Ay: Şubat 2012

Ama Ben Sanıyordum ki… 7

Category : Kişisel Bloglar

Ay ışığı altında pırıl pırıl güzel bir akşamda, yan yana yürüyoruz. Cebinden sigarasını çıkarıp yakarken onu biraz düşünceli görüyorum. Sanki söyleyeceklerini kafasında toparlamaya, nasıl başlayacağını belirlemeye çalışır gibi geliyor bana. Sözü toparlamaya çalıştığı hissine kapılıyorum. Sigarasından derin bir nefes çekip konuşmaya başlıyor:
 – Bak genç dostum… Kafanda bir çok soru olduğunu biliyorum. Bu konuşmaları da zaten senin bu muhtemel sorularının yanıtlarını bulmak için yapıyoruz. Ben elimden geldiğince bu konuda sana yardımcı olmaya çalışacağım. Fakat bilmelisin ki her soruna seni tatmin edecek yanıtlar veremeyebilirim. Bu bazen yanıtı seninle paylaşamayacağım için, bazen de ne kadar anlatırsam anlatayım anlayamayacağını düşündüğüm için olabilir… Fakat dur! Beni yanlış anlamanı istemem. Bu anlayamayacağına olan inancım seninle ilgili bir durum değildir. Bizim mesleğimizde öyle konular öyle durumlar vardır ki, kişiye anlatamazsın. Anlatsan da anlamasını sağlayamazsın. Kişi yaşar, görür, ve kendi çıkarımını kendisi yapar… Fakat illa ki bunu kendisi yaşamalıdır. Buna en iyi örnek sanırım Masonluğa kabul törenidir, yani tekris. Şimdi ben sana bunu enine boyuna anlatabilirim. Fakat bunu tam manasıyla anlayabilmen için onu senin bizzat yaşaman kaçınılmazdır.
 Söylediklerinden ne demek istediğini anlıyorum. Fakat Masonluktan bahsederken onu bir “meslek” olarak tanımlaması çok ilgimi çekiyor. Bunun yanında bu tanımlama hoşuma da gidiyor. O konuşmasına devam ediyor.
 – Neyse sırası geldikçe hepsine değinmeye çalışırız. Şimdi konumuza dönelim. Sen Masonluğun içindeki düşünsel ve uygulama olarak var olan farklılıklara takılmışsın anladığım kadarıyla.
 – Efendim, bu bir takılma değil… Diye konuya girecek oluyorum. Eliyle dur işareti yaparak beni durduruyor.
 – Dur genç dostum, dur, bekle. Hepsine sıra gelecek. Sabırlı ol. Acele etme. Biz Adım adım gidelim. Şimdi biz Ne diyorduk? Masonluğun doğuşunun M.Ö. 4000 yılına dayandığını söylüyorduk Fakat bu doğuş yanlış anlaşılmasın. Bu Masonluğun savunduğu ilkelerin doğuşudur. Ya da başka bir bakış açısıyla şöyle de diyebiliriz: Masonluğun savunduğu, insan ve insanlık adına oluşmasını istediği ve benimsediği ilkeler, dünyanın ve insanlığın yaratılışından bu yana vardır. Fakat bunların yanında bir de Masonluğun kurum olarak ortaya çıkışı vardır. Bu ikisini birbiriyle karıştırmamak gerekir.
Sigarasından bir nefes daha alıyor.
– Buraya kadar tamamız öyle değil mi? Sorun yok?
Soran gözlerle yüzüme bakıyor.
– Yok efendim. Devam edebiliriz.
– Masonluk kurum olarak çok sonra ortaya çıkmıştır. Bu asıl olarak operatif dönem olarak adlandırdığımız taş ustalarının dönemine denk düşer ama biz daha çok resmi ve günümüzde de geçerliğiliği kabul edilen başka bir başlangıçtan söz ediyoruz… İşte o tarih de 1717 dir. O tarihte Masonluk kaçınılmaz olarak bir yol belirlemiştir. Kaçınılmaz olarak diyorum çünkü o tarihe kadar Masonluğun bu yol haritasının belirlenmesine sebep olacak durumlar zaten yaşanmıştı, yaşanıyordu.
Bu defa ben ona soran gözlerle bakıyorum. Beni anlıyor.
– Yani bizim Operatif Masonluk dediğimiz yapılanma, içine “kabul edilmişler” dediğimiz dönemin aydınlarını ve aristokratlarını kabul etmeye başlamıştı. Hoş, bu durum kaçınılmaz olmakla birlikte o dönem Kilise’nin baskısından bunalmış aydınlar içinde bir kurtuluş gibiydi ama, neyse… Yani sonuçta bu süreç kaçınılmaz olarak bir değişimi beraberinde getiriyordu. Öyle de oldu. Masonluğun içinde “kabul edilmişler” çoğaldıkça (ki duvarcı ustalığı önemini yitirdikçe bu da kaçınılmazdı) bu da doğal bir süreç oldu.
– Yani bizim bu gün Masonluğun doğuşunu incelerken değindiğimiz oluşum başka bir hal alıyordu öyle mi?
Yüzüme şüpheci bir ifadeyle bakıyor.
– Evet öyle.
– Yani Masonluk zorunlu bir değişime uğruyordu, öyle mi? Sırf duvarcı ustalığı önemin yitirdiği için. Kabul edilmişler de ne yapacaklarını şaşırdığı için.
Bu defa daha da ciddi düşüncelere daldığını hissediyorum. Fakat bu kez daldığı düşüncelerin kaynağı benmişim gibi geliyor. Kendime kızıyorum. Of be oğlum! Bir tut be şu ağzını. Bir sus! Ne güzel hızını almış gidiyordu… Ama yook! Tutamam ki çenemi. İlla karışacağım.
Ben kendimi ne yapayım şimdi?


