Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Beynin Altın Çağı  (Okunma sayısı 6066 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 04, 2017, 02:37:50 ös
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 121
  • Cinsiyet: Bay


Bir zamanlar “bir buçuk kiloluk evren” olarak tanımlanmış olan beyne herkes hayretle bakmaktadır ve bunda haklıdırlar. Beyniniz dünyayı yorumlamakla kalmaz, onu yaratır.
Eskiden tıp fakültelerinde dile getirilen bir bilgi akla geliyor: Her insan genelde beyninin sadece % 10’unu kullanır. Açıkçası bu doğru değil. Sağlıklı bir yetişkinde beynin sinir ağları her zaman tam kapasiteyle çalışır.
Yaratıcılık hiçbir bilgisayarın boy ölçüşemediği canlı, nefes alan, daima yenilenen bir ilham halidir. Neden bundan tamamen faydalanmayalım ki? Sonuçta beynin daha fazla istedikçe daha fazlasını vermek gibi mucizevi bir yeteneği vardır. Eğer, “Dün yediğim etin ve yumurtaların aynısını istiyorum,” diye düşünürseniz beyniniz hiç değişmez. Bunun yerine, “Bugün kahvaltıda ne yiyeceğim? Yeni bir şey istiyorum,” diye düşünürseniz aniden bir yaratıcılık deposundan faydalanmaya başlarsınız.
Doğarken sahip olduğunuz kalp ve böbrek öldüğünüz zaman da temelde aynı organlar olacaktır. Ama bu, beyin için geçerli değildir. Beyniniz hayatınız boyunca evrimleşme ve gelişme yeteneğine sahiptir. Ona yapması için yeni şeyler bulun, böylece yeni yeteneklerin kaynağı olursunuz.
Biz bu kitabı kaleme alırken yeni bir araştırma, rutin gürlük stresin, beynin karar verme, hataları düzeltme ve durumları değerlendirmeyle ilgili kısmı olan ön korteksinin işlevini durdurduğunu gösterdi. İşte bu yüzde: insanlar trafik sıkıştığında çılgına dönerler. Bu, gündelik bir strestir. Yine de bazı şoförlerin hissettikleri öfke, hayal kırıklığı ve çaresizlik, ön beyin korteksinin kontrol etmekten sorumlu olduğu temel dürtüleri bastırmayı durdurmuş olduğunun göstergesidir. Kendimizi hep aynı konuya dönerken buluyoruz: Beyninizin sizi kullanmasına izin vermeyin, siz beyninizi kullanın. Trafikteki öfke, beyninizin sizi kullandığına dair bir örnektir ama zararlı anılar, eski travmaların açtığı yaralar, bırakamadığınız kötü alışkanlıklar ve en trajik olanı, kontrol dışı bağımlılıklar da öyledir. Bu, farkında olunması gereken son derece önemli bir meseledir.
Yeni bir ilişki: Genleri iş başında göremezsiniz ama nöronların yeni aksonları ve dendritleri, yani bir beyin hücresinin diğeriyle bağlantı kurmasını sağlayan lif şeklindeki uzantıları geliştirmesini inceleyebilirsiniz. Artık beynin hayatın son yıllarına kadar yeni aksonlar ve dendritler kurabildiği bilinmektedir ve bu da bize, örneğin bunamayı önlemede ve zihinsel kapasitemizi süresiz olarak korumada büyük umutlar vermektedir. (Beynin yeni bağlantılar kurma yeteneği son derece hayret uyandırıcıdır. Örneğin, doğmak üzere olan bir cenin dakika başı 250.000 yeni beyin hücresi oluşturur. Bu da dakika başı milyonlarca yeni sinaps bağlantısı demektir.)


Nörobilimdeki büyük dönüm noktalarının tamamı aynı yönü işaret ediyor: İnsan beyni başkalarının düşündüğünden çok daha fazlasını yapabilmektedir. Eski moda inançların savunduğunun tersine beynin sınırlarını fiziksel eksiklikleri değil, bizler çizeriz.
İnsan beynine dair ender şeylerden biri de onun sadece yapabileceğini düşündüğü şeyi yapmasıdır. “Hafızam eskisi gibi değil,” ya da “Bugün hiçbir şey hatırlayamıyorum,” dediğiniz anda beyninizi aslında düşük beklentinize uygun hale gelmesi için eğitiyorsunuz. Düşük beklentiler, düşük sonuçlar demektir. Süper beynin ilk kuralı ise beyninizin daima düşüncelerinize kulak vermesidir. Eğer ona sınırları öğretirseniz beyniniz sınırlı olacaktır. Peki, ya tam tersini yaparsanız? Ya beyninize sınırsız olmayı öğretirseniz?
ÇÜRÜTÜLECEK BEŞ HURAFE
Beyninizle yeni bir yolla ilişki kurmak, gerçeği değiştirebilmenin yoludur. Nörobilimciler daha faza şey öğrendikçe beynin de daha fazla gizli gücü varmış gibi görünmektedir. Beyin, sahip olduğunuz her arzunun, hayal edebildiğiniz her vizyonun hizmetkarı olarak hayal hammaddesini işler.
Özellikle beş efsanenin sınırlayıcı ve değişime inatla diren nitelikte olduğu kanıtlanmıştır. Hepsi de bir zamanlar, hatta on yirmi yıl öncesine kadar gerçek olarak kabul edilmekteydi.

1.nci HURAFE: Zarar gören beyin kendi kendini iyileştiremez. Artık biliyoruz ki beynin geçmişte varlığı bilinmeyen şaşılacak iyileşme yetenekleri vardır.
Beyin, örneğin bir araba kazasında travma veya felç nedeniyle zarar görmüşse sinir hücreleri ve onların birbirleriyle bağlantıları (sinapslar) kaybolur. Uzun bir süre, beyin bir kere zarar gördüğünde kurbanlara geriye hangi beyin işlevi kalmışsa sadece onları kullanmaya mahkûm olacaklarına inanıldı. Ama geçen yirmi yılda büyük bir keşif yapıldı ve sayılamayacak kadar çok araştırma da bu keşfi doğruladı. Hasarın bir sonucu olarak nöronlar ve sinapslar kaybolduğunda komşu nöronlar bu kaybı telafi eder ve kayıp bağlantıları yeniden kurmaya çalışır. Bu da zarar görmüş sinir ağının etkili bir şekilde yeniden inşa edilmesini sağlar.

2.nci HURAFE: Beynin kablo donanımı değiştirilemez.
Aslında yazılım ve donanım arasındaki çizgi her zaman değişir ve aslında beyinlerimizin kablo bağlantılarını yeniden kurma yeteneğimiz  doğumdan hayatın sonuna dek kusursuz kalmaktadır.
Merzenich, beyin bölgeleri henüz etkileşim kurmaya başladığında yeniden donatmanın yeni bir devre yarattığını iddia etti. Bu nöroplastisite türünde "birlikte ateşlenen nöronlar, birbirlerine bağlanırlar". Günlük yaşantımızda öğrenmeye veya bilinen şeyleri yeni bir şekilde yapmaya başlarsak (Örneğin, işe yeni bir yoldan gitmek veya araba yerine otobüse binmek gibi) beynimizin kablo bağlantılarını etkili olarak yeniden kurarız ve bunları iyileştiririz. Fiziksel egzersizler kas yapmanızı sağlarken zihinsel egzersizler de sinir ağını güçlendirmek için yeni sinapslar yaratır.
Birçok diğer örnek, sabit, değişmeyen beyne dair geleneksel doktrinin taraflı olduğu fikrini güçlendiriyor.
Felç hastalarının çatlak bir kan damarının ya da bir pıhtının neden olduğu beyin hasarıyla yaşamaya mahkûm olmaları gerekmiyor. Beyin hücreleri öldükçe komşu hücreler sinir ağının bütünlüğünü koruyarak bunu telafi edebilir.
Beynin kablo bağlantılarını veriden kurmaktaki mucizevi yeteneğine bir diğer örnek de bir trafik kazasında arabasından fırladıktan sonra ciddi şekilde beyin travması geçiren bir araba tamircisine ait. Kötürüm kaldığı için iletişim kurmak amacıyla sadece bir gözünü kırpabiliyor ve başını hafifçe eğebiliyordu. Bununla birlikte 17 yıl sonra bu adam yarı koma halinden kendiliğinden çıktı. Sonraki hafta akıcı konuşma yetisini yeniden kazanmaya ve uzuvlarını hareket ettirmeye kadar şaşılacak bir iyileşme gösterdi. Sonraki bir buçuk yıl boyunca yapılan beyin görüntülemelerinin sonuçları da adamın beyninin işlevini düzelten yeni yollar ürettiğine dair gözle görülür kanıtlar sunuyordu. Sağlıklı sinir hücreleri ölü sinir hücrelerini telafi edecek sinir ağları yaratmak için yeni aksonlar (ana gövdeler) ve dendritler (lif benzeri dallar) üretiyordu - klasik nöroplastisite!
Vurgulanması gereken şey şu: Bizler "donatılmış" değiliz. Beyinlerimiz inanılmaz derecede çabuk iyileşir.

3.ncü HURAFE: Beynin yaşlanması kaçınılmazdır ve geri döndürülemez.
Bu eski inanışı geçersiz kılacak şekilde her gün beyni genç tutmanın ve zihin açıklığını korumanın yeni teknikleri ortaya çıkıyor.
''Yeni yaşlılık" olarak bilinen bir akım, toplumu kasıp kavuruyor. Eskiden yaşlılar için pasif ve iç karartıcı bir toplumsal norm söz konusuydu; yaşlılardan sallanan sandalyelere terk edilmiş bir halde fiziksel ve zihinsel gerilemeye girmeleri bekleniyordu. Şimdiyse durum tersine döndü. Yaşlıların aktif ve hayat dolu kalacaklarına dair daha yüksek beklentiler var. Sonuçta yaşlılık çağı tanımı değişti. Bir ankette, bebek patlaması kuşağından bir gruba, "Yaşlılık ne zaman başlıyor?" diye soruldu. Ortalama cevap 85'ti. Beklentiler yükseldikçe beynin buna ayak uydurmasının ve yeni yaşlılığa uyum sağlamasının gerektiği de açıktır.
Beyin hücrelerinin zamanla, insan yaşlandıkça sürekli olarak öldüğü ve bu sürecin tersine çevrilemez olduğu varsayılıyordu. Artık beynin ne kadar esnek ve dinamik olduğunu anladığımıza göre hücre kaybının kaçınılmaz olduğu düşüncesi de geçerli değil. Otuz yaşından sonra yılda yaklaşık yüzde bir ilerleyen yaşlanma sürecinde artık hiç kimse benzer şekilde yaşlanmıyor. Aynı genlerden doğan tek yumurta ikizlerinde bile yetmiş yaşında gen aktivitelerinin farklılıklarından dolayı ve yaşam tarzı seçimlerinin sonucu olarak vücutları da çarpıcı bir şekilde farklı olabilir. Bu tarz seçimler onların doğuştan sahip oldukları genlere herhangi bir şey ekleyip eksiltmez.
Ama eğer tetikte kalırsanız sağlıklı bir beyin siz yaşlanırken de size hizmet etmeye devam edecektir. Bozulma ve bunama korkusuna kapılmak yerine tetikte kalmaya çalışmalısınız.
Eğer hafızanızı kaybetmeyi beklerseniz ve her küçük hafıza boşluğunu endişeyle karşılarsanız doğal, kendiliğinden ve çabasız bir hatırlama eylemine müdahalede bulunursunuz. Biyolojik olarak 70 yaşının üzerindeki, insanların yüzde 80 kadarında dikkate değer bir hafıza kaybı yoktur.
Beklentilerimiz, gizli ve büyük ölçüde asılsız korkumuzdan ziyade bu bulguya göre olmalıdır.
Bir anıyı duygu kadar sağlamlaştıran bir şey yoktur. Çocukken çabasızca öğreniriz çünkü çocuklar öğrenme konusunda doğal olarak tutkulu ve coşkuludur. Sevinç ve üzüntünün yanı sıra dehşet ve korku duyguları da öğrenmeyi yoğunlaştırır. Bunlar anıları çoğunlukla hayat boyunca içeri hapseder (İlk hobinizi veya ilk öpücüğünüzü hatırlamaya çalışın.)
 
4ncü HURAFE: Beyin her gün milyonlarca hücre kaybeder ve kaybedilen beyin hücrelerinin yerine yenileri gelmez.
Aslında beyinde kök hücreler bulunur ve bunlar hayat boyu olgunlaşıp yeni beyin hücrelerine dönüşebilir. Beyin hücrelerini nasıl kaybedip kazandığımızsa karmaşık bir meseledir. Bulguların büyük bir kısmı yaşlandıkça zihinsel kapasitelerini kaybetmekten korkan insanlar için iyi haber niteliğindedir.
İnsan beyni günde yaklaşık 85.000 ya da saniyede yaklaşık bir “kortikal nöron” kaybediyor. Ama bu, beyin korteksinizdeki 40 milyar kadar nöronun son derecede küçük bir kısmıdır (yüzde 0.0002). Bu hızla gitse bile beyninizdeki nöronların yarısını kaybetmeniz 600 yıldan fazla sürer!
Rochester Üniversitesi'nden araştırmacı Paul Coleman beyninizdeki sinir hücrelerinin 20 yaşınızdayken ki toplam sayısının 70 yaşına geldiğinizde de pek değişmediğini gösterdi.
Yeni sinir hücrelerinin gelişmesine nörojenez (hücre doğuşu) adı verilir. Genler sadece yeni hücrelerin doğma zamanlarını bilmekle kalmaz (bebeklik dişlerinin yerini almak üzere kalıcı dişleri ne zaman çıkaracağımız veya ergenlik değişikliklerini ne zaman geçireceğimiz gibi), örneğin deri hücrelerini dışarı attığımızda, birkaç ay sonra kan hücrelerini kaybettiğimizde ve başka birçok durumda bir hücrenin ne zaman öleceğini de bilirler. Birçok insan bu gerçeği öğrenince şaşırır. Ölüm, yaşamın hizmetindedir. Bu fikre direnç gösterebilirsiniz ama hücreleriniz bunu çok iyi anlar…
Chicago Üniversitesi'nden Alzheimer araştırmacısı Sam Sisodia, fiziksel egzersizin ve zihinsel uyarının fareleri Alzheimer hastalığına yakalanmaktan koruduğunu gösterdi. Kemirgenler üzerinde yapılan başka araştırmalar da normal beyin için cesaretlendirici nitelik taşıyor. Her gün egzersiz yapmayı seçerek yeni sinir hücrelerinin ve bağlantılarının sayısını artırmayı seçebilirsiniz, tıpkı yeni şeyleri öğrenmek için aktif olarak çabaladığınızda yaptığınız gibi. Aynı zamanda da bu yeni hücreleri ve bağlantıları hayatta kalmaya teşvik etmiş olursunuz.
Her gün milyonlarca beyin hücresini kaybetmekle ilgili hurafeyi güvenle bir kenara atabiliriz. Ailelerin alkolün beyin hücrelerini öldürdüğü yönündeki uyarıları bile gerçeğin yarısıdır. Aslında alkol kullanımı, başka birçok gerçek sağlık tehlikesine maruz kalsalar da alkoliklerde bile çek az sayıda beyin hücresini öldürür. Alkolün sebep olduğu asıl kayıp dendritlerde gerçekleşir ama araştırmalar bu zararın da genelde telafi edilebilir olduğunu göstermektedir.
Asıl önemli olan, biz yaşlandıkça beynin hafızayla ve öğrenmeyle ilgili temel bölgelerinin yeni sinir hücreleri üretmeye devam ediyor olmasıdır ve bu süreç de fiziksel egzersizle, zihinsel uyarıcı aktivitelerle (bu kitabı okumak gibi) ve sosyal bağlantılarla canlandırılabilir

5.nci HURAFE: İlkel tepkiler (korku, öfke, kıskançlık, saldırganlık) üst beyne hükmeder.
Beyinlerimize binlerce kuşağın genetik hafızası kayıtlı olduğu için alt beyin hâlâ bizimledir. Korku ve öfke gibi ilkel ve çoğu zaman negatif dürtüleri oluşturur. Ama beyin sürekli evrim geçirmektedir ve bizler seçme ve özgür irade yoluyla alt beyne hükmetme yeteneğini kazandık. Yeni pozitif psikoloji alanı bize mutluluğu artırmak ve negatifliğin üstesinden gelmek için özgür iradeyi nasıl en iyi şekilde kullanacağımızı öğretiyor.
Fobiler sabit (değişmez) tepkilerdir. Örümceklerden korkan biri her örümcek gördüğünde otomatik bir korku dalgası hisseder. Alt beyin, karmaşık bir kimyasal şelaleyi tetikler. Hormonlar kalbi hızlandırmak ve kan basıncını artırmak için damarlarda dolaşan kanın içinde hızla salınmaya başlar. Kaslar savaşmak veya kaçmak için hazırlanır. Gözler dikkatlice odaklanır ve kişinin korktuğu şeye doğru tünel görüşüne geçer. Örümcek, zihin gözünde kocaman olur. Korku tepkisi o kadar güçlüdür ki üst beynin-çoğu örümceğin ne kadar küçük ve zararsız olduğunu bilen kısım-işleyişi durdurur. ·
İşte beynin sizi nasıl kullandığına dair açık bir örnek... Bu durum size yanlış bir gerçekliği empoze eder. Bütün fobiler aslında gerçeklerin saptırılmasıdır.
Fobiler farkındalık elde edilerek ve kontrolün, beynin ait olduğu, kullanıcıya geri verilmesi sağlanarak başarılı bir şekilde tedavi edilebilir Tekniklerden biri, kişinin korktuğu şeyi imgelemesini sağlamaktır Örneğin, örümcek fobisi olan birinden örümceğe bakması ve resmi büyütüp küçültmesi istenir. Sonra resmi ileri geri götürmesi istenir. Basit bir iş olan korkudan objeye hareket verme işi, objenin ikna edici gücünü kırmada son derece etkili olabilir çünkü korku, zihni dondurur.
Görüldüğü gibi üst beyin en içgüdüsel korkularımızı bile silebilir. Aksi takdirde aramızda dağcılar (yükseklik korkusu), cambazlar (düşme korkusu) ve aslan terbiyecileri (ölüm korkusu) olmazdı. Fakat üzücü olan şey şu ki bizler soğuk terler dökmeden bir örümcek resmi imgeleyemeyen fobi sahipleri gibiyiz. Korkulara boyun eğiyoruz, örümcek korkusuna değil ama bu korkular da bizim normal saydığımız şeylere karşı duyduğumuz korkulardır: başarısızlık, aşağılanma, reddedilme, yaşlılık, hastalık ve ölüm. Korkuyu yenebilen beynin aynı şekilde bizi hayatımız boyunca esir eden korkulara maruz bırakması trajik derecede ironiktir.
Bizden aşağı varlıklar olduğuna inanılan hayvanlarsa psikolojik korkudan özgür olmanın tadını çıkarır. Bir çita bir ceylana saldırdığında ceylan paniğe kapılarak canını kurtarmaya çalışır ama bildiğimiz kadarıyla eğer ortalıkta yırtıcı bir hayvan yoksa ceylan sorunsuz bir hayat yaşar. Oysaki biz insanlar iç dünyamızda korkunç acılar çekeriz ve bu acı çekme hali fiziksel sorunlara dönüşür. Beyninizin sizi kullanmasına izin vermeniz söz konusu olduğunda risk çok yüksektir ama eğer siz onu kullanmaya başlarsanız ödüller sınırsızdır.
Bu beş hurafenin boşa çıkması iyi haber. Eski bakış açısına göre beyin sabitti, mekanikti ve gün geçtikçe bozuluyormuş gibi görünüyordu fakat bunun gerçeklerden epey uzak olduğu ortaya çıktı. Şu anda gerçeği yaratmaktasınız ve eğer bu süreç canlı ve dinamik kalırsa beyniniz buna yıldan yıla uyum sağlayabilecektir.

Dr. Deepak CHOPRA, Prof. Rudolph E. TANZI

Alıntıdır.
Nil Nisi Clavis Dest ( Aranan Yalnızca Anahtardır )

Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem