Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Türk Dilinin Niteliği / Arap ve Latin Alfabesi  (Okunma sayısı 12483 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 03, 2012, 05:54:54 öö
  • Ziyaretçi

Sayın Tij müslümanlar tarihte şu hatayı yapmışlardır demek veya şu mezhepte şu yapılan yanlıştır demek islam düşmanlığı mıdır? Veya ben müslüman değilim ateistim islam saçmalıklarla dolu bir dindir demek islam düşmanlığı değildir. İslam düşmanlığı eğer gücü yetiyorsa müslümanları kamplara doldurmak ve dinlerinden vazgeçmeleri için şiddet uygulamaktır. Aynı şekilde ateistleri zorla şehadet getirmeye çalışmak ateistlikte ısrar edenlere şiddet uygulamak veya öldürmek vb... Ya da güncel bir örnek vermek gerekirse başını örtmeyi dini bir farz olarak inanan bir kadının eğitim ve kamuda çalışma hakkını elinden almak vb. Bunlara dikta denilir kısacası.

Benzer şekilde Atatürk tarihte şu hatayı yapmıştır, örneğin harf inkılabı, osmanlıcanın yok edilme projesi için kelimelerin yasaklanması ve Türkçülük binlerce senedir yerleşmiş kültürü yok etmektir bunlar hatalıdır ve tarihi sahnede başarı da gösterememiştir. Bu gibi Atatürk'ün politik girişimlerini eleştirmek Atatürk düşmanlığı değildir. Her eleştiriyi düşmanlık ve ihanet olarak algılarsak diktatörlüklerden kurtuluşumuz olmaz.

Türkiye Cumhuriyeti gelişmemiştir. Ben doktorum diye kapıya tabela asarak doktor olunmaz. Örneğin Almanya'da da Hitler gibi faşist diktatörler doğmasına rağmen onlar bizim gibi bu diktalarında sabit kalmayıp gelişip özgür ve ekonomik açıdan üretken bir dev halini kısa sürede almışlardır. Rusyaya kaptırdıkları Doğu Almanyayı da para karşılığı geri kazanmışlardır. Millet şuuru budur. Biz ise varolmayan bir sorunu yaratmayı başardık ve bir Kürt sorunuyla boğuşuyoruz.

Bırakın Allahınızı severseniz kendimizi kandırmaktan zevk almayı bırakalım objektif bakmayı denemeliyiz. Hadi benim gibi cahil insanlar objektif bakamaması bilgi eksikliğinden ötürü mazur görülebilir, fakat bilim  insanları da çok başarısız bu konuda. Kraldan çok kralcı kesilmişler. Fakat fikrinden ötürü kellelerin uçuştuğu dönemleri atlatamadığımız için onları da mazur görmek lazım.

Benim görebildiğim kadarıyla Kemalizm islam düşmanlığı değildir. Kemalizm güç savaşlarıdır. Yani ülkemizde bir kaç bin müslüman olsa idi Kemalist baskı kalabalık olan kesime olacaktı. Bilim aşıklığı, millet aşıklığı hatta ve hatta Atatürk aşıklığı bile  çok inandırıcı durmuyor.

Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Eylül 03, 2012, 06:16:21 öö Gönderen: Masor1976 »


Eylül 03, 2012, 09:27:05 öö
Yanıtla #1
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 269


Benzer şekilde Atatürk tarihte şu hatayı yapmıştır, örneğin harf inkılabı, osmanlıcanın yok edilme projesi için kelimelerin yasaklanması ve Türkçülük binlerce senedir yerleşmiş kültürü yok etmektir bunlar hatalıdır ve tarihi sahnede başarı da gösterememiştir. Bu gibi Atatürk'ün politik girişimlerini eleştirmek Atatürk düşmanlığı değildir. Her eleştiriyi düşmanlık ve ihanet olarak algılarsak diktatörlüklerden kurtuluşumuz olmaz.


Saygılarımla.

