Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: SON ÇÖZÜM  (Okunma sayısı 10375 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 01, 2007, 01:49:25 öö
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3120
  • Cinsiyet: Bay

1942 yılı başlarken Almanlar 9 milyona yakın Yahudi’yi kontrolleri altında tutuyordu (Avrupa ve Sovyetler Birliği’nde yaşayan toplam Yahudi sayısı 11 milyondu). Planları da tabii hepsini öldürmekti. Einsatzgruppen ölüm ekipleri, geçen bölümde gördüğümüz gibi, zaten 1.5 milyon Yahudi’yi makineli tüfeklerle katletmişti ama bu, daha birçok milyon kişiyi öldürmenin etkin bir yolu değildi: çok fazla kirli, fazla yavaş bir işlemdi ve çok fazla kurşunun boş yere harcanmasına neden oluyordu. Dolayısıyla Almanlar 20 Ocak 1942’de Berlin yakınlarında Wannsee’de bir konferans sırasında kararlaştırılan “Son Çözüm” adı verilen bir politikaya girişti: “Göç yerine, Führer’in onayladığı bir çözüm daha var: Doğu’ya sürgün. Her ne kadar sadece ara bir önlem olarak görülmeli ise de, bize özellikle gelecekteki son çözümle ilgili olarak faydası dokunacak pratik deneyimi kazandıracaktır. Zamanla son çözümün pratik uygulamasında Avrupa, Batı’dan Doğu’ya taranacaktır.” ÖLÜM KAMPLARI Son Çözüm –milyonlarca Yahudi’nin sistematik olarak gaz verilerek öldürülmesi- Gestapo’nun yıldızları Adolph Eichmann ve Reinhardt Heidrich tarafından uygulamaya konuldu. 24 toplama kampı (sayısız çalışma kampının yanı sıra) arasından altı özel ölüm kampı oluşturuldu. Bunlar: • Auschwitz – 2 milyon kişi katledildi • Chelmno – 360.000 kişi katledildi • Treblinka – 840.000 kişi katledildi • Sobibor – 250.000 kişi katledildi • Maidenek – 200.000 kişi katledildi • Belzek – 600.000 kişi katledildi Auschwitz bunların en ünlüsüdür çünkü ölüm makinesi en çok orada etkindi. Auschwitz’te 1941 ve 1944 yılları arasında günde 12.000 Yahudi gazla öldürüldü. Yahudilerin yanı sıra Nazi rejimine tehdit olarak görülen ya da ırkça düşük veya sosyal olarak aykırı addedilen yüz binlerce kişi katledildi. Milyonlarca Yahudi’nin soğukkanlılıkla öldürülmesi yeterli değilmiş gibi, bu son derece acımasız bir şekilde yapılıyordu. Kurbanlar sığır vagonlarına ancak ayakta durabilecekleri şekilde dolduruluyor, yiyeceksiz ve susuz, kışın ısıtmasız bırakılıyordu. Tuvalet ihtiyaçlarını giderebilecekleri bir yer yoktu. Çoğu kamplara sağ varamıyordu. Varabilenlerin kafaları tıraş ediliyor, saçlar şilteleri doldurmak için kullanılıyordu. Tüm giysileri çıkarılıyor, çoğu çıplak halde gaz odalarına gönderiliyordu. Birçok kurban üzerinde garip ve sadistçe “tıbbi deneyler” yapılıyor, anestezi verilmiyordu. Bazı insanlar yapay Siyam ikizleri meydana getirmek üzere birlikte dikiliyordu. Başkaları insan dayanıklılığının sınırlarını test etmek için buz gibi suya daldırılıyordu. Yahudiler ölümde bile küçük düşürülüyordu. Cesetlerin dişlerindeki altın dolgular sökülüyordu. Bazı durumlarda bedenlerinden sabun, derilerinden lamba yapılıyordu. Yeterince güçlü görülenler Nazilerin savaş çalışmaları için köle olarak kullanılıyordu. Çok az yiyecekle, fiziksel dayanma sınırlarına kadar zorlanıyor, sonra da öldürülüyor ya da ölüm kamplarına gönderiliyorlardı. DİRENİŞ ÇABALARI Kaçma veya direniş girişimleri sert bir şekilde cezalandırılıyordu. Örneğin 14 Mart 1942 tarihinde bazı Yahudiler Ukrayna, İlja’daki bir çalışma biriminden kaçtı ve partizanlara katıldı. Öç olarak tüm yaşlı ve hasta Yahudiler sokakta vuruldu ve 900 Yahudi bir binaya doldurularak diri diri yakıldı. Kamionka çalışma kampından sağ kurtulan Sam Halpern şöyle dedi: “Kaçmayı hiçbir zaman düşünmedim. Kararım yüzünden başkalarının öldürülmesine neden olamazdım.” Yine de en az beş kamp ve yirmi gettoda başkaldırılar oldu. En ünlüsü Varşova Gettosu isyanıdır. 