Ay: Nisan 2011

JojoBet Casino İncelemesi

Category : Kişisel Bloglar

JojoBet Casino İncelemesi

JojoBet Casino, Birleşik Krallık’ın önde gelen çevrimiçi kumar şirketlerinden biridir. Şirket, şirketin başkanı ve çoğunluk yöneticisi olan Denise Coates tarafından kurulmuştur. Bugün, JojoBet Casino çok çeşitli oyun fırsatları ve özellikleri sunmaktadır. Spor bahisleri ve kumarhanesinin yanı sıra mobil uygulamalar da sunmaktadır.

Spor Bahisleri

JojoBet Casino‘daki Spor Kitabı, sporseverlerin oyunlara bahis oynaması için harika bir yerdir. Mobil cihazlar için iyi bir şekilde optimize edilmiştir ve bir spor, sporcu veya pazar yazmanıza olanak tanıyan bir arama çubuğuna sahiptir. Bu, sadece birkaç tuşa basarak çeşitli pazarları ve bahisleri bulmanızı sağlayan hoş bir özelliktir.

JojoBet Casino’daki Spor Kitabı, çeşitli bahis pazarları ve Rulet ve Blackjack dahil olmak üzere klasik masa oyunlarının birden fazla versiyonunu sunmaktadır. Ayrıca 10.000 Rs’ye kadar hoş geldin bonusu sunar ve oranları diğer büyük spor kitaplarıyla sürekli olarak rekabet halindedir. Ayrıca PayPal’ı da kabul ederek para yatırmayı ve çekmeyi kolaylaştırır.

JojoBet Casino’da bahis yapmak için Pound kullanmak için minimum 18 yaş şartı vardır. Kayıt olurken, kullanıcılar çeşitli para yatırma ve çekme yöntemleri arasından seçim yapabilecekler. Para yatırma ve çekme için aynı yöntemi kullanmak en iyisidir. Ancak, farklı bir yöntem tercih ederseniz, bunu daha sonra değiştirebilirsiniz. JojoBet Casino’daki Spor Kitabı, kredi / banka kartları, PayPal, Skrill, Neteller ve PaySafecard dahil olmak üzere birçok farklı bankacılık yöntemini destekler.

JojoBet Casino Sportsbook mobil cihazlar için kullanılabilir. Mobil kullanıcılar JojoBet Casino uygulamasını indirebilir ve mobil cihazlarını kullanarak web sitesine göz atabilirler. Masaüstü sürümleri için kullandıkları aynı kimlik bilgilerini kullanarak oturum açmaları, gittikleri her yerden bahisçinin keyfini çıkarmalarını sağlayacaktır.

JojoBet Casino, sanal oyunlar ve kart oyunlarından oluşan geniş ve çeşitli bir kataloğa sahiptir. Rulet, blackjack, barbut, video poker ve daha fazlasına ek olarak, bu çevrimiçi kumarhanede keno, bingo, kazı kazan kartları ve canlı dağıtıcı kumarhanesi de bulunmaktadır. Oyuncular tüm favori casino oyunlarını aynı giriş ve hesapla oynayabilirler.

JojoBet Casino’daki Casino, oyunculara güvenli ve adil bir oyun ortamı sağlar. Tüm verileriniz Thawte’nin 256-bit SSL şifrelemesi kullanılarak şifrelenir, bu da bilgisayar korsanlarının okumasını neredeyse imkansız hale getirir. Kumarhane ayrıca sunucularına yetkisiz erişimi önlemek için güvenlik duvarları kullanır. Buna ek olarak, şirket oyun ortamının güvenliğini sağlamak için bir bilgi güvenliği yönetim sistemi veya ISM kullanmaktadır.

JojoBet Casino, casino pazarında uzun süredir yer alan bir oyuncudur, bu da müşteri taleplerini karşılamak için tekliflerini zaman içinde geliştirdikleri anlamına gelir. Casinoda yüzlerce slot ve masa oyununun yanı sıra canlı oyunlar ve jackpot oyunları da bulunmaktadır. Yazılımın hem indirme hem de anında oynama versiyonu mevcuttur.

Müşteriler hesaplarına para yatırmak için düzinelerce bankacılık yöntemi kullanabilir. Para yatırma işlemleri Visa, MasterCard veya PayPal aracılığıyla yapılabilirken, para çekme işlemleri tamamen ücretsizdir. Ayrıca oyunculara yardımcı olabilecek bir müşteri destek ekibi de bulunmaktadır.

Mobil uygulama

JojoBet Casino, 19 milyondan fazla kayıtlı kumarbazın bulunduğu lider bir çevrimiçi kumar sitesidir. Müşteri hizmetlerine odaklanmaları ve çok çeşitli bahis seçenekleri, onları çevrimiçi spor bahisleri endüstrisinde güvenilir bir isim haline getirmiştir. Şirketin mobil uygulaması da farklı değil. Mobil Siteler uygulaması, çeşitli bahis seçenekleri sunmanın yanı sıra çok sayıda özelleştirilebilir özellik sunar.

JojoBet Casino mobil uygulaması, telefonunuzun rahatlığında spor bahislerine, oyun içi bahislere ve casino oyunlarına bahis oynamanıza olanak tanır. Ayrıca masaüstü web sitesinde bulunan tüm promosyonları da sunar. Uygulama iOS 12.0 ve üzeri sürümleri çalıştıran Android ve iPhone cihazlarda kullanılabilir. Uygulamayı indirmek için 18 yaşından büyük olmanız gerekmektedir.

JojoBet Casino mobil uygulaması, sol üst köşede bir ana menü ile tamamlanan web sitelerinin Avrupa versiyonuna benzer bir arayüze sahiptir. En popüler sporlara hızlı bağlantıların yanı sıra günün ana etkinliklerinin ayrıntılı bir dökümünü içerir. Ayrıca, oturum açmanıza ve hesap bilgilerinizi güncellemenize olanak tanıyan bir özellik de içerir. Giriş yaptıktan sonra hesabınıza para da ekleyebilirsiniz.

JojoBet Casino mobil uygulaması, masaüstü sürümüyle aynı seçenekleri sunar, ancak ek olarak, uygulama, bir etkinlik bitmeden önce kazancınızın bir kısmını veya bir kısmını nakde çevirmenize olanak tanıyan benzersiz bir özellik içerir. Bu özellik, ileri düzey bahisçilerin bahislerini birden fazla etkinliğe yayarak risklerini en aza indirmelerine yardımcı olur. JojoBet Casino uygulamasının bir diğer avantajı da ayrı bir uygulaması olan ancak casino oyunları sunan casinodur.

Bonuslar

JojoBet Casino’da yeni bir oyuncuysanız, çeşitli özel promosyonlardan yararlanabilirsiniz. İlk olarak, kaydolduğunuzda %5-70 hoş geldin bonusu talep edebilirsiniz. Bonusu talep etmek için, seçilen üç veya daha fazla maça uygun bir bahis oynamalısınız. Bahis, maçın sonucuna veya her iki takımın da gol atmasına oynanmalıdır. Buna ek olarak, hak kazanmak için devre arası sonucuna ve final skoruna bahis oynamalısınız. Teklif sadece yeni müşteriler için geçerlidir.

Farklı teklifler ve bonuslar arasından seçim yapabileceğiniz JojoBet Casino CSGO oyununa da kayıt olabilirsiniz. Yazılımın kullanımı kolaydır ve kullanıcı dostu bir arayüze sahiptir. KATIL düğmesine tıklayarak başlayabilir, ardından talep etmek istediğiniz bonusu seçebilir ve kaydınızı gönderebilirsiniz. Tüm bu süreç sadece birkaç dakikanızı alacaktır.

Kayıt olduğunuzda, belirlenen promosyon kodunu kullanarak bir bonus talep edebilirsiniz. Bonusu talep etmek için en az 10 $ tutarında para yatırmanız gerekir. Bunu yaptıktan sonra, bonusu en sevdiğiniz spor dallarında bahis oynamak için kullanabilirsiniz. Promosyon dönemi boyunca 200 $’a kadar ücretsiz bahis talep edebilirsiniz.

Hoşgeldin bonusuna ek olarak, JojoBet Casino’nun başka promosyon teklifleri de vardır. İlk olarak, geniş bir oyun kütüphanesine sahipler. Slot ve rulete ek olarak, online casino Amerika Birleşik Devletleri’nde popüler olan çeşitli masa oyunları da sunmaktadır. Şirket ayrıca günün her saati hizmet veren bir müşteri hizmetleri ekibine sahiptir.

Ödeme Yöntemleri

JojoBet Casino, para yatırmayı ve bahislerinizi oynamayı kolaylaştıran çeşitli bankacılık ve ödeme yöntemleri sunar. Çok çeşitli para birimlerini kabul etmenin yanı sıra, birkaç popüler e-cüzdan seçeneğini de destekliyorlar. Başlamak için önce hesabınıza para yatırmanız gerekir. Bunu yapmak için kredi kartı, banka kartı veya ön ödemeli kart kullanabilirsiniz.

JojoBet Casino bir dizi ödeme yöntemini kabul eder ve para yatırma limitleri ülkenize bağlı olarak değişir. Genel olarak, web sitesi tüm büyük kredi ve banka kartlarını ve PayPal’ı desteklemektedir. JojoBet Casino bazı ülkelerde Ecopayz, Klarna ve Poli’yi de kabul etmektedir. Hesabınıza para yatırmak için banka havalelerini de kullanabilirsiniz.

Para çekme işlemleri için geçen süre ödeme yöntemine bağlıdır. Bazı yöntemler bir banka günü kadar kısa sürerken, diğerleri bir haftaya kadar sürebilir. Belirli bir JojoBet Casino ödeme yöntemi ile ilgileniyorsanız, lütfen müşteri hizmetleri ile iletişime geçin veya daha fazla bilgi için Markalar sitesinin ödeme bölümünü ziyaret edin. Ancak, bir sitedeki ödeme yöntemlerinin önceden haber verilmeksizin değişebileceğini lütfen unutmayın, bu nedenle sık sık tekrar kontrol ettiğinizden emin olun.

Bir JojoBet Casino hesabına para yatırmak için önce hesabınıza giriş yapmalısınız. Bundan sonra, para yatırma bölümünü ziyaret edin ve tercih ettiğiniz ödeme seçeneğini seçin. Markadan markaya farklılık gösteren belirli minimum para yatırma gereksinimleri vardır. Bir ödeme yöntemi seçtikten sonra, bir transfer sayfasına yönlendirileceksiniz. Her yöntemin arayüzü farklıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Yasallık

Dünyanın en büyük çevrimiçi bahisçilerinden biri olan JojoBet Casino, 100’den fazla ülkedeki oyunculara açıktır. Ancak, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyorsanız JojoBet Casino ile bahis oynamanın bazı sınırlamaları vardır. Bunun nedeni, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kumar piyasasının federal hükümet tarafından düzenlenmemesi ve her eyaletin çevrimiçi kumarla ilgili kendi kurallarını belirlemesidir. Hatta bazı eyaletler kumarı yasal hale getirmiştir, ancak diğerlerinde daha katı kısıtlamalar vardır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde kumar oynamanın yasallığına rağmen, JojoBet Casino henüz tüm eyaletlerde mevcut değildir. Ancak, New Jersey ve Colorado’da mevcuttur. Daha fazla eyaletin de 2022 yılı sonuna kadar bu uygulamayı takip etmesi beklenmektedir. Bu arada, JojoBet Casino’nun ABD’deki yasallığı, daha fazla eyalet çevrimiçi kumar oynamayı yasallaştırdıkça artacaktır. Bu nedenle, ABD’de yaşıyorsanız ve kumar oynamak istiyorsanız, bahislerinizi oynamadan önce eyaletle görüştüğünüzden emin olun.

New Jersey Oyun Uygulama Departmanı (NJDGE), JojoBet Casino’ya eyalette faaliyet göstermesi için lisans vermektedir. NJDGE’nin katı kuralları olduğundan ve sınırlı sayıda lisans verdiğinden, JojoBet Casino’nun New Jersey’de yasal olduğunu söylemek güvenlidir. Bu aynı zamanda NJ bahisçilerinin New Jersey spor bahislerine katılabilecekleri anlamına gelmektedir.

JojoBet Casino’nun ABD’de Yasallığı: ABD kırılması zor bir pazar olsa da, İngiltere merkezli şirketin ABD’deki benzerlerine göre çeşitli avantajları vardır. Şirket geniş bir kumarhane ayak izine ve kapsamlı bir DFS müşteri veritabanına sahiptir. Şirket aynı zamanda spor bahislerinin ekonomisini anlayan Coates ailesinin özel mülkiyetindedir.


Universal ROPORTAJI

Category : Kişisel Bloglar

Bir süre önce başlattığım roportaj serisi ,artık bir masonlar org. klasiği olma yolunda ilerliyor. Bundan nasıl bir mutluluk duyduğumu inanın anlatamam. Mutluluğumun sebebi roportajlarımın gördüğü ilgiden  öte, bu yol da siz sayın üye ve yöneticilirimizden aldığım destektir. Bu, iyi niyetle yapılan her işin destek bulacağına olan inancımın daha da kuvvetlenmesine sebep oluyor. Çok mutlu oluyorum. Bu yol da bana destek veren , ilgisini, eleştirisini esirgemeyen bütün üye ve yöneticilirimize sonsuz şükranlarımı sunarım.