Osmanlıca yazısının düzeltilmesini isteyenlerin başlıca gerekçesi, bu yazının Türkçe'nin ünlü seslerini ifade etmekte yetersiz kalmasıydı. Bu sorundan doğan imla kargaşası, yazılı basının ve resmi okul kitaplarının yaygınlaşması ile daha çok hissedildi. 1870'lerden itibaren Türkçe'nin standart bir sözlüğünü oluşturma çalışmaları da imla konusunu gündeme getirdi.


    Batı kültürüne duyulan hayranlık veya Avrupa'nın üstünlüğüne olan inanç, Latin alfabesinin kazandığı prestijin temeliydi. 1850-60'lardan itibaren Türk aydın sınıfının tümü Fransızca biliyor ve bazen kendi aralarındaki yazışmalarda Fransızca kullanacak kadar bu dili benimsiyordu. Telgrafın yaygınlaşmasıyla birlikte, Türkçenin Latin alfabesiyle ve Fransız imlasına göre yazılan bir biçimi de günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Beyoğlu, Selanik, İzmir gibi kozmopolit çevrelerde dükkân tabelaları ve ticari reklamlarda çoğu zaman bu yazı kullanılıyordu.
    İkinci Meşrutiyet döneminde, Türk ulusal kimliğini İslamiyetten bağımsız olarak tanımlama çabaları, özellikle İttihat ve Terakki'ye yakın aydınlar arasında ağırlık kazandı. Arap yazısı İslam kültürünün ayrılmaz bir parçası sayıldığı için, bu yazının terkedilmesi aynı zamanda Türk ulusal kimliğinin laikleşmesi ve kendi özbenliğini ortaya çıkarması anlamına gelecekti.
    19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul ve Anadolu'da Rum ve Ermeni harfleriyle basılan gazete ve kitaplar önemli bir sayı tutmaya başlamıştı. Bu yayınların kazandığı popülerlik, Türkçe'nin Arap yazısından başka yazıyla da yazılabileceği düşüncesinin benimsenmesine yardımcı oldu. 1908-1911'de Latin temelli Arnavut Alfabesi'nin kabulü ve 1922'de Azerbaycan'ın Latin alfabesini kabulü Türkiye'de büyük yankı uyandırdı.

Yazınızdan diktatörlük kısmını çok iyi anlıyamadım demek istediğinizi,ama size şunu söyleyebilirim ki Atatürk'den başka dünyada hiç bir lider ''Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir'' dememiştir..

Saygılarımla...
Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.
(Socrates)


Eylül 03, 2012, 10:59:34 öö
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Sayın Symbol diktatörlükten kastım farklı düşünen insanların hapse tıkılması veya öldürülmeleridir. pkk gibi terörize olmuş grupları silahlı mücadele ederek orduyla savaşan gruplarla çatışılarak öldürülmeleri hapse atılmaları ile yazarların baskı altında tutulmaları farklıdır. Atatürk'ün fikir ve icraatlarını beğenmeyen sadece fikir üreten insanların veya örneğin dini inançları gereği sarık takan insanların asılmaları, osmanlıcanın tümden yasaklanıp kullanan dergi ve gazetelerin kapatılması vb. diktatörlüktür. Buna bir açıklamanız varsa dinlemek isterim.

Saygılarımla.


Eylül 03, 2012, 11:15:54 öö
Yanıtla #3
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 269

Sayın Symbol diktatörlükten kastım farklı düşünen insanların hapse tıkılması veya öldürülmeleridir. pkk gibi terörize olmuş grupları silahlı mücadele ederek orduyla savaşan gruplarla çatışılarak öldürülmeleri hapse atılmaları ile yazarların baskı altında tutulmaları farklıdır. Atatürk'ün fikir ve icraatlarını beğenmeyen sadece fikir üreten insanların veya örneğin dini inançları gereği sarık takan insanların asılmaları, osmanlıcanın tümden yasaklanıp kullanan dergi ve gazetelerin kapatılması vb. diktatörlüktür. Buna bir açıklamanız varsa dinlemek isterim.

Saygılarımla.


