Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: 1871 Tarihinde Yazılan Bir Mektup ALBERT PİKE  (Okunma sayısı 5690 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 05, 2017, 06:09:57 ös
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4031
  • Cinsiyet: Bay

Albert Pike. 1809-1891 arasında yaşamış ABD’li general. 1850 yılında mason oldu,  Independent Order of Odd Fellows’a katıldı. 1859 yılında 33. derece (büyük üstad) oldu. Halen ABD’nin en etkili/bilinen masonu olarak kabul edilir.

Meksika-Amerika Savaşı’nda Tuğgeneral olarak görev yaptı. Savaştan sonra asilik ve vatana ihanet suçuyla tutuklandı ve hapse girdi. Hapisten kurtulması kendisi gibi mason olan Başkan Andrew Johnson’un affıyla mümkün oldu. Ertesi gün Beyaz Saray’da birlikteydiler. Bu aftan sonra Başkan Johnson, İskoç Riti tarafından 4. dereceden 32. dereceye terfi ettirildi.

Albert Pike’ın 15 Ağustos 1871 tarihinde, kendisi gibi mason olan İtalyan Giuseppe Mazzini’ye yazdığı mektup Kanada Kraliyet Donanmasından emekli olan eski bir İstihbarat Subayı olan William Guy Carr tarafından Londra’daki British Museum kütüphanesinde keşfedildi. Ve bu mektubu Quoted in Satan: Prince of This World adlı kitabında yayınladı.

1871 tarihli bu mektup sadece 1’nci ve 2’nci dünya savaşları için yapılması gerekenlerden bahsetmiyor bugün itibariyle önemi daha da artan 3. Dünya savaşına dair planlara/hesaplara da yer veriyor. Şöyle ki:

“15 Ağustos 1871, Washington DC

İlluminati‘nin amacına ulaşması için öncelikle bir dünya savaşı çıkarmalıyız.

Bu sebeple Rusya‘da Çarlığı zayıflatıp, ateizmi ve komünizmi hakim kılmalıyız.

Ajanlarımız vasıtasıyla Britanya İmparatorluğu (İngiltere) ve Alman İmparatorluğu (Almanya) arasında gerginliği körükleyerek savaşa zemin hazırlamalıyız.

Ve 1.Dünya Savaşı sonrası, komünist düzeni iyice inşa etmeliyiz ki, tüm hükûmetleri yıkabilelim ve tüm dini düzenleri zayıflatabilelim.

Ardından İkinci Dünya Savaşı‘nı çıkarmalıyız ve bunu gerçekleştirmemiz için;

faşistler ve siyonistler arasında savaşla sonuçlanacak bir gerginlik oluşturmalıyız.

İsimleri Nazi olacak olan faşistleri, savaş sonunda yok etmeli ve savaş sonrası Filistin‘de israil devletini kurmalıyız.

İkinci dünya savaşı sürecinde uluslararası komünizm mutlaka hristiyanlığı dengeleyecek bir güce ulaştırılmalı.

Toplumlara ölçülü bir şekilde “Son Çöküş”ü yaşatacağımız zamana kadar bu denge bizim için gereklidir.

Üçüncü Dünya Savaşı‘nı çıkarmamız için;

İslam Aleminin liderleri ve siyonistler arasında ajanlarımız vasıtasıyla, ayrı düştükleri konular üzerinden gerginlik çıkarmalıyız.

Ve bu savaş, Müslüman Arap Dünyası ve israil devletinin birbirlerini yok edecekleri şekilde dizayn edilmeli.

Ve bu hengâme içinde diğer milletleri bu konuda, fiziksel, ahlaki, ruhsal ve ekonomik olarak çökmeleri için mücadeleye zorlamalıyız.

Nihilistlerin ve ateistlerin önlerini açmalıyız ve müthiş bir sosyal çöküş provoke etmeliyiz ki böylece bu kanlı kargaşa ve vahşetin doğurduğu korku içinde mutlak ateizm etkisi ortaya çıksın.

