Masonlar.org - Harici Forumu

 

Anket

Yeni Anayasa taslağını  kim ağırlıklı olarak hazırlamalı?

Akp iktidar yapmalı
Sivil toplum örgütleri,aydınlar
Chp kurucu ikditarın daha çok sesi olmalı
Derin devlet yapmalı

Gönderen Konu: Anayasa Tartışmaları, 82 Anyasası'nın dar gelmesi, Yeni Anayasa Uzlaşma Çabaları  (Okunma sayısı 9494 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 09, 2009, 09:54:29 ÖÖ
Yanıtla #10
  • Ziyaretçi

İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde, "Türkiye ve Demokrasi" konulu toplantıya katılan Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Taraf Gazetesi'nin 'Genelkurmay'ın acil eylem planı' başlıklı haberini, "Her kuruluş kendine göre bazı ilişkilerde bulunuyor. Bu bugünün sorunu olmamıştır. Herkes kendine çekmeye çalışmıştır, bazı güçleri. Yargı bunların dışında kalmayı başarabiliyorsa hiç merak etmeyin bir şey olmaz." sözleriyle değerlendirdi.

Anayasa değişikliği konusunda da görüşlerini açıklayan Selçuk, yazılı hukukun koktuğunu, Türkiye'nin en kötü Anayasa, seçim ve siyasal partiler yasasına sahip olduğunu belirtti. Türkiye'de yürürlükte olan 1982 Anayasası'nın biçim ve öz açısından meşruluğunu yitirdiğine de dikkat çeken Sami Selçuk, "Türkiye'nin bu kadar yıl beklemesi yanlıştır. Bu Anayasa'nın demokrasiyi gerçekleştirilemeyeceği de gerçektir. 12 Eylül darbesi bu Anayasanın ruhuna sinmiştir. 12 Eylül darbesinin getirdiklerini koruma kaygısıyla yapılan bir Anayasadır. Bireyin hak ve özgürlüklerini güvenceye almıyor. Bireyi devlete karşı değil, devleti bireye karşı güvence altına alıyor. Bu nedenle Anayasanın değiştirilmesi konusunda herkesin hemfikir olduğunu sanıyorum. Ancak bu Anayasayı kim yapacak. İktidarın, "Bu Anayasayı kendimiz için değil 10'larca yıl değişmeyecek bir şekilde herkes için yapmak istiyoruz' demesi lazım. Tek parti olunca kendisi için Anayasa yapıyor düşüncesi oluşuyor. Bunu kim yapar herkesi temsil eden kurucu meclis yapar. Bu iktidarı da güçlendirir. Bu Anayasa'yı yapan insanların hiçbir beklentisinin olmaması lazım. Kurucu mecliste yer alanların siyasete girmesini de yasaklayacaksın. Bu kurucu meclis Anayasa'yı hazırlamalı, halka danışılmalıdır. Ben bunu yıllardan beri savunuyorum." dedi.



Masonlar.org - Harici Forumu


Haziran 09, 2009, 11:17:23 ÖÖ
Yanıtla #11
  • Ziyaretçi



Haziran 09, 2009, 12:32:45 ÖS
Yanıtla #12
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3781
  • Cinsiyet: Bay


Dokuzuncusu bu konuda neden hukukçu arkadaşlarımız yazmıyor da bizde bilelim anayasayı kim yapar tabiki meclis ondan akp nin selahiyeti var adamlar mecliste.


Bu ülkede anayasayı askerler yapar sonra o cunta dönemi biter siviller gelir, derken bir darbe daha olur yok bu geniş geldi biraz daraltalım da üstümüze tam otursun derler sonra yine siviller gelir sonra yine darbe olur ah canım biz demokratik süreçte biraz zayıflamışız anlaşılan bunu düzeltmeyle uğraşmayalım bir danışma meclisi kuralım MGK olarak da gerekçelerimizi yazar yepisyeni bir tane yaparız derler, sonra yine siviller gelir...

bir hukukçuyum ya neden yazmıyorum diyeyim. beni bir kez soktu yılan bir daha gelmem o deliğin başına

saygılarımla.


Haziran 10, 2009, 12:01:52 ÖÖ
Yanıtla #13
  • Ziyaretçi

Deliğin başına gelmeyin , tatlı söz edin ; o kendi çıkacaktır saklandığı yerden...


Haziran 10, 2009, 03:57:05 ÖS
Yanıtla #14
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 211
  • Cinsiyet: Bayan

Sayın Ozkann ,

Yazınızda konuyu bir hayli genişletmiş olduğunuzu ve başlıktan da sapabileceğimiz açılımlara çok müsait bir konu olduğunu ifade etmek istiyorum. Ancak zaman ayırıp uzun uzun yazdığınız için , cevaplamayıp sözünüzün havada kalmaması için , konu dışına taşsa da , bu taşma için forum üyelerimizden özür dileyerek yanılgı noktalarınızı ve haksız ithamlarınızı cevaplandırarak bu başlık altında son kez görüşümü ifade etmek istiyorum.

İlk olarak eğer gerçekten açık öğretim lisesini tamamladıysanız sizi gerçekten takdir ve tebrik ederim.Çünkü klasik , örgün eğitim modellerine nazaran, dışarıdan hazırlanma sürecinde programı tüm engellere ve güçlüklere rağmen tamamlama iradesini göstermiş olduğunuzu düşünüyorum.  Bu da, yaşadığınız olası şanssız başlangıçlar veya karşılaştığınız zor koşullara akıl gücü ile karşı durabildiğinizi gösterir , ki buna ancak tebrik yazılır. Cahil-i mürekkep sözümün muhatabı hiçbir biçimde şahsınız değil. Onlar kendilerini bilirler, dolayısıyla sizin kendinize de haksızlık ederek algı düzeyiniz,kalifikasyonunuz için açıklama yazma gereği hissetmeniz yerinde değil. 

Bir diğer konu , özellikle "cumhuriyetçi,laik, jakoben(!), vatandaşlara yönelik "Halkı azarlıyor ve ikna edilmeye değer bulmuyorlar." sözünüz gerçekten çok büyük bir haksızlık. Hiçbir cumhuriyetçi yöneticinin halkı azarladığına şahit olmazsınız. İsterseniz "halkı KİMLERİN" azarladığına bir göz atalım :
"Ananı al da git!"
"Monşerler yerini bilecek."
"Bu süreçte işi batanlar sadece beceriksiz(!!!) olanlardır,intiharlık birşey yok!"
"Kelle"(!!!!!!!!!!)
"Ordu dediğin bize bağlı memurdur, o kadar!"
"Onursal sıfatı almış tekaütler duracağı yeri öğrenecek."
"Emekli albay çıkmış bize mayın için laf anlatıyor, kardeşim sen emeklisin , haddini bil, git köşende dur!"

...........................................

Dolayısıyla Sayın Ozkann , bir azarlama suçlamasında bulunacaksanız , cumhuriyetin halk için olduğunu bilenlere çatmanız , aklı selim sahibi kimsenin kalbinde yer bulmayacaktır ; kimin kimi AZARLADIĞINI  idrak ederek konuşmak yerinde olur ve suçlayacaksanız da hakça suçlayın.

"İkna zorunluluğum ve misyonum yok." sözümün arkasındayım ; çünkü eğitimci değilim, cemaatine su taşıyan bir "nefer" değilim, milletvekili değilim , "sivil toplumcu" değilim . Yani , yapabilecekleri sadece kendi çapında olan bir kişiyim , ayrıca bir cumhuriyetçide kendini idrak vardır , yani bendenizde hiçbir zaman ne bilmediğini bilmeyen , bu nedenle herşeye soyunan , "ben de yaparım canım ne olacak?" fütursuzluğunu göremezsiniz. Kendini bilen ve hep bilmeye çalışacak bir insanım , bu nedenle de (eğer beni bilgili,eğitimli buluyorsanız) "Ben çok eğitimliyim, bu halkı ben eğiteyim ." gibi bir cüret sergilemem .  Kapasitem dahilinde yaptıklarım ve yapacaklarım ancak talep edene, sorana,yardım isteyenedir.

Ancak şahsıma yönelik "Siz nasıl olsa başka ülkeye gider yerleşirsiniz." sözünüz daha büyük bir haksızlık; bunu yapacak olsaydım bana vatandaşlık teklif ettiklerinde yapardım ; üstelik de çok daha avantajlı pozisyonda olabilecekken , her türlü basitliğin arttığı, yobazlığın tırmandığı, iktisadi açıdan kalkınmaya değil büyümeye odaklanıldığı, görgünün zerafetin saygının mumla arandığı , kadınların sadece doğuran , pişiren , ütüleyen ve itaatkar olmaktan ibaret görüldüğü ,  dolma sarmanın marifetmiş gibi anlatıldığı, ders kitaplarında "Kadın evde şefkatin sağlanmasından ve kocasına destek vermekten  sorumludur." yazan ve 15 yaşında "kocaya verilip de dünyayı tanıma şansı verilmemiş" kadınların kocasının omuz hizasının üstünden boynu bükük bir şekilde gülümsemeye çalıştığı , Türkiye Cumhuriyeti'nin kadınının uluslararası arenada bu fotoğraflarla rezil-i rüsva edildiği , limanlarımızın satıldığı , diğer müslüman ülke first ladylerinin yanında bu prototipin sadece bizde yer aldığı , insanların geldikleri yerleri unutup da  kaba saba el kol hareketleriyle kendisini beğeniyle seçmiş ve içinden yetişmiş olduğu halka en kabul edilemez ifadelerle hitap ettiği ,  heykelin ahlaksızlık diye tanımlandığı , Moda İskelesi'nde şerbet içildiği , Cumhuriyet Tarihi'nin en korkunç dönemine tanıklık edildiği şöyle bir dönemde , herşeye rağmen kendi ülkesinde yaşamayı tercih etmiş benim gibi birisine "Siz nasıl olsa yurt dışına gidersiniz." demeniz asla kabul edilebilir değil. 

Heykelde ,irticada, kalkınma yerine büyüme modelinde , içkide ,kadının konumundaki geriletmelerde asla ve kat'a görüşümü değiştirmem . Heykele "ahlaki "denen  gerekçelerle bakmayan bir insanla , içkinin yasaklanmasını savunan ve ayrılıkçı mürtecibaşı SAİD'i sevdiğini, beğendiğini,savunduğunu söyleyen bir insanla her dönemde "karşı saflarda" yer alacağız. Burada bir "uzlaşı" mevzu bahis olamaz. Çünkü her türlü uzlaşıda bir "asgari müşterek" gereklidir.

Laik demokratik cunhuriyetin bekasına kast etmiş bir insan için ise hoşgörü diye birşey olamaz. Hoşgörüyü doğru anlamak gereklidir. Bölücüye, ayrılıkçıya, gericiye, sanatın ilerlemesine karşı olana , "Çalsa da namaz kılıyor." diyen bir insana benim hoşgörüm yok ve olamaz. Deyim yerindeyse , benim için örneğin azılı , eli kanlı bir katil, sırf mahkemede tıraş olup takım elbise giydi ve duruşmada kibar konuştu diye bunun "iyi hal"i diye birşey benim için tanımsızdır.  Bunlardan dolayı ben "duygusal olmayan , hoşgörüsüz" olacaksam, varsın olsun , rasyonelim, sonuna kadar rasyonelim. Çalışırım, yardım yaparım, tangomu yaparım,masterımı yaparım, içkimi içerim, salonumda , sokakta , sergide , her türlü enstalasyonda   heykel severim , ülkemin rencide edilmesine şiddetle karşı çıkarım, Gazi'nin anısına ve eserlerine dokunulma teşebbüsünde konu biter benim açımdan.  Evet, rasyonelim.

Bu aşamada , bana ifade etmek istediğiniz başka hususlar hala kaldı ise , özel mesaj gönderiniz ki, üyelerimiz açılmış başlık dahilinde görüş veriyor olsunlar.

Saygılarımla   





Quality has no fear of time ..


Haziran 13, 2009, 02:14:17 ÖS
Yanıtla #15
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3781
  • Cinsiyet: Bay

Konuyu yeniden mecraına döndürme çabası içine gireyim. Her ne kadar o kuyunun başına gelmem demişsem de, kuyunun cazibesi yılanın deliğinin de orada oluyor olmasından ve yılanın da her an taarruza hazır beklemesinden daha etkileyici.

Ben hukuk lisans eğitimine başladığımda ilk dersimiz anayasa hukuku idi ve ilk söylenen söz bir 82 anayasası vesayetçi, yasakçı ve otoritaristtir, derhal yenisinin yapılması gereklidir. bu sözü duyalı 10 yılı geçmiş...

Vesayetçilik Türk Anayasa Düzenine 61 Anayasasıyla girmiştir. 61 ile 82nin ortak yönlerinden birisi de budur. Yasakçılık ve otoritarizm ise 82yi 61den ayıran en önemli özellikleridir. Özgürlükçülük yerine yasakçılığın demokratiklik yerine otoritarizmin tercih edildiği 82 anayasası ruhu itibariyle asla demokratik ve özgürlükçü olamaz. 82'nin bu halinin sebebi 80 Cuntasının olaylarla ilgili analizlerinde yatmaktadır. 82 bir kanadı 12 Eylül Cuntasının 5'i bir yerdesi (MGK'da deniyor) ile Danışma Meclisi {DM}adındaki 5 Paşamızın seçtiği 160 sivil (!) [DM'nin teşekkülünü merak edenler 29.6.1981 tarih ve 2485 sayılı Kurucu meclis Hakkında Kanun'a bakabilirler] üyeden oluşan bir Meclis tarafından yapılmıştır. DM'nin demokratik-temsili bir karakteri bulunmadığı gibi sosyo-politik yönden de toplumu yansıtmamaktaydı. Tanör Hocamızın ifadesiyle DM partisiz, örgütsüz, yaş ortalaması yüksek, birbirinden kopuk, atomize ve tutucu üye kompozisyonu ile bir memurlar kulübü niteliğindeydi (TANÖR,B: Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, s. 312). DM sadece bir danışsal rol üstlenmiştir, anayasa metninin (ve bu süreç içerisinde çıkartılan yasaların) şekillenmesinde son ve mutlak yetki MGK'ya (benim için beşibiryerdeye) aitti. Hatta Evren'in ifadesiyle "DM henüz Anayasayı ele almadan Genel Sekreterlikte Anayasa taslağı aşağı yukarı hazır"dır. (EVREN, K: Kenan Evrenin Anıları C.3, s.276) 2585 s. Yasanın 25. md/3'te bu açıkca belirtilmiştir. Bu nedenle 82 Anayasası Cuntanın otoriter ve vesayetçi zihniyetinin derin izlerini taşımaktadır. Cuntaya göre 70lerdeki terör olaylarının yaygınlaşmasının ve kamu düzeninin ortadan kalkmasının asıl sorumlusu 61 Anayasası ve onunla yaratılan özgürlük ortamıydı (bkz. EVREN, K: Kenan Evrenin Anıları C.2, 40), bu nedenle yeni anayasayla inşa edilecek hukuk düzeni yasakçı ve otoriterdir. Ayrıca seçilenleri ve yöneticileri denetleyecek vesayet organlarına da ihtiyaç duyulmuştur (EVREN, K: Kenan Evrenin Anıları C.3, s.274-276).

Cuntanın seçilmiş organlara duyduğu güvensizlik, demorkatik temsili kuvvetlendirmek yerine vesayet makamlarını kuvvetlendirmeye ve yenilerini eklemeye itmiştir. Örneğin, MGK'nın icrai bir organa dönüştürülmesi, YÖK'ün tesisi, CB'nin yetkilerinin arttırılması gibi.

gelelim 82'deki yasakçı, otoritarist, vesayetçi hükümlere

Başlangıç Bölümü : Önemli hukuk metinlerinin genellikle bunların hazırlanmasını teşvik eden tarihsel, sosyolojik, siyasal ve felsefi sebepleri içeren bir başlangıç bölümleri vardır. (Örnekler için bkz. ERDOĞAN, M Anayasa ve Özgürlük, s.304). Anayasanın uzun başlangıç bölümünde genelde olanın aksine devlet otoritesinin kutsallığı, bu otoritenin hangi sebeple/amaçla nasıl güçlendirilmesi gerektiği şeklinde bireysel özgürlüklere karşı devleti tercih eden ifadelere yer verilmiştir. (Başlangıç ile ilgili değerlendirme için bkz. TANÖR, B: Türkiye'de Demokratikleşme Pperspektifi, s. 95vd, TANÖR, TİHS, 321 vd) Başalngıç 95 ve 2001 de değiştirilmiş olmakla birlikte hakim otoriter ruhun tasfiye edildiği söylenemez.
anayasa 176. maddesi gereğince Anayasa metnine dahil olan Başlangıç bölümü AYMnin bazı kararlarında doğrudan esas norm, pek çok kararında ise destel norm olarak kullanılagelmiştir. Bu ise başkaca bir yanlıştır çünkü Başlangıç bölümünün normatif bir değeri yoktur. AYM tarafından Başlangıç atıflı olarak verilen kararlar bu nedenle hukuksal denetimin aşılması ve yerindelik denetimi yapılması anlamına gelir. Başlangıçtaki otoriter zihniyet AYMnin özgürlükçü demokrat değil  yasakçı  ve vesayetçi bir tutum geliştirmesini meşrulaştırmıştır.

Devletin Amaç ve Görevi : Anayasalcılığın 18.yydan beri sahip olduğu devlet otoritesini sınırlama ve bireyin özgürlüklerini koruma ve güvence altına alma fonksiyonlarıyla çelişir biçimde 82 devlet, ülke, millet gibi kavramlara odaklanmıştır. Bunun en güzel örneği Anayasa m. 5'tir. "V. Devletin temel amaç ve görevleri MADDE 5.– Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Görüldüğü üzere m.5 devlete öncelikle kendi varlığını koruma görevi yüklemektedir. Oysa bu doası gereği devletin yükümlülüğüdür. Bir anayasada devletin temel amaç ve işlevini belirleyen maddesi aslında devlet otoritesinin bireysel özgürlükler karşısında yüklendiği sorumluluğa açıklık kazandırır.

Bu durum 61 ile kıyaslandığında daha belirgin bir hale gelir 61 m.10/2 "evlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adâlet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamayacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddî ve mânevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar." biçimindedir.

Eğer devam edersem bu çok uzun bir yazı olacaktır. Devam etmeyi de istiyorum. Şimdilik bunu bir başlangıç olarak kabul ederek yayınlıyorum. Ama şu kısacık girizgahta dahi görülecektir ki 82 anayasasının ruhuna işleyen vesayetçi, otoriter düşünce kısmi değişikliklerle tasfiye edilemez. Onun yerine özgürlükçü demokratik bir anayasa düzeninin kurulması gereklidir.


Haziran 13, 2009, 02:36:32 ÖS
Yanıtla #16
  • Ziyaretçi

Sn.Skullg üstdeki yazınız giriş ise çok iyi sizin gibi bir hukukçunun fikirleri en azından kendi namıma söylüyeyim beni aydınlatacaktır yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum ve örnek taslaklar hakkında fikirlerinizi de merak ediyorum..

Saygılarımla..


Haziran 13, 2009, 03:36:35 ÖS
Yanıtla #17
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3781
  • Cinsiyet: Bay

Temel hak ve özgürlükler rejimi Yönünden 82 anayasası

Sınırlanma : 82’nin 2. Maddesi Cumhuriyetin niteliklerini düzenlerken insan haklarına saygılı… devlet kavramına yer verir. Tanör’e göre 61’in muadil düzenlemesinde yer alan insan haklarına dayanan devlet kavramıyla 82nin saygılı devlet tanımı arasında semantik anlamın ötesinde çok büyük bir fark vardır. Özbuduna göre ise saygılı ile dayanan devlet tanımı arasında amaçsal bir farklılık yoktur. Ben de Tanör gibi düşünüyorum. Bireyin bir davranışını temel aldığı şey ile saygı duyduğu şey anlamsal olarak farklıdır. Ben bu işi yaparken şuna dayandım ile ben bu işi yaparken şuna saygı gösterdim demenin arasında derin bir fark vardır. Aynı şekilde ben Devlet olarak insan haklarına dayanıyorum demek yaptığım her şeyde insan haklarını referans alıyorum ve ona aykırı bir şey yapmamayı taahhüt ediyorum demektir de, ancak Devlet olarak insan haklarına saygı duyuyorum demek yaptıklarımda insan haklarını refere almıyorum ama yaptıklarımda ona saygı duyuyorum ve onun fazla zedelenmemesini istiyorum gibi bir sonuç oluşur. Ki 82 anayasası döneminde gerçekleştirilen devlet işlevlerinde ne denli saygı duyulduğu da oldukça su götürür bir tartışmanın konusu olur.

Saygı duyan tanımıyla yer verilen insan hakları ile ilgili anayasal düzenlemelere bakıldığında hak ve özgürlüklerin oldukça sınırlı bir alanda tanındığı ve sınırlama sebeplerinin uzunca sayıldığı görülmektedir.  Maddelerde yer alan özel sınırlamalardan başka temel hak ve özgürlüklerin hepsi için geçerli olan 13. m. İle genel sınırlama hükümüne de yer vermiştir (2001 değişikliğine kadar) . bu şekilde 82 Anayasası normalin tam tersine sınırlamaları asil özgürlükleri istisna durumuna getirmiştir. Yine 13 ile sınırlamanın anayasanın ruhuna ve özüne aykırı olamayacağı ve yasayla yapılabileceği ve demokratik toplum düzeni ilkelerine de aykırı olamayacağı ayrıca ifade edilerek sınırlamanın sınırlarını da belirtmiştir. Ancak bu demokratik toplum düzeni kavramı da doktrin de oldukça tartışılmıştır. Ne kast ediliyor? Acaba evrensel standartlar mı yoksa 82 anayasasının düzenlediği biçimiyle demokrasi mi? Başlangıçta yer alan “hiçbir kişi ve kuruluşun bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuku düzeni dışına çıkamayacağı” ifadesi kastedilenin 82 Anayasasının belirlediği demokrasi olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. 87de AİHK/D’ye bireysel başvuru hakkını tanırken AİHS’nin yer verdiği demokratik toplum düzeni gereklerine uygunluk kriterinden Türk Anayasası çerçevesinde dem. Top. Düz. Anlaşılması gerektiğini savunmalarında ifade etmiştir. Nitekim bu kayıt AİHK tarafından bu kayıt kabul görmemiştir (TANÖR B – YÜZBAŞIOĞLU N: 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, s. 150).

2001 değişikliği ile m. 13 değiştirilmiş ve genel koruma maddesine dönüştürülmüştür. Maddeye sınırlamanın sınırını teşkil edecek ölçülülük, öze dokunmama ve laik cumhuriyetin gerekleri ölçütleri de eklenmiştir. Böylece 61 sistemine dönüş gerçekleştirilmek istenmiştir. Ancak maddede yer alan sınırlama sebepleri zaten özgürlükleri düzenleyen maddeler de yer almaktaydı. Dolayısıyla bu değişiklikler özgürlükler alanını genişletici bir nitelik teşkil etmemiştir. 2001 değişikliğinde ayrıca genel sınırlama maddesinin kaldırılması ile birlikte özel sınırlama düzenlemesi olmayan maddelere de ek fıkralarla sınırlama sebepler eklenmiştir , istenen iyileştirme ne yazık ki önemli ölçüde zayıflatılmıştır (Erdoğan, s. 68).

Kötüye kullanılmama : Kötüye Kullanma Yasağı 2.DS sonrası anayasalarda ve uluslar arası (EİHB), ulusalüstü  (AİHS) düzenlemelerde yer almıştır. Türk Anayasa Hukukunda bu ilke ilk kez 1971 değişikliği ile 61 m.11e eklenen fıkra ile girmiştir. Ancak 82nin m.14ün ilk halinde eylemle değil  amaçları yasaklamıştır. Bunun sonucu olarak da yargı yerlerine kapsamı belirleme noktasında sınırsız bir yetki sunmuştur. AYM m. 14’ü bir güvence maddesi olarak değil 13ün devamı bir sınırlama maddesi olarak değerlendirmiştir. 14ün ilk halinde yer alan hükümle madde,  bireysel kötüye kullanımları ceza hukuku normlarıyla müeyyilendirmeye yetki verece bir genel dayanaktan çok öte bir genel yasaklama maddesi olmuştur (Erdoğan, s. 45; Tanör; TDP, s.100)

m.14 2001’de değiştirilerek yasakçı özü tırpanlanmakla birlikte özgürlükleri korumaya yönelik ek güvenceler sunma işlevi kazandırılamamamıştır (Erdoğan, s. 69).  Tanör, değişiklikle kötüye kullanmanın bozma ve ortadan kaldırma faaliyetine indirgendiğini  belirtmekte ancak faaliyetin nasıl yorumlanacağının belirsiz olduğunu söylemektedir (Tanör-Yüzbaşıoğlu, s. 144vd).  Özbudun ise değişiklikle m. 14’ün AİHS m.17 ile paralel hale geldiğini söylemektedir (ÖZBUDUN, E: Türk anayasa Hukuku, s.111)

hukuk devleti güvenceleri : 82 güvenceleri de zayıflatmıştır. M.125 ile CBnin tek başına yaptığı işlemler, YAŞ kararları, 159 ile HSYK kararları, 148 ile olağanüstü dönem KHKlerinin ve geçici 15 ile MGKonseyi dönemindeki tüm hukuki tasarrufları yargı denetimi dışında bırakmıştır. 2001 de geçici 15teki ilgili düzenleme kaldırılmıştır. Ancak yine de bu da hukuk devletinden beklenen güvenceleri kuvvetlendirmemiştir.

82nin başlangıcından bugüne evrilişi, yasakçı ve otoriter ruhu bir ölçüde tasfiye etmiştir denilebilse de evrensel standartlara uygun liberal ve demokratik bir anayasal düzen yaratamamıştır. AB’nin Ekim 2004 ilerleme raporunda da bu durum son anayasal reformlarla Kopenhag kriterlerini Türkiyenin ancak yeterince karşıladığı söylenmiştir.

(devam edeceğim)


Haziran 14, 2009, 12:38:13 ÖS
Yanıtla #18
  • Ziyaretçi

Sn.Skullg'un ifade ettiği yazıları okuyorum aslında sorunun 82 anayasasının kelime oyunlarından ibaret olmadığı çok aşikar.

Bir ülkede genelkurmaybaşkanı çıkıp ülke gündemini oluşturan siyasi konularda brifing adı altında ülkenin en seçkin gazetecilerine saatlerce vaaz ediyorsa bu ülkede demokratikleşme politika veya ülkenin siyasi iktidar tarafından yönetildiğini belirten esameler bulunmuyordur sanırım.

Asıl sorun bu geceyarısı brifingleri darbe girişimleri ordu göreve pankartları bizleri bir hayli düşündürmeli her aydınımız Türkan Saylan gibi demokrat değil ne darbe ne şeriat diyemiyor bu ülkede.

İşte ülkemiz,birileri laikliği bozmaya diğer kısmıda darbeyi bizlere maruz kılıyor bölücü terörden bahsetmiyorum bile bu aslında temelde eğitim sorunudur umarım gelecek aydınlık olur artık çizme,sarık,silah görmeyiz.Bunun da tek garantisi Ab süreci olarak diye düşünüyorum..

Saygılarımla..


Aralık 14, 2011, 02:16:13 ÖS
Yanıtla #19

yeni yapılacak anayasamız,  uluslararası yaptırımlarında ülkemizde uygulanması yönünde , daha teşvik edici olmalı
sevgiler...saygılar...
yenilmek te iyidir, mühim olan her seferinde yenilsende , daha iyi olarak yenildiğini bilmektir


Masonlar.org - Harici Forumu


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
1722 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 27, 2007, 10:54:05 ÖS
Gönderen: paragon
0 Yanıt
1420 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 31, 2007, 12:57:51 ÖS
Gönderen: skullG
0 Yanıt
1786 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 02, 2008, 06:28:36 ÖS
Gönderen: skullG
10 Yanıt
3247 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 05, 2008, 08:33:50 ÖS
Gönderen: Mozart
57 Yanıt
17026 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 27, 2013, 06:44:40 ÖS
Gönderen: yazbenide
1 Yanıt
52585 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 14, 2009, 12:41:19 ÖS
Gönderen: ADAM
10 Yanıt
4145 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 18, 2011, 01:44:17 ÖÖ
Gönderen: Arais
28 Yanıt
10069 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 13, 2010, 11:05:39 ÖÖ
Gönderen: Mozart
14 Yanıt
3303 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 11, 2013, 07:23:55 ÖS
Gönderen: karahan
0 Yanıt
1375 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2013, 06:00:10 ÖS
Gönderen: Melina