Sayın Masor1976,
Osmanlıcanın neden yasaklanıp dergi ve gazetelerin kapatılması hakkında bır oncekı maılımde yazmıstım isterseniz oradan sorunun cevabını alabilirsiniz.
Devlet memurlarına şapka giyme zorunluluğu getiren bakanlar kurulu kararnamesinin çıktığı 2 Eylül 1925 günü çıkarılan din adamı dışındaki kişilerin cübbe ve sarık giymeleri yasaklanmıştı. Buna aykırı davranışlar, bir yıla kadar hapisle cezalandırılacaktı[5]. 1934 yılında ise din adamlarının dini kıyafetlerini sadece ibadet yerlerine giymelerine dair bir yasa çıkarıldı. Hükümetin meclise sunduğu yasa önerisinin gerekçesi şöyleydi:

“Din ile devletin ayrılığını ve dini değerlerin devlet hayatı dışında sırf vicdani bir nitelikte kalıp memleketin devlet hayatında dinin hiçbir etkisi olmamasını, yani laiklik esasını devrimin ve rejimin ana ilkesi tanımış olan Cumhuriyet hükümeti bu yolda attığı adımların doğal bir sonucu ve gereği olarak ruhanilerin dini kıyafetlerini ancak ayinler sırasında taşıyıp, ayinler dışında herhangi bir bireyin taşıyabileceği kıyafetlerde bulunması konusunu gerekli görmüştür”[7].

2596 sayılı “Bazı Kisvelerin (kıyafetlerin) Giyilemeyeceğine Dair Kanun” 3 Aralık 1934 günü mecliste görüşüldükten sonra oybirliği ile kabul edilerek yasalaştı. 1982 anayasasının 174. maddesine göre "inkılap kanunları" arasında yer alır[3].
MURAT BARDAKÇI'NIN RAMAZAN ÇADIRI

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde giyim serbestisine sahip olan gayrimüslimlere, Müslümanlar ile ayırd edilebilmeleri için 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kısıtlamalar getirildi, öncelikle de sarık sarmaları yasaklandı ve şapka takmaları emredildi.

 

Avrupa modeli şapkalar kullanmaya başlayan binlerce gayrimüslim başlarını üşütüp ard arda yatağa düşünce iş saraya aksetti, hatta padişaha rüşvet bile teklif edildi ama yasak kalkmadı.

 

Osmanlı İmparatorluğu’nda 15. yüzyılın ikinci yarısına kadar istedikleri gibi giyinebilen gayrimüslimler, bu hürriyetlerini Fatih döneminden itibaren yavaş yavaş kaybetmeye başladılar.

 

Müslüman olmayan halka kıyafet konusundaki en büyük yaptırım, 16. yüzyılın sonlarında Üçüncü Murad döneminde yapıldı ve padişahın hocasının baskısıyla gayrimüslimlerin, Müslümanlar’ın giydiği kıyafetleri giymeleri yasaklandı. Bu yasaklar arasında gayrimüslimlerin sarık sarmamaları ve sadece şapka giymeleri gibi bir hüküm de vardı.

 

Bu emre uyarak şapka giymeye başlayan gayrimüslimler üşüttüler ve baş ve göz ağrısı ile nezle gibi hastalıklara yakalandılar.

 

Anadolu Beylikleri zamanında gayrimüslimlerin kılık kıyafetlerine karışılmazdı ve Osmanlılar’ın ilk dönemlerinde de aynı uygulama devam etti.

 

Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu İkinci Selim döneminde, ekonomik sıkıntılardan dolayı giyim konusunda gayrimüslimler üzerindeki baskılar başladı.

 

1 Ağustos 1568 tarihli fermanda Hıristiyanlar’ın ve Yahudiler’in pahalı elbiseler giymemeleri söyleniyor, 15 Ağustos 1568’de çıkan bir başka fermanda ise gayrimüslimlerin Müslümanlar gibi giyinmeye çalışmalarının kumaş ve ayakkabı fiyatlarını artırdığı ileri sürülerek Müslüman olmayanlara daha kalitesiz ürünleri kullanmaları emrediliyordu.