19 Nisan 1943’te Naziler gettoyu boşaltmaya başladı, yani Yahudileri Auschwitz’e göndermeye. Silahlı direnişle karşılaştılar. Varşova Gettosu Başkaldırısı’nın 23 yaşındaki lideri Mordehai Anielewicz son mektubunda şöyle yazdı (23 Nisan 1943 tarihli): “Olanlar hayal edebileceğimizin ötesindeydi. Almanlar iki kere gettomuzdan kaçtı. Gruplarımızdan biri kırk dakika boyunca, diğeri altı saatten fazla dayandı... Yahudilerin yaşadığı koşulları tarif edecek sözcük bulamıyorum. Sadece seçilmiş birkaçı dayanacak; diğerleri eninde sonunda can verecek. Ok yaydan çıktı. Arkadaşlarımızın gizlendiği yerlerde havasızlıktan mum yakılamıyor... Aslolan şu: Hayatımın düşü gerçek oldu; Gettoda Yahudi direnişini bütün büyüklüğü ve görkemiyle gördüm.” Ne var ki Yahudiler Almanların toplarına, makineli tüfeklerine ve askerlerine dayanacak güçte değildi. (Almanların 1.358 tüfeğine karşı Yahudilerin 17 tüfeğini düşünün). Sonunda bütün getto yıkıldı ve sığınaklarda saklananlar diri diri yakıldı. BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ Nazilerin yeryüzünden bütün bir halkı istemli ve sistematik olarak yok etme girişimi insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir olaydır. Hitler Yahudileri sadece ırksal olmayan spesifik bir nedenden ötürü hedef almıştı. Yahudilerin ortadan kaldırılması Hitler’in mastar planında benzersiz bir “statü”ye sahipti. Milyonlarca başkasını (çingeneler, eşcinseller, vb.) öldürdüğü halde bu gruplar için istisnalar tanımıştı. İstisnanın olmadığı tek grup Yahudilerdi – hepsi ölmeliydi. Lucy Dawidowicz War Against the Jews (Yahudilere Karşı Savaş) adlı eserinde şöyle yazar: “Son çözüm, çağdaş tarihi deneyimin sınırlarını aşıyordu. Modern tarihte daha önce hiçbir halk ideolojisini, soyunu sona erdirmek amacıyla başka bir halkın öldürülmesi üzerine kurmamıştır. Kuşkusuz tarih, bir halkın diğerine karşı giriştiği korkunç katliam ve yıkımları kaydetmiştir. Ancak ne kadar gaddar ve savunulamaz olursa olsun, bütün bunlar etkili bir sonuca ulaşmak için yapılmış olup, sona ulaşmanın yoluydu; sonucun kendisi değil.” Başka bir deyişle Yahudilerin ortadan kaldırılması, ulaşılmak istenen sonuç değildi. Sonuca ulaşmak için yapılması gereken bir şeydi. Hitler için sonucun ne olduğu kendisi tarafından, yazılarında ve söylevlerinde açıklanmıştır. Hitler tektanrıcılık ve Yahudi etik vizyonu ortaya çıkmadan önce, dünyanın doğa ve evrim kanunlarına uygun bir şekilde işlediğini düşünüyordu: güçlü olanın hayatta kalması. Kuvvetli olan yaşıyor, zayıf olan ölüyordu. Ancak ilahi olarak dikte edilmiş etik sistemde –herhangi birinin gücünün değil, Tanrı’nın verdiği standartların geçerli olduğu- zayıfın güçlüden korkmasına gerek yoktu. Hitler’in görüşüne göre güçlü olan kuvvetten düşüyordu, bu yüzden de Yahudileri suçluyordu. Planı bütün dünyayı ele geçirmek ve hakim, barbar bir ırk oluşturmaktı; gerçekleştirmeye çok yaklaştığı bir plan. Ancak bunu yapmak için önce Yahudilerden kurtulması gerekiyordu. Dediği gibi: “On Emir geçerliliğini yitirdi... Vicdan bir Yahudi