Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Felsefe Taşı  (Okunma sayısı 892 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Şubat 24, 2022, 07:38:36 ös

Felsefe taşı nedir?

Kendi küçük penceremden baktığımda anladığım;

Ezoterik sembolizmada piramit ve piramiti oluşturan taşlar önemli ve değerli.

Terimimiz Felsefe Taşı da zaten bir taş.

Eğer ki simyada neredeyse en önemli hedef felsefe taşını bulmak ve ya yapmak ise felsefe taşı da piramitin en üstündeki taş, ya da herşeyi gören göz olabilir.

Yani Felsefe Taşı Tanrı olabilir. (Tanrı tanımından nerelere gideceğimize geçen gün yazdığım Tanrı bir ruh mu yazımdan bakabiliriz.) Ve ya Kadir-i Mutlak olabilir.

Tabiki doğrusunu bilemiyorum. Felsefe Taşının gerçek ve ya doğru anlamını algılamam için sizlerin yorumlarınızı ve bilgilerinizi de okumak istiyorum.

Bilen varsa en azından ipucu versin lütfen  ;D. 🙏🙏

Bu arada hepinizi çok seviyorum.

Sevgiler
« Son Düzenleme: Şubat 24, 2022, 07:41:56 ös Gönderen: Mandıra Filozofu »
Errare humanum est.
Ayıplı Müzmin öğrenci


Şubat 24, 2022, 07:46:42 ös
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 223
  • Cinsiyet: Bay

Tekrar hosgeldiniz, hayat ta bazi acilardan bir ups-downs degil mi..

O goz insanin kendi vicdani da olamaz mi...


Şubat 24, 2022, 08:06:11 ös
Yanıtla #2

Tekrar hosgeldiniz, hayat ta bazi acilardan bir ups-downs degil mi..

O goz insanin kendi vicdani da olamaz mi...

Teşekkürler sayın Midyat, hoşbulduk  :).

Evet, haklısınız, Hayat Ups - Downs'lardan oluşan ân'lar toplamı diyebiliriz. Ama aynı zamanda hayat totalde ilizyondan başka birşey olmayabilir. Yani bu ups ve downlar da iluzyonun yansımaları olabilir.

Vicdan meselesine gelirsek, eğer ki felsefe taşı vicdan ise, o zaman en önemli şey aslında vicdanımızdan başka birşey değil. Ki tüm insanlar vicdan sahibi olsalardı, dünya çok daha güzel bir yer olurdu. Dünyada cenneti yaşıyor olurduk.

Gerçek anlamda simya az kişi tarafından biliniyor ve ya uygulanabiliyor diye kabul edersek ve felsefe taşını sadece vicdan tanımıyla açıklarsak, birşeyler eksik kalacak gibi duruyor. Çünkü vicdana(felsefe taşına) ulaşan kişi, bunu mümkün olduğunca çok kişiye yaymalıdır ama bu tarih boyunca yapılmamış. Küçük bir zümre içinde kaldıktan sonra, ne kadar vicdanlı olursak olalım, birşeyleri değiştirme şansımız olmayacaktır. Biliyorum biraz karışık oldu, ve sanırım demek istediğimi tam anlatamamış olabilirim. Ama yapacak birşey yok, bazen kelimeler anlamı tam yansıtamıyor.

Sevgiler sayın Midyat :)
Errare humanum est.
Ayıplı Müzmin öğrenci


Şubat 25, 2022, 12:55:09 öö
Yanıtla #3
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 94
  • Cinsiyet: Bay

Tekrar hosgeldiniz, hayat ta bazi acilardan bir ups-downs degil mi..

O goz insanin kendi vicdani da olamaz mi...

Teşekkürler sayın Midyat, hoşbulduk  :).

Evet, haklısınız, Hayat Ups - Downs'lardan oluşan ân'lar toplamı diyebiliriz. Ama aynı zamanda hayat totalde ilizyondan başka birşey olmayabilir. Yani bu ups ve downlar da iluzyonun yansımaları olabilir.

