Ama Ben Sanıyordum ki… 8

  • 1

Ama Ben Sanıyordum ki… 8

Category : Kişisel Bloglar

Yüzüme bakarken ne hissettiğini anlayamıyorum. Fakat bu durum bir tedirginlikte yaratmıyor bende. Sigarasının sonunu yere atıp ayağının altında ezerek söndürüyor.
– Şu mereti de bırakmak gerek artık diyor.
Bunu yaparken ağzından kelimelerle birlikte bir dolu dumanın çıktığını görüyorum.
Artık duramam. Ne hissediyor ne düşünüyorsam söylemeliyim… Çok garip. Bunu sanki kendime olan bir borç, geri dönemeyeceğim bir eşik gibi görüyorum. Tam eşikten atlamak üzereyken o konuşmaya devam ediyor.
– Doğruyu söylemek gerekirse haklısın. Evet başından beri incelediğimiz Masonluk şekil değiştiriyor. Fakat bu senin sandığın gibi kabul edilmişlerin ne yapacağını bilemedikleri için falan olmuyor. Aslına bakarsan Masonluk o zaman doğuyor. Bu noktada şunu belirtmek isterim: Ben Masonluğun öyle söylendiği gibi M.Ö. 4000’de falan doğduğuna inanmıyorum. Tamam belki Masonluğun da savunduğu ilkeler o zamandan bu yana var olmuş olabilir. Fakat bir düşüncenin var olması bir kurumu var etmeye yeter mi? Ona bakarsan Masonluğun savunduğu idealleri savunan bir sürü başka kurum var. Bu Masonluktan önce de varmış, şimdi de var, gelecekte de olacak. E o halde bir kurumun kendi ilkeleri, kendi örgütlenme tarzı üzerinde şekillenip bir vücut bulmuyorsa, orada bir kurumdan değil bir düşünceden söz edilebilir sadece. Oysa Masonluk içinde bir felsefeyi barındıran bir kurumdur…
Bunu derken “kurumdur” deyişini iyice vurgulayarak söylüyor. Ne demek istediğini anlıyorum. Devam ediyor.
– Şimdi şöyle düşün: Masonluk senin düşündüğün gibi binlerce yıldır var. Fakat düşünsel olarak var. Büyük locaların, locaların, yani şu anda kurum olarak var olan bütün her şeyin bir an için olmadığını düşün. Masonluktan söz edilebilir mi? Yani demem o ki genç dostum, Masonluk etiyle kemiğiyle belli bir tarihte, 1717’de doğmuştur.
– Bu açıdan bakıldığında Masonluğun gerçek kurucularının kabul edilmişler olduğunu düşünebilir miyiz?
– Tam olarak öyle değil. Evet her şey az önce anlattığım gibi ama örgütlenme tarzı ve semboller açısından taş ustalığı da Masonluğa çok şey katmış ve bir çok miras bırakmıştır. Fakat bu kadardır. Masonluk düşünsel olarak tam da dediğim tarihte başlamıştır.
Dikatle yüzüme bakıyor. Sanki anlayıp anlamadığımı sezmeye çalışıyor gibi hissediyorum. Haklı da çıkıyorum.
– Tamam mı? Buraya kadar her şeyi anladık mı?
– Anladık efendim. Sorun yok.
– Eh. Eğer Masonluğun bu tarihte başladığını kabul ediyorsak, bu başlangıcın nasıl bir başlangıç olduğunu ve neleri kapsadığını şimdi inceleyebiliriz. Bunu yaparken de şunu gözden kaçırmayalım. Masonluk istikrarlı bir kurumdur. Yüzyılardır bu kadar düşmanı ve karşıt görüşlüsü, onu yıkmaya çalışanı olduğu halde bırak yok olmayı, böylesine güçlenerek ayakta kalabilen bir kurum daha var mıdır? Bu istikrar Masonluğun değişmemiş olması ve değişmeyecek olmasından gelir. Başalangıcından bu yana konulmuş olan kurallara sıkı sıkıya bağlı kalışı Masonluğu bu günlere getirebilmiştir. Bu bir cümle olarak ağızdan kolayca çıkar. Fakat gel gör ki bunun gerçek hayatta oluşabilmesi için çok emek verilmiştir. Mutlulukla görüyorum ki başarılı da olunmuştur.
Bu anlattıklarını anlıyorum. Bu halim ona da yansımış olacak ki, yüzünde bir rahatlama ve konuyu istediği akışına getirebilmiş olmanın verdiği iç huzurun yansımasını görüyorum.

