Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: HALLAC-I MANSUR /SON KONUŞMA - l  (Okunma sayısı 2418 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 06, 2010, 05:13:06 ös
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1731
  • Cinsiyet: Bay

Aşk için yanarken
Edindiğim kanatlarla
Uçup gideceğim ışığa doğru,
Hiçbir gözün bakamadığı."
 
G. Mahler, 2.senfoni


"Bismillahirrahmanirrahim. Herşeyin yaratıcısı ve şekil vericisi, alemlerin efendisi, nefsimiz üzerinde kudret sahibi olan ve tüm sırları bilen, yaşam ve ölüm veren Allah-a hamdüsena olsun! Kendi adıyla bize düşünmeyi öğreten seçilmiş olana, peygamberler peygamberine, evliyaların mührü Muhammed-e de hamdüsena olsun, selam ve rahmet onun ve tüm ev halkının üzerine olsun!

Ey inananlar! Bilin ki vakti geldiğinde her canlı ölümü tadacaktır. Yaşayan Allah böyle der ve onu yakında ben de tadacağım. Henüz bugün, güneş batmadan önce, vadem dolmuş olacak. Oysa sizin de bildiğiniz gibi daha önce en az bin kez ölmeme rağmen. Hiçliğe ulaşmaya çabalayan bizlerin kendimize şiar edindiğimiz sözü bilirsiniz: Ölmeden önce ölün! ben de daima bu söze uygun olarak yaşadım. İçinizden bazılarınızın üzgün olduğunu ve benim için yas tuttuğunu görüyorum. Bunu yapmalarına gerek yok. Yüce Allah-ın sevgilileri olan bizlerin değişik alametler altında doğduğunu ve değişik alametler altında yaşadığını bilimiyorlar mı? Ruhumuzun bedenimize girmesinden önce kaderimiz belirlenmiştir ve bunu hiç bir şekilde değiştiremeyiz, çünkü her şey Allah-ın mahluklarıyla yaptığı o en eski anlaşmaya uygundur.
Ben sizin Rabbiniz değil miyim? diye sormuştu Allah. Mahluklar ise şöyle cevap vermişti: Evet, buna şehadet ederiz. Kur-an da buna şehadet etmektedir ve her şeyden önce biz sufiler bu cevabı vermişizdir.

Ölmeden önce ölün! Bizim şiarımız budur, çünkü gelen herşey geçmelidir ve geçmiş olan tekrar gelmelidir. Zaman bugün dolmuştur. Uzun yıllar boyunca, ey dostlar, bugünü, tanrısal sevgilimin karşısına çıkacağım bu saati bekledim. Evet, biz onu böyle adlandırıyoruz: Tanrısal sevgili, çünkü bizimle ilgili olan herşey bizim değil, yanlızca onun etrafında dönmelidir. Biz aşkın imanlılarıyız, bu dünyanın hiçbir kuvvetinin ayıramıyacağı ruhsal aşk topluluğuyuz. Şimdi size İslam cemaatinden uzaklaştığımız, bizim işlerinin bitirilmesi gereken kafir ve sapkınlar olduğumuz, Allah-a şirk koşanlardan ve materyalistlerden daha iyi olmadığımız konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. Fakat şimdi uzun yıllardır benim dostum olan ve ölümümde hazır bulunma için burada bekleyen sana soruyorum, Şiblî? Bu suçlamalar gerçek olabilir mi? Ruhumuz bedenimize girmeden önce bile var olan dostluğumuz adına söyle, içimizden hangimiz bugüne dek bir kerecik olsun Allah’a tan etmiştir? Bir an için böyle bir şeyin vuku bulduğunu kabul etsek bile, Allah öylesine ulvi ve yücedir ki, biz kullarının sözleri ona ulaşamaz bile. Ona yönelttiğimiz sözler birtakım kekelemelerden başka nedir ki? Bir takım tanrı inkarcılarının boş gevezelikleri sonsuz ve ebedi Allah’ı nasıl rahatsız edebilir ki? Bunu tekrar tekrar düşünmemiz gerekir.

İçinizden bazısı benim Müslümanları toplu halde kılınan namazlardan uzaklaştırmaya çalıştığımı iddia edeiyor. Allah’a itaatsizliği vaaz etmişim, bu nedenle de bir kafirmişim! Size söylüyorum ki, dostlarım, hiç bir iddia bundan yanlış olamaz. Materyalist ve Ateist  ögretilerinin aptalca olduğundan hayatım boyunca bir an bile şüphe etmedim. Onlar sadece gözleriyle görüp elleriyle tuttukları maddeye inanırlar. Mteryal kuvvetlerin kör aynasında bile dünyamızın yapısını gördüklerini söylerler. Oysa tüm araştırmalarını ruhun gücüyle yaptıklarını unuturlar. Hatta kendi materyal kuvvetlerini, bedenlerine ve atomlarına bile, ancak bunlardan haberi olan, onları tarif ve tasvir edebilen, sınırlayan ve toplayan ruhları üzerinden ulaşabilirler. Bu karışık bir durum değil midir? Bizim ruhumuz, kardeşlerim, evrende olduğu gibi içimizde de yaratıcı gücünü gösteren yaratıcının ruhunun bir parçasıdır. Peygamber gelmeden önce bile atalarımız insanın evrenin küçük bir örneği olduğunu, evrenin ise tam aksine büyük bir insanı temsil ettiğini öğretiyorlardı. Din alimlerinin bize Kuran vasıtasıyla anlatmaya çalıştıkları ilahi sıfatları işte bu mecazi şekliyle kavramaya çalışmalıyız, dostlarım. Allah’ın kulakları yoktur ki, sizin işittiğiniz gibi işitsin. Kalbinizin en derin yerine baktığı zaman da, sizin gördüğünüz gibi görmez. Sizin gibi görmek için gözleri yoktur. Onun bakışıyla tamamıyla başka bir bakıştır. Onun duyuşunun da tamamıyla başka bir duyuş olması gibi, düşünmesi de tamamıyla başka bir düşünmedir. Hem bizimkine benzer hem de bambaşkadır. Fakat bunun şimdilik namazla bir ilgisi yok.

Aranızdan pek çoğu şöyle dedi: ‘Namaz ödevini ihmal etmekle günah işliyor’ Bu da öylesine yanlış ki! Beni daima namaz kılarken görmediniz mi? Hatta zindanda en derin aşağılanmalara ve hakaretlere katlandığım yerde bile, görünür veya görünmez bir şekilde binlerce defa namaz kıldım. Genellikle görünmez namazlardı bunlar. İçimden kıldığım, görünmez namaz bana cemaat içinde alnımı yere koymaktan daima daha anlamlı gelmiştir. Allah gerçekte kendi iradesini kabul etmemesine rağmen alnını secdeye koyan sahtekarların yüreklerinden geçenleri çok iyi okur. Allah’a rüşvet olsun diye kılınan namazlar şüphesiz geçersizdir. O, tebaasının önünde korkudan yerlere kadar eğildiği halifeye benzemez. O, yaranmak istenilen sıradan bir saray memuru değildir. O bizim yaltaklanmalarımızdan veya insanların anlık arzularından tümüyle bağımsızdır.

Görevlerden söz ediyorsunuz. Onları elinizden almak istemiyorum. Hac görevi de dahil olmak üzere üzerime düşenlerin tümünü yerine getirdim. Tam dört kez kutsal topraklara gittim. Tam dört kere Kabe’yi tavaf ettim ve şeytanı taşladım. Tam dört kez Peygmber’in ve Havva’nın mezarını ziyaret ettim. Tam dört kez kutsal topraklarda kurban kestim. Fakat gerçek hac insanın içine yapacağı, ruhun tüm görkemiyle rabbinin karşısına çıkacağı bir yolculuk olmalıdır. Çünkü o her şeyin içine nüfuz eder ve her şeyden akıl almayacak denli yücedir. İnsanın içine yapması gereken haccın dış kısmı görünen hacdır. Ruhsal yaşn sürekli bir gezginliğe benzemez mi? Ruhsal olarak ölü olmadıkları takdirde bütün insanlar sürekli seyahat halinde değil midir? Fasılasız olarak birtakım hedeflere ulaşmaya çabalayıp durmazlar mı? İman da en üst noktasıyla en alt noktası durmadan değişen ruhsal bir seyahat değil midir? Kesin inancı bir şüphe anı takip eder, sonra da tam aksi olur. Susuzluktan sonra açlık gelir, sonra tekrar susuzluk. Sevinçten sonra üzüntü gelir, sonra yine sevinç. İman da olsa asla son kertesine ulaşmaz. Size söylüyorum: görevler önemlidir, fakt dinin temelini teşkil etmezler. Körlemesine değil, anlayıştan dolayı itaat etmeliyiz. Allah’ın kendisi bize şöyle dememiş miydi: Ben gizli bir hazineydim ve anlaşılmayı bekliyorum.

Dinin kurallarına aykırı davrandığıma ancak dinin kurallarının anlamını asla kavramamış olanlar inanabilir. Onların gerçek anlamlarını kavramış olan bir kimse ister zekat vermek olsun, ister dul ve yetimleri gözetmek olsun, ister oruç ve namaz olsun, dinimizin tüm kurallarını herhangi bir zorlamaya gerek duymadan yerine getirir
Ben"O"yum,"O"ben değil...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
13 Yanıt
7927 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 29, 2010, 05:27:25 ös
Gönderen: ozak1977
1 Yanıt
5298 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 26, 2014, 11:33:22 öö
Gönderen: BULGARIA
1 Yanıt
2924 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 17, 2010, 09:20:23 ös
Gönderen: Texan
0 Yanıt
2240 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 06, 2010, 05:18:55 ös
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
3043 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 19, 2010, 10:19:46 öö
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
3060 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 06, 2012, 07:50:18 ös
Gönderen: karahan
21 Yanıt
8556 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 16, 2014, 12:22:03 ös
Gönderen: propulsion