Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Masonlarla yarım gün(2009-09-26) - Prof. Dr. Ahmet Ercan  (Okunma sayısı 10151 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 03, 2009, 03:17:41 ös
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1648
  • Cinsiyet: Bay

Bir kişi mason olabilmesi için başka bir masonca önerilmesi gerekir. Masonluk içinde 33 tane aşama vardır. Bunların ilk 3’ü gelişme aşamasıdır. 1ci aşama çıraklık, ikinci aşama kalfalık, 3cü aşama üstatlıktır. 3cü aşamadan sonra 15 aşama, düşün (felsefe) bölümü gelir. Düşün bölümüne, geçebilmek için 3 üst masonca önerilmesi gerekir.

25 Eylül 2009 Günü Türkiye Masonluğunun 100cü yılı kutlamalarına çağrılıydım. Öteden beri Masonluk, gizemli duruşuyla benim için sürekli ilgi konusu olmuştur. Benim kapım biraz Mevlana kapısı gibi olduğundan her türlü düşünceye saygı gösteririm, yeter ki yurt ile yurttaşlarımın, Cumhuriyetimizin çıkarlarına ters düşmesin. Kara takımımı giydim, kırmızı boyunbağımı açık mor gömleğime taktım. Hilton Toplantı Ortayına(Convention Center) girdiğimde toplantı 11.00’da başlamıştı. Toplantıya yalnızca göz(lobi) başkanları katılmıştı. Göz başkanları önlerinde bir sıvacı torbası takmışlardır. Karanlıkta bir köşeye iliştim. Karanlığa gözüm alışınca gördüm ki, koca tünlük(salon) benim gibi kara giysili, ak gömlekli, elleri ak eldivenli,  kara ya da kıra çalan boyalı uzun ya da baybayık boyunbağlı(payonlu) idiler. Bazılarının boyunlarında altın renkli, bazılarının yeşil, bazılarının gök, bazılarının kara kuşakları da vardı. Çoğu ise bizim çivici ustalarının taktığı torbaya benzer bir süslü ak torbayı bellerine takmışlardı. Tümü bıçkın görünüşlü idi. Doğrusu çok etkileyiciydi. Tünlüğün dört yanı doluydu. Bayanlar ayrı oturuyorlardı. Masonluk bir erkek topluluğuydu. 100. Kuruluş yılı gösterisi “Masonluk Nedir? Türkiye’de Masonluk, Masonluğun ülkülerini” anlatıyordu, üç ayrı duvara yansıtılan görüntülerle. Karşımda koskocaman sarı taban üzerinde bir üçgen, onun üzerinde tek bir göz. Ayrıca sarı taban üzerindeki çemberde “Hür ve Kabul Edilmiş Türkiye Masonları” diye yazan, içinde bir yezbe(pergel), altında dikgen duran bir gönye, üzerinde koca bir ‘G’ harfi yer alıyordu. ‘G’ anatanlıça ‘Gea’ yı simgeliyordu. Görseller de oldukça etkileyici bir taban küy(müzik) eşlik ediyordu. Oldukça gür bir ses, sanki oluşumu bir baturluk yomağı(destanı) gibi bir bir anlatıyordu. Masonluğun Eygede(dünyada) başlama yılı İskoçya’da 15.yüzyılda, İngiltere’de 16. yüzyılda, bir başka deyişe göre 24 Haziran 1717 imiş. Masonluğun köklerini Çin'den Ortadoğu'ya, Eski Yunan'dan Şaman kamlarına, eski Mısır'dan Avrupa'nın şövalye yollarına değin eygenin çeşitli yer ve topluluklarına dayandırılır, çünkü Mason törenlerine bakıldığında ise bu eski öğretilerin tümünün etkileri görülebilmektedir. Ancak Masonluğun çok uzun yıllar boyunca çalışmalarını büyük bir gizlilik içinde sürdürmesi, 1390'da Regius el yazmasına ölçüsünde hiçbir belge tutmamaları nedeniyle, asıl kökeni üzerine açık, kesin bir yargıya bugün bile varılabilmiş değildir. Tüm eygedeki Masonlar köklerini D.Ö 10. yüzyılda yapılmış olan Süleyman Tapınağı işçilerine dayandırmaktadırlar.