 

Üçüncü Murad’ın 16. yüzyılın sonlarındaki saltanatında, devletin giyim konusundaki baskısı iyice arttı ve gayrimüslimler devletin emriyle kendi kimliklerini belli edecek şekilde giyinmeye başladılar.

 

4 Eylül 1577 tarihli fermanla Müslüman olmayanların ipek kullanmaları ve elbiselerine ipek işlemeler yaptırmaları bile yasaklandı.

 

Gayrimüslimler, o dönemlerde Müslümanlar gibi sarık sararlardı ancak bu sarıkların renkleri dinlerine göre değişirdi. Yahudilerin sarıkları sarı, Ermeniler’in alaca, diğer Hıristiyanlarınki ise mavi olurdu.

 

İmparatorluğa geçici olarak gelen Avrupalı Hıristiyanlar ise siyah renkli şapka kullanırlardı. Ancak, Üçüncü Murad’ın hocası olan Vakurzade, 1592’de gayrimüslimlerin kıyafetlerinin Allah’ın emrettiği ölçülere uymadığını ileri sürerek yeni bir düzenleme yaptırdı.

 

Vakurzade, Üçüncü Murad’a ‘Káfirlerin renk renk sarık sarmalarının tülbendin değerini artırdığını ve Müslümanlar’ı zarara soktuğunu’ söylemiş ve bu işin yasaklanması için padişahtan izin istemişti. Bir kıyafet düzenlemesi yaptı ve ilk işi Yahudiler ile Hıristiyanlar’ın sarık kullanmalarını yasaklamak oldu.

 

Gayrimüslimler, bunun üzerine sarıklarını çıkartarak diğer Avrupalılar gibi renk renk şapkalar kullanmaya başladılar, ancak şapkaya bir türlü alışamadıkları gibi üstelik hasta da oldular.

 

16. yüzyılın büyük tarihçisi Gelibolulu Mustafa Ali, sarık sarmaları yasaklanan gayrimüslimlerin şapka kullanmaya başlamalarından sonra göz ve baş ağrısı ile nezleye yakalandıklarını yazar.

 

Hastalanan gayrimüslimler bir yolunu bularak Üçüncü Murad’a ulaşıp rahatsızlıklarını söylediler ve üstelik 40 bin altın tutarında rüşvet de teklif ettiler ama hükümdarın hocası Vakurzade işin peşini bırakmadı ve Üçüncü Murad’ı tekrar ikna ederek gayrimüslimlerin şapka giymeleri mecburiyeti devam etti.

 

 

(23 EKİM 2004 / HÜRRİYET)

http://dosyalar.hurriyet.com.tr/ramazan2004/haber121.asp

Saygılarımla...
Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.
(Socrates)


Eylül 03, 2012, 01:39:23 ös
Yanıtla #4

Sayın Masor1976, Arap alfabesinin değiştirilmesinin yanlış olduğunu belirtmişsiniz. Siz, Osmanlıca biliyor musunuz? Arap harfleriyle Osmanlıca yazabiliyor musunuz? Galiba hayır. Yazabilseydiniz, neden Latin harfleri anlardınız.

Bir kere yazımı çok zor. Öğrenmesi daha da zor. Zira Türkçe'nin ses düzenine hiç mi hiç uymuyor. Daktilo sistemine uymuyor. Sağdan sola yazılıyor. Sonra harfleri daktiloya bile sığmıyor. Osmanlıca yazımında birlik ve bütünlük sağlanamıyor.

Alfabe tartışması, Atatürk ile başlamıyor ki! Tanzimat'a kadar gider. İlk başta harflerin ayrı yazılması gerektiği savunuldu. Ardından Hüseyin Cahit, Tanin gazetesinde Latin harflerini savunmaya başladı. O günden itibaren tartışmalar sürdü. Atatürk son noktayı koydu. Umarım.

Peki, siz anlatınız lütfen. Neden Arap harfleri? Türkçe açısından Arap harflerinin ne gibi bir önemi olabilir?