Ve insanlar her yerde vahşi devrimci azınlığa karşı kendilerini savunmak zorunda kalacak.

Daha sonra insanlık medeniyeti, bu vahşi yok edicileri imha edecek.

Ve birçok kişi hristiyanlıkta hayal kırıklığı yaşayacak.

Ve kimileri hayatta herhangi bir pusulası veya istikameti olmaksızın deizmi seçecek.

Ama bir düşünceden ötürü endişe duyacaklar.

Bu endişelerinin sebebi; nereye itaat edecekleri, neye yönelecekleri konusu.

Ve sonunda evrensel bildiriler, evrensel kurallar, evrensel mesajlar yoluyla Lucifer‘ın Saf Doktrininin ışığını almaya başlayacaklar.

Ve bu doktrin, sonunda tüm insanlık içinde genel dünya görüşü haline gelecek ve ona teslimiyet içinde olacaklar.

Hristiyanlık ve ateizmin fethedilmesi ve aynı zamanda yok edilmesinden sonra ortaya çıkacak olan bu genel dünya görüşü, dünya genelinde Muhafazakar hareketlere de sebep olacaktır…”

Görüldüğü üzere 1871 tarihli mektupta sadece kaçıncı savaşta hangi ülkelerin savaşacağı yazılmamış aynı zamanda bu savaşların temelinde ve ardından hangi ideolojilerin ve hangi toplumsal/dini akımların ne şekilde yaygınlaşacağı/yok olacağı da planlanmıştır.

1’nci ve 2’nci dünya savaşı yaşandı ve ağır acılarıyla birlikte tarihteki yerini aldı. Mektuba bakınca planların ne kadarının gerçekleştiği açıkça ortada durduğu için izahtan varestedir.

Gelelim 3’ncü dünya savaşı planlarına.

3’ncü dünya savaşı ile ilgili olarak;

— Savaşın ‘İslam ülkeleri ile siyonistler arasında’ yaşanacağı,

— diğer milletlerin ise fiziksel, ahlaki, ruhsal ve ekonomik olarak çökmeleri için mücadeleye zorlanacağı,

— nihilistlerin ve ateistlerin önlerinin açılarak müthiş bir sosyal çöküşün provoke edileceği,

— böylece bu kanlı kargaşanın/vahşetin-kaosun doğurduğu korkunun ortasında kalakalan insanoğlu arasında mutlak ateizm etkisinin yükseleceği,

— böylece birçok kişinin hristiyanlıkta hayal kırıklığı yaşayacağı,

— ve birçok kişinin de hayatta herhangi bir pusulası/istikameti kalmayacağı için deizmi seçeceği,

— ama nereye itaat edecekleri/neye yönelecekleri konusunda endişe duyacakları,

— Ve sonunda evrensel bildiriler/kurallar/mesajlar yoluyla Lucifer’ın Saf Doktrininin ışığını almaya başlayacakları

Şeklinde bir tasarım söz konusu.

Peki bu planda ne kadar yol alınmıştır bir bakalım;

— Günlük haberleri dahi takip eden herkes Müslüman & Siyonist savaşı ile ilgili olarak bölgemizde/çevremizde yaşananlara dair zaten fazlasıyla bilgi sahibidir.

— Peki ‘müthiş bir sosyal çöküş’ ve ‘dinsizlik/yeni din’ hususlarında son durum ne seviyede?

Cevap Mayıs/2016 tarihinde yayınlanan bir makalede:

“Pitzer Fakültesi Sosyoloji ve Seküler Çalışmaları Profesörü Phil Zuckerman’ın açıklamasına göre yerküre çapında insanlar zihinlerinde ve kalplerindeki dinsel inanışları terk etmeye başladılar.

Dünyanın Yeni Dini: Dinsizlik!

Zuckerman açıklamalarının National Geographics’in son yayınlanan raporu ile doğrulandığını belirtti.

