Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Muazzez İlmiye ÇIĞ  (Okunma sayısı 22480 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 03, 2009, 11:27:01 ös
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 259
  • Cinsiyet: Bay

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ’IN HAYATI

Muazzez İlmiye Çığ, 20 Haziran 1914 yılında bir Cumhuriyet ailesinin ve öğretmen bir babanın ilk çocuğu olarak Bursa’da doğmuştur.
1921 yılında, Kurtuluş Savaşı’nda Çorum’a göçmen olarak gitmişlerdir.M. İlmiye’nin okul yaşı gelmiştir.Okuma-yazmayı bildiği için ilkokula ikinci sınıftan başlar.
1924 yılında M. İlmiye beşinci sınıfa geçmiş ve babası Zekeriya İtil’in tayini Bursa’ya çıkmıştır. Fransızca ve keman dersleri olduğu gerekçesiyle Bursa’daki tek özel okul olan Zehra ve Nezaket Hanımların kurdukları ‘Bizim Mektep’e yazdırılır. İlkokulun 6.sınıfını başarıyla bitiren M. İlmiye okuldan çok memnun kalmış ve özellikle Fransızca konusunda; “Hakikaten çok iyi bir Fransızca hocası vardı.İnanır mısınız, orada öğrendiklerim öğretmen okulunu bitirinceye kadar beni idare etti.”diye belirtmiştir.
Bu dönemde Bursa!da ilkokuldan sonra kızların gidebileceği tek okul vardı.O da ‘Kız Öğretmen Okulu’idi. M. İlmiye tek seçeneği olan bu okulun sınavlarına girer ve başarılı olup 1926 yılında öğretmen okuluna başlar.
Hayatının büyük ve en önemli zamanlarında yanında olan büyük dostu Hatice Kızılyay ile bu okulda tanışır.Zaruriyetten öğretmen okuluna giden M. İlmiye sonradan öğretmeyi çok sevdiğini ve karakterinde öğretmenlik olduğunu anlar.1931 yılında okulu başarıyla bitirir.Babasının da öğretmenlik yaptığı Eskişehir’e öğretmen olarak tayin olur. Bir süre sonra her daim arkadaşı Hatice Kızılyay’da Eskişehir’in Sivrihisar kazasına tayin olur.
M. İlmiye üniversiteye gitmek istemektedir. O dönemde üniversiteler öğretmen okulu mezunlarını almıyorlardır.Bunun üzerine M.İlmiye normal liseyi dışardan bitirme imtihanlarına hazırlanıp üniversiteye gitmek istemektedir.Fakat Dil Tarih Coğrafya Fakültesi yeni açılmış ve öğretmen okulu mezunlarını da aldığı haberi M .İlmiye’ye babası tarafından gelir. Hemen yakın arkadaşı Hatice Kızılyay ile beraber Ankara’ya giderler ve 1936 yılında aynı fakültenin Sümeroloji bölümüne kayıt yaptırırlar.Zorlu geçen fakülte yıllarının ardından Hatice Kızılyay ile beraber,1941 yılında İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi Çivi Yazılı Belgeler Arşivi’ne uzman olarak atandı.
M.İlmiye müzeye geldiği günlerde durumunu Serhat Öztürk ile yaptığı söyleşisinde şöyle anlatıyor;
-Biz geldiğimizde orada, Londs Berger’in öğrencisi olan F.R.Kraus vardı. O 1937’de gelip çalışmaya başlamış.Ondan önce Unger biraz çalışmış tabletler üzerinde, o kadar .Tabletler dolaplarda,sandıklarda,çekmecelerde üst üste yığılmış duruyordu.Hiçbiri numaralanmamıştı.
M.İlmiye ve arkadaşı H.Kızılyay gayretli bir çalışmaya başlarlar, bu çalışmaların sonucunda da günümüz medeniyetine hizmet edecek bilgiler ve belgeler ortaya çıkar.
Aynı yıl üniversiteden tanıştığı Kemal Çığ ile evlenir.Bir yıl sonra 1941 yılında ilk kızı Yülmen doğar.1943 yılında babası Zekeriya vefat eder.Bu dönemlerde M. İlmiye Çığ ile Krous beraber müzede durmadan tabletleri inceliyorlar,hep yeni bir şeyler ortaya çıkartıyorlardı.Müzedeki arkeoloji grubu Sümerlerin yazılarını çağlara ayırmışlar; mesela Eski Akad, Üçüncü Ur, Eski Babil gibi dönemlere isimler verip tabletleri okumuşlar.
1947 yılında ikinci kızı Esin dünyaya gelir.1957 yılında hayatında ilk defa yurtdışına çıkar ve Münih’teki Oryantalistler Kongresi’ne katılır.
1960 yılında arkadaşı H.Kızılyay ile beraber ‘Üçüncü Ur İktisadi Belgeleri’ isimli bir kitap hazırlarlar.Ancak bu kitabın kataloğuyla ilgili bilgilere ihtiyaç olur.Bu konuyla ilgili burs olanakları araştıran Çığ Heidelberg Üniversitesi’nden davet alır ve 6 ay burada çalışma imkanı bulur.M.İlmiye’nin Heidelberg’de bulunan çalışma odası resmi ziyaret sebebiyle Japon Prensi Mikasa tarafından ziyaret edilir.
1965 yılında Roma’da sergilenen Hitit sergisini alarak Londra’ya götürür ve iki ay İngiltere’de kalır.
1967-1969 yıllarında Ann Arbor’daki Oryantalistler Kongresine ve Brüksel’de düzenlenen Asuroloji kongresine katılır.
Katıldığı kongrelerde ve bilimsel toplantılarda verdiği bildirilerle, yayınladığı 15 kitap ve 100 aşkın bilimsel makalesi ile hep Türkiye’nin yüzünü ağarttı.İstanbul Arkeoloji müze’sinde bulunan Sümer, Akad ve Hitit dillerinde yazılmış 74 bin çivi yazılı belge üzerinde 33 yıl çalıştıktan sonra 1972 yılında emekli oldu.
M. İlmiye Çığ 17.01.2002 tarihinde Tarihçinin Mutfağı isimli yaptığı söyleşide;
‘32 yıl çalıştım; bir gün bile pişman olmadım’ sözleriyle işini ne kadar çok sevdiğini belirtir.
M. İlmiye Çığ 32 yıllık sıkı ve disiplinli çalışma hayatında; Batılı bilginlerin; ‘Bir abide yarattınız ‘dedikleri,araştırıcılara her türlü kolaylığı sağlayacak, 2500 yıl içinde yazılmış 74 bin tableti kapsayan bir ‘Çivi Yazılı Belgeler Arşivi’ meydana getirmiştir
1978 yılında annesini,1983 yılında eşi Kemal Çığ’ı kaybeder
1988 yılında Asuroloji kongresine katılır.
1990-1997 yılları arasında değişik isimlerde kitapları yayımlanır.
1999 yılında turan Dursun İnceleme-araştırma ödülünü kazanır.
2000 yılında “Fahri Doktora” ünvanı verilir.
“Vatandaşlık Tepkilerim” isimli kitabındaki türban ile ilgili görüşlerini aktarırken Sümer geleneklerine atıf yaparak o zaman ‘Camilerde aşk odası kurulması’ yönündeki ifadeleri nedeniyle TCK’nin 216. maddesinde belirtilen ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama’ suçundan yargılandı ancak 1 Kasım 2006 günü Beyoğlu 2.Asliye Ceza Mahkemesi Sayın İlmiye Çığ’a berat verir.



