  Bu hafta roportaj konuğumuz bu güzel sitenin bu kadar güzel bir hale gelebilmesi ve bu güzelliğin devamlı olabilmesi için çalışanlardan biri.

  Kendisine teklifimi kabul ettiği için huzurlarınız da teşekkür ederim.

  Buyrun karşınızda Omnia Tempus Alit.

enelsır– Eğitiminiz nedir?

Universal-Yüksek öğretim mezunuyum. İş yoğunluğundan dolayı tamamlamayı beceremediğim iki master denemem oldu.

enelsır– Mesleğiniz nedir?

Universal-Banka çalışanıyım, aynı zamanda alanımda eğitmenim.

enelsır– Omnia Tempus Alit? Zaman sizce herşeyin ilacı mıdır? Böyle düşündüğünüz için mi bu kullanıcı adını kullanıyorsunuz?

Universal-Zaman her şeyin ilacı. Aynı zamanda eğitmen. “Zaman” olgusunu kavrama merakıma ve zamana duyduğum saygıdan dolayı bu mahlası severek kullanıyorum.

enelsır– ”Mason”, ”Masonluk” kelimelerini ilk nerde duyduğunuzu anımsıyor musunuz?

Universal-Çocuk sayılabilecek yaşlarda, babamın (kardeşimiz olduğunu bildiğim) bir arkadaşından duymuştum. O yaşta dahi çok önemli bir şeyden bahsedildiğini anlamıştım. Özel el sıkışmaları, birbirine kenetli kardeşlik kavramları beni araştırmaya itmişti… Sihirli bir alem gibi dediğimi hatırlıyorum. Bu sihirli dünyanın içerisinde halen buna gönülden inanıyorum.

enelsır– Bu zamanla tekris edilmenize ( bakın ”Mason olmanıza” demiyorum, bu roportajlar sayesinde çok şey öğrendiğimi söylemiştim 🙂 ) kadar geçen süreyi bize anlatır mısınız? Masonluğu tanımanız, araştırmanız, anlamanız, teklifin gelişi gibi. Bize o süreci anlatır mısınız?

Universal-Masonluk, tekris edildikten sonra da bitmeyen bir araştırma. Çok tekrarlanan bir olgu belki ama harici alemde iken yaptığım araştırmaların kısmen nafile olduğunu derneğe intisap ettikten sonra kavradım. Tekris edilmemden bugüne kendimi bir yandan kardeşlerime ve topluma daha çok sorumlu hissederken bir yandan büyülü bir dünyada, bir rüyada yaşıyor gibi hissediyorum. Teklif gelme süreci bende biraz farklı oldu, İstanbul’ da bulunan bir kardeşimiz teveccühte bulundu, bu teveccühü kafamda bir çok soru işareti de getirdi elbette. O beni layık görmüştü ama ben bu kuruma, bu insanlara layık mıydım? Çok tarttım kafamda ve daha da layık olabilmek umudu ile kabul ettim önerisini…

enelsır– Kaçıncı derece Masonsunuz?

Universal-Üstad derecesinde çalışıyorum.

enelsır– Mason olmayı uman ve isteyen haricilere Masonluğun şöyle bir önermesi var ,” Masonluktan ne alabilirimi değil Masonluğa ne verebilirimi düşünün”. Bunun tam tersi taraftan bakarsak, Masonluk insanlığa ne katıyor? Bunu birey bazında değil toplum bazında soruyorum. Bu konu da ne düşünüyorsunuz?

Universal-Masonluğun masonlardan beklediği çok şey var. Fakat genelde bu beklentiler toplum mühendisliği ya da topluma yüksek yararlardan ziyade masonun kendisinden başlayan beklentiler. Ancak bundan sonra masonun bulunduğu topluluğa yararı bulunacağını öngörüyorum.

Bu beklentilerden birisi de bulundukları topluluğa örnek olma gereği. Bu gereği masonlar yerine getirebildiği ve toplum içerisinde kardeşlerimiz arttığı sürece en hafif haliyle daha duyarlı, daha kibar ve en azından daha analitik düşünen, sorgulayan, fikirlere değer veren, ad hominemden uzaklaşarak fikirler üzerinden hareket eden bir topluma ulaşılacağını biliyorum. Bunu kardeşlerim ile gerek toplantılarda gerek vadi dışında yaşadıklarımızdan rahatlıkla gözlemleyebiliyorum. Şu saydığım (belki masonlukla ilgili daha yüksek beklentileri olanlar için cılız gelebilecek) birkaç beklentim dahi gerçekleşirse daha müreffeh bir toplum için çok büyük adımların atılmış olacağını düşünüyorum.

enelsır-Harici iken Masonluk hakkında düşündüklerinizle, Mason olduktan sonra gördükleriniz arasındaki farklılığı bize anlatabilir misiniz?

Universal-Harici iken gözlerim bağlı bir halde ayağına dokunduğum fili tanımlamaya çalışıyormuşum diyebilirim. Fakat düşüncelerim hemen hiç değişmedi.

enelsır– Bize bir Mason’un yaşayış disiplinini anlatabilir misiniz? Örneğin bu gün toplantınız var. Hem düşünsel hem de fiziksel hazırlıklarınız neler oluyor?

Universal-Bunu anlaşılabilir bir şekilde anlatmak gerekirse bir bayram sabahı nasıl hazırlanırsanız ya da sevdiğiniz hanımefendi ile buluşmadan önce nasıl özen gösterirseniz bir mason da dış görünüşüne toplantı öncesi bu şekilde hazırlanır.

Genelde locaların 2 yıllık programları üç aşağı beş yukarı bellidir. Kardeşler programa bakarak özellikle merak duydukları konular var ise bu konular üzerine çok önceden hazırlanmaya başlar, günü geldiğinde, notları, soruları ve merakları ile mason hazırdır.

enelsır– ” İyi bir insanı, daha iyi bir insan yapmak” bu size neyi anlatıyor? Haricilere ne anlatmalı?

Universal-Bana anlattığı çok net, ham taşın alınarak küptaş formuna yontulması.

Haricilere anlatması gereken şeyler de hemen hemen aynı formatta. Eksikliklerimizi, ham olduğumuzu bildiğimiz sürece ancak kusurlu, pürüzlü yüzeylerimizi fark edebilir ve böylece insanlık denen sonsuz ülküde bir katre yer bulabiliriz. Kusursuz olduğunu varsayan kimsenin kusurlarını düzeltmesi mümkün değil maalesef. O yüzden her şey hatalarımızı, kusurlarımızı kendimize itiraf etmemizden, kendi kendimizi yargılamamızdan, vicdanımızın bizi dâra çekmesinden başlıyor.

enelsır– Yakın bir akrabanız veya arkadaşınız sizin dışınız da ilişkilerle Masonluk teklifi almış. Siz bunu öğreniyorsunuz, fakat bu tanıdığınız size göre kabul edilmemeli, belki teklif eden Kardeşinizin bilmediği bir kusurunu biliyorsunuz tanıdığınızın. Sizin bildiriminizle red ediliyor. Buna sizin sebeb olduğunuzu da tahmin etti ve sordu diyelim. Bu durumu ona hem kendisi, hem kendiniz, hem de Masonluk açısından nasıl açıklarsınız?

Universal-Her şeyden önce ben böyle bir durumda hem tanıdığımı hem de yakın arkadaşım ya da akrabam olan kişiyi bilgilendirir, teklifin reddolmaksızın geri çekilmesine çabalarım. Bu sayede zaten benim olaydaki müdahilliğimi bilirler. Masonluk bir uğraşı, ömür boyu süren ve zevk almazsanız bir şey katamayacağınız ve bir şey alamayacağınız bir uğraşı…
Hem teklifçinin hem adayım hem de Masonluğun bekası açısından nafile bir çabanın içine girildiğini nedenleri ile ortaya döktüğünüzde teklifçi de aday da ikna olacaktır.

enelsır– Bize Masonluk dışındaki Omnia Tempus Alit’ten bahseder misiniz?

Universal-Aslında Omnia Tempus Alit’ in hayatına ait her şeyde Masonluğun izleri mevcut.

Evliyim, 15 senedir sevdiğim insanla birlikteyim. Felsefe merakımdan başlayarak beni hiç yalnız bırakmayan her zaman aldığım her kararda fikrini söyleyen eleştiren ve seven bir eşim var.

İşkoliğim, çok sevdiğim eşimi gecenin geç saatlerine kadar görmemi engelleyecek ölçüde fazla çalışıyorum. Sanırım işimi çok fazla önemsiyorum. Kendime en büyük eleştirim de bu konudadır. Hayat ve hayatın gailesi üzerine düşünmek için zaman çok önemli. Bu yüzden bazen harici alemdeki işlerime olan bağımlılığımdan kendimi kurtarmam gerekiyor.

enelsır– İyi insanların daha iyi insanlar olmasının yegane yolu size göre Masonluk mudur? Yani bu yola girmemiş veya girememiş iyi insanlar, hep biraz yarım mı kalır?

Universal-Bilakis. Hakikate giden yollardan sadece birisidir Masonluk. İyi bir insan olmak öyle bir hedef ki her kişinin kendi yolunu çizmesi de mümkün.

enelsır– Masonluğun sizde yarattığı en büyük değişiklik ne oldu?

Universal-Çok net bir cevap olacak ama “tolerans”

enelsır– Ben sormamış olsam da anlatmak istediğiniz bir konu , vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Universal-Bu siteyi anlatmak isterim biraz. Burası benim için sürekli dostları gördüğüm bir yer gibi, son zamanlarda çok aktif katılımda bulunamasam da bir çok kardeşim ile masonlar.org sayesinde tanıştım, birlikte çalışmalara katıldık, aynı ekmeği bölüştük. Bana hepsini çok sevdiğim kardeşlerimin arasında apayrı sevdiğim / seveceğim kardeşlerimi tanıma fırsatı sundu sitemiz. Bu açıdan MASON Kardeşime ne kadar teşekkür etsem az. Kimi kardeşlerimi bu aralar göremiyorum, sitede bazı yazdıklarına denk geliyor onlarla avunuyorum dersem abartmış olmam. Kardeşlik, sonu olmayan bir yol. Bu yolda yanımda olan, koluma giren, bana yol gösteren bir çok kardeşimi o kardeşlerimin fikir yazılarını, mutlu haberlerini (büyükçe bir kısmı harici üyelerimiz göremiyor maalesef) kolayca alabildiğim bu site aynı zamanda harici alemde ne kadar yanlış anlaşılabildiğimizin, nasıl bir algı ile düşman görüldüğümüzün okulu oluyor bazen bana.

Hepsinin mahlaslarını saysam buraya sığmaz, en başta canımın içi, loca kardeşim skullG’ yi tanıma şerefini verdi masonlar.org bana…

Harici forum kısmında pek aktif olamasam da artık sürekli olarak aklım ve kalbimin bir köşesi sitemizde…

Haftaya başka bir roportaj da buluşmak üzere mutlu kalın.


Turkish English Relations Throughout the History

Category : Kişisel Bloglar

One of the prominent history specialists called Prof. Ilber Ortayli from Turkey was in London to deliver a conference last month. The conference took place at the Kensington Hilton. The number of the participants was about 350 people. Perhaps, had the entry fee been considerably less, the participation would have been higher. Here are my brief notes from the conference.

Ortayli pointed out interestingly that Ottoman Empire and England did only get in touch in three different centuries. The first relations were carried out when Murat the Third appointed an Ottoman Ambassador to London at the time of Queen Elizabeth I which coincided more or less to the Spanish Armada in 1588. On the other hand, Hugh Williams contends that the failure of Spanish Armada protected England from a possible Ottoman Invasion. The reason why he is delivering such conspiracy theory is that he is probably believing the Ottoman Administration sent out his first ambassador to England for the first time deliberately just before the Spanish Invasion. He thinks that had the Spanish Victory happened, the Ottomans would have invaded to Europe and England.

The next relations took place in 17th and 18th centuries when the English and Ottoman Ambassadors exchanged. But, the first secretary of Turkish Embassy was of course Keçecizade Mehmet Fuad Pasha in 19th century who was a Europeanized diplomat, fluent in English and French, later became the minister of foreign affairs to Abdulaziz Sultanate. On the other hand, according to Ortayli, the English Ambassadors in Ottoman Anatolia had never been as effective as the Venetian and Italian Ambassadors.

Ilber Ortayli argued that Grand Vizier Mithat Pasha was in great favor of England throughout his life and that thought misled him to expect help from England against Russian Troops. Ortayli states that Mithat Pasha was not a politician but a province governor therefore it was quite normal for him not to think wisely when Ottomans declared war against Russia, called the battle of 93. The Russian defeat cost his life since the idea of Russian war belonged to Mithat Pasha therefore Abdulhamit II signed his execution. Frankly speaking, it is not known what exactly the relationship between English Authorities and Mithat Pasha but England asked from the Ottoman Sultan Abdulhamit not to execute him, rather to a life sentence.

Another more astonishing point to mention pertaining to 19th century is that Benyamin Disraeli was the first British Prime Minister to back up the Turks. Although he was a rhetoric speaker and had a wise intellect to deserve the position, according to Ortayli, it was not a coincidence for a British of Portugal Jewish descent to be elected as the head of the state. Because he well read the history and knew that the only way of heading to India and Asia was based on the good relations with Ottomans. When he raised his voice against the hostility in the House of Commons, he was booed and attacked his Jewish origin. He replied with an admiring joke. “So what if I am Jewish, while our ancestors were reading Torah, your forefathers were at the top of the tree perching just like hens.” However, the Ottoman Turkish relations got weakened tremendously after the Berlin Congress as Germany emerged in the European politics.

Despite the fact that English – Turkish Relations were only confined to the Political arena, the English society read about the Turks as barbaric people in their history and literature sources such as the poems of Shakespeare. The poet refers Turks to womanizers. The entire audience could not stop laughing when Ortayli who is also a good joker responded to Shakespeare as follows; “there is not a single nation across the world that does not have intimacy with women anyway. King David is said to have had hundreds of women in his possession. “

The third relations dramatically were carried out during the World War I when the Sultan Mehmet V Rashid declared war on Britain, France and Russia. As soon as the stereotyped English troops invaded to the territory of the sick Ottoman Empire in WWI, they were shocked by the attitudes of the Turks because Turks were not eating humans unlike mentioned in their books. Conversely, Turks shared their food with the prisoners of the war and treating their wounds. We also come across this fact in a letter belonged to the Australian Sergeant H.D. Coliver which he wrote to a friend of him in praising the Turks “We in fact knew that Turks were good hearted . But I was astonished by the following story. My twelve soldiers were injured and they were found by the Turkish Red Crescent . They dressed the wounds of our soldiers and left them there to be picked up by the English soldiers. They did not kill or capture them.”

Turks were also surprised that English military vessels resembled precisely to Venetian vessels and came to an understanding that the English nation was specialist in seamanship.

In WWI, the most important invaders in Turkey were English Forces. The Italian, Greek and French militias were in small numbers. Ortayli said that the armistice was being run by the English Generals because of the national mobilization. He probably attributed their management in Istanbul to the military experience and tactics of English Generals as opposed to the Italian and French Generals. Yet, English Intellectuals hold only Turks to account for the prolonged period of WWI.

To remember briefly the British- Ottoman Turkish relations; British failure in Gallipoli had led them to think to take over Jerusalem through the Arab Revolt. The reason why they could not succeed in Gallipoli was that they could not resist against the national mobilization. Simon Montefiore argues that the British which was ruled by David Lloyd George who was newly elected as the Prime Minister of England, initially tried to make a deal with Jemal Pasha in order to reach their goal against the two other Ottoman Pashas, namely Talat and Enver. Because Talat and Enver Pashas knew that the British supported a Zionist establishment under a British Mandate, hereby they were strictly against the Jewish home land in Jerusalem. However, Talat and Enver Pashas discovered that Jemal Pasha was making plans to overthrow the Young Turks and discharged his position in Jerusalem. Jemal Pasha then fled to Berlin. By coincidence they came across in the Congress of Berlin and according to Montefiore , Talat Pasha was reluctantly about to agree to the declaration of a Jewish home land with the collaboration of England. Talat Pasha later on was not approved for this plan since he was alleged that he embraced the notion of chauvinism and was seen as a threat for Arab and Jewish world. Subsequently, Abdullah Ibn Hussain asked help from Lord Kitchener , the British agent in Cairo for military aid for his father Sherif Hussein. Montefiore discloses that although Sherif Hussein was quite old, greedy and ignorant for the British, they agreed to give military aid against the Ottoman troops provided that the Sheriff would incite the Arab revolt against Ottomans. Lawrence played an irrefutable play in all of these steps. But Sherif Hussein stipulated that he would declare his own empire in the entire Hijaz, Syria ,Jerusalem and Palestine. Lawrence only acknowledged the condition if he could exclude Jerusalem and Palestine for his empire. Sheriff who otherwise were about to be overthrown by the Ottomans reluctantly agreed and launched the Arab Revolt. In fact Sherif was deceived by the British since Syria and Lebanon were already promised to France, whereas Ottoman Empire had no geopolitical agenda in WWI.

After the Palestinian front was waivered by the Ottomans and Germans in 1917, the British Mandate was accepted in 1920 based on the Balfour Declaration. An interesting conversation occurred between Nashashibi, the mufti of Jerusalem and Lord John Chancellor, the new high commissioner. Lord Chancellor asked the mufti to sell the West Wall, known as the Kotel in order that Jews could build a courtyard there. The Mufti rejected this offer saying:
” We might have sold our entire land to Jews but the Prophet ascended to the sky via Buraq (a horse) from this wall. So it is not even open to negotiate.” I am curious whether Nashashibi who is believed to have been descended from 18th century merchants that manufactured bows and arrows for the Ottomans, had any direct or indirect Ottoman connection as a spy.

In terms of Europeanization of the Ottomans, Ortayli’s argument was that Ottoman Turks were totally strangers to the Western values until the Tanzimat with the exception of military field. The Ottomans in Tanzimat made impeccable analysis regarding the Europeans and adopted them to the internal politics. Turks have been specialists on two aspects; engineering and medicine. Mustafa Kemal Ataturk was an intelligent leader and straight after the WWI, he went on to the peaceful agreement with England. Perhaps, had he not signed an agreement with Britain, the Turkish English relations would have normalized much later.

Having said that, the liberal democracy of Britain and Switzerland arise from the fact that they read their own history very well and make reasonable analysis. That is why they come forward in science, technology and politics. That is why they are so realistic and sound mind in today’s world. Ortayli stressed out that for this reason, the more Turks are to be influenced and inspired with the British way of works in politics, in industrial field, diplomacy , education and urban development, the quicker success will ascend in Turkish politics.
He contended that London and Rome are the capitals of Europe. Hence, America highly unlikely makes correct steps in politics without consulting to England. Every ratification in external politics and diplomacy pass through the Britain’s consent.

The only advantages of Turks compared to European nations, Turkish nationals are more involved with their classical culture and keep them alive whereas new generations in Europe are utterly strangers to their classical values. Ortayli criticizing Turks said, history is not known by the Turks, let alone the Turkish Muslim theologians. But Ilber Ortayli’s contentiton which I partially agree is that whatever the Turks do, the Western prejudices will never change against Turks and Muslims. Therefore, Turkish Lobbies must be evaluated in Britain and Turkish entrepreneurs are supposed to raise funds towards it. When he mentioned “funding” he jumped over the manner of funding. He said that not only Turks, but the British also likes benevolence. We come to know this fact that when an Ottoman Janizary (Yeniceri) fled to Britain in 18th century, his name was recorded in the donation list. What he implies is that the funding and the name of the benevolent must be recorded, should not remain as secret.