Ama Ben Sanıyordum ki… 6

Category : Kişisel Bloglar

Buluşmamızın üzerinden bir hafta geçmeden telefonum çalıyor. Onun sesini duyunca heyecanlanıyorum. Kendime bile itiraf edememiş olsamda tekrar görüşebilmemiz adına şüphelerim vardı. Telefondaki sesi kendisinin de bu görüşmeyi istediğini hissettiriyor bana. Mutlu oluyorum.
Buluşma yeri olarak bu kez o bir yer belirliyor. Daha önce hiç gitmediğim bir yer ama duyumlarımdan rahatça sohbet edebileceğimiz bir yer olduğunu biliyorum.
“Bu kez de sen benim konuğum ol” deyişi çok hoşuma gidiyor.
Sözleştiğimiz saatten daha önce oradayım. Etrafı izliyor, onunla konuşacaklarımı kafamda toparlamaya çalışıyorum.
Biraz sonra fakat sözleştiğimiz saatten önce geliyor o da. Erken davranmış olmakla iyi bir şey yaptığımı anlıyor mutlu oluyorum.
Aynı aydınlık yüz ve ışıldayan yüzle karşılaşıyorum. Dostça el sıkışıyoruz.
– Çok beklettim mi? Erken gelmeye gayret etmiştim oysa. Fakat görüyorum ki sen daha da erkencisin.
– Yok ben de az önce geldim efendim.
– Randevulara sadık olmak çok önemlidir genç dostum. Çünkü ağızdan çıkan her kelime karşındakine verilmiş söz gibidir. Buna eğer dikkat ederse insan hayatının her alanında faydasını görür.
Bu söyledikleri erken gelmiş olmamdan memnun olduğunu anlatıyor bana. Seviniyorum.
– Bir sipariş vermemişsin gördüğüm kadarıyla… Bak itiraz istemem, baştan anlaşalım,konuşmuştuk, bu sefer sen benim konuğumsun…
Çay içmek istediğimi söylüyorum. O da kendisine çay söylüyor.
Çaylarımızı beklerken sevecen bir yüz ifadesiyle,
– Söyle bakalım genç dostum bir önceki görüşmemizde değinmiş olduğum kavramlar üzerinde neler düşündün, ne gibi araştırmalar yaptın? diye soruyor.
Derin bir nefes alıp konuşmaya başlıyorum.
Bu nefes alışım biraz da söyleyeceklerimin onun üzerinde yapacağı etkiyi merak edişimden kaynaklanıyor. Zira bu gün durmaya hiç niyetim yok. Düşüncelerimi özgürce ve açıkça söyleyemeyeceksem, bu hem kendime hem de karşımdakine saygısızlık olacak. Şu bilgelik konusunu düşünürken bunu da çok düşündüm. Çok istediğim bir şeye ulaşabilmek için bazı şeyleri görmezden gelip, bazılarını atlamanın başka nasıl bir açıklaması olabilir ki? Hem buna iki yüzlülük bile denebilir… Yok yok “denebilir” fazla oldu, öyledir.
Ben ne istiyorum? Masonluğa girmek. Masonluk ne istiyor? İyi, doğru ve güzel insanları arasında görmek. Peki susarak nasıl iyi insan olunur? Ya çok sonra bu ertelemiş olduğum düşünceler aklımda iyice yerleşir ve bunları kanıksarsam? O zaman her şey daha sarpa sarmaz mı? İnsan bir yalanı ömrü boyunca nasıl taşıyabilir? Bunu ne kendime ne Masonluğa ne de ” Kardeşim” diyeceğim insanlara yapma hakkım yok. Ama en çok da kendime, ilk önce de kendime yapmaya hakkım yok.
Düşünülerimin bu gün netleşmesini umarak buraya geldim. Ya O’nun tarafından çürütülür ve yerine daha mantıklı düşünceler konulur ya da kafamda bir sürü soruyla ayrılırım bu masadan… Eh! Bu da yalanlarla ayrılmış olmaktan daha iyidir.
Geçen görüşmemizde değinmiş olduğu kavramlar üzerinde düşüncelerimi anlatıyorum uzun uzun. Özellikle ” bilgelik” konusunda söylediklerim hoşuna gidiyor.
Bu arada çaylarımız geliyor. Bir yandan çaylarımızı içerken kaşığıyla ders anlatan bir öğretmenin kullandığı bir cetvel gibi hareketler yaparak.
