bilmesi gerektigi kadarini bilmeli. Her seyin fazlasi zararli.

ALTAN GÜVEN

29/09/2011 at 4:53 pm

İSTANBULUN FETTİ İLE İLGİLİ KISIMDA İSLAM PEYGAMBERİNİN KOSTENTİN FETH OLACAK ONU FETH EDEN ASKER NE BÜYÜK ASKER İLE İLGİLİ HADİSİN BÖYLE OLMADIĞINI SADECE PEYGAMBERİN FETH EDİN DİYE TAVSİYE ETTİĞİNİ MÜFTÜ BEYDEN TESADÜF SONUCU ÖĞRENDİM BİZDE ADETTİR HER SENE KUTLAMALARDA CUMA HUTBESİNDE AYNEN YUKARIDA BAHSETTİĞİM FEHT OLCAK KESİN İFADE TEKRAR EDİLİR PEYGAMBER NASILSA GAYBI BİLİR YA KURNDAKİ SANA GELİP SORARLAR KIYAMET NE ZAMAN KOPACAK DİYE SEN İSE HAŞA BEN GAYBI BİLMEM GAYBI SADECE ALLAH BİLİR DE DİYEN YARADAN DEMEKKİNE YANLIŞ BİLİYOR HAŞA PEYGAMBER KURANDAKİ ALLAHIN SÖZÜNE KARŞI GELİYOR LAFI UZATMAYAYIM BEN BU KONUYU HUTBE OKUNDUKTAN SONRA CAMİ HOCASINA SORDUĞUMDA LÜTFEN VERİLEN CEVABI DİKKATLİ OKUYUN ( efendim milli duyğularımız )KABARSIN DİYE SÖYLENİYORMUŞ BANA GÖRE BASİTLİĞİN EN DİBE VURDUĞU AN PEYGAMBERİ büyücü ve falcı YAPTIĞIN FARKINA VARMADAN . SÖZÜN BİTTİĞİ YER ne yazıkki biz buyuzzzzzzzzzzzzzzzzz !!!!!!!

Serkan EGESOY

17/01/2013 at 4:48 pm

Yenilgilerden bahsedilmiyor diyorsunuz ama ben Karlofça anlaşmasını okulda okuduğumu hatırlıyorum. Bence bilimsel bir makale yerine bir duygu tasviri olarak ele alınması gereken bir yazı olmuş.

Leave a Reply

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