Vicdan meselesine gelirsek, eğer ki felsefe taşı vicdan ise, o zaman en önemli şey aslında vicdanımızdan başka birşey değil. Ki tüm insanlar vicdan sahibi olsalardı, dünya çok daha güzel bir yer olurdu. Dünyada cenneti yaşıyor olurduk.

Gerçek anlamda simya az kişi tarafından biliniyor ve ya uygulanabiliyor diye kabul edersek ve felsefe taşını sadece vicdan tanımıyla açıklarsak, birşeyler eksik kalacak gibi duruyor. Çünkü vicdana(felsefe taşına) ulaşan kişi, bunu mümkün olduğunca çok kişiye yaymalıdır ama bu tarih boyunca yapılmamış. Küçük bir zümre içinde kaldıktan sonra, ne kadar vicdanlı olursak olalım, birşeyleri değiştirme şansımız olmayacaktır. Biliyorum biraz karışık oldu, ve sanırım demek istediğimi tam anlatamamış olabilirim. Ama yapacak birşey yok, bazen kelimeler anlamı tam yansıtamıyor.

Sevgiler sayın Midyat :)

Sayın Mandıra Filozofu,

Aslında bir şeyleri değiştirme şansımız hep olacaktır bence.

“Adamın biri sabaha karşı okyanus sahilinde, güneşin doğuşunun keyfini çıkarmak için sahile inmiş. Uzakta sahilde birini görür. Biraz yaklaştığında sahile vuran deniz yıldızlarını okyanusa atan bir çocuk olduğunu fark eder. Çocuğa yaklaşarak sorar:

-Deniz yıldızlarını neden okyanusa atıyorsun?

Çocuk der ki:

–  Güneş yükseldi mi, sular çekiliyor. Onları suya atmazsam susuzluktan ölecekler.

Adam devam eder:

– Sahil kilometrelerce uzanıyor ve binlerce deniz yıldızı var, hangi birini atacaksın. Ne fark edecek ki?

Çocuk, adamı dinledikten sonra bir deniz yıldınızı daha okyanusa atar ve cevap verir:

– Bu deniz yıldızı için fark etti.”


Şubat 25, 2022, 09:20:49 öö
Yanıtla #4

Merhaba,

Öncelikle bir yorum ile başlamak isterim ki, dil önemlidir. Diline sahip çıkamayan toplumlar özgürlüğüne de sahip çıkamaz. Melez dil oluşumu, dilin asimile olması ve zamanla kaybolmasının ilk adımıdır. Bu açıdan bana kalırsa "ups" "downs" gibi "totalde" gibi kullanımların yerine pek âlâ "hayat iniş çıkışlarla doludur" ya da "toplamda" kullanımları mümkün iken diğerini kullanmak bir tercihtir. Bana göre yanlış bir tercihtir. Yabancı dil kullanımında bir sakınca elbette ki yok. Küreselleşen dünyada artık tek dil bilmek insanı sınırlar. Ancak kendi dilini yabancılaştırmak da insanı duygularına yabancılaştırır.

Bunları dile getirdikten sonra konuya gelecek olursa "Ezoterik sembolizmada piramit önemlidir" denilmiş. Öyle mi peki? Bu fikrin 1 Amerikan Doları komplo teorilerinden geldiğini söyleyebilirim. Ezoterik çalışmalarda piramitin pek de bir ehemmiyeti yoktur. İnsanı yücelten, belki inandığı evrensel "üstün güç (veya güçlere)" yakınlaştıran bir mabet, yapıt olarak görülürse bir önem sağlanabilir. Ancak ilksel mimari bilenler hatırlayacaktır ki büyük yapıların en büyük sıkıntısı çatıyı kapatmaktır. Yapı büyüdükçe ortadan bel verir çatı. Onun içindir ki kubbeli yapılar tercih edilmeye başlanmış, kemer ve payandalarla desteklenmiştir. Bu tekniklerin uygulanmadığı dönemlerde yükseldikçe daraltarak çatıyı kapatma fikri gayet doğal olarak gelişmiştir. Ancak eklediğim görselde görüleceği gibi pek çok farklı piramit tekniği dünyada gelişmiştir ve bunların çoğunda tepedeki tek taştan söz edilemez.

