Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Prof. Dr. Kerem Doksat  (Okunma sayısı 45871 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 24, 2011, 10:42:50 ös
Yanıtla #40
  • Seyirci
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 647
  • Cinsiyet: Bay

Pardon sayın Popperist.
Bir yere ait olmayı hiç istemedim. Ya kendim olurum yada başkalarının arkamdan övgüleri ile ölmüş olurum.


Haziran 25, 2011, 03:04:56 öö
Yanıtla #41
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 879
  • Cinsiyet: Bay



 Günümüz, tek adamcılığın artık savunulamayacağı bir gündür, bu yüzden Kerem Doksat düzgün yazamaz, bu yüzden Kerem Doksat benim yorumumu engeller.


Sn.Popperist tek adamcılığın savunulamayacağını söylüyor. Acıkçası şu günlerde başkanlık sistemini ülkemize getirmeye çalışan hükümet. Eğer bunu uygularsa ne olacak acaba çok merak ediyorum. Tek adamcılığın alası ülkemizde uygulanacak.

Saygılar.

Tek adamcılık ile başkanlık sistemini bir mi görüyorsunuz Sayın Waldow, yoksa ben mi yanlış anlıyorum? Başkanlık sistemi, yasama ve yürütmenin ayrıldığı nadir sistemlerden biridir. ABD tipi başkanlık sistemini ben savunuyorum. Orada yasama ve yürütme birbirinden tamamen, hiçbir organik bağı olmadan ayrıdır. Başkanlık seçimi ayrı olur, meclis seçimi ayrı olur. Milletvekilleri veya senatörler, seçilmişliklerini başkana borçlu olmazlar (Türkiye'nin şimdiki sistem gibi. Burada milletvekilleri ile başbakan birbirine bağımlıdır ve milletvekilleri hükümetin sözünden çıkmazlar. Halka karşı değil, başbakana karşı sorumlu hissederler kendilerini). İşte başkanlık sistemi budur. Eğer bundan başka bir şey olacaksa, yani yürütme ile yasamanın birbirine kilitlenip, tek bir adamda toplanacağı 3. dünya başkanlık sistemi olacaksa, bunun adı zaten başkanlık sistemi olmaz, bunun adı diktatörlük olur. Ortadoğu tipi, sarıklı krallık olur. Böyle bir şeye onay vermem mümkün değildir. ABD tipi çift meclisli olacaksa evet. Olmayacaksa hayır.

Hakkımda şüphesi olanlara saygılar.


Burası da ABD ya o yüzden aynı sistem işler :) Bu ülkede hala padişahlık geri gelsin hilafet geri gelsin diye sokağa dökülenler mevcuttur. Davos'dan sonra da son osmanlı padişahı ilan edilenler başkanlık rejiminde iyice zıvanadan çıkarlar. Sonuç olarak Sn.Popperist çok poliyanna gördüm sizi :D


Haziran 25, 2011, 03:18:14 öö
Yanıtla #42

Türkiye'de böyle bir teklif yapılırsa, en azından her başkanlık sisteminin padişahlık olmayabileceğini anlayalım ve bunun doğrusunu isteyelim yeter. Başkanlık sisteminin "tek adamcılık" olmadığını bilelim, şimdilik yeter. İnanın Türkiye'nin bu farkındalığa da ihtiyacı var. Ben Pollyannacı değilim. Varolan kötü bir durumu iyi görmem gerkir ki pollyannacı olayım. Şimdi Türkiye'de padişahvari bir başkanlık sistemi var da, ben onu mu savunuyorum? Ben baştan kurallarımı koyuyorum; ABD tipindeyse evet, yoksa hayır. Bunun neresi Pollyannacılık? Bence asıl şu anda, ABD tipi başkanlık sisteminin gelmemesini istemek, asıl başkanlık diktatörlüğünü sürdürmeye katkı sağlıyor. Herhalde bu sistemin sürmesini istemenin adı da adamsendecilik olsa gerek. Ben de sizi biraz böyle gördüm Sayın Waldow. Kusuruma bakmayın.  ;)
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Haziran 25, 2011, 11:16:08 öö
Yanıtla #43
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 879
  • Cinsiyet: Bay

Tamam bakalım bahsettiğimiz bu konular çok uzağımızda değil. Hep beraber yaşayacağız bu süreci, değişimi.


Eylül 07, 2011, 12:18:10 öö
Yanıtla #44
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 879
  • Cinsiyet: Bay

Evet, ne yazık ki Sn.Kerem Doksat artık düşüncelerini yazıya dökmeyeceğini bugün sitesinde açıklamış bulunmaktadır. :(


Eylül 07, 2011, 12:41:12 öö
Yanıtla #45
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1648
  • Cinsiyet: Bay



Eylül 07, 2011, 12:46:33 öö
Yanıtla #46
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 879
  • Cinsiyet: Bay

Bence haklı değil zaten onu takip eden belirli bir kitle var. Yola çıkarken de bunun farkındaydı. Yine de elinden geldiği kadar toplumu aydınlatmaya çalıştı. Pes etmesi yakışmadı bence Sn.Doksat'a.


Kasım 13, 2012, 08:10:23 öö
Yanıtla #47
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 120
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Prof.Dr. Kerem Doksat hocamın sadece psikiyatri değil, tüm tıp alanlarına (benim açımdan en önemli olarak Adli Psikiyatri ve Adli Tıp alanına) ve daha da önemlisi toplumsal psikoloji bilimine çok önemli düşünsel katkıları bulunmaktadır.
Düşüncelerinde ilginç olarak bir "kök hücre gibi multipotent" olma özelliği hep dikkatimi çekmiştir. Demem o ki, ifade ettiği bir görüşü farklı branştan kişiler farklı algılayıp kendileri için bir çıkış noktası bulabilmektedirler.
Saygı ile,
Ayakta Ölmek Diz Üstünde Yaşamaktan Yeğdir.


Aralık 08, 2012, 08:17:57 ös
Yanıtla #48
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 120
  • Cinsiyet: Bay

Zatı alilerinin ufuk açıcı, zihin tazeleyici mükemmel bir yazısı. Gerçekten Mükemmel.....

MİLLET OLMAK NE DEMEKTİR?
Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 01 Aralık 2012 Cumartesi

Hâlen Kütahya Yoncalı’daki Ulusal Tıp Günleri-3 toplantısındayım. Bu, kendini Türk hisseden her hekimin tamamen kendi cebinden ödeyerek başarıyla yürüttüğü üçüncü buluşmamız. Yoksa bütün boyalı basında duyurulurdu zâten…

Dün şifâhen yaptığım konuşmayı yazılı hâliyle klavyeye alıyorum. Bunu yazarken hiçbir kaynağa da bakmıyorum; bugüne kadarki birikimime dayanarak bilgisayarımın önüne oturdum.

Millet ve ulus kelimelerini tamamen aynı anlamda kullanacağım; bu konudaki bâzı tarafgirliklere saygım var ama bu ayrım aslında bizi bölmek için uydurulmuş yapay bir “ötekileştirmedir” düşüncesindeyim.

İlk Honimoidler (insanımsı insanımsılar) ve Hominidler (insanımsılar) Doğu Afrika Kıt’asında evrimleşti. Homo Neanderthalenis, Homo Erectus ve cro-Magnon adamları da birbirlerine yakın zamanlarda dünyâda yerlerini aldılar.

Homo Sapiens yaklaşık 200.000-250.000 sene önce aynı bölgede evrimleşti ve son 100.000 sende de beyni şimdiki hâlini aldı, Homo sapiens sapiens oldu. Bunun anlamı “farkında olduğunun farkında olan adam” demektir.

Bu insanlar kabaca 40 ilâ 60 bin sene önce Afrika’dan çıkıp bütün dünyâya yayıldılar. Hint’e, Çin’e, Kuzey Avrupa’ya, Anadolu’ya doğru yürüdüler ve bu arada mozaik adaptasyonlarla cilt renkleri, boyları, kemik yapıları değişime uğrasa da, bütün insan türü tek bir ırktır. Meselâ çok yakın akraba olan atla eşek çiftleştiğinde ortaya güçlü ama kısır bir hayvan olan katır çıkar; yâni üremesi mümkün değildir. Hâlbuki Afrika’daki Buşmanlar’la kutuplardaki Eskimolar aynı şeyi yaparlarsa dahi, nur topu gibi çocukları olur.

Yâni, hepimiz kardeşiz!

Irkçılık ve etnik bölücülük, bizatihi en büyük insanlık düşmanlığıdır.

Son büyük Buz Çağı’nda Amerika’ya, akabinde Avustralya’ya kadar yayıldı insanoğlu…

Önceleri avcı-toplayıcıydık ve sürekli olarak yer değiştiriyorduk. Son derecede sosyal bir hayvan olduğumuz için, atalarımız hemen âileler kurup bir arada yaşamaya başladılar. Zamanla bunlar çok genişledi, büyük (250-300) kişilik gruplar hâline geldi. Bu kadar büyük grubu alfa-dominant erkekler denetleyemeyince, ortaya bir grup bölücü çıktı; bir miktar kavga gürültüyle de olsa, ayrılıp kendi yerleşkelerini kurdular; tıpkı arılsarın oğul vermesi gibi. Bu sâyede de genetik kirlenmenin önüne geçildi, memetik (kültürel) alışveriş de ufaktan ufaktan başladı…

Dağlar ve sarp kayalardan ovalara inen Homo sapiens sapiensler burada ziraatla yâni kültürle tanıştılar. Tohum ektiler, hasadı beklediler ve düşünecek çok uzun zamanları oldu. Güneşin doğuşu, batışı, mehtâbın uyanması, mevsimler… Bütün bu tabiat olaylarından çok etkilendiler ve onlara perestiş ettiler, zamanla da tapmaya başladılar. Günümüzde de hâlâ güneşe, aya tapanlar var.

İlk büyük dinler de o zamanlar ortaya çıktı. Animizm ve Animalizm’de her şey canlıydı, her şey bir bütünün parçasıydı ve avlarına büyük saygı duyuyorlar, atalarının rûhlarına dua ediyorlar, adaklar ve sunaklarda kurbanlar veriyorlardı. Şamanizm denen inançlar bütünün de de aynı özellikler mevcuttu. O zamanlar, eskiden zannedildiğinden çok daha az kavga, dövüş vardı.

Zamanla daha büyük dinler doğdu ve on binler, yüz binler, milyonlarca kişi bunlara mensubiyet içerisine girdi. İnsanların bilgileri arttıkça, tamamen evrimsel kökenli olan mülkiyet hisleri de uyandı. Mülkiyet demek şiddet demekti ve on binlerce sene filânca tanrıyı, falanca ilâhı bahane eden bilgi sâhipleri, avamı köleleştirerek “kutsal” diye diye hârplere yolladılar. Bütün Ortaçağ bu bataklık içerisinde geçti. Çoğumuz üç beş tânesinden haberdarız ama hâlen dünyâda 5000’den fazla din var!

Daha sonra yazı icat edildi ve büyük bir medeniyet sıçramasıyla, bilhassa Sümerler’den başlayarak, şehir hayatına geçildi. Artık, bilgiyi yâni nüfuzu yâni gücü elinde bulunduran, diğerlerine tahakküm etmeye ve soykırımlar yapmaya başladı.

Derebeylikleri birleşip federalleştiler, sonra devlet oldular. Bâzıları federe devlet, kantonlar gibi idârî bölümlerle doğsa da, uluslararası arenada yerlerini aldılar.

Rönesans ve Reformasyon hareketleriyle beraber pozitif bilim, eleştirel düşünce ve büyük ideolojiler dönemi başladı.

Dinler de, ideolojiler de aslında insan icadı sosyal kurumlar oldukları ve birinciler cenneti bu âlemde, ikinciler öbür âlemde vaat ettikleri için, her ikisinin de mensupları hâlâ ortalıkta cirit atmakta, dünyâmız kanla dolmaktadır.

Hâlbuki Batı Âlemi’nin Avrupa ve Britanya denen kısmının kendi yarattıkları dinlerden çektiklerini fark edip, tarih, kader, keder ve ülküsü içinde yakınlaşmaları yakın zamanlarda oldu. Aynı Jesus (İsa) adına, ideolojiler (Diyalektik Materyalizm, Nasyonal Sosyalizm vs., Faşizm, genellikle sanıldığının aksine bir ideoloji bile değildir) adına binlerce hârpte milyonlarca hemcinsini katleden merhamet yoksunu zihniyet, bal gibi de insancıl (humanitarian) yaklaşımlarla beraber dinler de, ideolojiler de ıslah edilebilirdi. Gene bizden birileri buna müsaade etmedi: Homo hominis lupus est (Plautus MÖ 184)!

Bunun 2012’de ulaşılabilen en güzel örneği millet olabilmekti.

Zâten paylaşılan paylaşılmış, İtalyanlar İtalyan, Portekizliler Portekizli… olup çıkmışlardı. Bu arada Osmanlı da her medeniyet gibi doğmuş, büyümüş, duraklamış, yaşlanmış ve ölmüştü.

Onun küllerinden doğan, dünyânın en haklı İstiklâl Hârbi’ni kendisine “eşek”,”etrak-ı bî-idrak” denen Türk Milleti yaparak, tarihteki 17. Türk Devleti’ni kurdu. Başkomutan da Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’tü.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ne Amerikalılar gibi müstevlî, ne de Portekizliler gibi emperyalistti…

En son olarak büyük bir diplomasi başarısıyla son bağımsız Türk Devleti’ni kurdular. Amaçlarını da açıkça ortaya koydular: Yurtta sûlh, cihanda sûlh!

Günümüzde bu dünyâda ayakta durabilmenin tek ve olmazsa olmaz yolu millet olmaktır ve Türk Milleti buna ziyâdesiyle lâyıktır.

Bu memlekette atmışın üzerinde etnik, daha da fazla dinî unsur var ve bu aziz memleketi omuz omuza savaşarak kurduk. Kimliğimiz de belliydi: Türklük.

Türkiye, bilimsel bir deyişle bir eriyiktir, mozaik değil! Mozaiğe vurdun mu darmadağın olur; hâlbuki eriyik aynen kalır. Daha da hoş bir ifâdeyle, çağdaş anlamıyla Türklük aşure gibidir; en ufak parçası eksilirse tadı bozulur. Başka ülkeler için makûl ve mantıklı olan federal devletler ve konfederasyon, bizim için yıkım demektir!

İşte, yeniden Ortaçağ batağına düşmemek için lâiklik (Amerikan modeli sekülarizm değil) bu ülkenin tek dayanağıdır. Çünkü büyüsel düşünce ruhsal aygıtımızın (psişemizin) en temelinde durur ve onu en net olarak besleyebilecek tek şey hâlâ dindir. Meselâ ben hayatım boyunca Allah’a inanmışımdır ama dindarlığımın derecesi sâdece bu kültür iklimine olan alışkanlığımdan, mensubiyetimden kaynaklanan sosyal bir âidiyetten daha fazla değildir. Tamamen kişisel hermenütiğimi dile getirmek isterim: Ben Vahdet-i Vücûd (Diyalektik Teizm veya Panenteizm) inancıyla rûhânî huzuru yakaladım.

Bilhassa artan bölücü hareketlere karşı da en önemli kalkanımız Türkçe’dir; başka anadil olmaz ve olursa da bölünürüz.

Hâlâ bölücülerin önde gelenlerinin dahi Türkçe konuştuğunu unutmayalım.

Eğer müstevlîlerin hâince tuzaklarına düşmezsek ve millî/ulusal değerlerimizi, anadilimizi, ülkü beraberliğimizi korursak, hiç kimse bize bir şey yapamaz.

Belki çok sıkıntı çektik, çekmekteyiz ve çekeceğiz ama bu millet en kötü ahvâl ve şerâitte dahi kendi küllerinden gene doğar, 18. devletini kurar.

Atatürk’ün öldüğü yaştayım.

   Mahcubum ona karşı, yeterince bu vatana hizmet edemedim diye.

      Bu ülkeden başka bir şey beklediğim yok…

         Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Ayakta Ölmek Diz Üstünde Yaşamaktan Yeğdir.


Aralık 09, 2012, 08:29:40 ös
Yanıtla #49
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1795
  • Cinsiyet: Bay

       Sayın akcanmd, muhterem hocamızın bu yazısını paylaştığınız için  için teşekkür ederim.
       Şahsen tamamına katıldığımı ve okurken büyük haz duyduğumu belirtmek isterim.
       Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
9803 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 18, 2006, 02:08:56 öö
Gönderen: MASON
4 Yanıt
6710 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 08, 2007, 01:53:53 öö
Gönderen: Kaan
0 Yanıt
5250 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 04, 2009, 05:50:01 ös
Gönderen: Mozart
1 Yanıt
6070 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2009, 08:36:33 ös
Gönderen: Lux_e_Tenebris
6 Yanıt
9917 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 04, 2009, 11:09:56 öö
Gönderen: Universal
0 Yanıt
4738 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 04, 2009, 05:09:56 ös
Gönderen: Mozart
0 Yanıt
8650 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 30, 2010, 01:40:39 öö
Gönderen: Mozart
2 Yanıt
7080 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 17, 2010, 10:28:27 ös
Gönderen: enelsır
0 Yanıt
6120 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 23, 2015, 05:54:44 öö
Gönderen: Risus
0 Yanıt
2795 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 26, 2015, 07:35:49 ös
Gönderen: karahan