İngiltere’de masonluğun kurucuları çokunevindeki(kilisedeki) keşişlerdi. Tüm inançları benimsiyor, onları bir kardeşlik çatısı altında topluyordu. Onun için her Mason birbirine “Kardeşim” diyordu. bayanlara ise “Kız kardeşim”(Brothers and sisters) diyorlardı. Türkiye’de ilk Masonluk 1909’da Selanik’te kurulmuştu. İttihad ve Terakki üyelerinden Talat Paşa, Enver Paşa, Mahmut Şevket Paşa, Ziya Gökalp daha birçok önder kişilerle, Ziya Paşa da Mason imiş. Masonlar Meşrutiyet ile Çanakkale’yi, Kurtuluş Savaşını “Bizim yapıtımız” diye sergiliyorlardı sunuda. Bugün için eygedeki mason sayısı 5 binbin(milyon), Türkiye’de 16 bin dolayında.

 
Biliyorum; II. Abdülhamit döneminde toplantı yasağı vardı. Evlerde meşrutiyeti kurmak için toplanan devrimcileri Abdülhamit toplatıp tutuklatıyordu. Toplanmak yasaktı. Ne var ki II. Abdülhamit Mason Derneklerinin toplantılarını yasaklamamıştı. “Bozkurt” betiğinin yazarı Armistrong’a göre, devrimciler tutuklanmamak için mason gözlerine(localarına) girmişler, devrimci toplantılarını oralarda yapar olmuşlardı. Ötesi Armistrong Mustafa Kemal’inde bu yolda mason olduğunu söylesede, bu söylem kanıtlanamamıştır. Ötesi Mustafa Kemal Atatürk 1935 yılında Türk Masonluğunu kapatmış, 1948’de DP’ce yeniden açılmıştır. Bu döneme ‘uyku dönemi’ denir. Masonlar o dönemi karanlık dönem diye anıyorlardı. O dönmeden sonra birçok ünlü saylav(milletvekili) ile DP önderleri mason olmuşlardır. Masonluğun bir uluslar arası başkanlığı yoktur. Masonluk ülkelere gözler(bölüntüler-Localar) biçiminde yayılmıştır. Bu gün için Türkiye’deki Masonluk 215 göz dolayındadır. Çoğu İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana’da yer alır. Toplam mason sayısı 16 bin dolayındadır. Her ülkede tüm gözlerin üstünde onların bir mason üst yönetimi bulunur. Bu üst mason yönetimi tüm diğer ülkerin gözleriyle ilişkiyi sağlar. Masonlar her 15 günde bir toplanır. Bir kişi mason olabilmesi için başka bir masonca önerilmesi gerekir. Masonluk içinde 33 tane aşama vardır. Bunların ilk 3’ü gelişme aşamasıdır. 1ci aşama çıraklık, ikinci aşama kalfalık, 3cü aşama üstatlıktır. 3cü aşamadan sonra 15 aşama, düşün (felsefe) bölümü gelir. Düşün bölümüne, geçebilmek için 3 üst masonca önerilmesi gerekir. Düşün aşamaları düşüncelerin çalışılarak çalışıldığı adımlardır. Son,13 aşama olup bunu geçenler baş saygunluğa(üstatlığa) erişir. Masonlukta her oruna seçimle, oylamayla gelinir.

Masonluktaki Aşamaları:

1. Aşama: Çırak
2. Aşama: Kalfa
3. Aşama: Usta
4. Aşama: Suskun saygun(üstat)
5. Aşama: İyi Saygun(Üstat)
6. Aşama: Gizem Yazmanı
7. Aşama: Atabek
8. Aşama: Yapı Başkanı(Bina Emiri)
9. Aşama: Dokuzlar’ın Seçilmiş Saygunu
10. Aşama: Onbeşler’in Seçilmiş Saygunu
11. Aşama: Yüce Seçilmiş Savaşcı
12. Aşama: Saygun(Üstat) Örek
13. Aşama: Süleyman Krallığı’nın Savaşcısı
14. Aşama: Yüce Saygun(Üstat) (Kutsal Kubbe Büyük Seçilmişi)
15. Aşama: Doğu Savaşcısı (Kılıç Şovalyesi)
16. Aşama: Kudüs Tavbeyi
17. Aşama: Doğu ile Batı Savaşcısı
18. Aşama: Ay verdi Savaşcısı (Güllü Haç Şovalyesi)
19. Aşama: Büyük Pontif (Yüce İskoçyalı)
20. Aşama: Düzenli Gözlerin Büyük Saygıdeğer Saygunu
21. Aşama: Prusya Savaşcısı
22. Aşama: Lübnan Tavbeyi (Kral Baltası)
23. Aşama: Gizem Sandığı Başkanı
24. Aşama: Gizem Sandığı Tavbeyi
25. Aşama: Tunç Yılan Savaşçısı
26. Aşama: İskoçyalı Papaz (İnayet Prensi)
27. Aşama: Kudüs Tapınağı’nın Egemen Başkanı
28. Aşama: Güneş Savaşçısı
29. Aşama: Saint Ande Büyük İskoçyalısı
30. Aşama: Seçilmiş Büyük Kadoş Savaşçısı
31. Aşama: Büyük Denetici Subaşı
32. Aşama: Kutsal Gizem Yüce Tavbeyi
33. Aşama: Egemen Büyük Genel Denetici

Masonlar arasında büyük bir dayanışma vardır. Göz başkanı (üstat) kendi üyelerinden bir iş isterse o koşulsuz yapılması gereken bir buyruktur. Mason olan kişi, kardeşlikten, doğruluktan ayrılırsa ilişkisi kesilir ya da 3cü aşamdan öteye yükseltilemez. Bir gözde başkan 2 yılda bir seçilir. Bir kişi ikinci dönem(4 yıl) seçilebilir. Ancak üçüncü kez seçilmesi için arada başkasının başkan olması gerekir. Büyük saygun ise, kendini aday gösterenler arasından, gözlerin başkanlarının açık oyları ile seçilir. Türkiye’nin üst kuşak rengi yeşil, alt kuşak rengi mavidir.

O çok görkemli gösteri bittikten sonra, gösterinin yapımcısı, kurgulayıcısı olan mason Zeki Alaysa, Baş Saygun’ca (Üstat’ca) belenliğe(sahneye) çağrıldı, yapıtı için kutlandı. Baş saygun yeşil bir kuşak takınmıştı, üzerine sırmadan yapılmış zeytin dallı, yetkinliği konuşmasından çok açık belliydi. Onun sağında(doğu yanında) “Seçkinler” oturuyordu. Seçkinler, çeşitli ülkelerden gelen yaşlı, göğüslerinde süslü omuravşalar(madalyalar) bulunan kişilerdi. Tören bitince önce “East-Doğu” dakiler sonra da “Olgunlar-Veteranlar” tünlükten ayrıldılar.

13.30 da başlayan yemekte iki tane İsrail’den gelen Türk Musevi’siyle birlikte bir üsteldeydim(masadaydım). Çok güzel Türkçe konuşan bu masonlardan biri 1921 doğumlu Yusuf Levi Levent(Kadın doğumcu), diğeri ise 1947 doğumlu Yusuf Bahar(Tekstil Mühendisi) beylerdi.  Levet Bey Bursa’lıymış. Babasının aktardığı bir anısını şöyle anlattı;

“Yıl 1923, yer Bursa. O gün Bursa Yahudileri toplanmış, Kemal beyin evinde, yani bizim evde kadınlarıyla oynuyor, eğleniyorlarmış. 24.00’da kapı çalmış. Bakmışlar bir bekçi. “Mustafa Kemal Paşa Bursa Musevi Cemaatinin Başkanını Çelik Palas’a çağırıyor”. Levi’nin babası kaygılı “Bu saatte ne ola acaba?” diyerek kalkıp gitmiş. Paşanın karşısına dikilmiş. Paşa onu büyük bir incelikle karşılamış.

