Biraz da Sanat: Adalılar

  • 5

Biraz da Sanat: Adalılar

——

Televizyonla yıldızım hiç barışmadı dersem yalan olmaz.

Ancak TV 8 açıldığı o ilk dönemlerde kalitesiyle dikkatimi çekmişti. Özellikle sanatsal ağırlıkta bir kadraj, renk düzeni ve makyaj anlayışı olmasıyla doğrudan vizyon olarak “diğerleri”nden benim gözümde ayrılıyordu. Sanatsal programların ağırlıkta olması da cabası…

Dolayısıyla dinlenmek için kendimi boş boş bir koltuğa attığım zaman TV 8 açıp “bakalım şimdi ne varmış” dediğim olurdu.

Yine böyle bir gün; yine güzel bir söyleşiye denk geldim. Konu “Adalı Olmak” gibi bir şeydi ve haliyle Adalıları anlatıyordu. Yaşlı başlı, eskiden beri Büyük Ada‘da yaşayan insanlar orada geçirdiği günleri anlatıyordu. Ancak onlara çok doğal gelen bazı ayrıntılar vardı ki… Benim “Hayatı bir sanat dalı gibi ele almak” fikrimin en belirgin başlıklarından birini gayet doğal anlatıyordu bu yaşlı insanlar.

Ama daha da ilginç olanı, benim ideal dediğim o yaşam biçimi, Adalılarda meğerse doğal bir yaşam biçimiymiş. Gerçekmiş yani!

Amcamız anlatıyor, diyor ki; “Kimimiz nalbur, kimimiz boyacı, kimimiz bakkaldık. Kimimiz manav kimimiz kasaptık. Hepimiz birbirimizi tanıyorduk. Akşam beşe kadar çalışıp evlerimize dağılıyorduk. Sonra da akşam eğlencelerimiz başlıyordu. Hepimiz önlüğünü çıkarınca birer Adalı olarak yaşamımızın eğlenceli tarafına devam ederdik.”

Ayrıntı şurada: Bizim bugünkü milletimiz bir boyacı önlüğünü giydi mi, sittin sene onu üzerinden çıkarmaz. Daha da kötüsü o önlük ruhuna da yapışır!

Yani bir boyacı olan kişi ölene kadar boya yapmak üzere hazır ve nazır bir ruhla yaşar gider. İşim bitti, burada bir yaşam var; biraz da insani tarafımla ilgileneyim demez kimse…

Bugün kasapları uzaktan hepimiz tanırız, boyacıları tanıdığımız gibi bankacıları da tanırız. Bunlar belli bir kalıba girer ve o kalıpla yaşar giderler. Olsun ki o önlüğü üzerinden veya ruhundan almaya çalışırsanız eminim ki deliriverirler.

Adalı olanlar ise işi işte, hayatı yaşamın içinde yaşamayı ayırt edebilmiş insanlardır. Bu yüzden bizden farklıdırlar. Bu yüzden İstanbulu ve Ada haricindeki yerleri sevmezler.

Biz de alık alık onlara bakar durur, haftasonu Adaya çay içmeye gidince bile bir hoş olur geliriz.

Oysa ki Ada’da farklı olan ne çaydır, ne deniz, ne de gökyüzü… Ada’da farklı olan yazlıklar da değildir.

Ada’da gerçekten farklı olan tek şey; kendini tanımak, bilmek ve sevmektir.

Görüşmek üzere,


5 Comments

ahmet fidan

02/06/2014 at 5:05 pm

Guzel bir yazi,hep adali olmak istemisimdir..

ashina

16/06/2014 at 1:45 pm

🙂 teşekkürler Sayın Ahmet Fidanlı

Gökçe Gökçe

20/08/2014 at 1:17 pm

Bir Adalı olarak, bu yazıyla gurur duydum.
Haklısınız; o kadar iyi ifade etmişsiniz ki, ek olarak ne söylenebilir bilemiyorum.
Benim dedem kasaptı, onun en yakın dostları arasında Rum bir kitapçı, pastaneci, Yahudi bir işadamı, manav, yorgancı, kunduracı, terzi, ev hanımları; kısacası her meslek ve renkten insan vardı. Büyükada’yı güzel yapan şey; tam olarak da bu çok renkliliktir. Ancak, o tv programı birkaç sene önce çekilmiş olduğunu ispat ediyor. Maalesef, artık ada eskisi kadar çok renkli değil. Artık üniformize, tekdüze bir hayat tarzı empoze edildi. İnsanlar artık hiçbir şey konuşamıyorlar. Eskisi kadar komşuluk ve dostluk bağları kalmadı. Adaya yeni gelenler, kendi akrabalarının haricinde kimseyle konuşmuyorlar. Artık sülale sülale ayrıştık, bölündük. Hayatı bir sanat dalı gibi değil, bir sıkıcı zaman gibi yaşıyoruz. Akşam beşe kadar çalışıp, gece iskelede güzel güzel kıyafetlerle gezen, sohbet eden gruplar artık yok. Var; ama eskisi kadar çok renkli değil. Zaten artık işsizlik var; artık o eski meslekler bile azaldı. Artık yabancı turistlere hizmet eden restoranlar ve takı dükkanları, faytonlar var. Yerli ada halkına hitap eden cafe sayısı çok az. Gençler iskelede daha özgürce dolaşırdı; sahilde gitar çalınıp bira içilebiliyordu. Şimdi ise, Mavi marmara motorları bütün sahili demirledi, her yerde polis kameraları var. Öcü gibi izliyorlar bizi. Bira içen gençler bile fişleniyor sanırım. Uyuşturucu demiyorum; sadece bira. Ona bile tahammül edilemiyor artık. Bir de; çokkültürlülükten eser kalmadı. Bizi birleştiren sosyal unsurlar yok oldu. Artık sokakta yürüyen, birbirini tanımayan binlerce insan var. Çocukken, sokak başı birilerine selam verirdik; şimdi kimse birbirini tanımıyor. Yeni gelen insanlar, o sanatkar ruhtan, o incelikten, o nazeninlikten fazlasıyla uzaklar. Hoyratça yaklaşımları var. Adayı pisletmekte, denize çöp atmakta, mini etek giyen kızlara kem gözle bakmakta hiç mahsur görmüyorlar.. Ada artık sanatkarların değil.. Bu durum hiç değişmeyecekmiş gibi geliyor.. Umarım hayat beni yanıltır.. Sevgiler.

selcuk zengin

22/08/2014 at 6:27 pm

Çok şahane bir yazı. Emeğinize sağlık

ashina

23/08/2014 at 7:10 pm

Sayın Gökçe Gökçe ve Selçuk Zengin,

beğenileriniz için teşekkür ederim.

İyi günler,

Leave a Reply

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.

Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ

Son Yorumlar