Akademisyenlerin belirttiğine göre dünya çapında yapılan araştırmalara göre dinsizlik en hızlı ve geniş ölçekli yayılan düşünce biçimi haline geldi.

Zuckerman’ın Huffington Post’ta yayınlanan makalesinde şu sözler yer alıyor; ”Dünya genelinde kiliseler kapanıyor, dinler yavaşça yok olurken erkekler ve kadınlar seküler anlayışa göre yaşamaya ve hümanist değerleri benimsemeye başladılar. Bu kişilerin sayısı günden güne artıyor.”

Gezegende yaşayan 7.4 milyar insan geçmiştekine göre dinsel ibadetlerini daha az yerine getirmekle kalmıyorlar, aynı zamanda ateist ve agnostik düşünce biçimlerinden etkileniyorlar.

Bu trend açıkça göstermektedir ki çok sayıda Avrupa toplumu hızlı bir şekilde Tanrı inancından her geçen gün daha fazla uzaklaşmaktadırlar.

İzlanda’da Dünyayı Tanrının Yarattığına İnanan Yok

Kuzey Avrupa uluslarından örneğin Büyük Britanya (nüfusu:63 milyon) ve Norveç (nüfusu:5 milyon) gibi ülkelerde ateist ve agnostiklerin oranı inanç sahibi olanlara göre şimdiden daha fazla durumda.

Hollanda’nın 17 milyon olan nüfusunun %70’i herhangi bir dini inançları olmadıklarını söylüyor, İzlanda’nın 300.000 kadar olan nüfusunda dünyayı Tanrı’nın yarattığına inananların oranı %0 (sıfır).

Asya kıtasının başkentlerinde benzer bir trend yayılım gösteriyor, Rusya ve Çin gibi ateist yönetim tarzının hakim olduğu baskın ülkeler dini inançları dışlayan oluşumlar arasında yalnız değiller.

Bugün Japonya Budizm ve öteki uzak-doğu inanç sistemlerini benimsemiş durumda ama buna rağmen 130 milyonluk nüfusunun sadece %20’si dini inanca sahip olduklarını söylüyor.

Seküler hümanizm yeni bir ”din” olarak ABD’de yayılım gösteriyor, eğitim müfredatının da etkisi ile çok sayıda öğrenci inançlarını terk ederek ateist bir yaşam tarzını benimsiyorlar, buna rağmen istatistikler gösteriyor ki ABD nüfusunun %80’den fazlası halen kendilerini Hristiyan ya da öteki inanç sistemlerine sempati duyan kimseler olarak tanımlamaya devam ediyorlar.

Dünya genelinde dini inançlara yönelen insanların sayılarının düşüş göstermesi Zuckerman’a göre kendi kendisini yenileyebilen bir trend.

Oregon Universitesi’nden felsefe doktorasını alan bir bilim insanı, günümüzde dinsel inançlarını kaybeden kişilerin gelecekte çocuklarının da aynı eğilimi sürdüreceklerini öngörüyor…”

1871 tarihli bir mektuptan yola çıkarak günümüzü anlamaya çalıştık ve bir kez daha müzmin düşmanlarımızın/şeytan evlatlarının 100’lerce yıllık planlar yaptıklarını görmüş olduk.

Daha önce de dediğimiz gibi:

Düşmanlarımız/Küresel Sistem güçlü olabilir/çok etkin araçları olabilir, dünya üzerinde söz/hâkimiyet sahibi de olabilir ama bu bizi yeise düşürmemeli. Biz sadece ecdadıyla kuru kuru övünen/ahlaktan-edepten uzak, bilim ve teknolojiyi insanlığa hizmet için araç kılamayan, milli-manevi değerlerden bihaber, düşünmeyen, dertlenmeyen, dava sahibi olmayan bir topluluk olmaktan kurtulalım yeter.