– İşte bu çok önemlidir genç dostum diyor. Bu nu kavramış olmana çok sevindim. Kutlarım. Eğer erdemlerle bütünleşmemişse tek başına bilgi ve akılda bir işe yaramaz… Eksik kalır. Olayları, olguları, kavramları incelerken kişinin doğruyu bulabilmesi için en çokta buna ihtiyacı vardır. Bilim herşeyi bulabilir, akıl herşeyi idrak edebilir. Fakat bilgelik bunu yorumlar ve anlamlandırır. Dahası bütün bunları insanlık adına ve onun yararına olmak üzere hayatın içine katar. İşte o zaman bilimin ve aklın üretimleri vücut bulmuş olur.
Bu bu söyledikleriyle doğru yolda olduğumu, böyle bir düşünce yapısına sahip birinin karşısında hata yapmaktan korkulmaması gerektiğini hissediyor, rahatlıyorum. Bu rahatlama bana cesaret veriyor.
– Size bir şey sorabilir miyim efendim?
– Tabii ki… Çekinme. Buyur sor.
– Masonluk gerçekten bütün her şeyi bu şekilde ele alır, böyle mi inceler? Yani önemsediği bu kavramları kendi içinde hayata tam olarak geçirebilmiş midir?
– Bunu hangi açıdan soruyorsun?
– Şu açıdan efendim. Bilimi, aklı ve bunun erdemlerle güçlenmiş birleşimi olan bilgeliği bu kadar önemseyen bir kurumun bunu tam olarak en azından üyelerine yaşatacak bir ortamı tesis etmiş olması gerekmez mi?
– Evet öyle. Gereklidir. Masonluk bu dediğini gerçekleştirmek için çalışır. Fakat sana açık olacağım genç dostum. Sen de biliyorsun insanın olduğu yerde sorun ve uyuşmazlık olur. Hatta bir düşünür şöyle demiştir: ” Biz insanların en büyük sorunumuz bu dünyaya insan olarak gelmiş olmaktır.”
Bu samimi yaklaşımı cesaretimi daha da güçlendiriyor.
– Peki Bütün bu kavramları bu kadar önemseyen Masonluk neden insanlar arasında ayrımcılık yapar?
Yüzü biraz asılır gibi oluyor ama, öyle korkulacak düzeyde bir asılma değil bu.
– Şu kadınların Mason olamayacağı konusu değil mi?
– Hayır efendim, sadece o değil, ateistlerin Mason olamayacağı, siyahların Mason olamayacağı, Hristiyanlar dışındakileri kabul etmeyen Masonik kuruluşlar… Dünyanın değişik ülkelerinde uygulanan bir birinden değişik bir sürü kural ve uygulama…
Bir şey demiyor. Bir kez de bundan cesretlenerek konuşmayı sürdürüyorum.
– Daha, yıllardan beri hiç değişmediğine değişemeyeceğine inanılan kurallar. Sürekli gelişmeyi ve ilerlemeyi savunan bir öğreti nasıl olur da değişmeyi kabul edemez? Değişmeden gelişme nasıl olur?
Ondan bir yanıt yok. Kaşığı bırakmış yüzüme bakıyor. Ben devam ediyorum.
– Bana daha da ironik gelen yanı ne biliyor musunuz? Bunun böyle oluşu, bana biraz da Masonluğun kendi ilkelerine bir ihanet gibi geliyor. Bilmiyorum, belki de bütün bunları cahilliğimden söylüyorumdur. Belki de dışarıdan yürütülen düz bir mantık beni böyle düşünmeye sevk ediyordur. Fakat bütün bunlar samimi bir merak ve bir iyi niyetin ürünüdür.
– Şimdi size şunu sormak isterim? Masonluk gerçekte ne ister?
 Butün bunları ardı ardına sıralamış olmam önce onu şaşırtıyor. Fakat hiç sözümü kesmeden dinliyor beni. Yüzünden duygularını tam olarak ele verecek bir ifade de yakalayamıyorum.
Önce bir iç geçiriyor. Sonra belli belirsiz bir tebessümle,
– Bu akşam hava güzel. Çıkıp biraz yürüyelim mi? diyor.
– Tabi ki olur efendim diyorum.
Bulunduğumuz kafe sahilde bulunduğu için bu yürüyüş için çok uygun bir yer. Bu fikir benim de hoşuma gidiyor.
Bütün ısrarlarıma rağmen hesabı o ödemek istiyor.
– Yoo, bu akşam sen benim konuğumsun.
Çaresiz diretmeyi kesiyorum.
Birlikte kafeden çıkıyoruz.
İçimde belli belirsiz tatlı bir endişe hissediyorum


Ama Ben Sanıyordum ki… 5

Category : Kişisel Bloglar

Konuğumu uğurladıktan sonra kendime bir kadeh daha doldurup koltuğuma kuruluyorum. Bu akşam konuştuklarımızı düşünüyorum.
Her ne kadar beni şaşırtan şeyler yaşamış olsam da, geneli düşünüldüğünde çok yararlı bir sohbet olduğu kanısına varıyorum. 
 Konuğumla ters düştüğümüz hatta onu kızdırdığımı sandığım durumlar geliyor aklıma. Bir an yine içim daralıyor. Fakat çok kısa sürüyor bu. Ben konuğumu kıracak hiçbir söz söylemedim veya saygısız bir tutum takınmadım ki. Bildiklerimi art niyetsiz olarak özgürce dile getirmek de benim özgürlüğüm değil mi?
Yanlış biliyorsam, yanlışımı düzeltmek ona düşmez mi? Mason olan o.
 Bütün bunların yanında üstünde düşünmemi ve araştırmamı istediği şu kavramlar… Bir şeyi işaret ediyor olmalı. Ya da en azından ben öyle sanıyorum. Bilimsellik, akıl ve bilgelik…
 Bu kavramlar bir bütün olarak ele alındığında konuğumla zaman zaman ters düştüğümüz anlarla ilgili içime bir rahatlama geliyor. Öyle ya ben de bu aşamaya gelene kadar kendimce bu kavramları kullandığıma inanıyorum. Araştırırken bilimsel yöntem ve yayınlardan yararlanmaya çalıştım. Elimden geldiğince sadece masonlarca yazılmış olan değil, bunun karşısında yer alan görüşleri savunan kişilerin de yapıtlarını okumaya çalıştım.
 Tüm öğrendiklerimi kendimce akıl süzgecimden geçirip değerlendirmeye çalıştım. Belki zaman zaman daha önce öğrenmiş olduklarımın etkisinde kaldığım ve bu sebeple tarafsız bir tutum sergileyemediğim olmuştur. Fakat bunun için de kendimi suçlamıyorum.
Biliyorum ki ben elimden geldiğince içimde ön yargılardan arınmış bir zihinle olaylara eğilmeye çalıştım. İçimde hep iyi bir niyet taşıdığım konusunda da kendime güveniyorum.
 Ancak şu bilgelik konusu… Belki de asıl kilit buradadır. Araştırmak, bulmak, bilmek… Hepsi tamam da… Eğer bütün bu bilinenler bir de erdemlerle birleşmemişse bilgelik nasıl oluşabilir?
Dünyada bir sürü bilim adamı bir dolu deha var. Yaşayan bilge kişilerin sayısı kaç tanedir acaba? İsteyen herkes bilgiye ulaşabilir. Peki kaçı bu bildiklerini erdemlerle yoğurarak bilge olabilir, bilgi ve erdemlerini insanlığa sunabilir?… İnsanlığa sunmak!… Kendi içimde kendimle yaptığım bu sohbetin beni götürdüğü yerleri hayretle karşılıyorum. Öyle ya; bir bilim adamı bir bilgiye ulaşmış bir şeyi keşfetmiş olabilir. Fakat bilgeliğe sahip değilse bu bilgiyi sadece kendine saklayabilir; sadece kendi çıkarları için kullanabilir. Oysa bilgelik öyle midir? Olmamalıdır. Bilge, bildiklerini insanlık adına ve insanlık için de kullanıyor olmalıdır.
 Bütün bunları düşünüyor olmak çok hoşuma gidiyor. İçim de bir şeylerin filizlendiğini duyumsuyorum.
Görünen o ki, her şey dönüp dolaşıp kişinin içinde, kendiliğinde oluşuyor. Eğer içinizde büyük bir sevgi taşımıyorsanız, bilgeliğe nasıl ulaşabilirsiniz ki? Bilgelik olgusunu yaşayamadıktan sonra, onca şeyi biliyor olmak neye yarar? Sevmek… Evet kendinden başlayarak dalga dalga etrafa yayılan ve giderek genişleyen bir helezon halinde sevgiyi yaşamak ve özümsemek.
 İşin bu tarafını kavrayınca kişinin önündeki bütün engellerin kalkacağını düşünüyorum. Ancak bu bahsettiğim, hayata geçememiş, sözde kalan bir sevgi değil. Nasıl desem?… Yaşıyor olmayı, bu dünyaya gelmiş olmayı sadece var olmuş olmayı bile sevmek gibi bir şey…
 Böyle düşünürken aklıma Yunanlı şair Konstantin Kavavis’in şu dizeleri geliyor:

” Başımıza gelen bütün bu şeyler,
Dünyada olmamaktan daha iyi,
Hem bizim için hasret falan da neymiş ki
Sen orada yıldızlara bakar dalarsın
Ben burada sigaramı yakar dalarım
İşte olur biter”
 Belki yılların çürütemediği dünya durdukça düşünceleriyle var olacak nice bilge, düşünür, sanatçı, bilim insanının ortak noktası budur.
Sevmeyi bilmek ve becerebilimek… Bilgelik için olmazsa olmaz gibi görünüyor.
 Peki içinde sevgiyi barındırması zorunlu olan bilgelik gerçek hayatta nasıl vücut bulur?
Her şeyi kucaklamak kimseye sırt dönmemek… Bilgelik bunu mu gerektirir?… Belki.
Fakat kaçınılmaz olarak onun da karşısında olması gereken kavram ve olgular yok mudur? Mesela bilgelik dogmalara nasıl karşı olmaz?
Ya bir yere veya bir düşünceye çakılıp kalarak hiçbir şeyin değişemeyeceğini savunan bir bilge olabilir mi?
 Bilgelik büyük uğraşlardan sonra ulaşılabilecek bir mertebe midir?
 Bilgeliğin gerçek görevi asıl o zaman başlamaz mı?
 Cesaretten yoksun bir bilgelik düşünülebilir mi? Ya da kendi doğrularından başka bir doğruyu bırakın kabul etmeyi varlığını bile yadsıyan bir bilgelik.
 Bütün bu düşündüklerim, zihnimde kıvılcımların çakmasına sebep olsa da, bedenim buna daha çok dayanamıyor. Göz kapaklarımın ağırlaştığı hissediyorum.
Etrafı şöyle üstünkörü toparlayıp yatak odamın yolunu tutuyorum.

 

 

 


Ama Ben Sanıyordum ki…4

Category : Kişisel Bloglar

Bana yıl gibi gelen uzun bir süreden sonra sessizliği bozan O oluyor.

– Bak genç adam. Bir konuya açıklık getirelim. Senin Masonluğu samimi hislerle öğrenmek istediğine inanıyorum. Heyecanından da anlaşılıyor bu. Rahat ol, kendini nasıl hissettiğini tahmin edebiliyorum. Biz bu gün burada birbirimizi tanımak ve bildiklerimizi paylaşmak için bir aradayız. Ben sana Masonluk hakkında bir şeyler anlatacak olabilirim, fakat şunu gözden kaçırmayalım, bu sohbet esnasında ben de senin hakkında bir şeyler öğrenmeliyim. Ancak o zaman  bu sohbet ikimiz içinde faydalı olur ve gerçek amacına ulaşır.

Söyledikleri ve söyleyiş şekli beynimde şimşeklerin çakmasına sebep oluyor. Çok büyük bir şeyi gözden kaçırmış olduğumu farkediyor ve önümde bir dağ gibi yükselen mahcubiyetimle yüzleşiyorum… Tabii ya! Bir şeyler öğrenecek olmanın ve ilk defa bir Masonla bu kadar yakın ve yüz yüze olmanın büyüsüne kendimi öylesine kaptırdım ki, bu detayı gözden kaçırdım.

Sanki bu sohbet sadece benim bir şeyler öğrenmemi sağlayacaktı. Bu sohbet sırasında söylediklerimin, davranışlarım da karşımdakine benim hakkımda fikirler vereceğini, karşımdakininde bunu dilediğini gözden kaçırmıştım.

Vücudumdaki bütün kanın yüzümde toplandığı hissine kapılıyorum. Kulaklarım alev alev yanıyor.

Bu halimi farketmiş olacak ki, babacan bir ses tonuyla devam ediyor.

– Bak genç adam. Konumuz olan Masonluğu bir kenara bırakalım. Bunu nasıl olsa daha uzun uzun konuşuruz. Biz önce konulara eğiliş biçimimizle uğraşıp bunun üzerine gidelim. Hem bak göreceksin bunu tam olarak oturttuktan sonra her şey nasılda kolaylaşacak. Şundan da emin ol. Bu hayatının her alanında sana çok şey katacak.

Söyledikleri ve sesinin tonu içime bir rahatlama getiriyor. Ferahlıyorum.

“Nasıl isterseniz” diyorum sevinçle.

Yüzüme yayılan gülümsemenin yansımasını görüyorum yüzünde. Mutlu oluyorum.

– Şimdi genç dostum. Bizim gibi gerçeklerin peşinden koşmaya gönüllü kişilerin, biz derken seni ve senin gibi insanları da bunun içine alıyorum,

Bu son tümcesi içimi çoşturuyor. ” Teşekkür ederim” diyorum, çocuklara has sevinçli bir yüz ifadesiyle. Devam ediyor.

– Evet bizim gibi kişilerin, bu yolda yürürken elimizde bir takım silah ve aletlerimizin  olması gerekir. Bu silah ve aletler bizim yolumuza çıkan düşman ve engelleri yara ve zarar görmeden aşmamızı sağlar.

Bunun da ötesinde yolculuk boyunca karşılaşacağımız gizli veya açık bilgileri görmemizi, değerlendirmemizi ve özümsememizi sağlar.

Eğer bu silah ve aletlerden yoksun olarak bu yolculuğa çıkarsak , hem yolculuk amacına ulaşamayabilir, hem de biz yolculuk boyunca yarardan çok zarar görebiliriz.

Söyledikleri içimde bir merak dalgası yaratıyor. Sanki fantastik bir öykünün içene çekilmiş gibi dinliyorum O’nu. O bütün dinginliğiyle konuşmasını sürdürüyor.

– Bu yolculuğa çıkmaya gönüllü birinin sahip olması gereken ve olmazsa olmaz alet ve silahlar şunlardır genç dostum: Bilimsellik, akıl ve bilgelik.

Bir an için donup kalıyorum. Bu konuyla ilgili bunca okuma ve araştırma yapmış olmama rağmen üstünde hiç durmadığım, belki de önemseyip derinlemesine irdelemediğim kavramlardı bunlar.

Anlaşılan ben sadece buz dağının görünen yüzüne bakmıştım. Daha öğrenilmesi ve üstünde çalışılması gereken çok şey vardı.

Sessizliği yine O bozdu:

– Yani genç dostum biz önce bu kavramlar üzerinne yoğunlaşıp, bunlar üzerinde mutabakata varmalıyız. Gerisi nasıl olsa çorap söküğü gibi gelir.

Fakat bu hemen burada şimdi yapabileceğimiz bir şey değil. Bence sen önümüzdeki bir haftayı bunlar üzerinde araştırma yaparak ve düşünerek geçir. Sonraki buluşmamızda bu kavramlardan ne anladığını dinlemek isterim.

Bunları söyledikten sonra kalkmak için izin istedi kibarca. Bir hafta sonrası için sözleştik. Sohbetimiz her ne kadar biraz sorunlu başladıysa da bitmemiş olmasında mutluluk duyuyorum.

Bir yandan da beynimin içinde şu kavramlar dönüp duruyor. Araştırmaya nereden başlasam acaba?

Bilimsellik, Akıl, Bilgelik…

Elbet bir yolunu bulacağımı hissediyorum.


Ama Ben Sanıyordum ki…3

Category : Kişisel Bloglar

Konuğumun biraz gerildiğini görüyorum. Oturduğu koltuktaki huzursuz hareketlerinden ve kravatını belli belirsiz gevşetişinden anlıyorum bunu.


Benim de canım sıkılıyor. Yanlış bir şey yapmış olduğum, istemeden uygunsuz bir şey söylediğimi sanıyorum.
Konuğumun ruh halini anlayabilmek için sesime olabildiği kadar rahat ve huzurlu bir ton vermeye çalışarak, ”Yanlış bir şey mi söyledim acaba efendim?” diyorum hafiften, yumuşakça.
Konuğumun sıkkınlığı daha da belirginleşiyor. Yüzüne bir gölge düştüğünü görüyorum.
Sanki artık konuşmaya devam etmek istemez ve bir an önce kalkmayı düşündüğünü hissettiren bir tavırla, “Bu böyle hemen konuşup bir çözüme ulaştırabileceğimiz bir konu değil.” diyor. 