“Levi bey sizi buraya çağırmamın nedeni, sanırım birkaç saat içinde Lozan’dan sevindirici bir duyum alacağız. Bunu bir eğlenceyle kutlayalım dedik. Biz Türkler pek eğlenmeyi, dans etmeyi bilmeyiz. Siz cemaatınızı çağırıp buraya gelir misiniz hep birlikte eğlenelim?”

 “Hay hay” demiş, sevinçle çıkmış, tüm evindeki konukları, saz heyetini getirmiş.

“Nasıl bu kadar tez toparlandınız” diye sorunca,

 “Paşam zaten biz eğlencedeydik” demiş.

Gelen güzel haberle birlikte Atatürk’ün de katılımıyla tüm gece oynayıp, eğlenmişler.

Levi bey sürdürüyor; “Ah ah Cumhuriyetin ilk dönemi bambaşkaydı. Ne zaman ki İsmet Paşa ile Demokrat Parti Köy Enstitülerini kapattı, ne zaman ki İmam Hatip Okulları İsmet Paşa’ca açılmaya başlandı, ne zaman ki Türkçe ezan kaldırıldı, Türkiye bitti. Bugünlerin sorumluları onlardır.

Kemal Paşa büyük önderdi. Almanya’daki Musevi Profesörleri Hitler’den kurtarıp Türkiye’ye çağırmıştı. Gelenler bir yıl içinde Türkçeyi su gibi konuşuyorlardı. Bunlardan Schwatzenger Türk uyruğuna geçmişti. Geçince aylığını birdenbire düşürdüler. Kalktı, Dış işleri Başkanı Hasan Esat Işığa gitti, yakındı. “Nasıl olur?” O dedi “Eeee Türk olmak kolay değil” O parayla geçinemeyen bu dünya çapında profesör kitapları topladı Amerika’ya gitti. Bu tutum yanlıştı. Türkiye eline gelmiş değerli profesörleri bir bir kaçırdı. Kimisi öldü, kimisi 1945’den sonra Almanya’ya döndü, kimisi ABD’ye sığındı. Bizleri, bugünkü profesörleri hep onlar yetiştirdi”

Bahar bey sürdürdü; “Biz Türküz. İsrail’de yaklaşık 100 bin kişiyiz. Orada da Türkçe konuşuruz. Çocuklarımıza da Türkçe öğretiriz. Biz ayrıca Servantez İspanyolcası da konuşuruz, ayrıca Fransızca ile İngilizce de. Türkiyemizi çok seviyoruz. O nedenle her fırsatta geliyoruz”

Yememem gerekliyken yemekte tereyağlı ekmek, una bulanmış tavuk kızartması, pilav, ardından baklava, şöbiyet, kaymaklı kabak tatlısı, kazandibi yedim.

Ah ne pis boğazım.

Bu güzel söyleşiden sonra “Masonik Evlilik Kutlama Töreni” için büyük tünlüğe geçtik. Erkekler karşıda oturdular, seçkinler Baş saygun’un sağ ile solunda. Ben Olgunlarla(veteranlar) oturdum. Kandaki şeker oranı artınca bir uyku bastı, bir de argınlık(halsizlik), elim ayağım tutmuyordu. Tünlüğe çok sayıda elinde tayı(mızrak) bulunduran, özel giyimli kişi girdi. Tayıların uçunda mason üçgeni, ayrıca püsküller vardı. Töreni iki kişi yönetiyordu. Baş yönetici Türkçe, sonra da tümüyle akıcı bir İngilizce ile konuştu. Bayanlar törenle öbek öbek, küy eşliğinde tünlüğe girerken belli oluyordu tümü çekingendi. Onlar yerlerine oturuncaya dek biz ayakta kaldık. Sonra kılıçlılar geldiler, yaklaşık 10 kişi. Sonra iki evli çift girdi, çatılan kılıçlar altında üstellerine giderken kılıçlar bir birine vurularak alkışlanıyorlardı. Sonra bir yardımcı mason geldi. Bir tütsü yaktı. Damada bir bardak kırmızı çakır(şarap), geline bir bardak su verdi. Sonra onlar suyla çakırı karıştırıp bir bardaktan içtiler. Yönetici denetiminde masonsal evlilik antlarını içtiler, “Evrenin Yüce Öreği(mimarı)(Tanrı) önünde”. Biz her tören aşamasında, verilen buyrukla kalktık oturduk. Uykulu gözlerle kalkıp oturmaktan yorulmuştum.   Sanki tüm tören ile iç aşamaları bir “Ortaçağ kilise ya da Tapınak Şövelyeleri törenini” andırıyordu. Uzadı da uzadı. Görkem çok çekiciydi. Yeni çiftin kalabalık önünde Evrenin Öreğine ant içmesi güzel bir eylemdi. Baş saygun yeni evlilere üzerinde Atatürk betimlemesi olan bir altını ayrı bir törenle sundu. Mason evlilik töreni bitince önce sisterler, sonra doğudaki seçkinler küy eşliğinde tünlükten ayrıldılar, en son da çömezler. Ben de çıkınca birçok kişi beni süzüyordu;