Sayın Mandıra Filozofu bilerek veya belki de bilmeyerek ünlü bir yazar olan ama ünlü bir Mason olmayan Manly P. Hall'un ve Amerikan Masonluğunun bir fikrini ortaya atmış olabilir. Bir Mabet yapılırken eski geleneklerde Kuzey-Doğu'ya (en karanlık köşe) (kimi uygulamalarda Kuzey-Batı) bir köşe taşı / Temel Taşı konularak inşaata başlanırmış. Bu simgesel olarak Çırağı temsil eder. Buradan türetilen bir fikir olarak olsa gerek son konulan taş da üstat olsa gerek diye fikir geliştirilmişe benziyor. Amerikan parasında da seçilen piramitte son taş ayrık olduğundan bu da üstadın simgesidir. Gelişimin son aşamasıdır diye yorumlanabilir. Hürmasonların Kayıp Anahtarları kitabında görselini verdiğim sayfada kendisi bu şekilde ifade etmiş. Ancak dediğim sebeplerde bu simge ne Ezoterizmde genel ne Masonlukta özel olarak bir piramit simgesi olduğu anlamına gelmez, hatta yoktur da diyebilirim. Simge ararsak çoktur. Mabet dersek daha doğru olabilir. Ancak ipuçlarını yanlış yerde aramak bizi çıkmaz dehlizlere sürükler.

Gelelim Taş meselesine. Unutmayalım ki 1600-1700'lü yıllarda Masonluk Katolik-Protestan çekişmeler olsa da Hristiyan bir çevrede gelişmiştir. Yukarıda bahsettiğim inşa edilecek bir mabedin temel taşı fikrinin kökenini burada aramak gerekir. Zira Taş anlamına gelen Peter/Petrus'un Katolik Kilisesini kuran kişi olduğunu hatırlamakta fayda var. Kökeni ise Matta İncili 16.18 deki İsa'nın söylediği iddia edilen şu cümleye dayanıyor:

«Sen Petrus’sun, topluluğumu senin üzerine kuracağım.»

Sen Kaya/Taş'sın. Topluluğumu (mabedimi) senin üzerine kuracağım şeklinde okuyabiliriz.

Spekülatif Masonlukta geriye doğru bakıldığında ilk kez 31 Aralık 1728 tarihinde Edward Oakley adında bir mason Londra’daki bir konferansta hazır bulunanlara «Sizler, ruhsal evin inşasında ana köşetaşının (Lapis Angularis) üzerine inanç ve güvenle yerleştirilen canlı taşlarsınız.» şeklinde seslenmiştir.

Tabi yine anlamak lazım. Hristiyanlıkta inanç gereği Adem'in Cennetten kovulmasına sebep olan ilk günahı sebebiyle soyu günahkâr kabul edilir. Bu sebeple Vaftizci Yahya (ki Masonluğun Azizi kabul edilir ve 24 Haziran Doğumgünü  aynı zamanda gündönümü (Summer Solstice) olan gün Büyük Locanın kuruluş günüdür!) insanları vaftiz ederek arındırmaktadır. İsa'yı vaftiz ettiğinde bir beyaz güvercin olarak Ruh'ül Kudüs'ün İsa'ya geldiğine inanılır.  İsa'nın doğumgünü olaraksa bir başka gündönümü 24-25 Aralık kabul edilmesi de tesadüf mü? Vaftizci Yahya İsa'nın kuzenidir. Hz. Muhammed'in kuzeni Hz. Ali gibi. Birinin tebliğci, diğerinin ise Tasavvufun başında olması tesadüf mü? Hatta Hz. Ali'nin doğumgünü kabul edilen 21 Mart'ın da Ekinoks günü olması tesadüf mü?