Kalkmak üzere olduğunu hissediyorum.
Fakat bu buluşmanın böyle bitmemesi gerektiğini, eğer böyle biterse bir daha gerçekleşemeyeceğini anlıyorum.
Bir şeyler yapmak ve onu burada tutmak gerektiğini kavrıyorum. Başka çaremin kalmadığını düşünüp, onu biraz daha zorlamaya karar veriyorum.
– Ben sadece kendi düşüncelerimi söyledim. Bunlar size ters gelen düşünüler olabilir. Fakat biz de bu gün zaten bunları konuşmak için bir araya gelmedik mi?
– Bir konuyu konuşabilmek için önce ön yargılardan arınmak gerekir. Görüyorum ki siz daha başından bazı ön yargılar taşıyorsunuz. Kim bilir, belki de benden önce tanışmış olduğunuz birilerinin görüşlerinden etkilenmiş olabilirsiniz.
– Benim doldurulmuş olabileceğimi mi düşünüyorsunuz?
– Dolduruldunuz mu?
– Tamam, belki yanlış bir tabir kullandım. Yani sizden önce birileriyle konuşup, onların düşüncelerinin etkisi altında kalarak mı bu konuşmayı yaptığımı düşünüyorsunuz?
– Bilemem. Bunu ancak siz bilebilirsiniz. Bana öyle geldi diyelim. Hoş, bunun pek bir önemi de yok aslında.
– Efendim, sizi temin ederim, sizden önce bu çapta bir görüşmeyi hiç kimseyle yapmadım. Yani bir Masonla yapılan bir görüşmeden bahsediyorum. Hem benim sizin dışınızda tanıdığım başka bir Mason yok ki. Tabii ki zaman zaman bu konuya ilgili olduğunu bildiğim insanlarla sohbet ettiğim oluyor. Fakat onların hepsi benim gibi bu konuya ilgi duyan ve dışarıdan araştırmaya, öğrenmeye çalışan insanlar. Benim sizinle paylaştığım düşüncelerimin hepsi, kendi araştırmalarımdan, okuduklarımdan çıkarımla oluşmuş, kendi düşüncelerim. Belki yorum farkı da yaşıyor olabiliriz. Fakat lütfen beni aydınlatın ve bütün samimiyetimle doğruları öğrenmek istediğime inanın.
Bu içtenlikli açıklamam onu yumuşatmış görünüyor. Yüzündeki gölgenin dağıldığını, yerini belli belirsiz bir tebessümün aldığını hissediyorum.
– Sana inanıyorum genç dostum.
Bu yumuşamış tavrı içimi rahatlatıyor.
– Teşekkür ederim.
– Şimdi ne yapmamızı öneriyorsun? Her şeyi başından sonuna gözden mi geçirelim?
– Öyle olursa sevinirim. Hem bana çok yararı olacağına inanıyorum.
– Fakat bu çok uzun zaman alabilir. Hatta belki bugün bitiremeyebiliriz.
-Benim için bir sakıncası yok, şayet size de uygunsa…
– Şu halde en baştan başlayalım. Bakalım ne kadar gidebiliyoruz.
– Başlayalım efendim.
– Masonluk, benim de katıldığım bir görüşle M.Ö. 4000 yılında doğmuştur. Bu tarih de öyle gelişigüzel ortaya atılmış bir tarih değildir. Bunu bilelim.
Bu tarihle ilgili bildiklerimden bahsediyorum. “Anno Lucis! Işığın yılı.” diyorum heyecanla.
Bunu biliyor olmam onu şaşırtıyor. Fakat bir memnuniyetin izlerini görüyorum yüzünde. Bu beni sevindiriyor.
– Ooo genç adam, bakıyorum baya bir derin araştırmışsın. Kutlarım.
– Teşekkür ederim.
– Fakat bu başlangıç sadece Masonluğun savunduğu düşüncelerin başlangıcıdır. Masonluğun kurumsal olarak ortaya çıkışı çok daha sonradır. İşte anlayış farklılıklarının ortaya çıkışı da bu zamanlara denk gelir. Biz Masonluğun o günlerden bu günlere değiştirilemez kurallarla geldiğini, kendisine ait bir tarihi, töresi, ilkeleri olduğunu savunuruz.
– Siz?
– Biz derken Muntazam Masonları kastediyorum. Bir de bunu kabul etmekle birlikte Masonluğun değişebileceğini ileri sürenler var.
– Masonluk değişemez mi gerçekten?… Bunu savunmak Masonluğun kendi düşünüsüyle de ters düşmez mi?
– Hayır, ters falan düşmez. Bunlar daha çok işleyişle ilgili kurallardır.
– Fakat işleyiş için gerekli olan o kurallar, Masonluğun düşünsel olarak ilerleyişini de etkilemez mi?

Yüzü karıştı. Kaşları çatıldı. Fakat kızgın değildi.
– Anlayamadım?
– Yani Masonluğun bir kurum olarak kendisini çağa uydurmadan, düşünsel olarak uydurması ne kadar mümkün olabilir?
– Yine anlayamadım. Mesela?
– Mesela şu bir yaratıcıya inanıyor olmanın şart olması konusu… Masonluğun evrensel ülküsüne, amaçlarına baktığımızda bunun o ülkü ya da amaçla ne kadar bağdaştığını düşünüyorsunuz? Masonluk kişilerin inançlarıyla neden ilgilenir ki? Bütün insanlığı kucaklayan bir felsefesinin olduğunu savunurken hem de. Ya da şöyle sorayım: Sizin kardeşleriniz içerisinde ateist olan kimse yok mu? Bunu kesin olarak bilemeyebilirsiniz. Bir şüphe boyutunda bile olabilir… Gerçekten kimse yok mu?

Bunları bir çırpıda söyleyivermiştim. Bitirdiğimde nasıl söyleyivermiş olduğuma şaşırdım. Durup derin bir nefes aldım.
Konuğum da derin bir nefes aldı. Sanırım, o da en az benim kadar şaşırmıştı. Yok, sanırım benden daha çok şaşırmıştı.
M.Ö. 4000 tarihindeydik; birdenbire nereye gelivermiştik!
Cevap vermeden önce, düşüncelerini tarttığını hissediyorum.
Biraz çetin bir ceviz mi çıkmıştım?… Bana göre değil. Sadece biraz bilgilenmiştim ben, hepsi bu. Yoksa o karşısında Masonluk hakkında hiçbir şey bilmeyen birisini bulmayı mı bekliyor, öylesini mi tercih ediyordu?
Of!… Böyle yapmamalıydım. Susmalı, bir şey söylememeli, onun anlatmasını beklemeliydim. O anlattıkça başımla anladığımı teyit etmeliydim. Sormadan yanıt vermeye kalkışmamalıydım. Yine yanlış yapmıştım işte. Şimdi ya kalkıp giderse!
Tanışmak kendimi anlatmak ve tatıtmak için binbir çabayla ayarlayabildiğim bu görüşme bambaşka bir hal alıyordu. Fikirlerinden faydalanmak, kendi görüşlerimi paylaşmak üzere evime davet ettiğim konuğumla, şimdi karşı cephelerde yer alıyoruz gibi hissediyordum. Oysa amacım kesinlikle bu değildi. Neleri hayal etmiştim, fakat iş nerelere gelmişti.
Endişeliyim. Kalbim hop hop atıyor gibi…

 


Ama Ben Sanıyordum ki…2

Category : Kişisel Bloglar

Yemeğimizi de neşeli ve sıcak bir sohbetle yiyoruz. Hazırladıklarımı beğeniyor. Seviniyorum.

-Bana Mason olmak istediğinden bahsedildi.

 – Evet. Çok istiyorum bunu.

 – Neden istiyorsun?

 – Araştırmalarımdan bunun kendimi geliştirmek adına bana çok şey katacağını anladım. Öyle umuyorum.

 – Masonluk hakkında neler biliyorsun? Şimdiye kadar bu konuda hangi kitapları okudun?

Şimdiye kadar okumuş olduğum kitapları sıralıyorum. Bir çoğunu beğeniyor. Bazılarında dudak büktüğünü hissediyorum.

 – Masonluktan neler bekliyorsun?

 – Kendimi geliştirmek, daha iyi bir insan olabilmek adına, bana yardım etmesini bekliyorum.

 – Daha iyi bir insan olmak derken ne demek istiyorsun?
– Hırslarından arınmayı. Sadece kendisi için değil çevresi ve insanlık adına da bir şeyler yapmaya çalışabilmeyi anlıyorum?

 – Bunları yapabilmek için Mason olmak şart mı?
– Ben evde spor yapmaya pek inanmam. Spor, spor salonunda yapılır. Kişi bir işe adanıyorsa, o işin iyi yapıldığı bir yerde, o işi iyi yapan, kendisi gibi adanmış insanlarla birlikte olmalıdır. Bu hem daha iyi sonuç verir hem de sıkılmayı engellediği için sürekliliği sağlar.

– Mason olmadan da iyi bir insan olunamaz mı?

– Olunabilir tabi ki. Yani olunuyordur. Fakat ben Masonluğu sigarayı bırakan birisinin, bunu bütün yakınlarına duyurması gibi algılıyorum. Herkese söylüyor ki bir daha başlamayı aklından geçirirse gururu buna engel olsun. Kişi Mason olarak, iyi bir insan olmaya kendini adadığını herkese ilan ediyor. Kötü bir işe yeltenmesi bir yana dursun, böyle bir şey aklına düştüğünde bile, sırf Mason olduğu için bundan vaz geçmeli. Eğer böyle olamayacaksa Masonluğa hiç girmemeli. Ben böyle düşünüyorum.

– Çok güzel düşünüler bunlar. Kutlarım. Yüzüm kızarıyor. ”Teşekkür ederim.” diyebiliyorum sadece. O bu mahcubiyetimi fark ediyor. Daha çok üstelemeden, konuşmasına devam ediyor.

– Mason olmak için bir yaratıcıya inanmak zorundasın. Bunu biliyorsun, değil mi?

– Şey… Fakat ben daha önceden yapmış olduğum çalışmalarda, Masonluğun inançları her ne olursa olsun tüm insanlığın barış ve mutluluğunu arzuladığını ve bu yönde çalışmalarını istediğini öğrenmiştim.

– Evet. Masonluk insanların inançlarıyla ilgilenmez. Hepsi için barış ve mutluluk ister. Fakat Mason olmak için bir yaratıcıya inanmak şarttır. Yoksa sen inanmıyor musun? Ateist misin?

– Yok. İnanıyorum inanıyorum da, ben bunun böyle ol…

– Bırak sen şimdi nasıl olduğuna inandığını. Ona bakarsan kendisine Mason diyen bir sürü kuruluş var. Bırak Tanrı inancını, kadınların bile Mason olabileceğini savunuyorlar.

– Nasıl yani? Kadınlar Mason olamaz mı?

– Tabii ki olamaz. Bak dostum, biz gelenekleriyle yaşayan ve ona sıkı sıkıya bağlı bir kurumuz. Bizim değişmesi imkansız, törelerimiz, kurallarımız vardır. Dünyadaki bütün Muntazam Masonlar bunlara bağlıdır.

– Muntazamlık?

– Muntazamlığın kuralları da bellidir? Dünyadaki bazı büyük localardan patent almış olmak , onlar tarafından tanınmış olmak gerekir. Muntazamlığın dışında kalan diğer kurumlar, sadece kendilerine Mason derler, fakat Mason olamazlar.

– Nasıl yani? Başka Büyük Localardan patent almak, onlar tarafından tanınmış olmak mı? Yoksa Mason, pardon Muntazam Mason olunamıyor mu? Fakat bana Masonluk ulusaldır demişlerdi.

– Canım Masonluk tabii ki ulusaldır. Fakat bütün Büyük Localar birbirileriyle tanışmak, tanımak ve tanınmak ister. Bu çalışmaları daha verimli bir hale getirir.

