BİLGE ADAM

  • 6

BİLGE ADAM

Category : Kişisel Bloglar

 

 

 

Meslekler. Sujesinde insan barındığı için her yerde, binlerce dalda. Eskiden çocuklara sorulduğunda  alınan cevaplar doktor,polis,öğretmenle sınırlıyken; şimdilerde tasarım mühendisliği,mekatronik,moda  gibi cevaplar alınıyor. Dünya değiştikçe iş alanlarının değişmesi kaçınılmaz elbet. Üniversiteler yaygınlaştıkça bölümler de çoğalıyor. Üniversite mezunu olmayan kalmasın diye kalkan bir tren var ne kadar garip görünse de. Her yer üniversite mezunu dolu. Artık üniversitesi olmak bir kısas değil.Uzmanlaşmak, yapılan işte en iyi olmak kaçınılmaz son. Tüm bunlar yetmezken, bir çok kesimin eleştrisi de özel üniversitelere. Eğitim hakkının gaspından tutunda, parayla diploma gibi mottolarla yola çıkıyor insanlar. Kim haklı kim haksız orası bizi – en azından beni- ilgilendirmiyor. Hele ki günümüz şartlarından değil insanların; savunduklarını ideolojilerin bile bir diğerine saygısı yokken.

İnsan yaşamak denen sanatı ifa ediyor. Meslekler de bu koşuda bir durak neticede.Doktoru, polisi, hakimi hepsi hayatımızda bir köşetaşı. Oturduğumuz evin, giydiğimiz kıyafetlerin hepsi bir emeğin, bir mesleğin ürünü. Hiç dikkat eder misiniz bilmem. Binaları dikkatle incelerseniz, hepsinde bir imza vardır aslında. Tasarımı, malzemesi farklıdır hepsinin. Kimi estetiktir, kimiyse sade ve durağandır. Mühendisinin, mimarının kişiliğini yansıtır. Mükemmelliği, estetik hazzı size nasıl yaşatmak istiyorsa  öyle yansıtılır yapıtlara düşünceler. Zihinde oluşan izlenimleri yaşarız. “İnception” filminde yaratılan düşsel gerçeklik gibidir hayat. Sadece binalar mı öyle dersiniz? Bir şairin,yazarın yapıtı da aynıdır.Sözcüklerle binalar inşa ederler hayatımıza. Bir hukukçunun kararı, doğurduğu sonuçlar da aynıdır.Hayatımıza yön verecek  keşifler çıkar bilim adamlarının zihinlerinden.  Hepsi bir öncekine bir şeyler katan, sürekli ekleyen bir  yapıya sahiptir.Malum sebepten ötürü, hayat koşusunun bitiş çizgisi yoktur.Aksine yapıtlarınızın, yaşantınızın insanlar nezdindeki eleştirisi  ancak öldüğümüz  zaman anlam kazanır.

Etrafımıza baktığımızda bazı insanlar diğerlerinden farklıdır.Bunu bilmek için onları tanımak, keşfetmek gerekmez. Onlar her yönleriyle vizyon ve yaşama dair bir misyon edinmiş olanlardır. Hayatları, yaşayışları örnek olmakla kalmaz, toplumu etkilerler. Yaptıkları işler, meslekleri de bu yöndedir.Yaptıkları işten, yaşamaktan mutludurlar. Hayata, yaşama dair inançları vardır.Sorgularlar; ama sorgulamanın temellerine hiçliği değil varlığı oturturlar. Binlerce insan binlerce fikir arasından sıyrılırlar. Bu sadece fikir açısından değildir.Belli tarzları, münhasıran onlara has özellikleri vardır.  Kendi geleceklerini,hayatlarını inşa ederken malzemeleri bol koyarlar. Çok yönlü ve mütevazidirler. Böyle anlatırken başka dünyalara ait gözükseler de onlar her gün içimizde  olan insanlardır. Sadece nasıl bakmak gerektiğini bilmek gerekir.

Duygu ve düşüncelerden bir elbise taşır insan.Nereye giderse gitsin, kimle olursa olsun.Bu mesleklere kadar uzanır.Yaptığımız iş her an, her saniye bizimledir.Kararlarımızın sebebi ve sonuçlarıdır. Kişilik özelliklerimizin temelini oluşturur. İşte böyle bir insanla küçük bir sohbet etmek fırsatına eriştim.O,  belki de hayatta herkesin yapması gereken mesleği ifa ediyor:Etrafına ışık saçıyor.Gerek Masonluk, gerekse insana dair her konuda fikri olan bir adam. Etrafını iyi gözlemleyen, hayata yorum katan yaşamak sanatını yerine getiren birisi. Meşhur bir bilgisayar seminerinin mottosunu hepimiz biliriz: Bilge Adam. İşte onu tam olarak bu kelimelerle nitelemek  yerinde olacaktır.