”Kim bu kırmızı boyunbağlı bey. Kırmızı kıravat taktığına göre mason olamazdı!”

Doğru ben mason değildim. Ancak çok bilmek istediğim mason yaşam biçimini görmüştüm..

Bahar bey de onu söylemişti; “Masonluk bir yaşam biçimidir. Masonluk kişinin kendini geliştirmesidir”

“Nasıl oluyor bu?”

“Okuyarak”

Kalabalıktan sıyrılıp evimin yolunu tuttum, iç sorgulama yaparak……

 
Four Seasons’da Akşam Yemeği

Four Seasons Oteli Beşiktaş’ta Devlet Güvenlik Yargısının hemen yanıbaşında. En ucuz odasının geceliği 400 Avro, en güzel odasının geceliği 20 bin Avro, kalıncağın(otelin) doluluk oranı yüzde 98. Kalanların çoğu Rus, Bulgar, Arap karaakça örgütleri(mafyası), çalan çırpan. Boğaza açılan çok güzel bir açılımla sanki Boğazın girişini kucaklarken, ışıl ışıl Topkapı’yı karşılıyor. Ertesi gün akşam yemeğine bu kez kırçıl bir boyunbağıyla geldim. Birçok mason yine baybayık boyunbağlıydı(papyonlu). Eşler çok çekimli giyinmişlerdi. Herkes eşliydi ben eşsizdim. Toplumda orada birlikte bulunmalarının bir kasıntısı belirgindi. Kapıdan girişte ak ile kırmızı çakır ya da rakı ile karşılanıyordunuz, isteyene portakal suyu ya da su.  Boğaz’ın kıyısına yürüdüğümde, bir gezi teknesi İspanyol oyun küyünü kulakları okşarcasına Boğazın sularında süzülerek geçti gitti. Güzel bir duyguyla uzaklaşan tekneye baka kaldım. Hemen ortadaki geniş alan yanında bir Selçuklu öreğinin yanında alışılagelmiş Batı Ezgileri çalan bir dörtlü, akşama bambaşka bir güzellik katıyordu. Bu arada birkaç bilmen(profesör) arkadaşımla karşılaştım,

“Ooooo Ercan hocam siz de mi bizdensiniz?” derken beni üç kez yanaktan öptüler. Meğerse bu masonluğun bir belirtisiymiş.

“Yalnızca gülümsedim”

Neyse sonunda tanıdığım bir yüz, Levent Bey ile eşi Ferhan Hanım beni tanıyıp yanıma geldiler. Onlarla epeyce özlem giderdik. Sonra bir kat altta kocaman yemek tünlüğüne geçtik. Üstelimde 2 evgil(aile) ile 2 tekil bey vardı. Mason saygunlara 370 TL olan yemekte; önce kayrak kesim kurutulmuş azcıcık kuşkonmazlı dana eti, ikincisi çıtır pırasalı deniz ürünlü, mantarlı lasagnetta, 100 gr gibi odçakta(fırında) kılıç balığı Japon lahanasıyla, bir dilim ahududu pastası, çay/kahve.

Açılışı Baş saygun ile yardımcısı güzel söz ile dileklerle yaptılar. Yaklaşık 450 mason ile eşleri ayrıca 400 ile 500 yabancı konuk vardı. Yabancı konuklar yerlilerle kaynaşmışlardı.

Yanımdaki bey, üst kuşak bir mason olan İzmir’den Sayın bir katılımcı. Onunla söyleşiyi kaynattık. Çok içten bir masondu. Oradaki herkes mason üstadı muhterem iken benim çağrılı olmamı bir süre algılayamadı. Türkiye’de olan 215 gözün(locanın) başkanları birkaç özrü olan dışında tümü oradaydı. Katılımcı Bey bana masonluk üzerine edinmek istediğim bilgileri yetkin bir ağızla bir bir anlattı.

 

            “Yeryüzünde tüm masonlar birbirleriyle dayanışma içindedirler”

            “Örnek?”

            “İran’da Ayetullahlar, Şah döneminde mason olanları astılar. Bunun hesabını er ya da geç verecekler”

            “Şaka mı bu?”

            “Yok gerçekçiyim. Tüm Amerikan başkanları masondur. Türk büyükleri de öyle. Tüm masonlar bu öçü beklerler”

            “Bak sen!”

            “Bir üstadı muhteremin isteklerini, bulunduğu gözün üyeleri kesin yerine getirir. Bu sözler bir buyruktur”

            “Ne her şey mi?”

            “Töreye aykırı olan işler dışında her şeyi”

            “Yönetim içinde de mason var mı?”

            “Çok…Hem de en üst düzeylerde. Kaldı ki masonlarla çok iyi geçinir. Bunun nedenlerini de iyi bilir. O nedenle bize dokunmaz. Ancak bizim kimliklerimiz devletin de elinde vardır. Bu bilgileri ellerinde tutarlar”

            “Bu gizem niye?”

            “Bunu yanıtlamak güç. Bırakın o bizde kalsın”   

            “Bir kişinin mason olduğu nasıl belli olur?”

            “Bilinmez. Özel imleşmeleri vardır. Ordan tanırız”

            “Nedir onlar?”

            “Siz mason olmadığınız için onu söyleyemem”

            “?”

            “İzmir’den meslektaşınız Profesör Dr. Atilla Uluğ’u tanır mısınız?”

            “Tanırım”

            “Nasıl bilirsiniz?”

            “Sizin bildiğiniz gibi”

 

Katılımcı Bey, yalnız iyi bir mason değil, ayrıca çok başarılı bir işadamı olup İzmir'de bir bilimteyinde(Üniversitesideninde) yönetim kurulundaydı. Toplumun kardeşliğine çok önem veriyordu.

Düşün(felsefe) konularına özellikle girmedim. Yeri değildi.

Çok güzel, eğlenceli bir gece geçti. Eşliler alana çıkıp oynadılar, eğlendiler. Her birinin yüzünde mason olmanın övüncü vardı sanki. 23.00 dolayında izin isteyip kalktım. Beşiktaş’a dek yürüyüp, bir aldıkaçtıya(taksiye) binip Ortaköy’deki evime giderken içimden irdeledim. Bu deneyimden sonra masonlara ilişkin arda kalanlar; seçkinler dereni, güçlü, varlıklı, eğitimli kesim, toplumun kaymağı, üstat, kardeş, kız kardeş sözleri aklımda kalanlar.

Kendi kendime düşündüm! Bu masonluk dedikleri bizim Araplardan aldığımız ‘Ahilik’ geleneğiyle neredeyse tıpa tıp uyuyor. Onlar da birbirlerine ‘kardeşim’ derler, diğer törenlerde birbirlerine oldukça uyuyor.

Çok karacasu(kahve) içtiğimden uykum kaçmıştı. 02.00 da yatıp derin bir uykuya daldım. Tansıkta(sabahleyin) çeynik(spor) giysilerimi giyip doğruca Yıldız Söğkesine(parkına) yürümeye.

Koş Ercan koş. Akşam yediklerini erit.

Kaynak: http://www.ahmetercan.net/index.php?mod=HaberDetay&ID=1707&haber=1


Aralık 03, 2009, 03:23:59 ös
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1648
  • Cinsiyet: Bay

Aşağıdaki linkte, bu Bey'in 17.03.2006 kaleme aldığı yazıda;

http://www.ahmetercan.net/index.php?mod=HaberDetay&ID=232&haber=1

Boyundurukçuların üye Oldukları Başlıca Dernekler katagorisinde "Mason" da var. Böyle düşünen bir adamı, bu yazıyı yazmasından 3 sene sonra davet ediyorsunuz. Adam zaten rengini parıl parıl belli eden bir tip.


Aralık 03, 2009, 03:57:15 ös
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay


Her şeyden önce Sayın M.Akyol'un yine forum ortamında oluşundan ötürü bireysel memnuniyetimi belirtmeliyim.

Yine ilginç bir yazıyı koydu önümüze.... Ben bunu başkan sona dikkatle okudum. (O parantez içindeki sözcüük açıklamalarını her kim koşmuşsa ona teşekkürler. Yazarın kendisi koymuşsa, öyle genel kabul görmemiş sözcük ve terimler yenrine doğrudan bunları kullansaydı da iletişimi daha güçlü tutsaydı olmaz mıydı? Ben Türkçeciyim ama dilimizin böyle bağrnazca kullanımına da karşıyım. O dili kullanacak olan parantez içinde açıklama vermek zorunda kalıyorsa, onun yapılmasına daha da karşıyım.)

Forumdaki mason üyeler her nedense Masonluk ile bağlantılı iletiler üzerinde yapılması olanaklı tartışmalara pek katılmıyor. Oysa ben özellikle Sayın M.Akyol'un aktardığı bu ileti üzerine görüşlerini iletmelerini beklerim. Çünkü forumda mason olmayanların sayısı mason olarnlardan en az 4 kat daha fazla. Mason olmayanlar bu yazı üzerine masonların nasıl bir tepki göstereceğini, hangi yanlışları düzelteceklerini (yazıda bana görü görüşler ve izlenimler dışında somut bilgilerle bağlantılı çok yanlış da var) görmeliler. Masonlar, mason olmayanlara bu bağlamda bilgi vermeliler. İsterseniz bunun adını eğitim koyun.

Peki ben, bu forumda Masonluk ile de bağlantılı olarak bu kadar çok yazı yazan ben ne demeliyim bu yazıya?

Hiçbir şey... Masonlar demeli her ne denilmesi gerekiyorsa.

M.Akyol'a foruma aktarıp paylaştığı için teşekkürler ve sevgiler.




 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 03, 2009, 04:05:36 ös
Yanıtla #3
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4031
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Akyol

Çok dikkatlisiniz iyide araştırıyorsunuz.Bende okudum şimdi çizmeye çalıştığı profil gözlemlerine bile dayanıyor diyemem.Öyleesine sıradan ve aleni yazılmış bir yazı bence.

Mesela bende kendi gözlemimi şöyle yazabilirim,umarım anlatabilirim.

İsminin önünde prof,ve benzeri ünvan olan insanlar toplumun güven sıralamasında inandırıılıkta en üst basamakları işgal ederken yaptıkları iş ve topluma verdikleri mesajlar ancak bir asistandan daha düşük seviyededir.

Buna en canlı ve kanlı örnek olarak kendimi sayabilirim.Kronik böbrek rahatsızlığımı türkiyenin en cabbar prof.ve en cabbar hastanesi amerikan hs.yaptı ama sorunumu bir asistan doktor teşhis etti 20 yıl sonra.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Aralık 03, 2009, 06:49:37 ös
Yanıtla #4
  • Skoç Riti Masonu
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 102
  • Cinsiyet: Bay

Ercan hoca katildigi toplantida gordukleri ile onyargilarini ve kisitli bilgisini harmanlamis, hepsini bir kalemde yazmis gibi geldi bana...

Hele yazinin son bolumundeki dialog... Bir mason nasil "Tum Amerikan Baskanlari Mason'dur" diyebilir? Mason olmayan bir suru baskan var...?

"Ustad-i Muhterem'in her buyrugu yerine getirilir, Toreye aykiri emirler haric...?" Bu neye dayanarak soylenmis bir cumle??? Bir kardesimizin sirlarini kalbimizde saklayacagimiza yemin ederiz, ama bu sirlar kesinlikle Cinayet, Ihanet, dolandiricilik, tanri ve insan kanunlari cercevesinde belirlenmis diger suclar olmamalidir...

Sonra "Oc alma"... Bir mason'un agzindan bunu duymak beni rahatsiz eder dogrusu...

Ilginc, biraz da rahatiz edici; cunki masonluk bu yazida anlatildigi gibi degil...

Sevgiler, saygilar,

aashooter...
Masonry is not a secret society, it is a society with secrets...


Aralık 03, 2009, 11:40:25 ös
Yanıtla #5
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 784
  • Cinsiyet: Bay

Ercan Hoca ile bir münasebetle tanışmış hatta konuk etmiştim. Aslında tanıdığımız eski bir vekilin yanında gelmişti.Bu tanışıklığın nedeni kendisinin politik bir sebeble kentimize gelmesiydi.

Kendine fazlasıyla güvenen, ideolojisine inanan ve bu yola baş koyan biriydi. Bir çok konu da benden farklı düşünen biri olarak samimiyetine  saygı duymamak elde değildi. Fakat bazen gidilen yol, hedeften uzaklaşmış olabilir. Bunu mensubu olduğu oluşumda görmek mümkün.

Sonuç olarak kanaatim; samimi ve iyi bir bilim adamı olduğu fakat  siyasette (bana göre) başarılı, akılcı bir yol izlemediğidir.

Ayrıca sayın ADAM'ın, dilin kullanımı hakkında ki yorumuna yürekten katılıyorum.

Sayın M.Akyol'un alıntıladığı yazı hakkında en güzel yorumları mason üyelerin yapacağını düşünüyorum.


Saygılarımla,

« Son Düzenleme: Aralık 03, 2009, 11:43:58 ös Gönderen: dogudan »


Aralık 04, 2009, 11:09:56 öö
Yanıtla #6
  • Mason
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1235
  • Cinsiyet: Bay

Sn. M.Akyol herşeyden önce cezanız bitti hoş geldiniz. Gördüğüm kadarıyla bu süreyi yine birikimle geçirmişsiniz. Aksiyon dergisinin de alıntıladığı bu yazı hakkında neler söylenmeli Sn.ADAM irdelemiş.

Bu konularda söylenecek neler varsa Masonlar söylemeli diye de vurgulamış.

Akademik kariyer yaparak Profesörlük ünvanına inkişaf etmiş bir kişinin algısının bu kadar kısıtlı olması olanları/anlatılanları bu kadar yanlış aksettirmesi karşsıında (benim tasdiğime ihtiyacı olmayan) ezoterik öğreti yöntemimizin ne kadar haklı olduğunu gördüm desem çok şeye cevap olur sanırım.

Saygılarımla,
Tempus fugit...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
11 Yanıt
12711 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 02, 2007, 02:30:04 ös
Gönderen: Hamlet
Kader yarım saniye önde

Başlatan Deadly Insan

0 Yanıt
3275 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 31, 2007, 09:07:54 ös
Gönderen: Deadly
10 Yanıt
6768 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 27, 2009, 01:11:37 ös
Gönderen: akasya
49 Yanıt
46113 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 09, 2012, 08:29:40 ös
Gönderen: Alşah
2 Yanıt
4219 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 15, 2009, 08:49:20 ös
Gönderen: ceycet
3 Yanıt
12231 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 11, 2009, 02:28:24 ös
Gönderen: AteSHaN
0 Yanıt
2363 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 15, 2011, 11:23:00 ös
Gönderen: 418
85 Yanıt
25574 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 04, 2013, 11:11:17 ös
Gönderen: Alşah
0 Yanıt
3017 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 14, 2014, 03:20:37 öö
Gönderen: ulviii
5 Yanıt
6381 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 12, 2016, 11:25:07 öö
Gönderen: Risus