TÜRK VE DÜNYA TARİHİNE KATKISI :

Muazzez İlmiye Çığ, bir Cumhuriyet kızı, aydın bir Türk kadını olmanın verdiği şevkle yaşamının her anında, bilgisini topluma, insanlığın hizmetine sunmayı borç bilmiştir. Her zaman çalışmasının karşılığında elde ettiği ürünleri insanlığın hizmetine sunmuştur. İnsanlık tarihinde yanlış bilinen bazı olguların, kendisinin ve beraber çalıştığı ünlü Sümerologlar sayesinde gün yüzüne çıkarmışlardır.
İlk olarak promete’nin insanlara yazıyı, matematiği, astronomiyi, tıbbı, hayvanları evcilleştirmeyi,gemi yapmayı kahinliği öğrettiği efsanesi nedeniyle ,batı dünyasında, bütün kültürlerin yunanlılardan kaynaklandığı inancı yüzyıllar boyu süegelmiştir.Diğer taraftan Tevrat da, bir kısmı Tanrı tarafında yazdırılmış bir kısmı da İsrailliler tarafından yaratılmış ilk dinsel ve edebi kitap olarak kabul edilmişti.
Geçen yüzyıl içinde, Mezopotamya’da yapılan kazılardaki buluntular, çıkan binlerce yazılı belgenin çözülüp okunması ile her iki inanç da kökünden sarsıldı. Çünkü Promete’den an az 2000 yıl önce Sumerliler bunların hepsini bulmuşlar, yapmışlar ve kullanmışlardı. Diğer taraftan Tevrat’taki birçok konuların Sumerlilerden kaynaklandığı, metinler okundukça meydana çıkmış ve çıkmaktadır.
Görüldüğü gibi yakın zamana kadar, “bütün kültürün başlangıcı Yunanlar’a aittir” diye biliniyordu.Öyle sanıyorum ki, bu gerek ülkemizde gerekse Dünya’da hala devam eden bir düşüncedir. Böyle bilinmesinin sebebi, 16. yüzyılda Yunan metinlerinin tercüme edilip , her şey Yunan’da denilmesindendi. Ama bugün görüyoruz ki Sümer dili çözülüp ortaya çıkınca, Yunan da bunu kabul etmek zorunda kaldı. Muazzez İlmiye Çığ ve onun gibi bu alanda çalışanlar sayesinde, bütün bilgilerin başının Sümerler’den kaynaklandığı anlaşıldı. Böylece var olan medeniyetin bilgilerinin çoğunun Yunan değil, ondan çok daha eski, 3000 yıldaha eski bir zamanda yaşamış olan kültürden kaynaklandığı ispatlanmış oldu.
Muazzez İlmiye Çığ’ın beraber çalışma imkanı bulduğu, Saml Noah Kramer (25 Kasım 1990'da, 93 yaşında öldü) Sümerlerin arşivi konusunda büyük rol oynamıştır..O tam 60 yıl çiviyazılı tabletler bulunan Avrupa, Amerika müzelerini ziyaret ederek, Sümer edebiyatına ait tabletleri ve konularını saptamış, büyük bir bilim cömertliği ve yardımseverliğiyle isteyen müze uzmanlarını da çalışmalarına katarak, araştırmalarını evrenselleştirmiştir. Bütün bu çalışmaların sonucu, yüzlerce tabletin kopyası yapılmış, aynı metne ait diğer müzelere dağılmış parçalar bulunarak konular tümüyle ortaya çıkarılmış ve çeşitli yayınlarla Sumerologlara, bilim tarihçilerine, antropologlara kaynak olarak sunulmuştur. Sümer edebi metinlerinin yayımlanmasında en büyük katkı İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çiviyazılı Belgeler Arşivi'nden yapılmıştır. Orada bulunan Sümer edebiyatına ait 1400 tablet, çok küçük parçalar dışında, Samuel Noah Kramer, Hatice Kızılyay ve Muazzez Çığ tarafından kopya edilerek yayımlanmıştır. Yapılan bu çalışmalarla Sümer'in bereket kültünü oluşturan kutsal evlenme öyküsü de hemen her yönüyle aydınlanmış bulunuyor. Muazzez İlmiye Çığ bu çalışmalar arasında ve daha sonraki yıllarda, genellikle şiir tarzında yazılmış Sümer edebi kompozisyonlarını çeşitli yayınlardan Türkçe’ye çevirmeye çalışmıştır. Muazzez İlmiye Çığ bunlar içinde Aşk Tanrıçası İnanna'nın, bütün serüvenlerini kapsayan şiirlerini bir kitap içinde toplamayı ve seyrettiği bir opera, kutsal evlenme öyküsünün bir opera veya müzikal oyunun konusu olabileceğini düşünüyor. Ona göre tarihin bu en eski aşk öyküsü, binlerce yıl boyunca değişmeyen aşk, kin, acı, merhamet ve sevinç duygularını anlatmaktadır.
Muazzez İlmiye Çığ arkadaşı Hatice Kızılyay ile, gelen yabancılarla bir gelenek kurarlar. Ülkemize araştırma için gelen bir çok yabancı bilim adamlarının bilgilerinden istifade ederler; kitaplarından yararlanırlar. Yaptıkları bu çalışmalarla memleketimizde bir şeyler yapmaya çalışırlar.Bu bağlamda Ülkemizde pek de yaygın olmayan Sümeroloji alanında güzel çalışmalar yaparlar ve ilk çivi yazısı arşivini oluştururlar.
İnsanlığa büyük hizmette bulunmuş aydın Cumhuriyet kadını, Muazzez İlmiye Çığ bir çok Sümer tabletini okuyarak günümüz inançlarının nerden çıktığını ve Sümer çok tanrılı dinlerinin, tek tanrılı dinlere olan etkisini açıklamıştır. Muazzez İlmiye Çığ, Sümerlilerin dinleri ve edebî yapıtları gerek kendileri zamanında yaşayan, gerek daha sonra gelen Ortadoğu milletlerini etkisi altına alarak izleri, bir taraftan Yunanlılar yoluyla Batı dünyasına, diğer taraftan Tevrat ve Kur’an’a kadar ulaşmıştır diye belirmektedir.
Muazzez İlmiye Çığ’ın Uluslararası Türk Kongresinde yayınlanan makalesinde Orta Asya Türk Kültürü ve Sümer Kültürü arasındaki ilişkileri ortaya koymak maksadıyla;