Bu konuyla ilgili Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları'nın 9 ciltlik "Türk Dünyası Edebiyat Tarihi" adlı bir çalışması var. Bu çalışmanın ilk cildinin önsözü, mutlaka okunmalıdır. Vaktim olursa eğer, yazıp , forumda paylaşırım.

Saygılarımla.

Atatürk'ün iyi bir Türk
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Eylül 03, 2012, 02:20:29 ös
Yanıtla #5
  • Ziyaretçi

Sayın Peacewings, harf inkılabının bilimsellikten uzak taraflarını, ve Müslüman Türk kültürünü yok etmek amacı güttüğünü kısacası bir kültür katliamına dönüştüğünü dil uzmanı Prof.Dr.Mehmet Çelik'den dinlemiştim. Yayın tarihini anımsayamadığım için tvarsivi.com dan linkini şu an veremedim karşılaşırsam link veririm. Bu programda dikkatimi çeken ana başlıklar

* Seçilen harfler latin alfabesine uymuyor(örneğin e yerine a kullanılabilirdi vb. bu nedenle günümüz Türkçesine hakim birine yabancı dil öğretmek çok zordur, hatta bu tip eksiklerinden ötürü dil öğrencilerinin öncelikle osmanlıca öğretildikten sonra yabancı dil öğrenmelerini öneriyordu.), bunun nedeni inkılabdaki ekibin içinde dil uzmanı olmadan yapılmasının büyük faktörü olduğu. Yani bir kasabın bir hayvanı ameliyat etme çabası yani doktor gibi davranması gibi bir şey.

* Kemalistler tarafından beğenilmeyen osmanlıca, kullanışlılığı açısından Atatürk de dahil kullanılagelmiş, örneğin rahmetli Aziz Nesin ölene kadar osmanlıca olarak kitaplarını yazıp sonra Türk alfabesiyle matbaaya döktürmüştür. Osmanlıca kemalistlerin kargacık burgacık diye nitelendirdikleri gibi aşağılık bir alfabe değildir kısacası. Çok hızlı yazı ve not tutulabildiği için TBMM deki konuşmalar tarih boyunca osmanlıca olarak tutulmuştur.

* Sadece harfler değil Tüm dil ameliyat edilmiş, arapça kelimeler yok edilip yerine uyduruk kelimeler konma çabasına girilmiş. Bu projenin  başındaki kişi Agop Dilaçar Atatürk'e getirdiği öneriler sırasında bu metni ben bile anlayamadım diye tepkisini çekmiştir. Kısacası belki iyi niyetlerle başlanılmış bir dil katliamıdır. Konuşulabilecek kelimeler azaldığı için insanların beyin ve düşünce kapasitesi de etkilenmiştir. Bu nedenle bir yabancı dil öğrenirken Türkçe karşılığını bulabilmek mümkün olmadığı için yabancı dile hakim olabilmek zorlaşıyor. Tabiki dil uzmanı olmadığım için bu iddialara karşı bir savunuculuk yapamıyorum.

Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Eylül 03, 2012, 02:26:20 ös Gönderen: Masor1976 »


Eylül 03, 2012, 02:33:49 ös
Yanıtla #6

Sayın Masor1976, konudan fazla uzaklaşmak ve başlığı farklı yerlere sürüklemek istemiyorum.

Pek çok kavramı/terimi Türkçeleştirme çabalarını, siz katliam olarak değerlendiriyorsunuz. Yıllar boyunca Arapça ve Farsça'nın etkisi altında kalan ve nihayetinde Osmanlıca olan dilimiz, Atatürk'ün çabalarıyla özüne dönmüştür. Türkçe, tarihin en eski dillerinden biridir. Lakin Osmanlı döneminde, Türkçe diye bir dilin varlığı bile sorgulanır hale gelmiştir (ciddiyim).
 
Şimdi elinize eski bir şiiri alın. Ne kadarı Türkçe, ne kadarı Arapça, ne kadarı Farsça? Hatta orijinal Nutuk'a bakınız. Okusanız anlamasınız. Neden? Çünkü, Türkçe kurtarıldı. Başka dillerin egemenliğinden.