Hayat denen uzun koşunun,  yorgunluğunu hiç üstünde göstermeyen bir edayla Merhaba dedi bana. Bazen insanların yüzlerine baktığınızda çıkarımlarda bulunma ihtiyacı hissedersiniz.Onun gözlerine baktığınız  zaman hissedeceğiniz ilk şey: Etrafına yaydığı derin enerji. Bir bilgi hazinesini tüm ömre yaymış bir insan olmak hiç kolay değildir elbet.Sormaya bile gerek yok binlerce kitap, binlerce hayat sığdırmıştır o, hayatın her anına, her saniyesine. Belki de onun hakkında söylenmesi gereken en önemli şey, kim olduğunun ya da nasıl birisi olduğundan önce, onun insan olmak kavramını hayatının köşetaşı olarak kabul etmekte olduğunu söylemeliyim.Konuşması kendinden emin ve bir o kadar da etkileyici. Sözleri sanki ustalıkla işliyor.Tıpkı bir duvar örüyor her sözcüğe bir tuğla vasfı yükleyip. Ya da uzun yollar inşa ediyor düşünceleriyle.Sizi de o yola sokmasını o kadar ince bir şekilde yapıyor ki; bir hikayenin büyüsüne kendinizi kaptırıyorsunuz. Bir satranç oyunun oyuncuları gibisiniz onunla iletişim halindeyken, ama amaç kazanacağınız maç değil.Bu oyunda bir ustanın hamlelerinden birşeyler öğrenmek.Bunu yaparken kafa yormak, sorgulamak.

Kısacası, o bir ışık. Kendisini insana, insanlığı aydınlatmaya adamış. Açtığı yoldan hepimizin nasibini alması temennimle. Soracak olursanız o kim diye, cevabım kısa ve öz olacak:

Adam gibi bir Adam.

 

 

O’na ithafen,

Adam Olmak

Çevrende herkes şaşırsa,
Bunu da senden bilse,
Sen aklı başında kalabilirsen eğer,
Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
Hem kendine güvenirsen eğer,
Bekleyebilirsen usanmadan,
Yalanla karşılık vermezsen yalana,
Kendini evliya sanmadan
Kin tutmayabilirsen kin tutana,
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
Yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
Ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
İkisine de vermeyebilirsen değer,
Söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
Kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
Koyulabilirsen işe yeniden,
Döküp ortaya varını yoğunu,
Bir yazı turada yitirsen bile
Yitirdiklerini dolamaksızın dile
Baştan tutabilirsen yolunu
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
Direncinden başka bir şeyin kalmasa da,
Herkesin bırakıp gittiği noktada,
Sen dayanabilirsen tek
Herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen,
Unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken
Dost da düşman da incitmezse seni
Ne küçümser ne büyültürsen çevreni
Her saatin her dakikasına
Emeğini katarsan hakçasına
Her şeyi ile dünya önüne serilir
Üstelik oğlum, adam oldun demektir…

Rudyard Kipling
( 1865-1936 )

Çeviren: Bülent ECEVİT


6 Comments

enelsır

08/05/2011 at 4:59 pm

Ne güzel bir yazı olmuş. Elerinize sağlık sayın Nomen est omen. Yani öyle yüreğimi kabarttı ki yazınız. Şöyle teşekkür etmeme izin verin…Selam olsun adam gibi adamlara.

Isis

10/05/2011 at 10:42 am

Ben karsilassam ne derim, soracaklarimi yazdigim kagida bakar miyim, nasil otururum diye tahayyul ettim bir an. Henuz cok toyum, kucucugum, sehven karsilasirsam ne ala, ancak karsilamasam ,mualla :))

ceycet

11/05/2011 at 8:10 am

Evet,çok güzel olmuş.

O Adam ki,övülmeyi hiç sevmez,hatta bazen mahcup olur ve belki de için için kızar kendisini övenlere…

Ama bilmez ki,O nu övenler,kendilerinin O nu tanımakla nekadar şanslı olduklarını haykırmaktadırlar aslında…

ADAM

11/05/2011 at 12:48 pm

Yazıya bir diyesim yok; pek güzel. Üzerinde söyleşebilirdik belki ama ben asıl rahmetli Bülent Ecevit’in çevirisine takıldım. Olmamış. Bunun şiirsel düzenine tam uyumlu bir çevirisi “Adam Olmak” adlı kitapta var.

Nomen est omen

12/05/2011 at 4:27 am

Sayın Üyeler,
Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.
Sayın ADAM, arzu ederseniz yazıyı foruma taşıyabiliriz.Bahsi geçen çeviri de elimde mevcut.Zamanım olursa kıyasla değişimi sağlayabilirim.

Serkan EGESOY

22/01/2013 at 4:40 pm

Kanımca şiirin doğru tercümesi diye bir şey olmaz. Şiirin meşhur bir tanımı vardır.
Şiir, çeviride kaybolan şeye denir.

Leave a Reply

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