“Sumerlilerin dillerinin Türkçeye benzediği ve dağlık yerden göç ettikleri kanısı gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu nedenle Orta Asya Türk Kültürü ile onların kültürü arasında bir bağlantı bulabilir miyim, düşüncesi ile Prof. Bahaâttin Ögel’in Türk Mitolojisi 2 kitabını zaman zaman incelemekte idim. Hakikaten bazı parellellikler tesbit ettim. Bunları bir başlangıç olarak bu kongrede sunmaya karar verdim. Bahaattin Ögel, Türk mitolojisi temelinin uzay ve dünya ile ilgili inanış ve anlayış olduğunu yazmış. Sumer mitolojisinde de böyle. Sumerliler yaradılış ve evrenle ilgili düşüncelerini toplu bir halde yazmamışlar Ancak bunlar, destanların baş kısımlarında veya ortalarında kısım kısım anlatılmış. Aynı geleneği Türk destanlarında da buluyoruz. Sumer yaradılış efsanesine göre, önce her taraf derin ve geniş bir su ile kaplıydı. Bunun adı tanrıça Nammu. Bu tanrıça sudan bir dağ çıkarıyor. Oğlu hava tanrısı Enlil onu ikiye ayırıyor, üstü gök, altı yer oluyor. Göğü, gök tanrısı An, yeri de yer tanrıçası Ninki ile hava tanrısı Enlil alıyor. 3 Buna göre önce evreni meydana getiren suda olan ana tanrıça ile hava tanrısıdır. Gök ve yer birer tanrı değil onların sahibidirler. Türk efsanelerinde çok çeşitli yaradılış motifi var 4 Buna rağmen ana motif birbirlerine benziyor. İlk olarak evren büyük bir sudan oluşuyor. Tanrı Ülgen, bazısında insan olan kişi, bazısında şeytan olan Erlik ile bu suların üzerinde uçuyor. Birinde denizden bir taş çıkarak Ülgen’e konacak bir yer oluyor. Başka birinde Erlik, diğerinde kişi, bir diğerinde ise yaban ördeği suyun içinden toprağı çıkararak yeri meydana getiriyor. İnsanın yaradılışı: Sumer’de tanrılar çoğalmaya başlayınca kendi işlerini yapıp yetiştiremediklerinden yakınıyor ve bütün tanrıların yaratıcısı tanrıça Nammu’ya gelerek işlerini yapacak kimseler yaratması için yalvarıyorlar. O da oğlu bilgelik tanrısı Enki’yi derin uykusundan uyandırarak tanrıların işlerini görecekleri yaratmasını söylüyor. Enki de annesine derin sudan çamur almasını, ona tanrıların görüntüsünde şekil vermesini, ona bu işte yer tanrıçası ile doğum tanrısının yardım edeceğini söylüyor. Enki, ey anneciğim! yeni doğanın kaderini söyle, diyor, sonunda o bir insan oluyor.
Türk efsanelerinde insanın yaradılışı: Bunların birinde tanrı Ülgen deniz yüzünde toprak parçası görüyor. Bu toprağa “insan olsun” diyor, o insan oluyor. Adı Erlik. Bu tanrı ile kendini bir tutmaya kalkınca, tanrı etleri çamurdan, kemikleri kamıştan 7 insan daha yaratıyor Türk Memlük efsanesinde, bir mağaraya dolan çamurlardan, yağmur ve sıcak etkisiyle 9 ay sonra ilk erkek meydana geliyor. Buna “Ay Atam” demişler, tekrar mağraya dolan çamurlarla 9 ay sonra da bir kadın dünyaya gelmiş. Buna da “Ayva Akyüzlü” demişler. Başka bir efsanede tanrı insan şeklinde 7 erkek ve 4 kadın yapmış. Diğer bir Altay efsanesine göre tanrı Ülgen insanın etlerini topraktan, kemiklerini taştan yapıyor. Kadını da erkeğin kaburgasından. Kadının, Tevrat’a göre Adem’in kaburgasından yaratılması, Adem ile Havva’nın cennetten kovulması motifi hakkında Ögel kitabının 475’inci sahifesinde bazı yorumlar yapmışsa da yine bu hikâyenin kaynağı Sumerlilere dayanmaktadır.
Sumer’de Dilmun adında saf temiz tanrıların yaşadığı bir ülke var. Hastalık, ölüm bilinmeyen yaşam ülkesi. Fakat orada su yok. Su tanrısı, güneş tanrısına, yerden su çıkararak orasını tatlı su ile doldurmasını söylüyor. Güneş tanrısı istenileni yapıyor. Böylece Dilmun meyva bahçeleri, tarlaları ve çayırları ile tanrıların cennet bahçesi oluşuyor. Bu bahçede yer tanrıçası 8 şifa bitkisi yetiştiriyor. Bunlar meyvelenince bilgelik tanrısı Enki hepsinden tadıyor. Yenmesi yasak olan bu meyveleri yiyen tanrıya, tanrıça çok kızıyor ve onu ölümle lânetleyerek ortadan yok oluyor... Diğer tanrılar büyük güçlüklerle yer tanrıçasını bularak tanrıyı iyi etmesi için yakarıyorlar. Tanrıça, tanrının 8 bitkiye karşı hasta olan 8 organı için birer şifa tanrısı yaratıyor. Bunlardan 5 tanesi Tanrıça. Hasta olan organlardan biri kaburga. Onu iyi eden tanrıçanın adı, kaburganın hanımı anlamına gelen Nin.ti’dir. Bu kelimede Nin hanım, ti kaburgadır. ti’nin diğer anlamı “yaşam” dır. Bu hikâye Tevrat’a geçerken kaburgadan bir kadın yaratılmış ve ti kelimesinin ikinci anlamı alınarak “kaburganın hanımı” yerine İbranicede “hayat veren hanım” anlamına gelen “Havva” adı verilmiştir.
Özbeklere göre İnsanın ilk atası Kil Han imiş. Ögel, bunun İran’daki Kil Şah’ın bir devamı olduğunu söylüyor. Tevrat’taki “Adam”ın anlamı da kırmızı toprak.
Görüldüğü gibi gerek tek tanrılı dinlerde, gerek Türk efsanelerinde, Sumer’de olduğu gibi, evren sudan, insan topraktan meydana gelmiştir.” diye belirtmiştir.