Siz dilimize İngilizce kelimeler girmesinden hoşlanıyor musunuz? O zaman nedir bu Arapça merakınız?

Arap harflerinin, kargacık burgacık olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir gerçeği, saklamanın yahut çarpıtmanın bir manası yok. Çince'de kargacık burgacık olabilir. Bu özellikler dilleri yahut alfabeleri alçatmaz, yükseltmez. Lakin siz de bir Arap merakı vardır ki, Latin harflerinin kabulünü Arap harflerinin aşağılanması olarak görmenize neden oluyor.

Sonra e yerine a kullanılabilinirdi diyorsunuz. Yahu Arapçada iki sesliyi de gösteren sadece eliftir. Araplar için sıkıntı olmayan bu durum, e ve a ünlüsünden geçilmeyen Türkler için ne büyük sıkıntıdır, biliyor musunuz? Elif+Lam+Mim+He Şimdi bu elma mı alma mı? Neymiş efendim, cümlenin gidişatına göre bilecekmişiniz. Hadi ordan!

Oturmuş, Arap harflerini savunuyorsunuz ya! Şaşıyorum doğrusu. Ne diyebilirim ki! Benim söyleyeceklerim bunlar. Latin harflerinin kabulü, Türkçenin kurtuluşu olmuştur. Bilene, anlayana!

Saygılarımla.
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Eylül 03, 2012, 02:46:03 ös
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

Sayın Peacewings, dedigim gibi dil uzmanlığı çok derin bir dal. Bu konuda topu onlara atmak daha makul. Ayrıca her dil birbirinden etkilenmiştir bu bir vatanın ele geçirilmesi değil aksine dilde zenginlik getiriyor. Kısacası bizim günlük dilimiz çok zenginken fukaralaştırıldı. Amaç bu olmasa da kendi edebiyatına ve kültürüne yabancılaştırılmış bir nesil yaratıldı. Tabi ki bunu Arap kültüründen kurtulma olarak algılıyorsanız saygı duyarım. Fakat Atatürk'ün nutkunu bile anlayamayacak kadar bir beyne sıkışmışlık nasıl bir gelişimdir onu anlayamadım. Dünyada eşi ve benzeri olmayan edebiyat eserlerini anlayamamak da ayrı bir acı bence.

Ayrıca arapça, japonca ve çince gibi diller okuyanın zekasını geliştiriyor. Uzakdoğuluların diğer milletlerden zeki ve çalışkan olması bir tesadüf değildir. Yazıldığı gibi kolayca okunan diller ise beyni tembelleştiriyor. Arapçanın soldan sağa yazılıyor olması insan fıtratı gereği kolu ve bileği yormuyor. Bunu bir yayı elinizle sağa veya sola doğru gerdirdiğnizi düşünerek algılayabilirsiniz. Kısacası bu değişime gerek yoktu.

Ben kemalistlerin yerinde olsaydım latin alfabesine döneceğime ingilizceye dönerdim. Osmanlıcaya dokunmazdım. İngilizceyi ulusal dil olarak şart koşardım bu şekilde dünyaya ve bilime adaptasyonumuz daha iyi olurdu. Şimdiki Türk dili frankeştayna benziyor.

Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Eylül 03, 2012, 02:56:19 ös Gönderen: Masor1976 »


Eylül 03, 2012, 05:03:10 ös
Yanıtla #8

Bu başlık, konuyla ilgisiz diğer bir başlık altındaki konunun, ayrı bir başlık olarak açılmış halidir. Bu başlık altında:

Türk dilinin niteliği, Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişin yararları/zararlı tartışılacaktır.

Daha önceki başlıkta kalan iletiler, gerek görülürse buraya taşınabilir.

Saygılarımla.
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Ekim 19, 2018, 07:26:36 ös
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1837

Harf Devrimi enkaz bırakmış!

Kâğıthane İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün okullara dağıttığı dergide Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişin doğru olmadığı ve geride bir enkaz bıraktığı savunuldu.

Eğitim Vadisi isimli dergide Hayrettin Taylan tarafından yazılan “Harf İnkılâbı’nın Psiko-sosyal Atlası” isimli yazıda Latin alfabesine geçiş eleştirildi.

