Masonlar.org - Harici Forumu

Mason ve Masonluk Nedir? => Bana Gore Masonluk => Konuyu başlatan: ANARCHOSA - Mart 15, 2022, 01:10:57 ös

Başlık: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: ANARCHOSA - Mart 15, 2022, 01:10:57 ös
En uzun yolculuklar ilk adımla başlar...
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 15, 2022, 07:49:31 ös
En uzun yolculuklar ilk adımla başlar...

İlk üç basamak ve üzerindeki işaretler, 5 duyu, 5 mimari (yapı) tipi, 7 sanat ve bilim, sonra pencere(aydınlık, ışık).

İnsanın mağaradan(karanlıktan) hem gerçek hem de dolaylı yoldan aydınlığa çıkışı. Ve ya insan medeniyetinin kuruluşu.

İlginç bir illüstrasyon.

Sevgiler sayın Anarchosa.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: ANARCHOSA - Mart 15, 2022, 08:24:44 ös
Ne güzel, hemen çözdünüz...

Ne kadar kolaymış. Boşuna uğraşıyor bu Masonlar da her bir basamak için yıllarca...

Oysa ben başlığı "ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden" diye belirlemiştim! Niye ki acaba...

Belkide her bir sembol, terim için günlerce güzel bir tartışma mümkün olur diye düşünmüştüm.

Misal İyon, Korint, Tuskan  sütunlar evet ama sırası bile önemli mi, coğrafya ve dönem işaret ediyor mu? Bir yerden diğerine yön belirtiyor mu?

Mesela duyular, ama hangisi önce.

Mesela Krali sanatlar (bilimler) ama neden en Masonik sayılan Geometri değil ilki de Gramer (dil) ile başlıyor.

Benim  haddim de değil, işim de değil başkasının yazdığına boş demek. Benim yazdıklarım "kime göre dolu?"

Yine de sürekli "ee üstat oldunuz, hadi ülkeleri ve dünyayı kurtarmak için ne yapıyorsunuz" diye temcit pilavı gibi sormaktan daha dolu olur gibi geliyor "bence".
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 15, 2022, 08:51:03 ös
Hah şöyle sayın Anarchosa, arada öfkelenin, öfkelenmek biraz da insanlık hatta liderlik içerir.  ;D

Bazen etrafımdaki insanları çok sinirlendiriyorum, bazen bilerek, bazen bilmeyerek, burada son günlerdeki paylaşımlarla acaba sinirlenirler mi, ve ya susmayı tercih ederler mi diye bekledim. Ama siz kabullenmeyip sinirlenmeyi seçtiniz ve bu çok insani bir duygu. Doğal bir duygu. Ama bir ışık yolcusunun mümkün olduğunca öfkeden uzak durması gerektiği anlatılır diye düşünüyorum. Ama oluyor işte sayın Anarchosa. Hangisi daha doğru öfkelenmek mi, susmak mı bunu da bilmiyorum. Sanırım duruma göre değişir. Dünya cennet gibi, insanlar hep iyi olsa öfkelenmeye de gerek kalmazdı.

Paylaştığınız görselde derinlemesine bir yorum yapmadım(genel kısa bir yorum belirttim) daha çok görünen sembolleri yazdım o kadar. Çünkü dediğiniz gibi bu kadar çok sembolü yorumlamak için oturup günlerce düşünmek, araştırmak gerekir, ama bu kadar zamanım yok, çalışan bir insanım. Aile kurmak üzereyim, dünyevi işler kısaca. Bunlar da doğal? değil mi?

Bu arada görselde, eğer yapacak olsaydım, ilk araştıracağım şey astronominin son basamak olması olurdu. Aklımda şu an bir kaç fikir belirdi ama onlar da muhtemelen yanlıştır.

Şimdi bu söylediklerime de kızıp, 'burayı deneme tahtan mı görüyorsun' demezsiniz umarım.

Geceniz ve haftanız güzel geçsin.

Sevgiler sayın Anarchosa.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 15, 2022, 10:28:27 ös
Belirtmeyi unuttum, sizi sinirlendirdiğim için özür dilerim sayın Anarchosa.

Bunu söylemem gerekiyor yoksa vicdanım rahatlayamaz.

Sevgiler.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Fason - Mart 15, 2022, 11:35:54 ös
Sn. @ANARCHOSA 'nın yazısından kızıp öfkelendiği sonucuna nasıl vardığınızı merak ettim doğrusu Sn. @Mandıra Filozofu !
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: midyad - Mart 16, 2022, 01:30:29 öö
Acaba diyorum, ilk adimimi zemine koymadan basamaklari goruyormuyum. Daha oraya varmadan dunyalari kat etmemelimiyim... Nasil zemin ama, yanyana dik acili dizilmis siyah ve beyaz taslar, diyagonal da dizilemezmiydi. Ne guzel ve ahenkli zemin diye de gecebilirim aslinda eger farkinda olmasam... veya ilk adimi atmadan zeminin yanina oturup basimi iki elimin arasina da koyabilirim... Bir derya aslinda, hem de her farkli gozlerden farkli deryalar gorulebilen bir dunya...

Ama bu zemini anlamaya calismadan herhangi bir yone yurumek karanlik dehlizlere dusmemize neden olamaz mi... Isigi ozumseyebilmek icin karanliga ihtiyacimiz yok mu. Kotuluk, iyinin paha bicilemeyen degerini gostermiyorsa, iyi artik iyi degildir. Nasil ki nefreti tanimadan sevginin degerinin fark edilememesi gibi.  Tipki kadim bilgelerden suzule suzule bize kadar gelen soz gibi:

Contradicta complementa sunt, yani tum zitlar/karsitlar ozunde birbirinin tamamlayicisidir.

Herhalde su mabetler konusu hafizamda daha taze, ondan olsa gerek, zemine bakarak soyle bir kapiyi acacagim:

Insanlarin dogadaki ve cevresindeki kotuluge bir aciklama arayisi, insanlari hayaletlere, seytanlara ve tanrilara inanmaya yoneltti. Inanc onlari kotulugu aciklama ve kotulukle ugrasma konusunda bagladi ve bir guvence sagladi. Halbuki kotulukle basa cikmanin daha fazla yolu var. Kotulugu bilmek, onu cevremizde tanimayi, ona verecegimiz tepkiyi anlamayi ve ayarlamayi ogretir... Bu bize sanki birseyi hatirlatiyor: Gnothi Seauton - Kendini tani.

Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: ANARCHOSA - Mart 16, 2022, 08:15:44 öö
Ne güzel söylediniz sayın midyad

Bir yere adım atmazdan önce nerede olduğunun ayırdına varmak gerek. Neredeyim, nereye gideceğim. Bu eylemim beni nereden nereye taşıyacak.

Nerede olduğunu bilmek de bilinç meselesi, demek ki farkındalık olmalı.

Evet basamaklı ve dönemeçli bir merdiven var gibi, evet bir yere çıkarıyor. Ama orada ne var, onun ilerisinde ne var bilmiyorsak, ilk adımı atmak da inanç meselesi. Orada görmeye değecek bir şeyler var diyen biri varsa örneğin ona güven meselesi.

Ama biz yine sizin belirttiğiniz öncesine dönelim.

Neredeyim? Bir zemin. Nasıl bir zemin? Mozaik döşemeli bir zemin. Mozaik döşemede bahsettiğiniz gibi dik açılı kareler şeklinde döşemeler. Farklı olamaz mıydı, neden böyle?

Doğada farklı şekiller mevcut. Bunlar amorf, biçimsiz olabileceği gibi nehirlerin, dalgaların, suyun etkisiyle; rüzgarın yuvarlanmanın etkisiyle yuvarlak oval taşlar mevcut mesela. Yine volkanik bölgelerde konik yapılar, peri bacaları oluşabiliyor. Ancak doğada kusursuz açıyla dörtgenler nadiren oluşur. İki veya daha fazla bu şeklin yanyana gelmesi ise "tesadüf" eseri olamaz. Bu daha çok birisinin ölçüp biçerek yaptığı, planlanmış/üretilmiş bir yapı gibi...

Daha da detaya girelim. Nedir renkler, siyah ve beyaz.

Daha da detaya girelim. Nedir beyaz, tüm renklerin birleşimi. Yani diğer tüm bilgiler saf ve işlenmemiş olarak beyazın içerisinde. Aydınlığın da simgesi beyaz. Mordan Kırmızıya kadar renk tayfını içinde barındırıyor. Ancak tüm bir bilinç yani beyaz olduğu belliymiş gibiyse de, henüz diğer renklerine ayrılmamış ışık, daha kendinin farkına varmamış, içindeki diğerlerini keşfetmemiş. Mesela 400 nm dalgaboyu ile titreşirse mor, 420 nm ile titreşirse lacivert, 480 nm ile titreşirse mavi, 510 nm ile titreşirse yeşik, 570 nm ile titreşirse sarı, 600 nm ile titreşirse turuncu, 800 nm ile titreşirse kırmızı olacağını henüz keşfetmemiş. Titreşimin renge, sese, enerjiye maddenin aldığı atom kafes yapısına dolayısıyla şekline etki edeceği bilgisine henüz vakıf değil. Hani deriz ya güzel sözler şarkılar söylersek kar tanesi başka şekil alır, kötü sözler söylersek başka; severek bitki sularsak coşar, söverek sularsak solar... Bunların daha sebebi araştırılmamış. Ortada sadece bir aydınlık var, beyaz. Ancak bu beyaz ince bir ölçümle ayrılmış.

Neyden? Siyahtan!

Siyah nedir? Renk midir? Renk YOKLUĞU mu?

Aslınca beyaz olan, yok olanın sınırlarını çizerek, varlığı yokluktan ayırmış mı? Eğer öyle ise daha olduğumuz yerde biz hangi renk üzerinde duruyoruz? Hayatta takıntılı insanlar da var, hepimiz AVM lerde gezerken yer karolarında çizgilere basmamaca oynamışızdır. Aynı takıntıyla merak eder miyiz acaba hangi karoların sayısı daha fazla.

Neden birisi siyah (yokluk, karanlık) ve beyaz (varlık, aydınlık) arasına ölçüp biçerek çizgiler çizmiş, kaosa bir düzen getirmiş? Eğer böyle birisi var ise bizim hangisine basmamızı veya basmamamızı ister.

Bitti mi? İnsan isek, uzayda bir şeklimiz var. Gözlerimizin baktığı, yüzümüzü döndüğümüz yere ön dersek bir de önümüz arkamız, sağımız solumuz ve hatta üstümüz altımız var. Üç boyutlu uzayda biz neredeyiz? Arkamız ya geldiğimiz yeri ya da dönmek istemediğimiz yeri temsil eder. Peki o zaman önümüz nereyi gösteriyor? Nereden gelip nereye gidiyoruz. Hangi yönler arasında duruyoruz?

Bak gördünüz mü sayın midyad, daha adım atmadan sorgulamak bize neler yaptırdı. Sorguladık, düşündük. Ama düşünmeden iyiydik, düşününce pek çok yeni mesele çıktı. Acaba düşünmeyi kessek mi? Adım atmadan yol yakınken dönsek mi?
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: NOSAM33 - Mart 16, 2022, 12:31:21 ös
Alıntı
Bak gördünüz mü sayın midyad, daha adım atmadan sorgulamak bize neler yaptırdı. Sorguladık, düşündük. Ama düşünmeden iyiydik, düşününce pek çok yeni mesele çıktı. Acaba düşünmeyi kessek mi? Adım atmadan yol yakınken dönsek mi?


Asla ...

Saygılar
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: burakc - Mart 16, 2022, 10:21:31 ös
Siyah-Beyaz zemin mozaiği ile ilgili şu şekilde bir ezoterik yorum okumuştum bir kitapta. Yeri gelmişken sizlerle paylaşmak istedim.

Kitap adı: İnisiyasyonun Metodolojisi ve Masonluk
Yazar: Remzi Sanver
Sayfaları: 85,86.87

ilgili sayfaları ekte paylaştım.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: midyad - Mart 17, 2022, 06:32:24 ös
Meger ne kadar da cok soru varmis... sanki her nokta bir fraktal... sanki her beyaz tas bir tez olurken her siyah tas ta bir anti- tez olup mozaik zemini olusturmuslar.

Icimden bir ses ilk adimini at diyor ve oyle yapiyorum. Duse kalka ilerliyorum. Attigim her adimda adimlariminin bir oncekine gore daha iyi ve daha saglam oluyor gibi geliyor bana. Cevrem de ben de artik bana oncekinden daha farkli gorunmeye basliyor. Kendimde varligina sasirdigim yetenekleri kesfediyorum, ayni zamanda gosterdigim asiri ve olculu tepkilere de sasiriyorum... Acaba bu beyaz ve siyah taslar benim aynadaki goruntum mu?

Oyle ise kendim uzerinde calismam, dar psikolojik bir alandan ve kucuk ezoterik kurcalamalardan daha fazla olmali... bu surec surekli bir eylem, tefekkur, degerlendirme ve ayarlama olmalidir. Bu fiilller bazi olcutlere gore mi olmali? Machiavelist bir yaklasimla mi?

Yaz aylarinda eski bir Mimar Sinan dergisinde "tanima" ile "bilme" fiillerinin ayni olmadigi hakkinda bir makale okumustum. "kendini tani" genellikle bir bilgi veya informasyon bicimi olarak tanimlanir, terim olarak kendini bil' e donusur.  Acaba diyorum, bilmek, tanimak ve anlamak arasinda buyuk farklar yokmu? Bilmekten bahsettigimizde aklimiza hemen bilgelik gelmiyor. Cunku herhangi bir konu hakkinda kucucuk telefonumuzla da bir cok bilgiye ulasabiliriz. Bu aslinda bir seyin "nasil oldugunu bilmek" ile "bir seyin neden oldugunu" bilmak arasindaki farktir. Bu nedenle "kendini anla" acisindan dusunmek cok daha iyi olmaz miydi? Duygularini ve hislerini bilmeyen hangi insan kendisini taniyabilir. Duygularimizin nerden geldigini bilmeden ve anlamadan kendimizi taniyamayiz.

Neden bir muzikten, bir kitaptan ya da bir siirden veya cocugumuzun veya yegenimizin bir gulumsemesinden etkileniyoruz? Siz anlattiniz zaten; bir cicek bile sesimizdeki melodiden etkilenebiliyor. Kendini tani kavrami hakkindaki bilgimiz daha kit degil mi? Baskalari bu konu hakkinda ne dusunmus ve dusunuyor?

Johann Peter Eckermann' in kaleme aldigi "Yasaminin son yillarinda Goethe ile konusmalar" kitabinin 409. sayfasinda soyle diyor Goethe:

"Insanin once kendisini tanimasi gerektigi, " diye devam etti Goethe, "her zaman soylenir ve yinelenir. Bu simdiye kadar kimseye yeterli olmamis ve aslinda yeterli de olmamasi gereken bir oneri. Insan tum yaptiklari ve duyumsadiklari ile dis dunyaya, kendsini kusatan dunyaya bagimlidir, insanin dis dunyayi tanimasi, hedeflerinin gerektirdigi olcude dis dunyanin hizmetinde olmasi gerekir. insanin kendisi ile ilgili bildigi sadece mutlu oldugu ya da aci cektigidir, sadece sevincler ve acilarla egitilir insan, onun arayis icinde olacagi veya kendinden uzak tutacagi seyler bunlardir. Ayrica insan karanlik bir yaratik, nereden gelip nereye gittigini bilmez, dunyaya iliskin cok az sey bilir, hele kendisi ile ilgili olarak neredeyse hicbir sey bilmez...

Ilerde bir basamak belirdi, uzerinde sanki iple sarkilmis demir bir topuz var... 
     
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 17, 2022, 08:37:04 ös
Meger ne kadar da cok soru varmis... sanki her nokta bir fraktal... sanki her beyaz tas bir tez olurken her siyah tas ta bir anti- tez olup mozaik zemini olusturmuslar.

Icimden bir ses ilk adimini at diyor ve oyle yapiyorum. Duse kalka ilerliyorum. Attigim her adimda adimlariminin bir oncekine gore daha iyi ve daha saglam oluyor gibi geliyor bana. Cevrem de ben de artik bana oncekinden daha farkli gorunmeye basliyor. Kendimde varligina sasirdigim yetenekleri kesfediyorum, ayni zamanda gosterdigim asiri ve olculu tepkilere de sasiriyorum... Acaba bu beyaz ve siyah taslar benim aynadaki goruntum mu?

Oyle ise kendim uzerinde calismam, dar psikolojik bir alandan ve kucuk ezoterik kurcalamalardan daha fazla olmali... bu surec surekli bir eylem, tefekkur, degerlendirme ve ayarlama olmalidir. Bu fiilller bazi olcutlere gore mi olmali? Machiavelist bir yaklasimla mi?

Yaz aylarinda eski bir Mimar Sinan dergisinde "tanima" ile "bilme" fiillerinin ayni olmadigi hakkinda bir makale okumustum. "kendini tani" genellikle bir bilgi veya informasyon bicimi olarak tanimlanir, terim olarak kendini bil' e donusur.  Acaba diyorum, bilmek, tanimak ve anlamak arasinda buyuk farklar yokmu? Bilmekten bahsettigimizde aklimiza hemen bilgelik gelmiyor. Cunku herhangi bir konu hakkinda kucucuk telefonumuzla da bir cok bilgiye ulasabiliriz. Bu aslinda bir seyin "nasil oldugunu bilmek" ile "bir seyin neden oldugunu" bilmak arasindaki farktir. Bu nedenle "kendini anla" acisindan dusunmek cok daha iyi olmaz miydi? Duygularini ve hislerini bilmeyen hangi insan kendisini taniyabilir. Duygularimizin nerden geldigini bilmeden ve anlamadan kendimizi taniyamayiz.

Neden bir muzikten, bir kitaptan ya da bir siirden veya cocugumuzun veya yegenimizin bir gulumsemesinden etkileniyoruz? Siz anlattiniz zaten; bir cicek bile sesimizdeki melodiden etkilenebiliyor. Kendini tani kavrami hakkindaki bilgimiz daha kit degil mi? Baskalari bu konu hakkinda ne dusunmus ve dusunuyor?

Johann Peter Eckermann' in kaleme aldigi "Yasaminin son yillarinda Goethe ile konusmalar" kitabinin 409. sayfasinda soyle diyor Goethe:

"Insanin once kendisini tanimasi gerektigi, " diye devam etti Goethe, "her zaman soylenir ve yinelenir. Bu simdiye kadar kimseye yeterli olmamis ve aslinda yeterli de olmamasi gereken bir oneri. Insan tum yaptiklari ve duyumsadiklari ile dis dunyaya, kendsini kusatan dunyaya bagimlidir, insanin dis dunyayi tanimasi, hedeflerinin gerektirdigi olcude dis dunyanin hizmetinde olmasi gerekir. insanin kendisi ile ilgili bildigi sadece mutlu oldugu ya da aci cektigidir, sadece sevincler ve acilarla egitilir insan, onun arayis icinde olacagi veya kendinden uzak tutacagi seyler bunlardir. Ayrica insan karanlik bir yaratik, nereden gelip nereye gittigini bilmez, dunyaya iliskin cok az sey bilir, hele kendisi ile ilgili olarak neredeyse hicbir sey bilmez...

Ilerde bir basamak belirdi, uzerinde sanki iple sarkilmis demir bir topuz var... 
   

Katılıyorum sayın midyad, kendini tanımak yetmez, doğru, bahsettiğiniz gibi duyguların bile nedenine inmek, nedenini anlamak gerek. Bu sayede anlama başlar, anlama da değişim getirir. Sürekli bir dönüşüm ve tekâmül.

Dikkat ettiyseniz avatarımdaki mottolardan biri "errare humanum est". Bu felsefe birazda insanın, kendinin hatalı olduğunu, hatalar yapabileceğini bilmesi, diğer insanlara da bu açıdan bakmasını sağlar. Bu da kişinin diğer insanları anlamasına, kolay kolay yargılamamasına yardımcı olur. Kişilerden gelen hareket ve sözlerin kökünü görmeye yarar. Kişiyi değil olguyu ve nedeni anlamanın yolu açılmış olur. Biraz derin ama bir o kadar da basit bir felsefe.

Ara ara ışıklar içinde olsun, Peyami Safa'nın bir sözünü tekrarlarım forumda, yine sırası geldi; "Suçlamak kolay, anlamak ise zordur, çünkü anlarsan değişmen gerekir'."

Bu sözü söyleyince kendime de tekrar dönüp bakmam gerek. Bir süredir forumda mason arkadaşlarımıza biraz veryansın ediyordum, hatta hafiften suçluyordum. Yani her zamanki gibi yine hata yapıyordum. Çünkü işin iç yüzüne tam hâkim olmamama rağmen yargıda bulunuyordum. Bu açıdan tekrar tüm mason arkadaşlardan özür diliyorum. Affedin.

Neyse konudan uzaklaşmayalım, en son ilk basamak ve sütunun da kalmıştık. Buradan devam edelim.

Sevgiler

Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: ANARCHOSA - Mart 17, 2022, 09:20:15 ös
1737-1738 de önemli bir şey oldu. Yasalar sözcüsü Şövalye Ramsay, Masonluğun taş işçilerinin devamı olmasının doğru olmadığını, Taş ustalarının sadece binalarını ve hikayelerini aldıklarını ama esasen Masonluğun şövalyelik ruhunun devamı olduğunu iddia ettiği masonlar arasında meşhur bir söylev verdi.


Bu Ramsay kendi adıyla da anılan yüksek dereceler içeren ilk ritin de kurucusu sayıldı. Derecelerinden birinin adı İskoçyalı. Ki bu rit sonradan Ekose ritler denen ritlerin kökeni oldu. Yetkinleşme ritine sonra da Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Ritine dönüştü.

Bu söylevi ramsay yaptığı tarifin ardından şu cümle ile bitirir:

"Patria gentis humano"

Yani "İnsan Irkının Evi"

Bu fikir zamanla Ülkü Mabedi'ne dönüştü. Taş ustalarının efsanesi Süleyman Mabedi'ni dini değil simgesel bir alegori olarak da bu fikirle özdeşleştirdi. Ülkü Mabedine bugün kimi obediyanslar (büyük localar) "İnsanlık Mabedi" diyor!

Şimdi aslında kişi buraya adım atmakta, ama ne olarak?

Her bir Mason bu mabedin bir taşı olmaya aday. Ama kimi köşe taşı, kimi kilit taşı, kimi yerlerde üzerinden geçilecek cilalı taşlar...

Genel olarak her biri bir basamak... Kim için, kendinden sonra gelecek ve daha ileri gidecek kardeşler için. Çünkü böylesine bir "Ülkü" bir insan hayatına sığamayacak kadar büyük bir  eser ve erektir. O zaman kendi hayat sürenizce sonucunu göremeyeceğiniz bir eser için çalışmaya, ezilmeye hazır mısınız?

Basamağa geldik ama basıp geçmedik, durup onu da düşündük, düşünüp bulduğumuzla mutlu muyuz?

Ben aşağıdaki sözü söyleyen kişinin büyüklüğünü düşününce bu kardeşlere basamak olup ezilmeye varım. Ya siz?

Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir. (Kim söylemiş ki acaba?)
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 17, 2022, 09:27:49 ös
Elma, eureka :).

Sevgiler :)
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 17, 2022, 10:40:35 ös
Dip not;

Burada kendi adıma yaptığım şey, bulunma nedenim, bir nevi uzaktan eğitim fakültesi gibi ders almak, masonluğu ve felsefelerini anlamak ve tabiki güzel insanlarla sosyalleşmek, bilgi alış verişinde bulunmak. Fazlası değil. Daha fazlası benden beklenmemeli.

Niye benden ezoterik bir yolun yolcusu olmaz;

1) Etrafımdaki insanlara kendimi bağlı hissediyorum, onları kırmamaya, dökmemeye çok özen gösteriyorum. Sürekli yakın çevremi aydınlatmaya çalışıyorum ama tabiki çok zor, bu ancak karşımdakinin bilgileri kabullenebilmesiyle başlar.

Yakın zamanda evleneceğim ve eşimin karakteri böyle bir yolu kâbul etmeme izin vermez. Şu an için pek mümkün değil. Ama ileride onu biraz daha aydınlatabilirsem ve kabullenmeye başlarsa belki o da benim böyle bir yola girmemi kâbul eder. Ben de bu yola başlarım. Şu an için mümkün değil.

2) Tembel, sabırsız, heyecanını çabuk kaybeden bir adamım, başlasam bile sıkılıp bırakma ihtimalim var.

3) Yol yapmayı ve gezmeyi hiç sevmiyorum. İş - ev o kadar. Bir süredir bu böyle, böyle bir yola başlasam devamsızlıktan kalırım. Aslında bazen gezmeyi sevdiğim dönemler de oluyor ama şu aralar o halde değilim.

Gerçi zaten teklif yok ve belki hiç olmayacak(hastalığımdan dolayı), ama olursa diye yazayım dedim.

Sözün özü şu an için benden ham taş olmaz, olsa olsa çakıl taşı olur.

Hepinizi çok seviyorum.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 17, 2022, 10:53:55 ös
Isaac Newton ve birinci basamakta kalmıştık, buradan devam edelim lütfen.

Sevgiler.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: midyad - Mart 20, 2022, 05:13:36 ös
Ilk uc basamagin sonuncusunda yonumu kuzeye cevirmek icin dikkat ile dort film izledim (ve ben ordayim artik):

-   12 ofkeli adam/ 12 angry men
-   Akil oyunlari/ beautiful minds
-   Iz surucu/ Stalker
-   Yedinci muhur/ The seventh seal.

Fritjof Capra' nin "Donum noktasi"  kitabinin ikinci bolumunden bazi kesitler:

Kulturumuzun temmellerini atan ve dikkale gozden gecirilmesi gereken dunya gorusu ve deger sistemi, 16. ve 17. yy’ larda ana hatlari ile formullestirilmisti. 1500 ve 1700 yillari arasinda, insanlarin dunyayi anlama bicimlerinde ve diger dusunce tarzlarinda carpici bir degisim oldu. Yeni zihniyet ve yeni kozmos anlayisi, modern cagin karakteristikleri olan ozellikleri Bati, uygarligimiza kazandirdi. Bunlar gecen uc yuzyil boyunca kulturumuze hakim olan paradigmanin temeli oldular ve simdi degismek uzereler.

1500’ lerden once Avrupa’ daki egemen dunya gorusu, cogu baska uygarliklarda oldugu gibi organikti. Insanlar manevi ve maddi olaylarin, karsilikli dayanismasi ile karakterize edilen ve bireyin ihtiyaclarinin toplulugunkilere tabi oldugu, organik iliskilere dayanarak, dogayi tecrube eden kucuk, ahenkli topluluklar icinde yasarlardi. Bu organik dunya gorusunun bilimsel catisi iki otoriteye dayaliydi: Aristoteles ve Kilise.

13. yy’ da Aqinolu Thomas, Aristoteles’ in genis kapsamli doga sistemini Hiristiyan teolojisi ve ahlaki ile birlestirdi. Bu suretle butun Orta- Caglar boyunca sorgulanmadan kalacak kavramsal catiyi kurmus oldu. Ortacag biliminin yapisi, cagdas biliminkinden tamamen farkliydi. Bu bilim hem akla, hem de imana dayaniyordu ve baslica amaci ongoru ve denetimden ziyade, nesnelerin anlam ve degerini anlamakti. Bu Ortacag tablosu, 16. ve 17. yy’ larda köklu bir degisime ugradi. Organik, canli ve manevi bir evren anlayisi yerini Copernicus, Gelileo, Newton ve Descartes’ in calismalari ile mekanistik anlayisa birakti.

Bilimsel devrim, bin yildan daha fazla suredir kabul edilmis yer merkezli gorusu deviren Copernicus ile basladi. Copernicus’ tan sonra yeryuzu artik evrenin merkezi degil, sadece galaksinin kiyisindaki onemsiz bir yildizin cevresinde donen uc- bes gezegenden biriydi.

Galileo’ nun bilimsel devrimdeki rolu, her ne kadar bunlarin yaygin olarak kilise ile catismasindan dolayi oldugu biliniyorsa da, astronomideki basarilarini cok asar. Galileo, kesfettigi doga yasalarini formullestirmek icin matematiksel dilin kullanimi ile bilimsel deneyi birlestiren kisiydi ve bundan oturu de modern bilimin babasi ilan edilmistir.

Galielo, Italya’ daki zekice (ingenieus) deneylerini, uygularken, Ingiltere’ de Bacon, acikca deneysel bilimin yontemini savunuyordu. Tumevarim isleminin - deneyler yapmak ve bunlardan ilerideki deneylerde sinanmak uzere genel sonuclar cikarmak-  acik secik bir teorisini ilk formullestiren bir kisiydi.

“Bacon’ cu ruh” , bilimsel arastirmanin dogasini ve amacini derin bir bicimde degistirdi. En eski caglardan beri, bilimin amaclari bilgelik, dogal duzeni anlamak ve onunla uyum icerisinde yasamak olmustu. Bilim o zamanlar, “Tanri’ nin yuceligini” yada Cinlilerin degisi ile “doganin duzenini ornek almayi” ve “Tao’ nun akisi icinde akmayi” arastirmisti. Bunlar yin yada butunleyici amaclardi; bilim adamlarinin tavri bugunun dili ile soyleyecek olursak ekolojikti. Bu tavir 17. yy’ da tam da zit kutbuna – yin’ den yang’ a, butunlesmeci faaliyetten kandini kanitlayici faaliyete-  donustu. Bacon’ dan beri bilimin amaci, bilgiyi dogaya hukmetmek ve onu denetim altina almak amaciyla kullanmak oldu ve bugun baskin bicimde hem bilim, hem de teknoloji kokten karsi- ekolojik- amaclari ugruna bu bilgiyi kullanmaktadirlar.


Bati uygarliginin daha ileriye gelisimi icin, son derece onemli olan bu degisim, 17. yy’ in iki devasa sahsiyeti, Descartes ve Newton tarafindan baslatilmis ve tamamlanmistir.

Descartes, genellikle modern felsefenin kurucusu olarak kabul edilir. Kendisi degerli bir matematikciydi ve felsefi bakis acisi yeni fizik ve astronomiden derin bicimde etkilenmisti. Descartes, butunluklu bir yeni dusunce sistemi insaa edinciye kadar hicbir geleneksel bilgiyi kabul etmedi. Uzerinde siddetle yogunlasmaya calistigi, uzun bir zaman sonunda Descartes, biriktirdigi bilgilerin tamamini gozden gecirirken, birden parlayan bir sezgi gibi butun birlestirmeyi vadeden “olaganustu” bir bilimin temellerinin farkina vardi.

Bilimsel bilginin kesinlige olan inanc, Kartezyen (Descartes’ ci) felsefenin ve ondan tureyen dunya gorusunun temelinde yatmaktadir ve baslangictan itibaren Descartes’ i yaniltanda bu nokta olmustur. 20. yy fizigi bize, bilimde hicbir  mutlak dogru olmadigini; butun kavram ve teorilerimizin sinirli ve tahmini oldugunu cok kesin bir sekilde gostermistir. Bilimsel dogrulugu olan Kartezyen inanc bugun hala cok yaygindir ve Bati kulturunun simgesi durumunu alan bilim de kendini gostermektedir.

Descartes’ in yontemi cozumleyici (analitik)tir.  Bu yontem fikir ve sorunlari parcalara bolmeyi ve onlari, kendi mantiksal yapilari icerisinde duzenlemeyi ihtiva eder. Bu cozumleyici akil yurutme yontemi, Descartes’ in muhtemelen bilime en buyuk katkisidir.

Descartes’ in cogito’ su, zihni maddeden daha kesin kildi ve onu, bunlarin bir birinden bagimsiz ve temelden farkli oldugu sonucuna surukledi. Nitekim bir yerde soyle dedi: “Zihne ait olan her sey bedenin disindadir; bedene ait olan her sey de zihnin disindadir.” Zihin madde arasinda yapilan bu Kartezyen ayirim, Bati dusuncesi uzerinde derin bir etki yapti.

Descartes butun doga gorusunu, iki bagimsiz ve bir birinden kopuk dunya arasinda yaptigi su temel ayirim uzerine oturttu; zihnin yada res cognitans (dusunen sey), ve madde yada res extansa ( yer kaplayan sey). Gerek zihin, gerekse madde, gercek doga duzeninin ve bu duzenin insan zihnince taninmasina imkan veren aklin isiginin kaynagi olan ve her ikisinin de ortak referans noktalarini temsil eden Tanri’ nin yaratiklariydi. Tanri’ nin varligi, Descartes icin bilimsel felsefenin temelini olusturuyordu; ama sonraki yuzyillarda bilim adamlari Tanri’ ya herhandi bir acik gonderme yapmadan, insan bilimlerini res cognitans’ da, doga bilimlerini de res extensa’ da toplayan Kartezyen ayrima uygun olarak teorilerini gelistirdiler.

Sonuc olarak bu, Descartes’ in “olaganustu bilimi” ydi. Cozumleyici dusunce tontemini kullanan Descartes, butun doga olaylarini tek bir mekanik esaslar sistemi cercevesinde toplamaya calisti. Onun bilimi mukemmel olacakti ve verdigi bilgi, mutlak matematiksel kesinligi saglayacakti. Tabii ki, Descartes bu haris planini tamamlayamamis ve kendi kendine biliminin eksiksiz olmadigini ogrenmisti ama akil yurutme yontemi ve doga olaylari teorisinin genel taslagi, son uc yuz yildir Batili bilimsel dusunceyi bicimlemeyi basarmistir.

Kartezyen ruyayi gerceklestiren ve Bilimsel Devrimi tamamlayan adam, Gelileo’ nun öldügu yil olan 1642’ de Ingiltere’ de dogan Isaac Newton oldu. Newton, mekanistik doga anlayisinin, tam bir matematiksel formulasyonunu gerceklestirdi ve boylelikle Copernicus ile Kepler, Bacon, Galileo ve Descartes’ in calismalarinin muazzam bir sentezini yapmayi basaardi…




Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 20, 2022, 08:11:52 ös
Ilk uc basamagin sonuncusunda yonumu kuzeye cevirmek icin dikkat ile dort film izledim (ve ben ordayim artik):

-   12 ofkeli adam/ 12 angry men
-   Akil oyunlari/ beautiful minds
-   Iz surucu/ Stalker
-   Yedinci muhur/ The seventh seal.

Fritjof Capra' nin "Donum noktasi"  kitabinin ikinci bolumunden bazi kesitler:

Kulturumuzun temmellerini atan ve dikkale gozden gecirilmesi gereken dunya gorusu ve deger sistemi, 16. ve 17. yy’ larda ana hatlari ile formullestirilmisti. 1500 ve 1700 yillari arasinda, insanlarin dunyayi anlama bicimlerinde ve diger dusunce tarzlarinda carpici bir degisim oldu. Yeni zihniyet ve yeni kozmos anlayisi, modern cagin karakteristikleri olan ozellikleri Bati, uygarligimiza kazandirdi. Bunlar gecen uc yuzyil boyunca kulturumuze hakim olan paradigmanin temeli oldular ve simdi degismek uzereler.

1500’ lerden once Avrupa’ daki egemen dunya gorusu, cogu baska uygarliklarda oldugu gibi organikti. Insanlar manevi ve maddi olaylarin, karsilikli dayanismasi ile karakterize edilen ve bireyin ihtiyaclarinin toplulugunkilere tabi oldugu, organik iliskilere dayanarak, dogayi tecrube eden kucuk, ahenkli topluluklar icinde yasarlardi. Bu organik dunya gorusunun bilimsel catisi iki otoriteye dayaliydi: Aristoteles ve Kilise.

13. yy’ da Aqinolu Thomas, Aristoteles’ in genis kapsamli doga sistemini Hiristiyan teolojisi ve ahlaki ile birlestirdi. Bu suretle butun Orta- Caglar boyunca sorgulanmadan kalacak kavramsal catiyi kurmus oldu. Ortacag biliminin yapisi, cagdas biliminkinden tamamen farkliydi. Bu bilim hem akla, hem de imana dayaniyordu ve baslica amaci ongoru ve denetimden ziyade, nesnelerin anlam ve degerini anlamakti. Bu Ortacag tablosu, 16. ve 17. yy’ larda köklu bir degisime ugradi. Organik, canli ve manevi bir evren anlayisi yerini Copernicus, Gelileo, Newton ve Descartes’ in calismalari ile mekanistik anlayisa birakti.

Bilimsel devrim, bin yildan daha fazla suredir kabul edilmis yer merkezli gorusu deviren Copernicus ile basladi. Copernicus’ tan sonra yeryuzu artik evrenin merkezi degil, sadece galaksinin kiyisindaki onemsiz bir yildizin cevresinde donen uc- bes gezegenden biriydi.

Galileo’ nun bilimsel devrimdeki rolu, her ne kadar bunlarin yaygin olarak kilise ile catismasindan dolayi oldugu biliniyorsa da, astronomideki basarilarini cok asar. Galileo, kesfettigi doga yasalarini formullestirmek icin matematiksel dilin kullanimi ile bilimsel deneyi birlestiren kisiydi ve bundan oturu de modern bilimin babasi ilan edilmistir.

Galielo, Italya’ daki zekice (ingenieus) deneylerini, uygularken, Ingiltere’ de Bacon, acikca deneysel bilimin yontemini savunuyordu. Tumevarim isleminin - deneyler yapmak ve bunlardan ilerideki deneylerde sinanmak uzere genel sonuclar cikarmak-  acik secik bir teorisini ilk formullestiren bir kisiydi.

“Bacon’ cu ruh” , bilimsel arastirmanin dogasini ve amacini derin bir bicimde degistirdi. En eski caglardan beri, bilimin amaclari bilgelik, dogal duzeni anlamak ve onunla uyum icerisinde yasamak olmustu. Bilim o zamanlar, “Tanri’ nin yuceligini” yada Cinlilerin degisi ile “doganin duzenini ornek almayi” ve “Tao’ nun akisi icinde akmayi” arastirmisti. Bunlar yin yada butunleyici amaclardi; bilim adamlarinin tavri bugunun dili ile soyleyecek olursak ekolojikti. Bu tavir 17. yy’ da tam da zit kutbuna – yin’ den yang’ a, butunlesmeci faaliyetten kandini kanitlayici faaliyete-  donustu. Bacon’ dan beri bilimin amaci, bilgiyi dogaya hukmetmek ve onu denetim altina almak amaciyla kullanmak oldu ve bugun baskin bicimde hem bilim, hem de teknoloji kokten karsi- ekolojik- amaclari ugruna bu bilgiyi kullanmaktadirlar.


Bati uygarliginin daha ileriye gelisimi icin, son derece onemli olan bu degisim, 17. yy’ in iki devasa sahsiyeti, Descartes ve Newton tarafindan baslatilmis ve tamamlanmistir.

Descartes, genellikle modern felsefenin kurucusu olarak kabul edilir. Kendisi degerli bir matematikciydi ve felsefi bakis acisi yeni fizik ve astronomiden derin bicimde etkilenmisti. Descartes, butunluklu bir yeni dusunce sistemi insaa edinciye kadar hicbir geleneksel bilgiyi kabul etmedi. Uzerinde siddetle yogunlasmaya calistigi, uzun bir zaman sonunda Descartes, biriktirdigi bilgilerin tamamini gozden gecirirken, birden parlayan bir sezgi gibi butun birlestirmeyi vadeden “olaganustu” bir bilimin temellerinin farkina vardi.

Bilimsel bilginin kesinlige olan inanc, Kartezyen (Descartes’ ci) felsefenin ve ondan tureyen dunya gorusunun temelinde yatmaktadir ve baslangictan itibaren Descartes’ i yaniltanda bu nokta olmustur. 20. yy fizigi bize, bilimde hicbir  mutlak dogru olmadigini; butun kavram ve teorilerimizin sinirli ve tahmini oldugunu cok kesin bir sekilde gostermistir. Bilimsel dogrulugu olan Kartezyen inanc bugun hala cok yaygindir ve Bati kulturunun simgesi durumunu alan bilim de kendini gostermektedir.

Descartes’ in yontemi cozumleyici (analitik)tir.  Bu yontem fikir ve sorunlari parcalara bolmeyi ve onlari, kendi mantiksal yapilari icerisinde duzenlemeyi ihtiva eder. Bu cozumleyici akil yurutme yontemi, Descartes’ in muhtemelen bilime en buyuk katkisidir.

Descartes’ in cogito’ su, zihni maddeden daha kesin kildi ve onu, bunlarin bir birinden bagimsiz ve temelden farkli oldugu sonucuna surukledi. Nitekim bir yerde soyle dedi: “Zihne ait olan her sey bedenin disindadir; bedene ait olan her sey de zihnin disindadir.” Zihin madde arasinda yapilan bu Kartezyen ayirim, Bati dusuncesi uzerinde derin bir etki yapti.

Descartes butun doga gorusunu, iki bagimsiz ve bir birinden kopuk dunya arasinda yaptigi su temel ayirim uzerine oturttu; zihnin yada res cognitans (dusunen sey), ve madde yada res extansa ( yer kaplayan sey). Gerek zihin, gerekse madde, gercek doga duzeninin ve bu duzenin insan zihnince taninmasina imkan veren aklin isiginin kaynagi olan ve her ikisinin de ortak referans noktalarini temsil eden Tanri’ nin yaratiklariydi. Tanri’ nin varligi, Descartes icin bilimsel felsefenin temelini olusturuyordu; ama sonraki yuzyillarda bilim adamlari Tanri’ ya herhandi bir acik gonderme yapmadan, insan bilimlerini res cognitans’ da, doga bilimlerini de res extensa’ da toplayan Kartezyen ayrima uygun olarak teorilerini gelistirdiler.

Sonuc olarak bu, Descartes’ in “olaganustu bilimi” ydi. Cozumleyici dusunce tontemini kullanan Descartes, butun doga olaylarini tek bir mekanik esaslar sistemi cercevesinde toplamaya calisti. Onun bilimi mukemmel olacakti ve verdigi bilgi, mutlak matematiksel kesinligi saglayacakti. Tabii ki, Descartes bu haris planini tamamlayamamis ve kendi kendine biliminin eksiksiz olmadigini ogrenmisti ama akil yurutme yontemi ve doga olaylari teorisinin genel taslagi, son uc yuz yildir Batili bilimsel dusunceyi bicimlemeyi basarmistir.

Kartezyen ruyayi gerceklestiren ve Bilimsel Devrimi tamamlayan adam, Gelileo’ nun öldügu yil olan 1642’ de Ingiltere’ de dogan Isaac Newton oldu. Newton, mekanistik doga anlayisinin, tam bir matematiksel formulasyonunu gerceklestirdi ve boylelikle Copernicus ile Kepler, Bacon, Galileo ve Descartes’ in calismalarinin muazzam bir sentezini yapmayi basaardi…

Güzel bir anlatım, bilgilendirme. Elinize sağlık.

Bu arada bahsettiğiniz 4 filmden sadece  Stalker'ı(1979) izlememiştim. Bu tweetiniz sonrası açıp izledim. Bir çok sembol, alegori barındırıyor. Azıcık masonluğu bilen filmdeki yolu, yolda başa gelenleri anlayabilir. İlginç bir filmdi, çok beğendim. Ama filmdeki ana karakter Stalker'ın neyi temsil ettiğinden kesin emin olamadım. Yol gösteren, vicdan mı, inanç mı, merak mı, umut mu, iyilik mi, yoksa ezoterik bir figür mü tam emin olamadım.

Neyse kaldığımız yerden Newton ve sonrasından devam edelim.
Sevgiler.

Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: ANARCHOSA - Mart 21, 2022, 08:17:09 öö
İlk basamaklarda avadanlık (inşa aletleri) var yapıcılara ait. Oraları inşa eden başkalarını resmetmemişler. Sadece avadanlıkları bırakıvermişler. Bu mesaj neyin mesajı olabilir ki?

Basamağını kendin inşa et, taşını kendin yont. Ne sen istesen bile kendisi istemeyen bir taşa yardımcı olabilirsin, ne de birisi senin taşını yontabilir. O yüzden hep birlikte aynı yöne doğru bir hareket olsa da bireysel bir tekâmül vardır burada diye yorumlayabilir miyiz?

İlk derecede keski (taşçı kalemi) çekiç, cetvel, pergel vardır genellikle çizimlerde. Bu da tek bir taşı işlemek, yontmak için gerekenlerdir.

İkinci derecede mesela aşağı ip sarkıtılan ve düşey ve yatay dengeyi gözeten başka avadanlıklar katılır. Bir anlamda tek bir taştan mabed inşa edilmeyeceği ifade edilerek diğerleri ile yanyana ya da üstüste dizildiğinde hizalanmayı, harmonize olmayı hatırlatır.

Bir sonraki derecede mala katılır avadanlıklara, herhalde ne kadar yontarsak yontalım her taşın aynı özelliklerde ve ölçülerde kusursuz biçimde olamayacağını, bunu da tolerans harcı ile ve malayla kapatarak taşları bir araya getirebileceğimizi işaret ediyor olsa gerektir.

Geleneksel Yapıcılığın yüzyıllardır kullandığı avadanlıklarla verilen bazı temel mesajlar üzerine de kafa yormuş olduk.

Tabi her bir basamak ve taş için daha detaylı irdeleme ve yorumlar yapılabilir. Örneğin her bir taş her yere uymaz, uygun olmadığın yeri istememek, ya da istediğin yere uygun olmak için çalışmak gibi farklı düşünceler üretebiliriz.

İlk basamakların çok temel ancak bir o kadar da önemli mesajları vardır duymak, görmek isteyenler için. Bu mesajları özümseyemeden basamakları, inşaatı yükseltecek olursak, Pisa kulesi gibi altı kumul olduğundan değil, bizim inşaat becerimiz zayıf olduğundan yapımız yamulmaya ve zayıflık göstermeye başlar.

Siz ne dersiniz?
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 21, 2022, 10:07:10 öö
İlk basamaklarda avadanlık (inşa aletleri) var yapıcılara ait. Oraları inşa eden başkalarını resmetmemişler. Sadece avadanlıkları bırakıvermişler. Bu mesaj neyin mesajı olabilir ki?

Basamağını kendin inşa et, taşını kendin yont. Ne sen istesen bile kendisi istemeyen bir taşa yardımcı olabilirsin, ne de birisi senin taşını yontabilir. O yüzden hep birlikte aynı yöne doğru bir hareket olsa da bireysel bir tekâmül vardır burada diye yorumlayabilir miyiz?

İlk derecede keski (taşçı kalemi) çekiç, cetvel, pergel vardır genellikle çizimlerde. Bu da tek bir taşı işlemek, yontmak için gerekenlerdir.

İkinci derecede mesela aşağı ip sarkıtılan ve düşey ve yatay dengeyi gözeten başka avadanlıklar katılır. Bir anlamda tek bir taştan mabed inşa edilmeyeceği ifade edilerek diğerleri ile yanyana ya da üstüste dizildiğinde hizalanmayı, harmonize olmayı hatırlatır.

Bir sonraki derecede mala katılır avadanlıklara, herhalde ne kadar yontarsak yontalım her taşın aynı özelliklerde ve ölçülerde kusursuz biçimde olamayacağını, bunu da tolerans harcı ile ve malayla kapatarak taşları bir araya getirebileceğimizi işaret ediyor olsa gerektir.

Geleneksel Yapıcılığın yüzyıllardır kullandığı avadanlıklarla verilen bazı temel mesajlar üzerine de kafa yormuş olduk.

Tabi her bir basamak ve taş için daha detaylı irdeleme ve yorumlar yapılabilir. Örneğin her bir taş her yere uymaz, uygun olmadığın yeri istememek, ya da istediğin yere uygun olmak için çalışmak gibi farklı düşünceler üretebiliriz.

İlk basamakların çok temel ancak bir o kadar da önemli mesajları vardır duymak, görmek isteyenler için. Bu mesajları özümseyemeden basamakları, inşaatı yükseltecek olursak, Pisa kulesi gibi altı kumul olduğundan değil, bizim inşaat becerimiz zayıf olduğundan yapımız yamulmaya ve zayıflık göstermeye başlar.

Siz ne dersiniz?

Haklısınız sayın Anarchosa, içine girmeden tam olarak kavranamaz.

Sevgiler.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: midyad - Mart 21, 2022, 02:32:32 ös
Dun yazinin baslangicina birsey eklemeyi unutmusum. O filmleri izleyip gorebilmem icin baska bir filmi iyi bir sekilde oncelikle izleyip gormem gerekir yoksa digerlerini sadece izlerim, o da tabi ki onlarin gosterildigi salona girebilirsem. O film de:

-   Umudun dili/ Persian lessons’ tir. Bir sozcuk hayat kurtarabilir, ayni zaman da hayatina da mal olabilir.

Saat simdi 12’ i gecti, saat denilince hatirima Normandiya’ daki Rouen gelir. Ben bu sehri cok severim. Orda 14.  yy’ da yapilmis cok guzel bir saat vardir. Saatin ustunde Pantheon’ da da olan bir oculus vardir, orda Ay’ in halleri gorunur, altta ise gunleri de gosterebilmek icin mitoljik alegoriler kullanilmistir.

Mimarlikta kullanilan avandanliklarin bazilari kadim uygarliklarda da alegorik anlatimlar icin ve sembolizmada kullanilmistir. Buna aslinda yapi sembolizmasi da diyebiliriz. Sayin Tik-Tak-Tik, Cin mitolojisine ait olan bir gorsel paylasmisti. Dr. J.F. Newton The builders kitabinda James Legge’nin The Chinese Classics kitabini referans gostererek sunu yazmis:

Konfucyuz’ un ogrencisi olan Mencius kitaplarinda soyle yazmistir: Bilgeligin erdemli ve hakkaniyetli yolunda yurumek istiyorsaniz bu yolda gonye ve pergeli gunluk hayatiniza sokmalisiniz…

Kadim Misir uygarliginda muazzam yapilar yapilmistir, ama sembolizmalarinda yapiciligin avandanliklarina rastlamiyoruz. Belki de yanlis biliyorum.

Hangi basamakta olursak olalim uzerinde oldugumuz merdiven, hala, aydinlikta gordugumuz zeminin ustundedir. Bu bir dongudur. Bu dongude surekli bir eylem, tefekkur, degerlendirme ve ayarlama olmalidir demistik. Bu fiiller de bazi olcutlere gore yapilmalidir. Denildigi gibi insaati yukseltmek istiyorsak tastan anlamamiz da gerekir. Burdan hareket ederek soyle bir yan notta koymak istiyorum:

Bir kisiden Masonluk’ a girmesi icin teklif goturulmez, ancak kendi istegi ile, kapiyi calmalidir. Birisinden katilmasi istendiginde, ona masonluk teklif edilir. Biri kendi istegi ile kapiyi caldiginda ise kendini Masonluk’ a sunar. Bu onemli bir farktir.

Ilk durumda, masonluk’ un onun icin orada oldugunu dusunerek kendisini Krali Sanati’ n uzerinde hissetmeye baslayabilir. Daha sonra, iyi bir masonun ne ve nasil olmasi gerektigi, kardesligin ne anlama geldigi ve Masonluk’ un gercekte ne ile ilgilenmesi gerektigi konusunda diger uyelere ders verebilecegini dusunur. Daha sonra masonluk’ u saftas olmasi gereken bir kabatas olarak gorur. O’nun icin bir kurum olarak Masonluk’ un kendisi insaa edilmesi gereken Ulku olur. O zaman Masonluk’ un ne oldugu konusunda tamamen zit bir gorusu vardir ve muhtemelen bu gorusunu bir daha asla da duzeltmeyecektir.

Bu kisi, eger ayni zamanda kendisine daha yakin hissettigi baska bir hayirsever kuruma da uye ise Masonluk’ u boyle bir organizasyona donusturmeye de calisacaktir.  Aslinda boyle bir kisiye, arayiciya Masonluk teklif edilmistir, o’nu icsel bir durtu ile arayip bulmamistir.

Bir kisi Krali Sanat'a baslamak icin kendisini hazir hissetmek zorundadir. O icsel durtuyu kendisi hissetmelidir. Ancak boyle olunca o kisi icin Masonluk bir anlam ifade etmeye baslayabilir ve o kisi bunun sirrini deneyimleyebilir.

Ara ve bulacaksin,
Sor ve sana verilecektir,
vur ve sana acilacaktir,

bosuna mi denilmis. Evet Pisa kulesi yamuktur, ama cok guzel taslarin sayesinde ve omuzlarinda hala ayaktadir.



Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 21, 2022, 02:44:47 ös
Dun yazinin baslangicina birsey eklemeyi unutmusum. O filmleri izleyip gorebilmem icin baska bir filmi iyi bir sekilde oncelikle izleyip gormem gerekir yoksa digerlerini sadece izlerim, o da tabi ki onlarin gosterildigi salona girebilirsem. O film de:

-   Umudun dili/ Persian lessons’ tir. Bir sozcuk hayat kurtarabilir, ayni zaman da hayatina da mal olabilir.

Saat simdi 12’ i gecti, saat denilince hatirima Normandiya’ daki Rouen gelir. Ben bu sehri cok severim. Orda 14.  yy’ da yapilmis cok guzel bir saat vardir. Saatin ustunde Pantheon’ da da olan bir oculus vardir, orda Ay’ in halleri gorunur, altta ise gunleri de gosterebilmek icin mitoljik alegoriler kullanilmistir.

Mimarlikta kullanilan avandanliklarin bazilari kadim uygarliklarda da alegorik anlatimlar icin ve sembolizmada kullanilmistir. Buna aslinda yapi sembolizmasi da diyebiliriz. Sayin Tik-Tak-Tik, Cin mitolojisine ait olan bir gorsel paylasmisti. Dr. J.F. Newton The builders kitabinda James Legge’nin The Chinese Classics kitabini referans gostererek sunu yazmis:

Konfucyuz’ un ogrencisi olan Mencius kitaplarinda soyle yazmistir: Bilgeligin erdemli ve hakkaniyetli yolunda yurumek istiyorsaniz bu yolda gonye ve pergeli gunluk hayatiniza sokmalisiniz…

Kadim Misir uygarliginda muazzam yapilar yapilmistir, ama sembolizmalarinda yapiciligin avandanliklarina rastlamiyoruz. Belki de yanlis biliyorum.

Hangi basamakta olursak olalim uzerinde oldugumuz merdiven, hala, aydinlikta gordugumuz zeminin ustundedir. Bu bir dongudur. Bu dongude surekli bir eylem, tefekkur, degerlendirme ve ayarlama olmalidir demistik. Bu fiiller de bazi olcutlere gore yapilmalidir. Denildigi gibi insaati yukseltmek istiyorsak tastan anlamamiz da gerekir. Burdan hareket ederek soyle bir yan notta koymak istiyorum:

Bir kisiden Masonluk’ a girmesi icin teklif goturulmez, ancak kendi istegi ile, kapiyi calmalidir. Birisinden katilmasi istendiginde, ona masonluk teklif edilir. Biri kendi istegi ile kapiyi caldiginda ise kendini Masonluk’ a sunar. Bu onemli bir farktir.

Ilk durumda, masonluk’ un onun icin orada oldugunu dusunerek kendisini Krali Sanati’ n uzerinde hissetmeye baslayabilir. Daha sonra, iyi bir masonun ne ve nasil olmasi gerektigi, kardesligin ne anlama geldigi ve Masonluk’ un gercekte ne ile ilgilenmesi gerektigi konusunda diger uyelere ders verebilecegini dusunur. Daha sonra masonluk’ u saftas olmasi gereken bir kabatas olarak gorur. O’nun icin bir kurum olarak Masonluk’ un kendisi insaa edilmesi gereken Ulku olur. O zaman Masonluk’ un ne oldugu konusunda tamamen zit bir gorusu vardir ve muhtemelen bu gorusunu bir daha asla da duzeltmeyecektir.

Bu kisi, eger ayni zamanda kendisine daha yakin hissettigi baska bir hayirsever kuruma da uye ise Masonluk’ u boyle bir organizasyona donusturmeye de calisacaktir.  Aslinda boyle bir kisiye, arayiciya Masonluk teklif edilmistir, o’nu icsel bir durtu ile arayip bulmamistir.

Bir kisi Krali Sanat'a baslamak icin kendisini hazir hissetmek zorundadir. O icsel durtuyu kendisi hissetmelidir. Ancak boyle olunca o kisi icin Masonluk bir anlam ifade etmeye baslayabilir ve o kisi bunun sirrini deneyimleyebilir.

Ara ve bulacaksin,
Sor ve sana verilecektir,
vur ve sana acilacaktir,

bosuna mi denilmis. Evet Pisa kulesi yamuktur, ama cok guzel taslarin sayesinde ve omuzlarinda hala ayaktadir.

Öyle güzel bir yazı ki, insanda koşa koşa masonluğa girme isteği oluşuyor. Çok samimi ve içten. Gerçi baştan beri tüm yazılarınız böyleydi sayın midyad.

Mason olmak istesem, beni masonluğa alırlar mı bilmiyorum. Kendimi UGLE(HKEMBL) ye ve sizin üyesi olduğunuz ezoterik yapıya daha yakın hissediyorum.

Sanırım kapıyı çalacağım.

Ama kısa bir süre oturup etraflıca düşünüp öyle kesin kararı mı vereceğim.

Sevgiler sayın Midyad.

Sizi çok seviyorum. (Tüm kardeş gördüklerinizi de)
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: NOSAM33 - Mart 21, 2022, 06:15:24 ös
Alıntı
Sanırım kapıyı çalacağım.

Ama kısa bir süre oturup etraflıca düşünüp öyle kesin kararı mı vereceğim.

Mutlaka bir Mason tarafından teklif edilmeni öneririm ...
Saygılar
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 21, 2022, 06:26:07 ös
Alıntı
Sanırım kapıyı çalacağım.

Ama kısa bir süre oturup etraflıca düşünüp öyle kesin kararı mı vereceğim.

Mutlaka bir Mason tarafından teklif edilmeni öneririm ...
Saygılar

Dostum, sayın midyad'ın açıklamalarına bakıldığında, teklif gelmesindense, başvurmamın daha doğru olacağını düşünüyorum, benim için daha uygun. Kendimi adama fikri bana daha güzel geliyor. Çünkü fedakârlık yapmayı seviyorum.

Zaten alt üst ilişkisini eğitim ve çalışma hayatım boyunca tecrübe ettim. Başlangıçta ve bir süre, doğal olarak, çömezliğim olacak, bu sürece alışığım yani. Zaten forum avatarımdaki mottolarımdan biri de 'müzmin öğrenci'. Üstadları dinler, birşeyler öğrendikçe yolda ilerlerim.

Başvuru tam nasıl yapılıyor bilmiyorum ama bir pazar günü, HKEMBL'nin İzmir'deki şubesinin kapısını çalacağım. Belki kâbul ederler. Etmezlerse de en azından denemiş olurum. İçimde kalmaz.

Sevgiler Nosam33 dostum.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: Mandıra Filozofu - Mart 21, 2022, 06:55:04 ös
Gerçi hangi ezoterik yapıya daha uygun olduğumu dışardan beni gözleyenler daha iyi biliyorlardır. HKEMBL'YE başvuracağım, onlar muhtemelen benim için hangi yolun daha doğru olacağını söyleyeceklerdir.

Dip not; Kusura bakmayın arka arkaya çok yazıyorum. Biraz heyecanlandım. Ama mutlu bir heyecan.
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: NOSAM33 - Mart 21, 2022, 07:07:36 ös
Alıntı
Dostum, sayın midyad'ın açıklamalarına bakıldığında, teklif gelmesindense, başvurmamın daha doğru olacağını düşünüyorum, benim için daha uygun.


Sen bilirsin;  lakin tavsiye edilmeni öneririm ...

Saygılar
Başlık: Ynt: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri
Gönderen: burakc - Mart 21, 2022, 10:27:39 ös
Avadanlıkları öylece bırakmalarının sebebi arkadan yetişen kişilerinde onları alıp kendi inşaalarını yapmaları için olabilir mi?

Bu şekilde bir yorumlamaya ne dersiniz?

Operatif masonlukta avadanlıklar gönye, pergel, mala vb. yapıcı aletleri iken Spekülatif masonluğun avadanlıkları nelerdir?


Masonluğa adım atmış birisi kendini inşa ederken neler kullanacaktır?

İlk basamaklarda avadanlık (inşa aletleri) var yapıcılara ait. Oraları inşa eden başkalarını resmetmemişler. Sadece avadanlıkları bırakıvermişler. Bu mesaj neyin mesajı olabilir ki?

Basamağını kendin inşa et, taşını kendin yont. Ne sen istesen bile kendisi istemeyen bir taşa yardımcı olabilirsin, ne de birisi senin taşını yontabilir. O yüzden hep birlikte aynı yöne doğru bir hareket olsa da bireysel bir tekâmül vardır burada diye yorumlayabilir miyiz?

İlk derecede keski (taşçı kalemi) çekiç, cetvel, pergel vardır genellikle çizimlerde. Bu da tek bir taşı işlemek, yontmak için gerekenlerdir.

İkinci derecede mesela aşağı ip sarkıtılan ve düşey ve yatay dengeyi gözeten başka avadanlıklar katılır. Bir anlamda tek bir taştan mabed inşa edilmeyeceği ifade edilerek diğerleri ile yanyana ya da üstüste dizildiğinde hizalanmayı, harmonize olmayı hatırlatır.

Bir sonraki derecede mala katılır avadanlıklara, herhalde ne kadar yontarsak yontalım her taşın aynı özelliklerde ve ölçülerde kusursuz biçimde olamayacağını, bunu da tolerans harcı ile ve malayla kapatarak taşları bir araya getirebileceğimizi işaret ediyor olsa gerektir.

Geleneksel Yapıcılığın yüzyıllardır kullandığı avadanlıklarla verilen bazı temel mesajlar üzerine de kafa yormuş olduk.

Tabi her bir basamak ve taş için daha detaylı irdeleme ve yorumlar yapılabilir. Örneğin her bir taş her yere uymaz, uygun olmadığın yeri istememek, ya da istediğin yere uygun olmak için çalışmak gibi farklı düşünceler üretebiliriz.

İlk basamakların çok temel ancak bir o kadar da önemli mesajları vardır duymak, görmek isteyenler için. Bu mesajları özümseyemeden basamakları, inşaatı yükseltecek olursak, Pisa kulesi gibi altı kumul olduğundan değil, bizim inşaat becerimiz zayıf olduğundan yapımız yamulmaya ve zayıflık göstermeye başlar.

Siz ne dersiniz?