Muazzez İlmiye Çığ okuduğu çivi yazılı metinler sonucunda, Sumerlilerin İmdugud kuşu, Akatlılarda Anzu, Araplarda Anka, Zümrüdü Anka, İran’da Simurg, Hindlilerde Garuda, Türklerde Hüma adları altında çeşitli efsanelere konu olarak sürdüğünü, Sumer’de kahramanlar tanrılarla bağlantılı, insanüstü güçlere sahip olduğunu,ilk işleri ülkeye zararlı olan büyük güçteki hayvanı öldürmek, aynı motifi Türk kahramanlarında da bulduğunu söylüyor.Türklerde tanrı ülkeyi uygarlaştırdığını, Sumer inanışına göre de tanrılar şehirleri, kurumları yapıp insanlara verdiklerini belirtiyor. Türk Kaganı, Tanrı tarafından çeşitli güçler verilerek insanları idare etmek üzere tahta oturtulduğunu, Sumer’de tanrılar şehir beylerini kendileri seçerek ve güçler vererek kendileri yerine ülkeyi idare ettiriyorlar Türklerde dağlar tanrıya yakın sayıldığından kutsal olmuşlar. Kurbanlar verilmiş, dağlara. Sumer’de de dağlar tanrılarla insanlar arasında bağlantı kurdukları düşüncesiyle kutsal sayıldıklarını, Onun için dağ olmayan Mezopotamya’da Sumerliler tanrı evlerini yapay tepeler üzerine yaptıklarını belirtiyor.
Muazzez İlmiye Çığ, yaptığı çalışmalar sayesinde gerek Türk tarihinde gerekse Dünya tarihinde bir çok bilginin değişmesine ve değişen bilgilerin yerine geçen yeni bilgilerin kökleşmesine öncülük etmiş ve İstanbul Arkeoloji müzesinde ‘Çivi Yazılı Belgeler Arşivi’ni arkadaşı Hatice Kızılyay ile kurarak Türk ve Dünya medeniyet mirasına çok büyük katkısı olmuş aydın cumhuriyet kadınlarımızın öncülerindendir.
M.İLMİYE ÇIĞ’IN ESERLERİ :
93 yaşıdak olan ve yaşamının büyük bölümünü,5 bin yıl önce ait 300’den fazla çivi yazısı ile yazılmış Sümer tabletini geceli gündüzlü çalışarak çözüp dünya kültürüne armağan etmiş, uygar aydın ve laik Türkiye Cumhuriyetinin bilim kadını olan Muazzez İlmiye Çığ bir çok eser ve makale yazmıştır.
KİTAPLARI :
1-Atatürk Düşünüyor, Epsilon yayıncılık, (2005) M. İlmiye Çığ, Bir Cumhuriyet çocuğu olarak o zamanları anlatan, bu kitabında Atatürk’e karşı olan düşüncelerini anlatmaktadır.
2-Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği,Kaynak yayıncılık,(2005) Muazzez İlmiye Çığ, bu kitapta, Din tarihinde yeni bir pencere açmak maksadıyla yazmıştır.
3-Hititler ve Hattuşa / İştar'ın Kaleminden: Kaynak Yayınları,(2000) Muazzez İlmiye Çağ, Anadolu'nun ortasında en az 3 bin 500 yıl önce bir imparatorluk kurmuş olduğu halde çok az tanıdığımız Hititleri, akıcı bir anlatımla gözler önüne seriyor.
4-İbrahim Peygamber / Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre, Kaynak Yayınları, (2000) Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ, bu kitabında, Tevrat, İncil ve Kur'an'da geçen 'İbrahim Peygamber' konusunu ele almaktadır.
5-İnanna'nın Aşkı / Sumer'de İnanç ve Kutsal Evlenme: Kaynak Yayınları, (1998) Sumer şairlerinin tabletlerini okuyarak, Tanrıça İnanna, aşkını kaleme almıştır.
6- Kur'an İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni: Kaynak Yayınları, (2000) Yazar, bu kitapta, Sumer dini ve edebiyatından Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığa; bu dinlerin kutsal kitaplarına ulaşan etkileri ve konuları, belgeleriyle ve karşılaştırmalı olarak sunmaktadır.
7-Ortadoğu Uygarlık Mirası I: Kaynak Yayınları, (2002) Bu kitap, Muazzez İlmiye Çığ’ın çeşitli dergilerde yayımlanan makaleleri ve bilimsel toplantılarda sunduğu bazı bildirileri kapsamaktadır.
8-Ortadoğu Uygarlık Mirası II: Kaynak Yayınları, (2003) Ortadoğu Uygarlık Mirası kitabının devamı olan bu kitap. Muazzez İlmiye Çığın çeşitli dergilerde yayımlanan makaleleri, bilimsel toplantılarda sunduğu bazı bildirileri kapsamaktadır.
9-Sümer Hayvan Masalları: Kaynak Yayınları, (2003) Sumerlilerin, günümüzden tam 4000 yıl önce anlattıkları hayvan masallarını anlatmaktadır.
10- Sumerli Ludingirra: Kaynak Yayınları, (2003) Bu eser, Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ'ın bir ömür verdiği çalışmalarının özüdür. İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bulunan ve Sumer, Akad, Hitit dillerinde yazılmış 74 çiviyazılı belge üzerinde 33 yıl çalışmanın ürünüdür.
11-VatandaşlıkTepkilerim: Kaynak Yayınları, (2005): Bu kitapta, yazarın Cumhurbaşkanlarından Başbakanlara, parti başkanlarından belediye başkanlarına, yazarlarda sanatçılara kadar toplumun çok çeşitli kesimlerine yazmış olduğu mektupları yer alıyor.
12-Zaman Tüneliyle Sümer'e Yolculuk: Kaynak Yayınları / Çocuk Kitapları Dizisi (1998) Muazzez İlmiye Çığ Sumerlerde yaşamış iki çocuk, Ludingirra ve Dada’nın hikayelerini anlatmaktadır.
13-GILGAMEŞ: Tarihte İlk Kral Kahraman: Kaynak Yayınları,2000, Sumerlilerin bundan binlerce yıl önce yaşamış olan kahraman kralı Gilgameş'in serüvenlerini kapsayan bir öyküdür.
MAKALELER:

1-1950 VE 1951 yılları arasında Çivi Yazılı Tabletler Arşivinde ilmi faaliyet:İstanbul Arkeoloji Müzeleri Yıllığı, NO:6 1954 M.ilmiye Çığ-H.Kızılyay
2-Eski Babil Dönemine Ait Yeni Tarihler ve Eski Tarihlere Veryant Teşkil:İstanbul
3-Tablet Arşivinde Bulunan Lagaş Koleksiyonu üzerine Çalışmalar: Arkeoloji Müzeleri Yıllığı, NO:9 1960 M.ilmiye Çığ-H.Kızılyay.
4-Asur Koleksiyonu üzerine Çalışmalar: Arkeoloji Müzeleri Yıllığı, NO:11-12 1964 M.ilmiye Çığ-H.Kızılyay.
5-Sümer Edebiyatına Ait Yeni Parçalar:Türk Arkeoloji Dergisi, No 8,1962 M.ilmiye Çığ-H.Kızılyay.
6-İstanbul Çiviyazılı Tablet Koleksiyonu:Türk Tarih ve Etnoğrafya dergisi,sayı V,Ankara,F.R. Kraus, M.ilmiye Çığ-H.Bozkurt
7-İnsanlık Tarihinde Devletler Arası ilk Antlaşmanın Hikayesi: Tarih Coğrafya Dünyası, Cild I,Sayı I,1959, M.ilmiye Çığ.
8-Irak Tarihine Ait İlk Araştırmalar:Yeni Tarih Dünyası,Irak sayısı,cild III, 1954, M.ilmiye Çığ.
9-İstanbul’da Dünya’nın En Eski Yazıtlarını Saklayan Arşiv:Arkeoloji ve Sanat dergisi,sayı 60-61,İstanbul,1993 M.ilmiye Çığ.
10-Dünya’da ilk Rüşvet Hadisesi Ve Sümer Mektepleri I:Yeni Tarih Dünyası,Cild I,sayı I, M.ilmiye Çığ.

Hayatı boyunca hep üretimde bulunmuş ve hala bulunmakta olan M.İlmiye Çığ’ın yukarıda, ürettiklerinden seçilenleri yazmaya çalıştık. Buraya yazmadığımız, daha yukarıdakiler kadar makaleleri mevcuttur.

M.İLMİYE ÇIĞ’A NEDEN DAVA AÇILDI :
Çığ'a 'Vatandaşlık Tepkilerim' kitabının 48. sayfasındaki "Örtünmenin nereden geldiğini bilsen, örtünmeye utanırdın sen. Mabet fahişeleri örtünürdü bir zaman ayrılmak için diğer kadınlardan", 100. sayfasındaki "En iyisi Fatih'te bazı evlerde, yapıldığı gibi (oraya bir gidenin anlattığına göre) geneleve bir hoca konsun, geleni nikâhlasın çıkarken boşasın veya biri boşayan olmak üzere iki tane. Böylece hem kadınların şerefi kurtarılır ve aç kalmazlar, hem erkekler kendilerini tatmin edecek sapık şeylere başvurmaz hem de hocalara iş çıkar, bundan dolayı Allah’ımızın memnun olacağı kuşkusuzdur. Böylece bir taraftan siz sevap kazanırsınız diğer taraftan belediye onların vergisinden mahrum kalmaz..."
ifadeleri nedeniyle dava açılmıştı.
Çığ kitabında başörtüsünün Sümerler döneminde kutsal sayılan tapınak fahişeleri tarafından takıldığını dile getirmiş, baş örtme geleneğinin daha sonra Asur kralının talimatıyla yayıldığını ve Yahudilikle Müslümanlığa kadar ulaştığını yazmıştı.
Çığ ve Öğütücü hakkında 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama' suçundan TCK'nın 216/2, 218 maddeleri uyarınca dokuz aydan bir yıla kadar hapis cezası isteniyordu.
1 Kasım 2006 tarihindeki duruşmada Çığ, kimlik tespiti sırasında Hakim İrfan Uncu’nun, Çığ’ın medeni durumu için katibe ‘dul’diye belirtmesi üzerine; artık o kelime kullanılmıyor, bunun yerine kayıtlara bekar olarak geçmesini istiyorum dedi, ve kayıtlara öyle geçti. Hakim’e; Atatürk ilkelerine sahip aydın bir kişi olduğunu belirtip "Ben halkı kin ve düşmanlığa tahrik edecek zihniyete sahip değilim bu nedenle suçlamayı asla kabul etmiyorum" dedi. Kitabın yayıncısı Öğütücü de suçlamayı kabul etmediğini belirterek, sadece kitabı bastıklarını söylemesi üzerine, konu hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet savcısı Mehmet Akıllı, 'bir halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmeye yönelik' davranışların sözle sınırlı kalmasının suçun yasal unsurlarının oluşması açısından yeterli görülmeyeceğini anlattı. Suç unsuru taşıdığı iddia edilen yazılardaki eleştiri, yorum ve kitabın tamamı incelendiğinde suçun yasal unsurlarının oluşmadığı sonucuna varıldığını belirten hâkim İrfan Adil Uncu ise bu nedenle Çığ 'ın beraatine hükmetti. Hâkim Uncu, İsmet Öğütücü'nün de 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca sorumluğu bulunmadığından beraatine karar verdi.
M. İlmiye Çığ’ın beraat kararı tüm aydın kesimler tarafından ayakta alkışlandı.Gerek yazılı basın gerekse görsel basın olayı yakından takip etti.
2 kasım 2006 tarihli gazetelerde karar; Cumhuriyet Gazetesi konu ile ilgili “Bilim ve Özgürlük Kazandı” başlığını atarken, Milliyet “Alkışlarla Beraat” , Radikal Gazetesi “Sümerolog Çığ Beraat Etti” başlıklarıyla okurlarına duyurdular;


SONUÇ:

93 yaşında olan ve yaşamının büyük bir bölümünü, 5 bin yıl öncesine ait 300’den fazla çivi yazısı ile yazılmış Sümer tabletini geceli gündüzlü çalışarak çözüp Dünya kültürüne armağan etmiş ve arkadaşı Hatice Kızılyay ile beraber İstanbul Arkeoloji Müzesi Çivi Yazılı Tabletler Arşivini oluşturarak dev hizmette bulunmuş Muazzez İlmiye Çığ, aydın ,uygar, bir cumhuriyet kadını olarak yaşayan tanıktır.
Batılı bilim adamları , M.İlmiye Çığ’ın yaptığı arşivleme çalışmaları karşısında hayranlıklarını gizlememiş ve kendisini “bir abide yarattınız” diyerek bilim adına kutlayıp saygıyla kucaklamışlardır.
Ne yazık ki, bilim dünyasının kucakladığı dünyaca ünlü bu bilim kadını
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ'ın ‘Vatandaşlık Tepkilerim' adlı kitabı
nedeniyle 93 yaşında yargılanması istenmişti. Uzun yıllarını bıkıp usanmadan
bilime adayarak Sümer tabletlerini çözen Muazzez İlmiye Çığ'ın, yaptığı her çalışma bilime ve bilmeye dayandığı için,yazdığı her şeyin mutlaka kaynağı vardı.söz konusu kitabındaki yazıların hepsinin Sümer tabletlerinden okuyarak oluşturduğunu söyleyen Çığ Mahkemede beraat etmişti.
Yaptığı incelemeler sayesinde, her şeyin Yunan eserlerin tercüme edilmesinden sonra kazanıldığını ve medeniyetin Yunan’dan çıktığı tezini çürütmüştür.Yapılan çalışmalar Yunan’dan çok eski zamanlarda yaşamış olan Sümerlilerin günümüz medeniyetine asıl katkısı olan millet olduğu ispatlanmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, köklerin araştırılması amacıyla kurdurduğu Sümeroloji bölümünün mezunu olan M. ilmiye Çığ, Türk kültür mirasına da büyük katkılarda bulunmuştur.Özellikle III.Türk Kültür Kongresine verdiği, ‘Orta Asya Türk Efsanelerinde Sümer Efsanelerinden İzler’ isimli bildirisinde Türk Tarihi açısından büyük hizmetleri olmuştur.
Bütün ömrünü dürüst ve azimli bir çalışma içerisinde geçirmiş,hiçbir siyasi partiye girmeden ,her sade vatandaş gibi hangi partinin memlekete faydası olacağına inandıysa o partiye oy vererek geçiren,ancak her duyarlı vatandaşın yapması gereken vatandaşlık tepkilerini gerekli yerlere vermeyi borç bilerek yaşamaktadır. Böylesine aydın ve uygar cumhuriyet kadını bizler için canlı tanık niteliğindedir.






KAYNAKÇA :

1-Çığ, M.İlmiye. Vatandaşlık Tepkilerim, 3.baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2006
2- Çığ, M.İlmiye. Bereket Kültü Ve Mabet Fahişeliği, 2.baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul,2006
3- Çığ,M.İlmiye.Sumerli Ludingirra, 6.baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004
5-Öztürk Serhat,Çivi Çiviyi Söker, 3.baskı,Türkiye İşBankası Yayınları,İstanbul,2002
6-Radikal Gazetesi, 2 Kasım 2006
7-Milliyet Gazetesi 2 Kasım 2006
8-Cumhuriyet Gazetesi 2 Kasım 2006
9- Çığ,M.İlmiye. ‘Orta Asya Türk Efsanelerinde Sümer Efsanelerinden İzler’ III.Türk Kültür Kongresi(makale)
10- Tarihçinin Mutfağı, 17 Ocak 2002 tarihli söyleşi
Her şey bir adımla başlar...


Aralık 10, 2012, 05:54:51 ös
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 154
  • Cinsiyet: Bay

selamlar,

kendisini kitaplarından tanıyorum çok değerli bir hanimefendi umarım yakınen tanişma fırsatımız olur, enerjisi tüm nesile örenk olması ve başarılarının devamını dilerim. yazı  için teşekkürler. Saygılar
Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol ..


Aralık 22, 2013, 12:15:01 öö
Yanıtla #2
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 83
  • Cinsiyet: Bay

BU güzel yazınınız için teşekkür ederim.Ne cevherler var ama maalesef yıl 2013 olmuş hala değerleri bilinmiyor.
Hakikate inanıyorsan tesadüflere inanmayı bırak gerçekleri   G<ör


Aralık 23, 2013, 10:13:17 ös
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1796
  • Cinsiyet: Bay

        Yazı çok hoşuma gitti. Sayın KUZEYDOĞU, hayranı olduğum muhteşem insan hakkında yazdıklarınız düşüncelerime tercüman oldu. Çeşitli vesilelerle zaman zaman Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendiyi anlattığım yazılarım olmuştu. Kısaca teşekkür ederim.
        Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"


Ocak 25, 2014, 10:08:24 ös
Yanıtla #4
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 342
  • Cinsiyet: Bayan



Mayıs 31, 2014, 08:00:42 ös
Yanıtla #5
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 323
  • Cinsiyet: Bay

Bereket Kültü Ve Mabet Fahişeliği adlı eserinde muazzam derece bir bilgi aslında tarihi deşifre veren şahsiyet.

''Bu olay onların yaratıcı olarak tanımlanmalarına neden oluyordu. Böylece ilk ana tanrıça ortaya çıkmış. Kadınlarda yeryüzünde anatanrıçanın bir temsilcisi.

MÖ 10.000 yıllarında ilk tarım topluluğunun başlaması sonucu insanlar arasında bir “din” düşüncesi gelişmiş. Anatanrıça için küçük tapınaklar yapmışlar. Buralarda düzenlenecek törenler için rahibeler sınıfı doğmuş.

Kuşkusuz tanrıçanın gücüne ulaşmak için seks ayinleri yapılıyormuş.

Daha sonra avcılığın başlaması ile erkekler güçlenmiş, bunun sonucu erkek tanrılar ortaya çıkmış, onlara hizmet için de rahipler. ''

Ve son olarak '' Kutsal fahişelik, sokaklarda değil, mabetlerde yapılana deniyor. ''

Saygılar Muazzez İlmiye Çığ
Dünya üstündeki en üstün yaşam formu olduğumuza ama yine de sözcüklere sığmayacak kadar mutsuz olduğumuza,çünkü başka hiçbir hayvanın bilmediği şeyi,ölmek zorunda olduğumuzu bildiğimize dair bir ironi


Mayıs 31, 2014, 10:53:54 ös
Yanıtla #6
  • Yeni Katilimci
  • *
  • İleti: 18
  • Cinsiyet: Bay

Bilgilendirici Paylaşım için Teşekkürler sayın kuzeydoğu


Temmuz 12, 2014, 10:51:11 ös
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

Bu bilgilendirici yazınız için teşekkürler Sayın KUZEYDOĞU ama maalesef Muazzez İlmiye Çığ hakkında olduk olmadık görüşler sarf ediliyor sayenizde bu değerli bilim kadınımızı tanımış oldum .


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
9 Yanıt
4701 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 12, 2014, 11:01:03 ös
Gönderen: glory
3 Yanıt
3106 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 25, 2012, 02:37:55 ös
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
3153 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 24, 2012, 12:20:59 ös
Gönderen: peacewings