At the end, he raised two more issues; one is Anti- Semitism;which he believes that the Anti Semitism is a luxury and not a necessary pillar for Turkey. The second is regarding the Armenians; he said that Armenians started to lobby in America and Europe in terms of genocide fairytales because their culture was gradually dissolving and the Armenian intellectuals wanted to revive it, just like the behavior of a celebrity who wants to survive in the celebrity list.

No doubt, Ilber Ortayli made tremendous contribution to the Turkish audience and as a humble student, I owe gratitude to him.

Leaving aside the Ortayli’s conference, the Independent made a headline last week as “What have the Turks ever done for us?” . The article was praising the Turkish contribution to the British life in six areas and making a list of why Turkey should join to EU.

Multiculturalism; The paper suggests that centuries before the word of multiculturalism was ever existed, Ottoman Empire was home to Christians, Jews, Arabs and Armenians. The article considers that Turkey is the only partner who offers a safe bridge to Islam and a promising exit from the class of civilization.

Trade; The Ottomans with their ships and caravans, achieved domination of the silk road and taught West everything about trade before the advent of ocean –going ships. So even today, according to the paper, it offers a huge market and connections to the resources of the Caspian and the Middle East.

Politics; they developed tremendously the statecraft descending from the steppe of central Asia to the gates of Vienna. The pioneers of the disciplined bureaucracy and the inventors of a enduring army awed their enemies and seduced the Christian fighters who could see a better life under the Ottomans.

Art; The article says that Turkey has brought Europe the finest works such as calligraphy, metalwork, manuscripts and glass, Chinese poems, Persian textiles and Venetian paintings. They flourished the humanist enlightenment centuries ahead of Europe.

Military; Their forefather’s Genghis Khan with his cavalry swept across Anatolia into the Balkans and beyond. Their enemies only matched and copied their techniques and invention. The paper states that Today’s Turkey is a prominent member of Nato and lends credibility to the European defense force.

Style; They sat on divans on beautiful carpets, smoking hookah and eating lakoum and baklava and yet Europe learnt how to bath from Turks.

Consequently, every civilization has influenced and has been influenced over others to some extent since the globe turned into a big village. The question is, how we can live in harmony with the minimum disputes and clashes.

SOURCES

Hugh Williams, Fifty Things You Need To Know About British History, Collins, 2008
Simon Sebag Montefiore, Jerusalem, The Biography, W&N 2011
Lord Micheal Carver, 1914-1918, Turkish Front
Talha Ugurluel, Canakkale Savaslari, Kaynak Yayinlari, 2005,
www.independent.co.uk


MADEM Kİ İNSANSIN, MERHAMET ET

Category : Kişisel Bloglar

Her zamanki işleririmi yaptığım sıradan bir akşamdı. Dükkanı kapatmaya hazırlanıyordum. Dükanın içini henüz süpürmüş her sabah sergilemek üzere dükkanın önüne dizdiğimiz malları toplamak için hazırlanıyordum ki, ustam seslendi.

– Halil kuzum , dükkanı kapattıktan sonra biyere kaybolma işimiz var seninle. Ben Ahmet amcana kadar çıkıyorum. Sen dükkanı kapat burada bekle yarım saate dönerim.

Haydaa. Ne işimiz vardı şimdi? Hasanla da öyle güzel bir planımız vardı ki. Birlikte Galata köprüsüne gidip balık ekmek yiyecek ve belki de birer bira yuvarlayacaktık. Ah be usta , çıkardın gene bir iş. Kimbilir kimin angaryasına yardıma gidecektik. Hayal oldu bizim balık ekmekle bira… Tabii bunların hepsi içimden geçenlerdi. Bunları ustama söylemem ne mümkün.

 Çok özür dilerim, tam bodoslamadan daldım konuya değil mi? Biraz kendimden bahsedeyim. Ben ülkemiz ticaretinin kabesi sayılabilecek bir muhitte , bir ticarethane de çalışıyorum. Ermeni bir ustanın müslüman çırağıyım. Epeyi bir zamandır bu işteyim. Bulunduğumuz muhitte de tanımadığım esnaf yok gibidir. Kimne alır , kimne satar hemen hepsini bilirim. Bu ustamın ilk dersiydi hiç unutmam. Babam kolumdan tutup ”eti senin kemiği benim Kevork usta” deyip yanına bıraktığı gün, babam gittikten hemen sonra, ustam bana dönüp ” bak kuzum, hiç telaş etme , her şeyi öğrenirsin nasıl olsa. ama önce bir izle , dinle, gör. Hatta ben seni bir yere gönderdiğimde hep bildiğin ezberlediğin yoldan gitme. Korkma dal ara sokaklara kaybolursan kaybol. Hem şuncacık bir muhit , çıkarsın bir yerden”. Bu sözleri hayatın da ilk defa çalışacak, ve dahası evinden ilk defa bu kadar uzaklaşmış bir çocuğun korku dolu gözlerinden onun ruh halini anladığını göstermiyor mu? Öyledir ustam sizinle beş dakika sohbet etmeye görsün, bütün secerenizi döker ortaya, ciğerinizi okur. Değilmi  ki bu yüzden bir malı kimse satamaz da o satar.

 Size ustamdan da biraz söz etmem kaçınılmaz oldu sanırım. Zira anlatacağım olayın bizzat kahramanı odur. Söyledim, ustam Ermenidir. Bu muhitin de en eski esnaflarından biridir. Düşünün şimdi işlettiğimiz dükkanı dedesi açmış. Öyle köklüdür bu işte ve muhit de. Öyle bir esnaftır kiii. Sabah kahfesini içip dükkanın önüne çıksın yüzünü gökyüzüne çevirip bir derin nefes alsın ( hep yaptığı gibi) size ogün ne kadar satış olacağını bile söyleyebilir. Bununla birlikte cümle esnaf tarafından sonsuz bir saygı ve sevgi görür. Muhitimiz de , sıkışıp ustamdan borç almamış, anlaşmazlığa düşüp aralarını bulması için kapısını çalmamış bir esnaf yoktur. Öyle ki , hani anlatmaya başladığım da ustamın ” ben Ahmet amcana çıkıyorum” dediği  hacı Ahmet amca var ya. O bile oğluna kız isterken ustamı yanın da götürmüştür. Oğlu bizimle aynı muhitten bir esnafın kızına abayı yakmış, esnafla da Ahmet amcanın arası limoni. E bu işi kim çözer? Tabi ki ustam Kevork. Velhasıl ustam yaşayan bir çınar bir derya ve adam gibi adamdır. Çok severim onu ,ama gelin görün ki şu angaryalarına beni de sürüklemese.