Kendimi tam böyle düşünürken yakalıyorum… Çok mu abartıyorum acaba? Öyle ya, karşımdaki mutlak zafer umuduyla karşısına çıktığım bir rakip değil ki. Peki neden kendimi hep bir sorgulama halinde hissediyorum? Bunun için kendimi suçlayamam. Tam ve yeterli bir şekilde öğrenemeyeceksem, ve bunu elime böyle bir fırsat geçmişken yapamayacaksam ne zaman yapabilirim? İşte karşımda bir Mason var. Yaşını Masonlukta geçirdiği zamanla orantılarsam… Kim bilir, belki ben daha bir bebekken Masonluğa girmiş olmalı.
Böyle düşünüyor olmak içimi kemiren sorulara engel olamıyor. Tutamıyorum kendimi.
– Yani, bu tarihi Masonluğun kuruluş tarihi olarak kabul etmemiz gerektiğini, o zaman konulmuş kurallara bağlılığın Masonluğu bu günlere taşıyabilmiş olduğunu düşünmeliyiz…
– Evet aynen öyle.
– Peki bu kuralar kim tarafından konulmuş? Ya da şöyle sorayım: Nasıl konulmuş? Bir ismi var mı? Bu bir anayasa mı?
– Tabii ki var? Anderson yasası. Dünya üzerindeki bütün muntazan Masonların kabul ettiği ve üzerinde mutabakata vardığı evrensel bir yasadır.
– Ve bu yasa ilk yazıldığı günden bu yana hiç değişmemiş, değiştirilmesi teklif bile edilmemiş, ilk yazıldığını koruyan bir yasadır; öyle mi?
Tanıştığımızdan beri, ne zaman yüzünde görsem kendimi rahatsız hissettiğim o ifade beliriyor yine. Yalnız bu kez bir farkla: Artık o kadar da rahatsız olmuyorum.

– Bu bahsettiğiniz yasaya daha önce okuduğum bir kitapta rastladım efendim. Bütün hatlarıyla olmasa da bir bölümde bu yasayı inceliyordu.

Okumuş olduğum kitabın ismini söylüyorum. O da hem kitap hem de yazarı hakkında güzel şeyler söylüyor. Fakat konuyu nereye getireceğimi merak ettiğini hisediyorum.

– Yanlış hatırlamıyorsam efendim o kitapta bu yasadaki bazı maddelerin daha sonradan değiştirildiğini, hatta bunun bir kaç defa olduğunu anlatıyordu. Şu halde bu yasanın değişmediğini söyleyemeyiz değil mi?

– O maddeler olayın özünü değiştiren konuları içermiyor.

Sesinde belli belirsiz bir tedirginlik hissediyorum.

– Yani şu Nuh’a inanma koşulunu, daha sonrasında Masonluğa girebilmek için hür doğmuş olma koşulunu. Bütün bunları işin özüne etki etmeyen, değiştirilmesinde sakınca olmayan koşullar olarak görüyorsunuz öyle mi?

-O zamanın koşuları altında konulmuş fakat daha sonra zamanın gereklerine göre düzenlenmiş bazı konular olabilir. Olmuştur da.

Tamam işte… Benim dediğim de o. Fakat niçin bunu kabullenmiyor da hep hiçbir şeyin değişmediğini ileri sürüyorlar?

İçimi kemirip duran noktaya gelmiş durumdayız. Bunun üzerine gitmeli mi diye düşünüyorum. Duraksıyorum. Kararsızım.

– Efendim size bir soru sormak isterim diye girişiyorum sonunda. Fakat bu soruma yanıt vermek istemezseniz de lütfen söyleyin. Zira sorum Masonlukla bağlantılı olmakla birlikte, sizin biraysel görüşünüzü belirtmenizi gerektirir.

– Buyur sor, diyor amatedirginliği şimdi daha da belirgin.

– Efendim. Şimdi bir Mason olmadığınızı ve benim gibi bu konuyu dışarıdan incelemeye ve öğrenmeye çalıştığınızı varsayalım. Şu az önce bahsettiğimiz Anderson yasasını ele alalım. Bu yasanın daha önce de birtakım değişikliklere uğradığını biliyoruz. Şimdi size sormak isterim: Sizin için bu yasa tam ve en kusursuz haline ulaşmış mıdır? Yani Masonluğun tüm ilkelerini ve felsefesini tam ve eksiksiz olarak ortaya koyan en son hali bu mudur? Ya da başka bir açıdan sorayım. Hani sizin de bir an için bir harici olduğunuzu varsayıyoruz ya. İşte bu halinizle bu yasa sizin önünüze konsa, hangi maddeler size ters gelir? Neleri değiştirip neleri eklemek isterseniz? Yoksa hiçbir şeye dokunmadan bu haliyle mi bırakırsınız?

Yüzünde oluşan ifadeyi neye yoracağımı bilemiyorum. Doğruca bana bakıyor. Fakat bu bakıştan hiçbir şey anlamıyorum.

Beni omuzlarımdan tutup sakince kendine doğru çeviriyor. Şimdi yüz yüzeyiz. Bir elini omuzumdan indirmeden gözlerime bakıyor. Tam bu anda yüzünde çok ufak bir tebessüm yakalıyorum. Belki de bana öyle geliyor. Eliyle üç kere omzuma vuruyor. Babacan bir dokunuş bu. Söyleyeceklerine başlamadan önce iç geçiriyor.

– Bu soruna cevap vermeyeceğim genç dostum.

İçimde bu soruya bundan daha iyi ve açıklayıcı bir cevap verilemeyeceğine dair bir his uyanıyor. Çok üzun ve detaylı bir yanıt almış gibi rahat hissediyorum kendimi


1 Comment

Serkan EGESOY

14/01/2013 at 5:11 pm

Bence Anderson Yasası değişmez ve kelimelere dökülmez şekilde hep vardı ancak temel yasanın kavramlar evreninden bizim konuştuğumuz dile tercümesinde değişiklik olmuş olabilir. Yani yasanın değişmesi günümüzde kullandığımız dilin değişmesinden ötürü, Fransızca’dan Osmanlı Türkçesi’ne çevrilmiş bir kitabın şimdi tekrar çağdaş Türkçeye çevrilmesine benzer şekilde tekrar kelimelendirilmesidir.

Leave a Reply

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