Konuyu dallandırmayalım. İnsan doğuşta günahkârdır demişlerdi. O yüzden ilk taş "hamtaş"tır. günahlarından, bedeni zaaflarından arındıkça taş "küptaş"a dönüşür.  Çırak Usta'ya, İnsan Gerçek Mason'a dönüşür. Bu bir yücelme yolculuğudur. Bir şeyi en iyiye dönüştürmek değildir. Bir şeyi "kendi olabileceği en iyisine" dönüştürmektir.

Şimdi her ne kadar ilgisiz şeyleri yine bir çuvala doldurmuş olsak da bir başka terim daha geçti konuda. Felsefe Taşı.

Hamtaş > Küptaş (aslında biz küptaş diyoruz ama yaygın kullanımı "Perfect Ashlar" yani Kusursuz taştır. Bu bir simgedir.
Prima Materia > Philosopher Stone (Felsefe Taşı) ise başka bir simgesel yolculuktur.

Benim hep bahsettiğim teorim, spekülatif yani düşünsel Masonluğun operatif yani yapıcılar ile bir ilgisi olmadığı sadece dönemsel ve lojistik sebeplerden locaları kendi amaçları için kullandıkları yönündedir. Peki Spekülatif Masonluk kimin devamıdır. Simyacıların ve Rozkrua'nın... Bunu nereden anlıyoruz, daha başlangıcında adayın Chamber of Reflection (Tefekkür Hücresi)ne sokulmasından. Ve dahi Masonluk içerisinde pek çok Simya ve Rozkrua simgesi takip edilebilir. Bu arada Tefekkür Hücresi Türk Masonluğunda ve Liberal Masonlukta kullanılsa da UGLE (İngiltere Birleşik Büyük Locası) uygulamalarında yer almamaktadır.

Görseldeki şekilde aday Nigredo ismi verilen Simya'nın dönüşüm için ilk adımına girer. Kendisi "Prima Materia" yani başlangıç malzemesidir.

Aday şu kısaltmayı görür. V.I.T.R.I.O.L. 

Vitriol değil V.I.T.R.I.O.L.  Masonlukta nokta virgül bile boşa kullanılmaz. Vitriol Sülfirik Asit demektir. ama V.I.T.R.I.O.L.  farklı!

'VISITA INTERIORA TERRÆ RECTIFICANDO INVENIES OCCULTUM LAPIDEM' 'Yerin içine gir, orada arındırılacak taşı bulacaksın.'

Önce yerin içine gireceksin. Tefekkür Hücresi!

Sonra da orada arındırılacak taşı bulacaksın. Etrafına baksan pek çok simge var. Hangisini değiştireyim diye düşünüp durabilirsin. Ama odanın adını bir daha hatırlayalım. Hayır, Tefekkür Hücresi değil. O bizim verdiğimiz "derin düşünce" odası demek. Zaten o yüzden ÖMBL adına "Düşünme Odası" demiş. Ama biz Rozkrua versiyonuna bakalım. "Chamber of Reflection" Yansıma odası, global ve dahi eski uygulamalarda bu yansıma için gerekli bir simge de odada olur(muş). O zaman aday kimi değiştireceğini anlar. Masonluk bir bireysel dönüşüm sanatıdır. Dikkat ediniz, toplu ve kurumsal dönüşüm değil. Bireysel. Zaten her bir bireyini dönüşüme ve gelişime tabi tutabilirse topluluk kendiliğinden gelişmiş olur. Bunun için ayrı bir işlem ve zorlama yapılamaz. Toplumlar zor veya plan kullanılarak geliştirilemez.

Peki aday tek basamakta mı gelişecek? Bizler bir iribaş değiliz ki kurbağa olalım. Tırtıl değiliz ki kelebek olalım. Bizimki biraz daha meşakkatli bir yol. O yüzden de bir seferde değil dereceler, basamaklar halinde gelişiriz. Her basamakta biraz durup yeniden bu odaya girmiş gibi düşünüp, değerlendirmeler yaparak. Kendimizi göremiyorsak kardeşlerimizi gözlemleyerek ve gördüklerimizi kendimize yansıtarak.