icadıdır. Bu da sünnet gibi bir kusurdur... Dünyaya hakim olma mücadelesi tamamıyla bizim aramızda, Almanlar ve Yahudiler arasında verilmektedir.” (Bkz Hermann Rauschning, Hitler Speaks (Hitler Konuşuyor), sh.220, 242.) Bu savaş makinesinin her şeyi bu amaca göre ayarlanmıştı. En sonunda, müttefikler Alman ordusunu yok ederken Hitler’i en çok üzen yenilgi değil, Yahudilerin hâlâ hayatta olmasıydı. Savaşı kaybetmekte olduğu Rus cephesine yeni askerler yollamak yerine trenleri daha fazla Yahudi’yi Auschwitz’e göndermek için kullandı. Onun için en büyük düşman Yahudi idi. 30 Nisan 1945 tarihinde sığınağında intihar etmeden önce son söylediği, tüm insanlığın düşmanına karşı savaşın sürdürülmesiydi: Yahudiler. Son mektubunda şöyle yazıyordu: “Her şeyden önce ulusun liderlerine ve onların altında olanlara, ırkçı kanunları tam olarak uygulamalarını ve tüm halkların evrensel zehirleyicileri olan uluslararası Yahudiliğe karşı acımasızca karşı çıkmalarını emrediyorum.” TARİHİ BAĞLAM Burada Nazileri düşünülemeyeni hafife almaya sevk eden Antisemitizmin izole halde yer almadığını belirtmek önemlidir. Bu, Hitler’in kişisel felsefesi bile değildi. “Antisemitizm” terimini icat eden kişinin 19. yüzyılda Almanya’nın en büyük düşünürlerinden biri olan Wilhelm Marr olduğunu hatırlayacaksınız. Böyle yaparak Yahudilerden nefreti, bir dinin üyelerinden (Antiyahudilik) nefret ile bir ırk/ulusun üyeleri (Antisemitizm) olarak nefretten ayırt etmek istiyordu. 1879 yılında The Victory of Judaism over Germandom (Yahudiliğin Almanlığa Karşı Zaferi) adlı çok satan kitabında Marr şöyle bir uyarıda bulundu: “Onları (Yahudileri) durdurmak mümkün değil. Yahudilerin alaca karanlığının çökmekte olduğunun açık işaretleri yok mu? Yok. Yahudiliğin toplum kontrolü ve siyaseti ile dini düşünce olarak hakimiyeti hâlâ gelişmenin doruğunda. Evet, Yahudi ulusu vasıtasıyla Almanya bir dünya gücü, yeni bir batı Filistin haline gelecek. Bu da şiddetli bir devrimle değil, halkın boyun eğmesi ile olacak. Yahudi ulusuna serzenişte bulunmamalıyız. 1.800 yıl boyunca batı dünyasına karşı mücadele etti ve sonunda onu fethetti. Biz yenildik. Yahudiler Almanya’ya saldırmakta geç kaldı ama bir başladıktan sonra onları durdurmak mümkün değildi... “Kalan son gücümü teslim olmayan ve af dilemeyecek biri olarak huzurlu bir şekilde ölmek için kullanıyorum. İsrail’in 19. yüzyılda önde gelen siyasi süper güç olduğu tarihi gerçeği önümüzde duruyor. Aramızda soyut gerçeği birçok farklı şekilde devreye koymayı bilen esnek, inatçı, zeki bir yabancı kavim var. Dünyayı yenen bireysel Yahudiler değil, Yahudi ruhu ve Yahudi bilinci. Bütün bunlar, kendi tarzında benzersiz olan kültürel bir tarihin sonucu. Öyle büyük ki günlük polemikler ona karşı bir şey yapamıyor. Gururlu Roma İmparatorluğu ordularının bütün gücüyle bile, Semitizmin Batı’da ve özellikle Almanya’da başardığını başaramadı.” Marr bu kelimeleri yazdığında İsrail Devleti’nin daha ortada olmadığını ve yakında olacağını gösteren hiçbir jeopolitik durum ipucunun bile var olmadığını belirtmek gerekir. Marr Yahudi ulusal tehdidinden söz ederken, Yahudiliğin dünya görüşünün paganlığa karşı büyük ideolojik mücadelesinden söz etmektedir. Bunu Yunanlılar ile Yahudiler (27. bölüm) ve Romalılar ile Yahudiler (33. bölüm) arasında gördük. Hitler, Almanlar ve Yahudiler arasında da devam ettiğini düşünüyordu. ULUSLAR ÜZERİNDE BİR IŞIK