 Başınızı ağrıtmayayım. Söylediği gibi yarım saat kadar sonra usta geri döndü. Fakat yalnız değildi, yanın da Ahmet amca, onun yanında da Hasan. Evet evet arkadaşım Hasan. Hasan’ın da Ahmet amcanın çırağı olduğunu sanırım anlamışsınızdır. Ben bu ekibi görünce ,” tamam” dedim, angarya benim tahminimden büyük, ustam Ahmet amcayla Hasan’ı da alıp gelmiş. Soran gözlerle çaktırmadan Hasan’ a baktım, yüzündeki ifadeden onun da hiçbir şeyden haberi olmadığı belliydi. Ustamın sesiyle irkildim.

-Kapattın mı kuzum?

-Kapattım usta.

– Hadi o zaman , Adnanın oraya gidelim de karnımızı bir doyuralım bakalım.

Benim de Hasan’ın da beti benzi attı. Yanlış mı duymuştum yoksa? Ustam ve Ahmet( özellikle o) amca benimle Hasan’ı alıp Adnan’ın lokantasına götürecek ha! Rüyam da görsem inanmam. Hani öğle vakti olsa tamam, ama akşam üstü…Olacak iş değil. Adnan’ın lokantası , muhitin en işlek  esnaf lokantasıdır. Biraz sapadır pek görünmez ama muhitin bütün esnafının bildiği ve müdavimi olduğu bir yerdir. Ama en işlek saatleri akşam herkez kepenkleri indirdiği zaman yaşar. Çünkü akşam olup el ayak çekildimi Adnan’ın lokantası Adnan’ın meyhanesine döner. Ama bir farkla , öyle her elini kolunu sallayan giremez. Hoş zaten kapının önünden geçseniz açık olduğunu bile anlamazsınız. Kepenkler inmiş perdeler hep kapalıdır. Sadece çevre esnafın bildiği ve sadece tanınanların girebildiği bir yer olur. Tanınmak da yetmez ustasından habersiz bir çırak ,bir kalfa girmeye yeltenemez bile.

 İşte şimdi ustam beni oraya götürüyordu. Nasıl heyecanlı olduğumu anlatamam. Hasan’ın da parlayan gözlerine bakılırsa durumu benden farklı değildi. Yürürken ustamın göz ucuyla beni süzdüğünü ve bıyık altından güldüğünü fark ettim. Kıpkırmızı yüzümden ne hissettiğimi anlamış olmalı ki. Bana dönerek.

– Hadi kuzum hadi.Kızarma ,zamanı gelmişti , dedi.

Ne demek istediğini anlamıştım. Artık belli bir seviyeye geldiğimi ve bu hareketiyle hakkımı teslim ettğini anlatmaya çalışıyordu.

Size Adnan’ın lokantasına gidişimiz , orada karşılanışımız ve soran gözlerle bakan muhit esnaflarına ,Hasan’ la benim hakım da ustalarımızın yaptığı açıklamaları anlatıp başınızı ağrıtmak istemem. Benim asıl anlatmak istediğim o akşam yaşanan ve benim hayata bakışımı bütünüyle değiştiren başka bir olay.

 Yemeklerimizi yiyor ( inanmazsınız ustam rakı bile söyledi bize) ve Ahmet Amca’yla başlarından geçen yer yer komik, yer yer de ders niteliğinde anılarını dinliyorduk. Kahkahalar eşliğinde  çok güzel bir sohbet sürüp gidiyorduk. Bu güzel ortam kapıdan gelen büyük bir gümbürtüyle bozuldu. Ana ne gümbürtü. Lokantanın kapalı kepenklerine öyle vuruluyor ve bu ses içeride öyle bir yankı yapıyordu ki , istem dışı ellerimle kulaklarımı kapadım. Herkes şaşkın ve bazıları korku dolu gözlerle kapıya döndü. Adnan amca tezgahın arkasında ellerini önlüğüne silerek teleş içinde kapıya koştu. Yanımızdan geçerken ” hayırdır inşallah” dediğini duydum.Önce perdeyi araladı, sonra içerideki herkezi rahatlatan sesi duyuldu:

– Hay allah! Sen miydin Nazmi? Ne olduğumuzu anlamadık vallahi.

İçeridekilerinin bazılarının yüzünün ekşidiğini gördüm. Zira hepsi gelenin kim olduğunu biliyordu. Nazmi. Nazmi abi bizim muhitin en sert kabadayılarından biriydi. Ama kabadayı dediysem gözünüz de it kopuk tayfasından biri canlanmasın. Kimseye yanlışı görülmemiştir. Malum ticaretle uğraşan esnafın yoğun olduğu bir muhitteyiz. Buraya ülkenin her yanından birşeyler almak ve satmak için binlerce insan gelir. Bunların arasın da üç kağıtçısı, dolandırıcısı, sahte paracısı da var elbette. İşte Nazmi abi böyle durumlarla karşılaşan esnafın , baktı ki kendi çözemiyor, yardım istediği ilk insandır. O da o camia da öyle bir tanınır ki , çözdüğü sorunlar ve tefecilerden kurtardığı esnaf hikayeleri efsane gibi anlatılır. Yalnız herkes gibi bazı kusurları vardır… Biraz sinirlidir Nazmi abi…Uzatmayayım. Anladınız.

 Nazmi abi içeri girer girmez elini göğsüne vurarak” selamunaleyküm ağalar” dedi. Ayakta  duruş şeklinden oldukça alkollü olduğu anlaşılıyordu. Adnan amcaya dönerek ” bana bir masa yap Adnan” dedi. Adnan amca tam bizim yan çaprazımızda ki boş masaya oturttu Nazmi abiyi.  Ustam hiçbir tedirginlik ifadesi bulunmayan bir ses tonuyla ona seslendi ” ne o Nazmi, tependen dumanlar çıkıyor yine”. Öyle irkildim ki sanki Nazmi abi bulunduğu masayı kaldıracak bizim masanın üstüne indirecek gibi geldi. İtiraf ediyorum: Çok korktum. Oysa hiç de beklediğim gibi olmadı. Nazmi abi bıraz sıkkın bir ifadeyle ” sarma bana Kevork dayı, bitmişim zaten” demekle yetindi. Dükkanın önünden geçerken selamsız geçmemesinden ve konuştukları zaman gösterdiği özenden ustamı sevip saydığını biliyordum. Fakat bu akşam öyle bir geldi ki. Ustamı bile tersleyeceğini düşünmüştüm. Dediğim gibihiç de öyle olmadı. Ustam devam etti” ne sarması kuzum? Gelsene buraya. Ne öyle uzak uzak”.

