Biraz da Sanat: Yazma Sanatı

  • 0

Biraz da Sanat: Yazma Sanatı

—————
Dün burada yazmaya başlayınca haliyle bir “yazar” olarak diğer yazıları (?) okumak, ayrı bir gözle incelemek istedim.

Bu yazıyı yazma fikri de işte bu durumdan kaynaklandı. Yoksa bugünkü konum “Ritim ve Orkestra” idi.

Yoğun olarak şiir yazdığım dönemlerde “yeni yetme şair” arkadaşlara hep yardımcı oldum. Bu benim elimde olan bir alışkanlık değil, kanımda olan bir yapı: “Yardımseverlik”

Yardımseverliğin insanın başına açacağı milyon türden belaya değinmek istemiyorum, sadece “her şeye rağmen yapmayı hâlâ sürdürdüğüm” bir davranış demekle yetiniyorum.

Neden bu ayrıntı?

Çünkü eğer eski ben olsaydım, yazılarını okuduğum arkadaşlara bir not kağıdı çıkarır ve arkadaşım şu konular üzerinde eksiğin var, lütfen sonraki yazılarında bunları tamamlamaya çalış; derdim.

Artık demiyorum, çünkü başıma çok iş geldi ve böyle “ortaya karışık” yazıyorum.

Önce küfürden başlamak istiyorum.

Cem Yılmaz gibi küfür abidemiz varken küfrün kötülüğünü anlatmak biraz zor. Ana avrat halkına küfreden bir lider varken de zor… Ancak “dil kuralları” dediğimiz konu yazı kurallarını da kapsıyor ve “terbiyesiz dil” diye bir hoşgörüsü yok.

Can Yücel‘in “Benim için çok küfür ediyor diyorlar, ne yapayım arkadaşım; ben bu kadar şerefsizi nasıl anlatayım?” serzenişinde “sofistike bir savunma” olduğu için “Adam haklı beyler!” diyoruz.

Ancak öyle değil…

Şiir başka, nesir başka diye adlandırılan konudan dolayı değil; elbette şiir de yazın kuralları olmadan ayakta duramaz. Nesir de…

Şiir başka, nesir başka dedikleri sistematik yapıdan kaynaklanır ve her ikisinin de birbirlerini mumla aratacak özellikleri vardır. Bu sebeple, elmalarla armutlar toplanmaz deyip, bir karşılaştırma yapmıyorum. Keza doğrusu da budur.

Fakat şiir çok daha fazla “edebî” olduğundan aralara ölçü nispetinde argolar karışabilir. Fakat küfür… Çok başka bir şey!

Eline alıp bir kağıt kalem veya modern yapıya uygun olarak bir bilgisayar, bir mouse…. Sonra içinden geçenleri yazıya dökmek “yazı” değildir.

Yazarlık, hiç değildir.

Bir yazı, küfür içeriyorsa orada edep yoktur. Edeb-i-yat hiç yoktur.

Edebiyatın kelime olarak içinde zaten edep var, edepsiz bir duruş o sanatın içinde nasıl olsun?

Gözüme takılanlar arasında küfürden ayrı olarak  bir de “dil kuralları” konusu var. Örneğin ortamdaki yazılarda “meşkul” diye bir kelime gördüm. Güldüm, üzüldüm, içim acıdı, canım yandı…

Yöresel dili, yazına eklemek dil kurallarına aykırıdır. En çok yapılan yöresel dil hatalarından bir kaç örnek:

meşkul = meşgul = uğraşmak
kağırt = kâğıt
körpü = köprü
yarpak = yaprak
torpak = toprak
o neki = o ne ki = o nedir
anamgiller = annemgiller = annemler
oysaki = oysa ki
bugünki = bugünkü

Uzatmaya gerek yok. Halkımız arasında sınır iki köy arasında bile yöresel deyiş farkı çok fazladır. Bir köyde “e” çatlak ses iken diğerinde normal ses tonunda olabiliyor. Yani sesler bile farklı çıkıyor.

Türk Dil Kurumu, oturmuş ve konuyu kendi çapında değerlendirmeye almış. Dil kuralları yazmış, kelimelerin ses ve vurgu özelliklerine göre ifadesini yazmış ve ortaya gramer diye bir şey çıkmış.

Grameri yok sayıp yazan bir yazar, ahlak kurallarını yok sayıp yaşayan kişiyle aynı seviyededir. Olsun, ikisi de para kazanıyor hem de nasıl, demeyin. Ben burada nasıl para kazanılacağını değil nasıl yazı yazılacağını anlatıyorum.

Yazıda konu, sınırsız boyutta serbesttir. İsterseniz adamın doğrudan yatak odasını anlatın. Ama anlatırken Fransız yazarlara bir göz atın bakın ki orayı nasıl bir “edep içinde” ele alıyorlar, üstelik de edebiyata uygun olarak…

Örneğin Dragan Babic‘e ait “Son Sürgün” adlı eser, sadece mekan olarak değil duygu ve yaşanılanlar açısında da hemen hemen her şeyin “underground” olduğu bir kitaptır. Hatta öyle ki mevcut düzene dair ne varsa hepsine birden karşı duruş vardır. Üstelik o derece bir karşı duruştur ki “iki kişi” sevişmez aynı yatakta, “bir sürü” vardır sevişen ve Dragan Babic böyle bir ortamı oturup size anlatır. Fakat küfür yolunu seçmemiş, edebiyat yolunu seçmiş.

Konuyu daha fazla uzatmadan toparlarsam; edebiyat ile küfürlü ele alış DELİ ile VELİ arasındaki ince çizgiye çok benzer. Avam, deli ile veliyi birbirinden ayırt edemez. Ancak ehil kişiler baktığında DELİyi veliden gayet güzel ayırt eder ve o kişinin saçmaladığının farkındadır.

Yazar olmak isteyen arkadaşlara naçizane tavsiyem, velilik yolunu seçip hayra doğru yürümeleridir.

Gramercilerin bu konulardan rahatsızlık duyup duymadıklarını bilmiyorum ama ben bir sanatçı olarak, okumayı ve yazmayı da çok seven biri olarak bu tür usulsüzlükleri görmezden gelmek istemiyorum.

Sevgilerimle


Haberdar ol

Yeni yazilardan haberdar olmak icin email adresinizi girin

YAZI ARŞİVİ

Son Yorumlar