– Bunun olabilmesi için de diğer Büyük Localar tarafından tanınmak mı gerekir?

– Aynen öyle. -…. – Ne o daldın. Kafana takılan bir şey mi var?

– Şey… Ben Tanrı’ya inanıyorum da… – Eee, ne güzel işte.

– Dinlere inanmıyorum yalnız.

– Olsun. Bu sorun olmaz.

– Fakat, yemin etmem gerekirken bir kutsal kitabın üstüne el basacağım.

– Evet basacaksın.

– İnanmadığım bir kitabın üstüne yemin etmek, ne kadar bağlayıcı olabilir? Ben daha değerli bir şeyin üstüne yemin etsem olmaz mı?
– Daha değerli ne gösterebilirsin ki?

– Onurum ve şerefim üzerine yemin etsem?… Hem bu kesinlikle bozamayacağım bir yemin olur.

-……

– Ne oldu? Şimdi de siz daldınız… Efendim! Ne oldu bir şey mi oldu? Hiç hoşlanmadınız anlaşılan. Neden acaba? Yoksa siz bir insanın onurunu,şeref ve haysiyetini din kitaplarından daha önemsiz mi sayıyorsunuz?
-……


Ama Ben Sanıyordum ki…1

Category : Kişisel Bloglar

Nasıl heyecanlı olduğumu anlatamam. Belki de aylardır bu günü bekliyordum. Heyecanım, hem gelecek olan misafirim hem de konuşacaklarımız yüzünden.

Bu gün ilk defa bir Masonla karşılıklı oturup konuşabileceğim. Evet evet, bugün bir Mason evime misafir olacak. Kim bilir? Belki de bu gün benim için Masonluğa giden yolun eşiğidir.

Günlerce kendi çapımda araştırmalar, okumalar yaptım. Masonluğu az çok anlayabildiğimi sanıyorum. Bir harici için ne kadar mümkünse artık. Masonluk öyle kolay kolay kavranabilecek bir şey midir ki? Sahip oldukları sırlara vakıf olmak kim bilir ne kadar da zordur. 

Sırlar?… Evet evet bence kesin büyük bir sırları var. Yoksa neden bu kadar gizemli olmayı seçsinler ki?

Fakat bütün bu gizeme rağmen, kendilerine atfettikleri nitelikler yok mu? Sırf bunun için bile Mason olmak güzel bir şey olsa gerek. Düşünsenize, daha iyi bir insan olmak için kendinizle savaşıma girmek. Bütün insanlığın barış ve mutluluğu için çalışmak. Bütün insanlığı sevgiyle kucaklamak. Ne takdir edilesi ülküler… Katılmaz mısınız?

Fakat kendilerini biraz daha açamazlar mı sanki? Amaçları belli, çalışma yöntemleri belli, şu ritüelleri bile internette tonla… Neyi gizliyorsun yani? Fakat bunu sorgulamak da bana düşmez doğrusu. Elbet bir bildikleri vardır. Öğreniriz elbet onu da bir gün.

Muhtemelen basit bir gerekçe çıkacak ardından. Bugüne dek hem öyle oldu çünkü.

Şu forumu kurandan da Allah razı olsun. Ne öğrendiysem çoğunu buradan öğrendim. Hatta bu gün gelecek olan misafirimle tanışmama vesile olan dostum, bu forum için Masonlukla ilgili en iyi kaynaklardan biridir demişti. Ne kadar haklıymış. 

Bir gün ona ”Ben Mason olmak istiyorum.” dedim. Öyle pat diye. O da bana ”Hele dur bakalım, bu öyle elini kolunu sallaya sallaya girebileceğin bir kurum değil.” demişti, “Önce bir araştır, bir anla bakalım, sonra girmek istemezsin belki’.” 

Masonluğa bu ilgimin oluşmasının da ayrı bir öyküsü var. Ancak şimdi bir de onu anlatıp kafanızı şişirmek istemem.

Sözünü ettiğim bu dostum Mason değil. Yalnız bu konularda çok bilgili. Önce araştırmamı istiyorsa bir bildiği vardır diye düşünüp, konuyla alakalı ulaşabildiğim tüm kaynaklara ulaşmaya çalıştım.

Ve evet… İşte nihayet bu gün bir Masonla yüz yüze gelebileceğim.

Hah! Kapı çalıyor. Konuğum gelmiş olmalı. Onun için hazırladığım masanın düzenini bir kez daha kontrol edip, hızlıca kapıyı açmaya yöneliyorum. 

Karşımda orta yaşlarında şık giyimli bir bey var. Gözlüğün gizleyemediği aydınlık gözlerle gülümsüyor bana. Çok sıcak bir el sıkışma faslından sonra içeri buyur ediyorum.

Salona girdiğinde etrafı süzüyor göz ucuyla. “Bekar bir erkeğe göre oldukça düzenli bir eviniz var. Umarım habersiz gelen misafirleriniz de bu kadar düzenli görebiliyorlardır.” diye şaka yapıyor gülerek.

Ne kadar da sıcak kanlı. Bu içten tavırları beni rahatlatıyor. 

Yemek öncesi bir şeyler içmeyi teklif ediyorum. Karşılıklı oturduğumuz koltuklarımızda, tanışmamız şerefine kadeh kaldırıyor. Mutlu oluyorum.

Konuğumu sıkmak istemediğim için konuyu hemen Masonluğa getiremiyorum. Dakikalarca havadan sudan konuşuyoruz. İşten, günlük hayattan… Beni yeni terk etmiş olan sevgilimden.

Sohbetimiz çok sıcak ve içten bir havada sürüyor.


Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ

Son Yorumlar