Sonra Albedo, Rubedo denen basamakları var Simyanın. Ayrıca yedi işlemi var adi metalleri soymetal Altına dönüştürmek için.

Kalsinasyon (Satürn, Kurşun)
Dissolüsyon (Jupiter)
Seperasyon (Mars)
Konjonksiyon (Dünya)
Fermentasyon (Venüs)
Destilasyon (Merkür)
Koagülasyon (Güneş, Altın)

Neden yedi basamak, bakınız o dönem gözle görülen gök cisimleri bu kadar. Hepi topu yedi. O yüzden tüm kurtuluş, dönüşüm ya da cennete ulaştıran merdivenler yedi basamaklı düşünülmüş!!!

Dikkat edin dışarından en adi metal Kurşundan başlanmış, en içeriye soy metal olan Altına ulaşılmış. (Bu basamaklar Simyanın Taşı isimli eserden alınmıştır.)

İşte böylece değersiz taş Felsefe Taşına dönüşür. Şarlatanlar ve aç gözlüler burada Altın'ı arar. ama Altın daha Tefekkür Hücresine girdiğinizde size sezdirilmiştir. Tek yapmanız gereken onu safsızlıklarından arındırmanızdır.

Yolu da gösterilmiş. Ancak yolu bilen herkes yolu alabilir mi? Yolda olan herkes bu yolu almış mıdır?  Yolu anlamış mıdır? Bu yollardan biridir, kendinize başka yollar bulamaz mısınız?

İhtiyacınız olan şey zaten sizde. Ona biraz azim ve emek harcamayacak mısınız?

Sevgiler

Not. Bilgilerin bir kısmı Mason Dergisi Sayı 154, Mayıs 2019 tarihli dergideki "Küptaş mı Felsefe Taşı mı" isimli makaleden alıntılanmıştır.
« Son Düzenleme: Şubat 25, 2022, 09:30:55 öö Gönderen: ANARCHOSA »
Alterius non sit qui suus esse potest


Şubat 25, 2022, 11:13:15 öö
Yanıtla #5

Sayın Anarchosa yine derya deniz. Daha ne kadar iyi anlatılabilirdi bilemiyorum. Dilinize, aklınıza, kalbinize sağlık.

Benim için yine ışık tutan bir paylaşımdı. Çok teşekkürler sayın Anarchosa.

Sevgiler.
Errare humanum est.
Ayıplı Müzmin öğrenci


Şubat 25, 2022, 06:16:06 ös
Yanıtla #6
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 223
  • Cinsiyet: Bay

.. cikamayan/yapmayan/gitmeyen vs, .... de/da yapamaz... turunde (sloganvari) soylemleri hep kati bulmusumdur.  Bu iletisim metoduna genelde verilmek istenen mesaji guclendirmek icin basvurulur.


Şubat 25, 2022, 06:30:57 ös
Yanıtla #7

.. cikamayan/yapmayan/gitmeyen vs, .... de/da yapamaz... turunde (sloganvari) soylemleri hep kati bulmusumdur.  Bu iletisim metoduna genelde verilmek istenen mesaji guclendirmek icin basvurulur.

Her insanın belli bazı kalıpları olabiliyor. Sayın Anarchosa'da belki Türkçe'nin doğru kullanımını konusunda titiz olabilir. Sayın Anarchosa'yı böyle kabul etmek daha doğru olabilir sanki sayın Midyad.

Kalıp meselesine tekrar dönersek, bana göre bir insan ne kadar kalıpsız olmayı başarabilirse o kadar ileriye gidebilir. Yani kalıplardan kurtulup kendi 'hiçliğini' kabul eden insan belki de bu dünyaya temel gönderilme amacına ulaşmış olur.

Misal bu da benim kalıbım 'öte âleme ve reenkarnasyona inanmak'. Belki de herşeyde şüphede kalmak en doğrusu, kim bilir?

Sevgiler sayın Midyad.
« Son Düzenleme: Şubat 25, 2022, 06:36:33 ös Gönderen: Mandıra Filozofu »
Errare humanum est.
Ayıplı Müzmin öğrenci