Düşmanlarımız/Küresel Sistem güçlü olabilir/çok etkin araçları olabilir, dünya üzerinde söz/hâkimiyet sahibi de olabilir ama biz Al-i İmran:139 parolasını unutmayalım yeter: “O hâlde gevşemeyin ve mahzun olmayın. Eğer gerçekten inanmışsanız muhakkak üstün olanlar sizsiniz!”

Pitzer Fakültesi Sosyoloji ve Seküler Çalışmaları Profesörü Phil Zuckerman’ın Huffington Post’ta yayınlanan makalesinin sürpriz kısmını ise sona sakladık:

“…2050 gibi İslam inancına sahip toplumların gezegendeki en büyük inanan nüfus olacağı ve Hristiyanlığı geçeceği tahmin ediliyor, Müslümanların Asya ve Afrika’da yıllar içerisindeki hızlı yayılımı bu konuda etkili olduğu gibi, mülteci alımları ve asker toplama faaliyetleri nedeniyle Avrupa ve Kuzey Amerika’da son yıllarda Müslüman nüfusun artış gösterdiğine tanık oluyoruz…”

 

Erhan ÜSTÜN

Araştırmacı-Yazar/Sosyolog


Bugün birçok yerde bu tip  yazılar okudum.Kimileri Ani Masonik diyebilir ite bende tamda onu merak ediyorum.
2 Masonun arasındaki fikir alışverişine mi benziyor yahut bir projemi?
Biz burada Masonlugun insanlığa olan katkılarını öğrenirken geçmişte masonluğa büyük katkıları olan pıke gibi kişilerin bu tarz düşünceleri var idi ise bunun masonluk ile bağı nedir?
Masonlar varsa eğer böyle bir mektup konusunda ne düşünüyorlardır?
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Mart 06, 2017, 12:34:48 ös
Yanıtla #1
  • Mason
  • Yeni Katilimci
  • *
  • İleti: 32
  • Cinsiyet: Bay

Sayın karahan,

Sözkonusu "mektup", Albert Pike'ın Giuseppe Mazzini'ye yazdığı "düzmece mektup" adıyla bilinmektedir.
Alternatif medya ve tarihe ilgili birisi iseniz, kuşkusuz Konfederasyon Ordusu Subayı Albert Pike tarafından İtalyan Mason ve devrimci Giuseppe Mazzini'ye 1800'lerin sonlarında gönderildiği iddia edilen sahte 3. Dünya Savaşı mektubuna rastlarsınız. Bu iddia edilen mektup İnternet sitelerinde, forumlarda, David Icke gibi komplo teorisi araştırmacıları tarafından, Masonluğu açığa vurmayı amaçlayan kitaplarda ve jeopolitik komplo teorileri ile ilgili yayınlarda yer almaktadır.

Büyük savaşların, Hıristiyanlığı yok etmek ve Şeytani Yeni Dünya Düzeni'ne geçmek için çıkan Illuminati adında gizli bir elit toplumun sadece bir aracı olduğu fikrini yaygınlaştırmak için yaygın bir delil olarak kullanılır. Mektubun özgünlüğüne destek verenlerin hepsi Hristiyan ya da Şeytani Yeni Dünya Düzeni Teorisi'nin taraftarları değildir, fakat onları birleştiren ortak konu, jeopolitik satranç tahtasındaki savaş ve olayların gizli gündemlerini yerine getirmek için önceden planlandığı inancına sahip olmalarıdır.

Bu mektup kesinlikle ve bütünüyle hayal ürünüdür; ve mektupta geçen birçok terim yazıldığı iddia edilen dönemde mevcut değildir.

Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Mart 06, 2017, 12:36:52 ös Gönderen: Achilles »
Nec Plus Ultra


Mart 06, 2017, 02:16:25 ös
Yanıtla #2
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4031
  • Cinsiyet: Bay

Mektubun yazım dili moral ve dogma adlı bir efsane kitabı yazan biri ile örtüşmüyor hiç.
Masonlar muhatap kaldıkları bu durumu farklı şekilde lehlerine çeviriyor.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo