Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: SİYON LİDERLERİNİN PROTOKOLLERİ  (Okunma sayısı 18241 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 06, 2013, 10:57:12 öö
Yanıtla #10
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Spock

Akla uygun ve nazende akıl sınırlarını zorlayan birtakım düzmece ters manipülasyonlar ile bu belgelerden tereyağdan kıl çeker gibi sıyrılmak oldukça mümnkün.Bu konuda bunlkardan birisi.
Bakınız israil devletinin kuruluşu için ingiltere 30 yıl kudüste kaldı ve mücadele etti ve bu uğurda 2 tane büyük dünya savaşı yapıldı aslında en ironik tarafı ne biliyormusunuz bunu organize eden güç yada ettirilen güç yahudileri 1239 yılında ülkelerinden kovan ingiltere sonunda yahudilere devlet kurmuştur.

Bu protokollerde içlerine yerleşmtirilmiş öyle ibareler varki kimi katılımcılarında (işi bizden daha iyi bilen)işaret ettiği gibi asla yahudi ülküsüne uygun düşmüyor görzüküyor,burada bunun böyle olmasını isteyen yine yahudiler olamazmı işlerine o şekil daha iyi gelmezmi kolayca sıyrılıyorlar işin içinden bizxe kurulu bir kumpas diyerek.

Burada birbirimizi ikna etmek için yarışmıyoruz sadece birbirimiz için başka pencerelerdende bakmamız ve bakabnilmemiz gerektiğini anlatmak durumundayız.
Üstteki belge doğrudur o deklarasyona ait bir belge ve bunuda israil devletini kurmak için büyük finanans harcayan adam ve aile rodschieldslere ait.

Protokoller bugün bu kadar konuşulup bu kadar işin içinden çıkılmaz hal alıyor ise ve bu hali ile dünyada en çok basılan ve en çok ilgi çeken kitap ise bu hali ile bile zaten ortada hedeflenmiş olan başarıya gidilmiştir denemezmi.

Ben her zamanki sorumu sorayım bu masum yahudileri bu dünyanın en geri cahil geri kalan biz medeniyetleri bu gariban ,masum ,hiç bir çıkar hesabı yapmayan bu zavallılardan ne istedik bizde hiçmi izan yok hiçmi allah korkusu yok,bakınız bu edebiyat 250 yıldır bu dünyada var dilkeyen istediğine inanır.

Ben bu hanedanın bir otobiyografik kitabını okumuştum orada geçen bir terim aynen şöyle rodsjields  diyorki bana bir ülkenin parasını verin(yani merkez bankasını)dileyen istediği kanunu çıkarsın.

Oldukça açık değilmi,neden bir an bile olsun bu protokollerin doğru olabileceğini üstelik sadece günümüz dünyasını irdeleyerek aramıyoruz?
birde isterseniz madde madde ve o maddelerin günümüzdeki dünya haline bakarak konuşalımmı ne dersiniz?

sevg,i ile kalın
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Mart 06, 2013, 11:05:43 öö
Yanıtla #11
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 736
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Karahan,

İngiltere'nin İsrail Devleti'nin kurulmasına ön ayak olduğu zaten bilinen tarihi bir gerçek, benim bundan yana herhangi bir derdim yok. Benim takıldığım asıl nokta:

1. Balfour Deklarasyonu'nda, İngiltere Kabinesi tarafından onaylanmış olan Yahudi Zionist arzularına bir sempati mektubu yazılırken, niçin "Yahudi arzuları" yerine "Yahudi Zionist arzuları" ibaresinin kullanılmış olduğu, yani o Zionist kelimesinin orada niçin kullanıldığı,

2. Balfour'un açıkça Rothschild'e konuyu Zionist Federasyon'un gündemine taşıması ricası.
Live long and prosper.


Mart 06, 2013, 11:19:47 öö
Yanıtla #12
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

sn.spock

2. Balfour'un açıkça Rothschild'e konuyu Zionist Federasyon'un gündemine taşıması ricası.

Bu yapının arkasındaki en güçlü adam dır rothschields,teodere helds'de ilk başta ona müracat etti ilk seferinde soğuk bakmasına rağmen soınradan onu desteklemiştir.
Konu her ne olursa olsun herşeyin ötesindeki amaç çok önemli bu protokollere ben ister az doğru ister çok doğru olsun yahudilerin sonuca giderken kullandıkları iyi ve etkili bir arqaç olarak görmüşümdür.
Adamlar kullanabilecekleri lehlerine olan her tür kaynağı çakma yadav orjinal kullanıyorlar.
İşin sonuç kısmından bakarsanız kimin işine yarıyor deliler bu sorunla uğraşırken yahudiler parsayı toplamış oluyor hemde ne toplama her türdende haklı olarak yapıyorlar bu işi.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Mart 06, 2013, 11:35:07 öö
Yanıtla #13
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 404
  • Cinsiyet: Bay

Bu protokollerin dzmece olduğu yıllar önceden beri biliniyor. Tamamen anti semitist kaynakların üretimi olduğunu düşünüyorum. Yahudilerden ne isterler anlamam :(


Mart 06, 2013, 11:48:56 öö
Yanıtla #14
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Peki bu düzmeceyi düzenler hadi diyelim beyinsizler neden bu kadar uğraşmışlarki mesela bu kadar uğraşacaklarına yok etmeyi neden seçmemişlerki,bir avuç yahudi için(hala bir avuçlar)hangi beyinsiz bu düzmece için uğraşma gereği duymuş,neden yapsınlarki işin bu tarafını aklım almıyor.

Mesela osmanlıyı yıkmak için binbir türli organizasyon ve komplo yapmışlar ekonomik ve siyasal olarak bak osmanlı bunu hakeder ona yapılırda yahudiler üstelik bir devlet bile değil,hangi tehdit unsuru oluştuda bu komplo onlara yapıldı,bırakın düzmece sözlerinide biraz arkasına bakın işin,nedir kanıtlanan ortada kanıtlandığı söylenen bir takım sözler ve atıflar var,kimi katılımcılar ise yahudilerin zaten seçilmiş halk oldukları inancından dolayı dünyayı yönetmek için aramızdan 10 kişi seçeceğiz sözünden dolayı bile bu iddialrı düzmece olduğunu anlamaya yeter diyor.

Tamamda yahudilerin zaten seçilmiş halk oldukları bile düzmeceki onlardan başka inanan yok.

Bakınız hile konusunda dalavere konusunda rakip tanımazlar yahudiler, bu kitap düzmece olabilir hatta yahudilerin elinden çıkma bile olabilir yada tam tersi ben işin bu tarafından çok kimin işine yaradığına bakıyorum tıpkı holokost zırvalığı gibi kendi işlerine yarıyor.

Kitabın bazı ülkelerde yasaklanmasını bile demokratik bir uygulama olarak görülebiliyor,garaudy bu kitap için fransada 15 ay hapse mahkum oldu ne biçim bir mantıkki ve ne tür bir güçki bşir devlete baskı yapıp karar aldırabiliyor ve bu kararda o devletin iç işlerine karışmak olmuyor tamamen masum bir halkın haklarını korumak olarak lanse ediliyor.

Bencede bu dünyada gördüğüm herşey gerçek ve her gördüğüm şey düzmece.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Mart 06, 2013, 11:51:37 öö
Yanıtla #15
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 736
  • Cinsiyet: Bay

Holokost zırvalığı derken???
Live long and prosper.


Mart 06, 2013, 12:01:26 ös
Yanıtla #16
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Holokost zırvalığı
Açmam gerek sanırım
Holokostu ben tam anlamı ile yahudi propagandası olarak düşünüyoprum,olmadığına değilde olmasına yardımcı olunduğuna ve bundanda çıkar sağlanıldığına aslende orada olan soykırımın öz yahudilere değilde yahudilerin tam olarak yahudi kabul etmediği yahudilere uygulanmıştır.

Holokost vardır ama bu yahudilerin sömürdüğü bir olaydır ve ben kesinlikle onların propaganda yptığı gibi olduğunu düşünmüyorum.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Mart 06, 2013, 12:23:32 ös
Yanıtla #17
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

“ Holocaust Yahudi Soykırımı) İle İlgili İnanışlar Ve Yargılar
“ Holocaust Yahudi Soykırımı) İle İlgili İnanışlar Ve Yargılar

Holocost veya yahudi soykırımı olayı, 2. dünya savaşı sırasında Nazi Almanya’sının toplama kamplarında yahudileri yakma ve topluca öldürme anlamını taşır. Fakat bu olayın vuku bulup bulmadığı hakkında büyük tartışmalar ve münakaşalar yaşandı. Gerçekten bu olayla ilgili iddia veya inanışın mahiyeti nedir? sorusu akla geliyor.

Bazı ülkelerin yöneticileri ve Siyonist lobi ve işbirlikçileri Holocost’u kutsal bir olaymış gibi lanse edip, olayın tartışmasını istemiyor veya yasaklıyorlar. Fakat bir çok bilim adamı ve tarihçi, Holocost gerçeğinin incelenmesini ve üzerinde araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor. Bu konuyla ilgili olarak unutulan nokta şudur ki; Holocost olayı 6 milyon yahudinin fırınlarda yakılması ve gaz odalarında topluca öldürülmüş olması iddiası veya inancı, sıradan bir iddia ve inanç sistemi değil, karmaşık ve çok boyutlu siyasi, ekonomik, mali, ticari ve güvenlik boyutu taşır. Nitekim Avrupalı ülkeler özellikle Almanya şirketleri ve devleti, öldürüldükleri iddia edilenlerin evlat ve mirasçıları adına İsrail’i külfetli miktarda bağış ve tazminat ödemektedir.

Avrupa Birliği ülkeleri Holocost’ı tartışan veya inkar eden bilim adamları, tarihçiler ve milletleri cezalandırıyor ve İsrail’e Avrupa pazarlarında ticari ve gümrük tarifelerini indirme gibi kolaylıklar sağlıyor. (Aynı durum yavaş yavaş Ermeni soykırımı iddiaların da da görülmeye başlanmıştır)

Bu şartlar altında Holocost’un ne olup olmadığını tartışalım:

-6 milyon Yahudi’nin kurban edildiği meselesi gerçek mi yoksa kuruntu mu: Holocost senaryosunun asıl teması; 6 milyon Yahudi’nin öldürülmesi olayıdır. Almanya’nın özel güvenlik teşkilatı Nazı (SS)ın subaylarından ve Ascehvest kampanyası komutanı Rodolf Hess’ın Mahkeme duruşması sırasında bu rakam dillendirildi.

Almanya’yı işgal eden müttefik ülkeler 1946 yılında Norenberg’de uluslar arası savaş suçluları mahkemesi kurup, nazi liderleri özellikle Rodolf Hess’i yargıladılar. Rodolf Hess korkutulup işkence edildikten, eşi ve çocuklarının öldürülüp veya Siberya’ya sürgün edilecekleri doğrultusunda tehdit edildikten sonra Holocost olayının gerçekleştirildiğini ileri sürüp, mahkemede tanıklık yaptı. Hess, Ascehwitz kampını kurup, Yahudileri topluca yok etme emri verilmeden önce Velzik adlı bir kampta Yahudi soykırımı yapıldığını da itiraf etmek zorunda kaldı. Fakat aslında Velzik adlı bir toplama kampının bulunmadığı ortaya çıktı. Günümüzde bir çok Avrupalı bilgin ve tarihçi, özellikle “Tüniy Judit��?, “Haltam Maykel Goldberg��?, “Normen Fingelestayn��?, “Pavula Haymen��? yahudi tarihçiler bile “Holocost��? olayı hakkında tereddüdlerini ilan edip, bu olayı tartışmaya açmış bulunuyorlar. “Avrupa yahudilerinin yok edilmesi��? gibi önemli kaynak kitabının yazarı prof. Raul Hilberg, çeşitli nedenlerden ötürü sadece beş milyon yüzbin yahudinin hayatını kaybettiğini belirtiyor.

“Son Çözüm Yolu��? kitabının yazarı Gerald Raitlinger de, 6 milyon Yahudinin öldürüldüğü iddiasını reddediyor. Bu araştırmacı yazarın iddiasına göre, 2. dünya savaşında ölen ve öldürülen Yahudi sayısı en fazla 4.6 milyon kişidir. Raitlinger bu rakamın güvenilir kaynaklara dayandırılmadığını ve bir tahmin olarak sayıldığını belirtiyor. 2. dünya savaşı sonrası egemen olan siyasi atmosferde eğer bir kimse Hitler’in Avrupalı yahudilerin kökünün kazınması emrini vermediğini söyleseydi, Holocost inkarcısı olarak aşağılanır ve cezalandırılırdı. Fakat günümüzde bu olayın inkarcılarını cezalandırmanın gerekçesi ortadan kalkmış bulunuyor.

Nitekim “Avrupa Yahudilerin yok edilmesi��?kitabının yazarı Raul Hilberg 1961 yılında kitabın genişletilmiş baskısında Hitler’in ilkin Bahar 1941 yılında ve ikinci kez de bu tarihten kısa bir süre sonra yahudi soykırımına emir verdiğini kaydediyor. Fakat yazar 3. ciltlik gözden geçirilmiş kitabının 1985 yılındaki baskısında bu iddiayı kitabından kaldırıyor. Holocost tarihçisi Cristofer browning de “Referanslar��? adlı kitabının yeni baskısında, Hitlerin “Yahudi soykırımı��? kararı alıp, uyguladığına ilişkin iddiayı hazfetmiş bulunuyor.
Ascehwits toplama kampında Yahudilerden kaç kişinin öldürüldüğüne ilişkin net bir rakam ilan edilmemiştir. Halbuki müttefik güçler kurdukları uluslar arası Norenbeng savaş suçları mahkemesinde, Almanya’nın 4 milyon yahudiyi bu toplama kampında öldürdüğünü iddia etti. Nihayet 1990 yılında Ascehwits kampının kapısına asılan bir tabelada, 1940 ila 1945 yılları arasında 4 milyon Yahudi’nin Nazi katillerince işkence edilip veya öldürüldüğü kaydediliyor.
Papa 2. John Pol da, 1979 yılında bu mekanı ziyaret edip, kurban edilen 4 milyon Yahudi için dua etti. Polonya Ascehwits devlet müzesiyle ırkçı İsrail’in Holocost merkezi Duaşm Temmuz 1990 tarihinde yaptıkları koordineli açıklamada, 4 milyon Yahudi’nin öldürüldüğü iddiasının abartılı olduğunu bildirdiler. Polonya ve İsrailli yetkililer, ihtiyatlı bir rakam olan bir milyon yüz bin Yahudinin Ascehwits kampında öldürüldüğünü ileri sürdüler.

Bu şartlar altında Holocost’un ne olup olmadığını tartışalım:

-6 milyon Yahudi’nin kurban edildiği meselesi gerçek mi yoksa kuruntu mu: Holocost senaryosunun asıl teması; 6 milyon Yahudi’nin öldürülmesi olayıdır. Almanya’nın özel güvenlik teşkilatı Nazı (SS)ın subaylarından ve Ascehvest kampanyası komutanı Rodolf Hess’ın Mahkeme duruşması sırasında bu rakam dillendirildi.

Almanya’yı işgal eden müttefik ülkeler 1946 yılında Norenberg’de uluslar arası savaş suçluları mahkemesi kurup, nazi liderleri özellikle Rodolf Hess’i yargıladılar. Rodolf Hess korkutulup işkence edildikten, eşi ve çocuklarının öldürülüp veya Siberya’ya sürgün edilecekleri doğrultusunda tehdit edildikten sonra Holocost olayının gerçekleştirildiğini ileri sürüp, mahkemede tanıklık yaptı. Hess, Ascehwitz kampını kurup, Yahudileri topluca yok etme emri verilmeden önce Velzik adlı bir kampta Yahudi soykırımı yapıldığını da itiraf etmek zorunda kaldı. Fakat aslında Velzik adlı bir toplama kampının bulunmadığı ortaya çıktı. Günümüzde bir çok Avrupalı bilgin ve tarihçi, özellikle “Tüniy Judit��?, “Haltam Maykel Goldberg��?, “Normen Fingelestayn��?, “Pavula Haymen��? yahudi tarihçiler bile “Holocost��? olayı hakkında tereddüdlerini ilan edip, bu olayı tartışmaya açmış bulunuyorlar. “Avrupa yahudilerinin yok edilmesi��? gibi önemli kaynak kitabının yazarı prof. Raul Hilberg, çeşitli nedenlerden ötürü sadece beş milyon yüzbin yahudinin hayatını kaybettiğini belirtiyor.

“Son Çözüm Yolu��? kitabının yazarı Gerald Raitlinger de, 6 milyon Yahudinin öldürüldüğü iddiasını reddediyor. Bu araştırmacı yazarın iddiasına göre, 2. dünya savaşında ölen ve öldürülen Yahudi sayısı en fazla 4.6 milyon kişidir. Raitlinger bu rakamın güvenilir kaynaklara dayandırılmadığını ve bir tahmin olarak sayıldığını belirtiyor. 2. dünya savaşı sonrası egemen olan siyasi atmosferde eğer bir kimse Hitler’in Avrupalı yahudilerin kökünün kazınması emrini vermediğini söyleseydi, Holocost inkarcısı olarak aşağılanır ve cezalandırılırdı. Fakat günümüzde bu olayın inkarcılarını cezalandırmanın gerekçesi ortadan kalkmış bulunuyor.

Nitekim “Avrupa Yahudilerin yok edilmesi��?kitabının yazarı Raul Hilberg 1961 yılında kitabın genişletilmiş baskısında Hitler’in ilkin Bahar 1941 yılında ve ikinci kez de bu tarihten kısa bir süre sonra yahudi soykırımına emir verdiğini kaydediyor. Fakat yazar 3. ciltlik gözden geçirilmiş kitabının 1985 yılındaki baskısında bu iddiayı kitabından kaldırıyor. Holocost tarihçisi Cristofer browning de “Referanslar��? adlı kitabının yeni baskısında, Hitlerin “Yahudi soykırımı��? kararı alıp, uyguladığına ilişkin iddiayı hazfetmiş bulunuyor.
Ascehwits toplama kampında Yahudilerden kaç kişinin öldürüldüğüne ilişkin net bir rakam ilan edilmemiştir. Halbuki müttefik güçler kurdukları uluslar arası Norenbeng savaş suçları mahkemesinde, Almanya’nın 4 milyon yahudiyi bu toplama kampında öldürdüğünü iddia etti. Nihayet 1990 yılında Ascehwits kampının kapısına asılan bir tabelada, 1940 ila 1945 yılları arasında 4 milyon Yahudi’nin Nazi katillerince işkence edilip veya öldürüldüğü kaydediliyor.
Papa 2. John Pol da, 1979 yılında bu mekanı ziyaret edip, kurban edilen 4 milyon Yahudi için dua etti. Polonya Ascehwits devlet müzesiyle ırkçı İsrail’in Holocost merkezi Duaşm Temmuz 1990 tarihinde yaptıkları koordineli açıklamada, 4 milyon Yahudi’nin öldürüldüğü iddiasının abartılı olduğunu bildirdiler. Polonya ve İsrailli yetkililer, ihtiyatlı bir rakam olan bir milyon yüz bin Yahudinin Ascehwits kampında öldürüldüğünü ileri sürdüler.

FRANSALI ARAŞTIRMACI Ve YAZAR JAN CLOD PERSAK ASCEHWİTS İLE İLGİLİ KİTABINDA 2. DÜNYA SAVAŞINDA YAKLAŞIK 775 BİN YAHUDİ’NİN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ BELİRTTİ.

Demek ki işkence ve tehditlere maruz kalan Rodolf Hess’in 6 milyon Yahudi’nin katliam edildiğine ilişkin itirafları, kutsal bir itiraf ve rakam haline dönüştürülmüş ve dokunulmazlık zırhına büründürülmüştür Burada akla gelen diğer bir soru şudur ki, İngilizce bilmeyen Rodolf Hess’in itiraflar metni niçin İngilizce yazılmış ve kan damlalarıyla lekelenmiştir. Niçin Ascehwits toplama kamplarında tutulan ve serbest bırakılan Yahudiler’in anıları ve öyküleri, müzelerde tutulup, kamuoyuna açıklanmıyor.

Bu toplama kamplarındaki gaz odalarının, insanları zehirlemek için kullanılamayacağına ilişkin uzmanların ve tarihçilerin bilimsel çalışmaları niçin çürütülmemektedir. Niçin Ascehwits toplama kampında esirler için hastane yapılmıştır. Ve hastalar karantinaya alınmıştır. Bütün bu uygulamaları ölüm kampları özellikleriyle çelişmektedir. Niçin Holocost olayı bir tabuya dönüştürülüp, kutsanıp, tartışılamaz hale gelmiştir.

2. DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA ANNE BABASI TUTUKLU BULUNAN YAHUDİ PROF. DR. NORMEN FİNGELEŞTAYİN’NİN BELİRTTİĞİ GİBİ,HOLOCOST ENDÜSTRİSİ KURULMUŞ VE BU OLAY İSRAİL İ BESLEYEN BİR GELİR KAYNAĞINA DÖNÜŞMÜŞTÜR.
alıntı.


not:bende işte bu şekilde düşünüyoprum
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Mart 06, 2013, 02:39:57 ös
Yanıtla #18
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 736
  • Cinsiyet: Bay


Demek oluyor ki, bundan önce yine bu konu üzerine bir başka yazı daha yazmışım.

Demek oluyor ki, bu yazmış olduğumun sonrasını da yazmışım.

Bunları ben bile Forum’da arayınca zor buluyorum. Demek başka katılımcıların bulması daha da zor olabilir.

Fakat bulunmaz da değil.

Arayalım bakalım başka neler yazmışız!... Diğer ilgi duyanlar da araştırabilir, bulduklarını kopyalayıp bu başlık altına (yanlış konulmuş olsa bile) getirebilir.

Daha önce yazılmışları, anlatılmışları yeni baştan yazıp anlatmanın gereği var mı?

Sayın ADAM'ın yazılarının devamı:

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
SİYON PROTOKOLLERİNİN KAPSAMI - (EKEİR – 41)

“Siyon Protokolleri” denilen belgeler gözden geçirildiğinde, özetle şöyle bir programın tasarlanmış olduğu görülür:

“Yeni bir dünya düzeni kurmak üzere belli bir grup insan seçilecektir. Bu grup her şeye egemen olacaktır. Yürürlükteki politik rejimlerin bir bölümünün yıkılması için karışıklık ve anarşi çıkarılacaktır. Masonluk ve benzeri kuruluşlar, Batı dünyasının ekonomik, politik ve sosyal kurumlarını ele geçirmek için kullanılacaklardır.”

Aslında belgelerin kapsamında uzun uzun anlatılmakta oluşuna karşın, özetle “Bir grup insan seçilecektir.” sözü bile bu protokollerin Yahudiler ile ilgili olmadığını göstermeye yeter. Çünkü dinsel inançları uyarınca Yahudiler zaten kendilerini “seçilmiş insanlar” olarak görür. Üstelik onlara göre bu seçme, başka insanlarca değil, Tanrı tarafından yapılmıştır.

Yahudilerin “yeni bir dünya düzeni kurmak” gibi bir düşünceleri yoktur; hiçbir zaman da böyle bir emelleri olmamıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru Yahudiler, yalnızca “Vaadedilmiş topraklar” olarak niteledikleri yerde kendi bağımsız devletlerini yine kurmak peşindeydi. Bu amaç doğrultusunda, ekonomik, politik ve sosyal kurumları ele geçirmeye çalışmış oldukları doğrudur ama tarihin hiçbir döneminde “politik rejimleri yıkmak” tarzında bir eylem ya da eğilimleri görülmemiştir.

Prieuré de Sion ise, 20. yüzyıl öncesinde de, sonra da tüm bunları yapmıştır.

“Bazı politik rejimleri yıkmak” sözü özellikle Fransa’yı hedef almaktadır. Çünkü Prieuré de Sion’un ülküsü ancak “monarşi” ve “otokrasi” ile bağdaşır. İsrail’de bir demokratik devlet kurulması da Prieuré de Sion’un ülküsüne yani asıl Siyonizme aykırıdır.

Siyon Protokolleri’nden anlaşıldığına göre, Prieuré de Sion’un tutumu 19. yüzyıl ortalarında yine değişmiştir. Bu kurum, yüz yıl kadar önce terk etmiş olduğu Masonluğu bir kez daha kullanmaya başlamıştır. Bunun gerekçesi de açıktır: 18. yüzyıl ortalarında gerek Kıta Avrupası’nda, gerekse Britanya’da büyük bir karmaşa ve kendi içinde çekişme dönemine giren Masonlukta, 19. yüzyıl ortalarında “tutarlılık” görülmektedir.

Bu belgelerin kapsamında birtakım ilginç terimler de geçmektedir: “Masonik Krallık”, “Siyon kanının kralı” gibi... Gelecekteki “kral”ın Davut’un soyundan olacağı belirtilip “Gerçek papa, Yahudilerin kralıdır.” denmektedir.

Bu sözlere âdeta at gözlüğü takmışçasına tek bir yönden bakan kişiler, bu anlatımları hemen Yahudilik ile bağdaştırıp Masonluğu da Yahudiliğe bağlayıverirler.

Oysa gene bu protokollerde, sözü edilen bu “gerçek papa”nın “uluslararası bir kilisenin babası” niteliğini taşıyacağı da belirtilmektedir. Bir tek bu yaklaşım bile bu protokollerin Yahudilik ile ilgili olmadığını, apaçık bir şekilde “Hıristiyanlık” propagandası yaptıklarını göstermektedir.

Fakat bu, ne Katolik, ne Ortodoks ne Protestan mezheplerinin tarzıdır. Burada gözetilmekte olan, 1. yüzyıldaki özgün Hıristiyanlıktır.

Kendisine “Yahudiler’in kralı” denmiş olan kişi İsa’dır. Aslında İsa hiçbir zaman kendi başına krallık savında bulunmamıştır. Ancak Romalılar onu kendilerine baş kaldıran Yahudilerin önderi olarak yakalayıp, ona “kral” olduğunu söyletip çarmıha gerdirmişlerdir. Bu olay İncil’de şöyle anlatılır:

«Romalılar Yahudilere “Kralınız kimdir?” diye sordular, ve Yahudiler de cevap verip “İşte odur, Nasıralı İsa” dediler.»
Nitekim sonrası şöyle sürer:

«Pilatus “Sen Yahudilerin kralı mısın?” diye ona sordu, ve İsa ona cevap verip “Söylediğin gibidir.”  dedi.»

İncil’e göre, İsa Davut’un soyundandır yani kral ailesinden gelmedir. İsrailoğullarının 12 kabilesinden biri olan Benjamin kabilesi ise Kudüs’ün asıl sahibidir. Bir iddiaya vce belgeleri gösterilerek ileri sürüldüğüne göre, bir zamanlar Batı Avrupa’da hüküm sürmüş olan Merovenjler, Benjamin soyundan gelir. Bir diğer deyişle Merovenjler hem İsa ile dolaylı hısım olur hem de Kudüs’ün asıl sahipleridir.

Şu halde Siyon Protokolleri’nin belirttiği şey şudur: «Dünya krallığı da papalık da Merovenjlerin ve bu soydan gelenlerin hakkıdır.»

Bunları niçin anlattım?... Bunların belki “Masonluk” ile genelde bir ilgisi kurulabilir fakat “Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’ile ne ilgisi var?

İşin ilginç yanı, tüm bu anlattıklarımın bu başlık konusuyla olan ilgisi, genelde Masonluk ile olan ilgisinden çok daha belirgindir.

Siyon Protokolleri şöyle bir sözle son bulur:

“Siyonun 33. derece temsilcilerince imzalanmıştır.”

Bu konuya girdiğimizden beri zihinlere şöyle bir soru takılmış olabilir:

Bu belgelere niçin “protokol” denilmiş?

İşte bu yüzden... Bu belgeler bir “bildirge” değildir. En az iki ayrı kurumun temsilcilerince kabul edilerek imzalanmış bir anlaşmadır.

Siyonun 33. derece temsilcileri...

Böyle bir deyişin ne Yahudiler ile ne de “Yahudiler’in politik ülküsü” biçiminde yanlış tanımlanan Siyonizm ile bir ilgisi vardır.

Bu deyiş, açıkça Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti ile bağlantılıdır.

Demek oluyor ki, 19. yüzyılın ikinci yarısında bir tarihte, Prieuré de Sion’un “ileri gelenleri” ile Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin 33. derecesinde bulunan kimi masonlar arasında bir toplantı yapılmıştır. Siyon Protokolleri, bu toplantının sonucunda varılmış olan anlaşmayı yansıtır.

Bunun için yalnızca Fransa Yüksek Konseyi (Suprême Conseil de France) üyesi olan kimi 33. derecedeki masonlar mı sorumludur?... Bir diğer deyişle, o tarihte bu masonlar salt “bireysel” bir girişimde mi bulunmuştur?... Yoksa Fransa Yüksek Konseyi de bu işe karışmış ve kimi üyelerini böyle bir toplantıya katılıp böyle bir protokol imzalamak üzere yetkilendirmiş midir?

Bir adım daha ileri gidecek olursak, bu anlaşmayı Fransa Yüksek Konseyi boyutunda bırakmayıp, 1875 yılında İsviçre’nin Lozan kentinde toplanmış olan “Yüksek Konseyler Konvanı” ile de bağdaştırabilir miyiz?

Yoksa tüm bunlar yanlış yorumlar mıdır?.. Nasıl kimi meslek sahipleri her nerede olurlarsa olsunlar “Dr.” gibi, “Prof.” gibi, “Av.” gibi, “Y.Müh.” gibi unvan kısaltmalarını adlarının başında kullanırlarsa, birçok yüksek konsey üyesi masonun da herhangi bir masonik belgede geçen adının sonuna “33.o” diye bir unvan kısaltmasını ekleyişinin âdeta gelenekselleşmiş olduğunu göz önünde tutarak; Siyon Protokolleri’ni de Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin 33. derecesindeki kimi masonların yalnızca bireysel olarak imzalamış olduklarını düşünmek daha mı doğrudur?

Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin 1786 tarihli olduğu benimsenen özgün anayasası  uyarınca, (bu arnayasa aslında sonradan düzenlenmiş olsa bile) 33. ve sonuncu derecedeki masonların yetkileri göz önünde tutulacak olursa; Fransa Yüksek Konseyi’nin üyesi olan kimi masonların Prieuré de Sion’un ileri gelenleriyle birlikte bu protokolleri düzenleyip imzalarken, kendilerine tanınmış olan yetkiyi kendilerince yorumlayıp kullanarak davrandıkları da düşünülebilir.

Acaba 1875 tarihli Lozan Konvanı’nda yapılan anayasa değişikliğiyle, Yüksek Konsey üyelerinin ritin 1786 tarihli olduğu benimsenen özgün anayasasında belirtilmiş olan yetkilerinden bazılarının kaldırılması, kimi 33. derecedeki masonların bu yetkileri böylesine yanlış ve sakıncalı bir biçimde kullanmış olmalarından mı kaynaklanmıştır?

Siyon Protokolleri’nin kapsamında Masonluğun politik amaçlar doğrultusunda kullanılacağının yazılmasını, sonra da bunların açıkça Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin en yüksek derecesinde bulunan yetkili bir mason niteliği belirtilerek imzalanmış olmasını, günümüzün anlayışı bakımından çok yanlış, hatta çok sakıncalı bir davranış olarak niteleyebiliriz. Böylelikle, sonradan Masonluğa karşıt (antimasonik) girişimlerde bulunacak olanların eline -iddialarının bir kanıtı olsa da olmasa da- konuyu iyi bilmeyenlerin kolaylıkla kapılıverecekleri bir somut belge verilmiş olmaktadır.

Papa 12. Léon’un 1884 yılında yayımladığı “Humanum Genus” başlıklı bildirgesinde, Masonluğa çok ağır yüklenmelerde ve suçlamalarda bulunuşu boşuna değildir.

Bu protokoller, başta ünlü Anütisemitist Schwarz Bostunitsch olmak üzere, Masonluğa karşıt girişimlerde bulunmuş olanların birçoğunca kullanılmıştır. Hele Türkiye’de Yahudilik ile Masonluğu birbirlerine bağlamaya pek meraklı olan mason karşıtları, Batı ülkelerindeki bu suçlamalardan çok yararlanmıştır.

Başta Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti olmak üzere, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Masonluk, Prieuré de Sion adlı gizli kurumun emellerine âlet edilmiştir.

Kimileri bu olguyu “Yahudilere âlet olmak” diye nitelendirmişse de, aslında böyle bir şey yoktur.

Daüha önce bir ara Yahudilerin de 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında kendi politik ülkülerinin peşinde koşarlarken, bir çıkar kaygısıyla Prieuré de Sion ile iş birliği eder duruma düşmüş olduklarını belirtmiştim. Fakat bundan ötürü bir genelleme yaparak Yahudileri küçük görmek ya da onların da masonlar gibi aldatılmış olduklarını söylemek pek doğru sayılmaz.

Çünkü bu tutum Yahudilerin bir bakıma işine gelmiştir. Öyle ki; 20. yüzyılın ilk yarısındaki gelişimler sonucunda günümüzdeki olguya bakarsak, Yahudilerin politik ülkülerinin -tümüyle olmasa bile- gerçekleşmiş bulunduğunu fakat Prieuré de Sion’un amaçlarına ulaşamadığını, üstelik şimdi artık bunun çok daha zorlaşmış olduğunu görürüz.

Bu açıklamaları yaptıktan sonra iş Siyon Protokolleri’ni kimin imzalamış olduğuna yani o 33. derecedeki kişilerin kimliğine geliyor. Onu da izleyen yazıya bırakıyorum.
Live long and prosper.


Mart 06, 2013, 02:42:03 ös
Yanıtla #19
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 736
  • Cinsiyet: Bay

Sayın ADAM'ın yazılarının devamı:

-------------------------------------------------------

SİYON PROTOKOLLERİNİ KİM İMZALADI? - (EKEİR – 42)

Siyon Protokolleri’nin kaynağı üzerinde bilimsel yöntemler uygulanarak incelemeler yapılmıştır.

Ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır:

"Bu protokoller bir özgün yazılım değildir. Birtakım başka yazılımlardan yararlanılarak düzenlenmiştir. Bu kaynaklar da Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin kimi yüksek derecelerinin ritüelleridir."

Peki bu nasıl oluyor?

Nasıl olduğunu, sonradan ortaya çıktığına göre bu protokolleri ortaklaşa düzenleyip imzalamış olanların adlarını da belirtince anlarız.

Bir yanda Prieuré de Sion’un o tarihlerdeki büyük Üstadı Victor Hugo… O zaten sürpriz değil.

Diğer yanda da 19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde Fransa’nın çok ünlü çehrelerinden, 1860’lı yıllarda Alliance Israélite Universelle (Evrensel İsrail Birliği) adlı kuruluşun bir sürea için başkanlığını yapmış, sıkı bir Karl Marx yandaşı olduğu bilinen, sonra da Fransa Yüksek Konseyi’nin Büyük Komandörü olan Adolphe Cremieux.

Nitekim her ikisinin kişiliklerine, dünya görüşlerine de çok uygun bu protokollerde anlatılanlar.

Bu konuyu çok daha ayrıntılı olarak da anlatıabilirdim ama burada bu kadarla yetinip keseyim.

1740’lı yıllarda Prieuré de Sion, kendi amaçları doğrultusunda Masonluğu kullanmak üzere, Masonluk tarihindeki ilk İskoç ritinin oluşumu sırasında düzenlenen ritüellerin içeriğini etkilemişti.

Bundan yaklaşık bir buçuk yüzyıl sonra, masonların bu temel üzerine Ansiklopedicilerden ve onların ardından Aydınlanma Çağından etkilenerek oluşan kendi bilgi ve birikimleriyle geliştirdikleri ritüelleri gene kendi hesabına kullanmaya girişmiştir.

Demek oluyor ki, bu yazı dizisini bütünleyebilmek için, Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin kuruluşu ve yasaları üzerinde de durmak, sonra da bu ritin Batı ülkelerinde kullanılmakta olan ritüellerinin kapsamlarını da forum kuralları elverdiğince gözden geçirmek gerekecektir.

Bu yazımın sonuna ise şunu eklemeliyim:

Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin tarihçesini okuyup inceleyenlerin aklına şöyle bir soru takılabilir: «Bu ritin 1875 tarihli Lozan Konvanı (yüksek konseyler uluslar arası toplantısı) niçin düzenlendi?»

Bu sorunun yanıtı sanki o konvandan sonra yayınlanmış olan bildirgenin ktapsamında belirtilmiş gibidir. Ritin kuruluş taürihi olarak benimsenen 1786’dan bu yana çok şey değişmiştir. Ritin o tarihte düzenlenmiş olan anayasası ve diğer kuralları üzerinde birtakım değişiklikler yapılması gerekmektedir.

Bu noktaya kadar doğru. Bir amaç bu. Bir diğer amaç da, olabilirse Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti yüksek konseyleri arasında bir konfederasyon anlaşması bağıtlanması, böylelikle ritin yönetiminde kendi jürisdiksiyonlarında (egemenlik bölgelerinde) muhtar olan yüksek konseyler arasında düzenli bir iletişim ve eş güdüm sağlanması.

Dolayısıyla bu konvanda, ritin o 1786 tarihli olduğu söylenen ama aslında sonradan düzenlenmiş olduğu apaçık belli olan anayasası üzerinde birtakım değişiklikler yapıldı. Bu konvanın başlarında yapılan bazı konuşmalarda, Fransa Yüksek Konseyi Büyük Komandörü Adolphe Cremieux’den övgülerle söz edilmişti; elbette onun da koltukları kabarmış, çok gururlanmıştı. Fakat iş değiştirilmesi gereken anayasa maddelerine gelip de bunlardan özellikle 33. dereceli yüksek konsey üyelerinin hak ve yetkilerinin kısıtlanmasına yapılmasına, hele bir de bu kısıtlamanın gerekçesinin açıklanmasına gelince, Adolphe Cremieux allak bullak olmuştu. Çünkü bu kısıtlama ve değişiklikler, doğrudan onun yapmış oldukları, Victor Hugo ile imzalamış olduğu o protokollerden, dolayısıyla Fraünsa Yüksek Konseyi’ni resmen bir uluslar arası politikaya sokarak entrika peaylaşımına yöneltmiş bulunmasından ileri geliyordu. 1786 tarihli olduğu söylenen önceki anayasaya göre bunu başka 33. derecedeki masonlar hatta örgütlü olarak başka yüksek konseyler de yapabilirdi ve bu özelde gerek rite gerekse genelde evrensel Masonluğa çok büyük zararlar verebilirdi. Bunun önlenmesi gerekliydi. Önlendi de… Daha doğrusu işte o ilk keresinde önlenemedi ama bundan yönra yinelenebilme olanağı giderilmiş oldu.

Böylece Prieuré de Sion, dolayısıyla ögün anlmdaki Siyonizm, Masonluktan elini çekti ve o tarihten sonra bir daha da ne Masonluğa burnunu soktu ne de Masonluğu kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya kalkıştı. Gerçi 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında kimi Yahudi masonlar bu kez Masonluğu olarak 1897 yılında resmen ortaya çıkmış olan Yeni Siyonizm doğrultusunda kullanmaya kalkıştılar, yazılar yazdılar, demeçler verdiler ama bunun Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti ile bir ilgisi, bağlantısı yok.
Live long and prosper.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
3162 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 15, 2009, 11:01:49 öö
Gönderen: karahan
15 Yanıt
13737 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 18, 2009, 07:05:30 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4899 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 03, 2010, 12:01:23 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
3227 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 30, 2014, 01:07:46 ös
Gönderen: ADAM