Sosyolog yazar Cemil Meriç’in “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır” sözüne yer verilen yazıda şöyle denildi: “Meriç’in dile getirdiği gibi kültür ve medeniyet namusuna uzanan elin psiko-sosyal derinliğini ne kadar irdeledik?”

Tarihi bağ koptu
Karahanlılar’ın İslamiyet’e geçtikten sonra Türk devletlerinin Arap alfabesini kullandığı ifade edilen yazıda alfabe değişikliğiyle tarihi bağların koptuğu savunuldu. Bu konuyla ilgili şu ifadeler kullanıldı: “Dili bozulan medeniyetlerin gelenek, inanç, tarih bağları kopar zamanla. Dil psikolojisinde; geleneğinden uzak bir kitle kendini dışlamış hisseder. Hiçbir zaman kendini bulamaz. Silinmesi gereken bir vesika için miydi yoksa bu değişim? Geçmişin kapılarını kapamak, İslam Tarihini, kültürünü, dinin toplum üstündeki etkisini zayıflatmak mıydı acaba?”

Değişikliğin hızlı yapıldığı “Kendi aydınını yetiştirmeden, dil bilimcilerini yetiştirmeden, okur yazar kitlesini artırmadan, çağdaşlaşmayı sınıra getirmeden kısa sürede yapılan bu değişimin sosyolojik sonuçları üstünde durmak gerekmez mi?” sözleriyle savunuldu.



Fetreti getirdi
Harf Devrimi’nin kültürel yönden fetret devrine girmeye neden olduğu şu şekilde iddia edildi: “Osmanlıca dinsel, ruhsal, hissel bir dildi. Bu muazzam dilin dokusunu bozmak bile dile ihtilaldi. Latin harflerinin kabul edilmesi; düşünsel, algısal, çözülmeleri beraberinde getirmiştir. Kültürel yönden, Latin harflerinin kabulüyle başlayan fetret dönemi günümüze kadar sürdü.”

Devrimin bir enkaz bıraktığı ve bu enkazın temizlenmesinin de bugüne kaldığı da savunulan yazıda şu ifadeler yer aldı: Alfabe kalkınmaya engel olmasa da tam aksine ivmedir. Yıllardır, toplumun neşetleri, erdemlileri, üst algı isimleri yetişmedi. Gerçekleştirilen dil inkılâbı dil ve kültür tarihimizin çetin bir dönemeci olmuş, beraberinde onlarca faydalı, onlarca zararlı etkiler bırakmıştır. Bu enkazın temizlenmesi bugünün dil bilimcilerine, aydınlarına, eğitimcilerine miras kalmıştır.”

MUSTAFA KÖMÜŞ  Bir Gün gazetesi

Basligi acan sahis yazisina benim ismimle baslamis ama bende yeni gördüm ve niye böyle baslamis bende bilmiyorum ama yazdigi iletinin baslikla hic bir alakasi yok.
Sanirim bu alinti basliga daha uygun.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
Turk dilinin Katli!

Başlatan Hamlet Tarih

2 Yanıt
2694 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 07, 2007, 04:09:20 ös
Gönderen: Kaan
0 Yanıt
1819 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 11, 2007, 12:55:42 öö
Gönderen: shemuel
15 Yanıt
22039 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 21, 2017, 10:43:05 öö
Gönderen: Ankara
4 Yanıt
3949 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2012, 09:52:22 öö
Gönderen: Tij
7 Yanıt
7052 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 04, 2011, 01:58:58 ös
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
4499 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 06, 2011, 11:37:15 öö
Gönderen: ADAM
29 Yanıt
7826 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 26, 2012, 10:52:50 ös
Gönderen: park10
0 Yanıt
2669 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 05, 2012, 05:31:13 ös
Gönderen: Tij
12 Yanıt
4615 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 14, 2014, 07:29:49 ös
Gönderen: mbulut
2 Yanıt
1807 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 02, 2016, 02:04:39 öö
Gönderen: hyperbolic metamaterial