Hitler’in Yahudilerin dünyadaki rolü konusundaki görüşü çarpık değildi. Bu aslında geleneksel Yahudi anlayışı idi. Yahudiler Sinay Dağı’nda Tora’yı kabul ettiğinde, rolü ve sorumluluğu dünyaya Tanrı tarafından verilmiş bir ahlak kodu getirmek olan, seçilmiş bir halk haline geldiler. Peygamber Yeşaya’nın sözlerine göre, “ulusların üzerine ışık” getireceklerdi. Hitler’in sona erdirmeyi istediği buydu çünkü dünyada birkaç Yahudi kaldığında bile Tanrı’nın verdiği bu misyonu sürdüreceklerdi: “Eğer bir ülke bile, herhangi bir nedenden ötürü, bir Yahudi aileye göz yumarsa, o aile yeni bir fesadın tohumu haline gelecek. Eğer küçük bir Yahudi oğlan çocuğu, Yahudi eğitimi, sinagog ve İbrani okulu olmadan hayatta kalırsa bile bu (Yahudilik) onun ruhundadır. Sinagog, Yahudi okulu veya Eski Ahit hiç olmasaydı bile Yahudi ruhu hâlâ var olacak ve etkisini uygulayacaktı. Yahudi ruhu başlangıçtan beri burada oldu. Bu ruhu temsil etmeyen tek bir Yahudi bile yoktur.” (Hitler’s Apocalypse (Hitler’in Vahyi), Robert Wistrich, sh.122.) Bu açıdan baktığımızda Holokost’un ne olduğu hakkında tamamıyla farklı bir görüşe sahip oluyoruz. Geleneksel Yahudilik bunun iyi ile kötü arasında zamanın başlangıcından beri süregiden mücadelenin parçası olduğunu söyler. KURTULUŞ Sonunda Hitler Yahudileri tamamıyla ortadan kaldırma planını gerçekleştirmeyi başaramadı. Ancak dünyanın Yahudi nüfusunun üçte birini katletmeyi ve dünyaya kötülüğün anlamını öğretmeyi başardı. Müttefik orduları (doğudan Ruslar ve batıdan Amerikalılar ve İngilizler) savaşın sonunda kampları kurtardığında dehşet sahneleri ile karşılaştı. Müttefik güçleri tarafından kamplara girerken çekilen filmler öyle korkunçtu ki halka yıllar boyunca gösterilmediler. Kurtuluş Yahudilerin ölümüne son vermedi. Müttefiklerin onları kurtarma çabalarına rağmen kurtuluştan sonra çok sayıda kurban zafiyet ve hastalıktan can verdi. Belson kampında 13.000 kişi İngiliz kurtarıcıların gelişinden sonra öldü. Hayatta kalan bazıları kamplardan ayrıldıktan sonra Yahudi olmayan partizan veya köylülerin elinde hayatını kaybetti. Bazıları eski evlerine ulaşmaya çalışma ama ya geride bir şey kalmamıştı ya da esas sahiplerin geri dönüşüne son derece karşı olan yeni kiracılarla karşılaştı. Toplam ölü sayısı hayal edilemez boyuttaydı. Sir Martin Gilbert(The Holocaust adlı eserinde) kasıtlı olarak minimum rakamları ve olası düşük tahminleri kullanarak 1938 ile 1945 yılları arasında en az 5.950.000 Yahudi’nin katledildiğini bulmaktadır. Bu rakam Avrupa’daki tüm Yahudi nüfusunun neredeyse yarısını temsil etmektedir. Batı Avrupa Yahudiliği hemen hemen tamamıyla ortadan kaldırılmıştır. Ancak Holokost Doğu Avrupa Yahudi cemaatinin sonunu getirdiyse de, dolaylı olarak İsrail Devleti’nin 2.000 yıldan sonra ilk Yahudi devleti olan yeniden doğuşuna yol açtı. Buranın modern çağda Yahudiler için nasıl büyük bir sığınak olduğunu gelecek bölümlerdi göreceğiz. 




 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
4945 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 23, 2009, 12:03:46 öö
Gönderen: dogudan
0 Yanıt
2898 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 21, 2011, 11:15:28 ös
Gönderen: poyraz06
10 Yanıt
6545 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 17, 2013, 11:58:52 ös
Gönderen: Melina
6 Yanıt
2533 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 31, 2015, 05:55:05 ös
Gönderen: karahan