– Ya Kevork dayı bırak, sıkkınım işte.

-Gel bakayım şöyle gel. Diyerek bir yandan da masamızın koridor kısmında bulunan sandalyeye vurdu.

Biraz isteksiz gibi görünmekle beraber çok da nazlanmadı Nazmi abi. Bize doğru gelirken seslendi ” Adnan benim masayı buraya taşı” sonra masamızı şöyle bir süzüp devam etti ” Kevork dayının lakerdası bitmiş Adnan”. Selam verip oturdu. Sanki yeni görüyormuş gibi Ahmet amcaya dönüp” vay hacı rakı sofrası ha. Yanacaksın hacı yanacaksın” dedi. Ahmet amca espiriyi anladı ve gülerek” yok Nazmi, bliyorsun biz o defteri kapattık. Kevork çocukların zamanı geldi deyince…” eliyle bizi göstererek ” kıramadım”.

-Biliriiim.Kimse kıramaz Kevork dayıyı. Onu kıranın ben de burnunu kırarım. Hafif espirili ama sarhoşluğunu çok belli eden bir ton vardı sesinde. Ustam eliyle dizine vurup:

– Bırak sen şimdi beni. Ne seni bu saatte dut gibi yaptı bu saatte

-Sorma dayı. Hatta hiç açma istersen.

– Anlat kuzum anlat. Bir yandan da kadehini ona doğru uzatarak ‘içelim’ hareketi yaptı.

-Leyla’yı biliyorsun dayı

-Biliyorum kardeşin değil mi?

– O köpek işte.

-O nasıl laf evladım. Kardeşin o senin.

-Olmaz olsun öyle kardeş. Yaktı beni yaktı. Ama ben de onu yakmaz mıyım?

-Evladım ne yakması? Anlatsana ne olmuş Leyla’ya 

-Kaçtı Kevork dayı kaçtı o… Cümlenin gerisini getirmedi. Ustam olayın cidiyeti kavramış olacak ki bana ve Hasan’ dönerek az önce Nazmi abinin kaltığı boş duran masayı işaret edip” çocuklar siz şöyle geçin bakalım kalkarız birazdan” dedi. Bulunduğum yerden konuştuklarını duyabiliyordum. Fakat biraz da korkumdan hiço tarafa bakamıyordum. Konuştuklarından Nazmi abinin kızkardeşinin sevdiği bir oğlanla kaçtığını öğrendim. Çocuk daha önce istemiş aslın da ama Nazmi abi vermemiş. Araştırmış , çocuk kötü bir çocuk değilmiş ama bir baltaya da sap olamamış. ”Babamın yadigarı bana Kevork dayı” nasıl veririm o çulsuza. Ama buldum Kevork dayı , buldum sonun da izlerini. Bu akşam bunun içinde ne varsa ciğerlerine boşaltmazssam adam değilim”. Bunları söylerken belinden kocaman bir tabancayı çıkarıp güm diye masaya vurdu. Bu ani hareketle irkilen ustam. Hafif sinirli bir tonla ” ehh koy şunu yerine be , öyle olur olmadık yer de çıkmaz bu. Şimdi beni dinle. Nazmi abi birşey söyleyecek oldu ustam fırsat vermeden ” sus” dedi. Yüzündeki ifadenin ciddiyeti hala aklımdadır. Bu ara da diğer masalar da  oturanlar da pür dikkat ustama bakıyorlardı. Tamam sevilen , sayılan ,sözü dinlenen biriydi fakat, karşısındaki de namlı kabadayı Nazmi’ydi. Neredeyse çocuğunu azarlayan bir baba gibi bakıyordu Nazmi abiye. Kararlı ve buyurgan bir ses tonuyla devam etti:

– Kardeşin sevdiği oğlanla kaçtı öyle mi?

-E..evet. Nazmi abi ürkmüş gibiydi. Şaşkın bir ifadeyle ustamın yüzüne bakıyordu.

-Peki ne yaptı kardeşin. Adını mı kirletti? Namussuzluk mu yaptı? Sevmiş ve senin gibi bir ağabeye rağmen ölümü göze alıp sevdiğinin peşinden gitmiş. Peki sen ne diyorsun şimdi. Onları öldüreceksin öyle mi?… Bak Nazmi. Beni iyi dinle kuzum. Ustamın sesi tekrar o her zaman ki yumuşak ve sevecen tonuna dönmüştü.

-Biliyororsun. Ben Ermeniyim. Hıristiyanım yani. Sen de müslümansın değil mi? O zaman senin kitabınla konuşalım ister misin?. Bak kuzum Kuran da  Allah ve Rab isimlerinden sonra en çok hangi isimleri geçer biliyor musun yaratıcının? Herkes büyük bir dikkatle ustama bakıyordu. Ortam da büyülü bir hava vardı sanki. Ustam devam etti.

– Ben sana söyleyeyim. O isimler Rahman ve Rahimdir. Onay ister gibi Ahmet amcaya baktı.Ahmet amca tebessüm ederek başıyla onayladı.

– Yani Allahın üstüne basa basa ve defalarca tekrar ederek gözümüze sokmaya çalıştığı en önemli özelliği merhametidir. O ki seni yaratmış sana Rahman ve Rahim sıfatıyla  bu kadar nimet vermiş, marhamet etmiş ve bir insanın tadabileceği en güzel duygulardan birini ; kardeş sevgisini tattırmış… Sen şimdi kardeşinin canını almaya gidiceksin öyle mi? Hem de ne için sevdiği ve bu yüzden canını bile ortaya koyabildiği için öyle mi Yok Nazmi yok. Burda bir yanlış var. Şimdi sana soruyorum. Ustamın sesine tekrar kararlı ve hafif sert bir hava geldi.

-Güçlüsün değilmi?

-!….Güçlüyüm tabi. Nazmi abiyi kimse böyle çaresiz görmemiştir herhalde.

– İstesen ikisini de gözünü bile kırpmadan vurdurabileceğin adamların var değil mi?

-…..

– Bu senin için küçücük bir işdeğil mi?

-…..

-Küçücük kardeşini öldürmek , onun canını almak, yok etmek. İşten bile değil mi?

-…..

Nazmi abi’nin gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı.Ustam durmadı.

– Sen insansın değil mi?

– Evet Kevork dayı evet. Artık Nazmi abi ustamın uzanan ellerine yapışmış ve hıçkırıklarını tutamıyordu.

Ustam haykırır gibi bitirdi sözünü. Nazmi abi’nin masaya kapanmış başını okşayarak.

– Madem ki insansın. Merhamet et.


Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ

Son Yorumlar