Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: SONRAKİ TAPINAK ŞÖVALYELERİ (EKEİR – 7)  (Okunma sayısı 5629 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 27, 2009, 01:21:04 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Sakın «Zaten bir başka başlık altında Tapınak Şövalyeleri'nden söz ediliyor. Bunu bir de burada tekrar etmenin anlamı var mı?» demeyin... Konular farklı. Buradaki konumuz Tapınak Şövalyeleri ile olduğu kadar Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti'nin kökeniyle bağlantılı.




Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nın ortadan kaldırılışının üzerinden daha çeyrek yüzyıl bile geçmeden, adının kapsamında “Tapınak Şövalyesi” sözcüğü geçmemekle birlikte, onlara benzer birtakım örgütlerin kurulmasına başlanmıştı. Bir söylentiye göre; Fransa’nın güneyinde Provénce’deki yeraltı sığınaklarında saklanmış olan şövalyeler, 1344 yılından sonra buradan çıkıp Avrupa’nın dört bir yanına dağılmıştı. Tarikatlarının kapatılmasından önceki amaçlarını gerçekleştirebilmek için hazırlamış oldukları uzun vadeli bir plânı uygulamaya koymak üzere çalışmaya girişmişlerdi.

İşte bu sıralarda kurulmuş olan tarikatlar arasında özellikle Fransa’da “Yıldız Tarikatı” (Ordre de l’Etoile) ile “Çift Hilâl Tarikatı” (Ordre des Doubles Croisants), Burgonya eyaletinde kurulmuş olan “Altın Post Tarikatı” (Ordre de la Toisson d’Or), İskoçya’da “Aziz Andre Şövalyeleri Tarikatı” (The Order of Knights of Saint Andrew) sayılabilir.

Fransa’daki “Aziz Mihal Tarikatı” (Ordre de St. Michael) adını taşıyan örgütün ileri gelen üyelerinin arasında çok ilginç adlar bulunduğu görülür: Claude de Guise, Charles de Bourbon, François de Lorraine, Frederico de Gonzaga, Louis de Nevers gibi...

Bunlar da kim?... İzninizle şimdi söylemeyeceğim. Bir yana not edin. Bu yazı serisinin sonraki bölümlerinde göreceksiniz.

Portekiz’deki Tapınakçılar kendilerine “İsa’nın Şövalyeleri” adını taktı. Bu ad altında 16. yüzyıla kadar özellikle denizcilikle uğraşarak varlıklarını sürdürdüler. Tarihteki ünlü Portekiz gemicilerinin çoğu -örneğin Vasco da Gama- bu örgütün üyeleriydi. Portekiz gemilerinin çoğunun yelkenlerinin üzerinde yüzyıllarca bir “Tapınak Şövalyesi Haçı” görüldü.

1522 yılında Prusya’da Tötonik Şövalyeler, papanın otoritesini yadsıyarak Martin Luther’den yana olduklarını açıkça ilân etti. Bunu yaparken aralarındaki Tapınakçılardan büyük destek alıyorlardı. Başlı başına bir tek bu bile Katolik Kilisesi’nin Tapınakçıları sonsuza kadar “din düşmanı” saymasına yeterdi. (Ancak yakın geçmişimizdeki bağışlama ve tanıma olayı bunun sonsuza kadar sürmemiş olduğunu gösteriyor.)

18. yüzyılda, İskoç Riti başta olmak üzere bazı mason ritlerinin yanı sıra birçok ezoterik örgüt kökenini Tapınak Şövalyelerinden aldığı savındaydı. Birçoklarının inandığınca, Tapınak Şövalyeleri alşiminin, yüce ve üstün inisyatik bilgilerin, okült bilimlerin hatta büyünün üstatları, olağanüstü güç sahibi kimselerdi. Kimileri de onları Katolik Kilisesi’ne karşı dikilen kahramanlar, yakılarak idam edilenlerini de “şehitler” olarak benimsemişti.

19. yüzyılda yaşamış İngiliz tarihçilerinden C. G. Addison, 1842 yılında yayımlanan “The History of the Knights Templars” (Tapınak Şövalyeleri’nin Tarihi) adlı kitabında, Fransa’daki La Rochelle limanından 1307 yılında denize açılan Tapanakçı gemilerinden birçoğunun İrlanda’ya ve İskoçya’nın kuzeybatısına demir attıklarını yazmıştır.

18. yüzyıl ortalarına doğru Fransa’da oluşturulan İskoç Riti’nin uzantısında, Almanya’da “Sıkı İzleyiş” (Strikte Observanz) adlı bir mason ritinden söz etmeden geçilemez. Bu ritin ritüellerinden birinde, Tapınakçıların Fransa’daki Auvergne karargâhının üstadı Pierre d’Aumont’un, Büyük Üstat Jacques de Molay’ın yönergesi üzerine ve kendisine verdiği yetkiyle, birçok şövalye ile birlikte Fransa’daki tutuklamalar başlamadan önce İskoçya’daki Mull Adası’na kaçmış olduğu anlatılır.

Ritüellerde anlatılanların tarihsel gerçeklerle ne denli bağdaştığı kuşkuludur. Kaldı ki Sıkı İzleyiş Riti’nin ritüellerinde bu konuda anlatılanların bir yanlışlık içerdiği, tarihsel bilgiler ve somut kanıtlarla ortaya konulabilmektedir. Her şeyden önce, Auvergne karargâhının o tarihlerdeki üstadının Pierre d’Aumont değil, Imbert Blake olduğu belgelenmiştir. 1307 yılında İskoçya’ya değil, İngiltere’ye kaçmıştır. Daha sonra İngiltere Kralı 2. Edward’ın Fransa Kralı 4. Philippe ile bozuşmamak için çıkarttığı buyruk üzerine Londra’da tutuklanmış olanlardan biridir.

Pierre d’Aumont’un, Jacques de Molay’dan aldığı bir yetkiyle Tapınak Şövalyelerinin varlığını İskoçya’da sürdürmek üzere bu ülkeye gittiği başka kaynakçalarda da belirtilir. Fakat gitmiş olduğu yer Sıkı İzleyiş Riti’nin ritüellerinde belirtilen “Mull Adası” olamaz. Çünkü o tarihlerde bu ada, hem İngiliz yandaşı hem de koyu Katolik olan Alexander McDougall’ın malıydı. Bu yüzden Tapınak Şövalyeleri zaten Mull Adası’na çıkmazdı.

İskoçya’nın kuzeybatısında yer alan Argyll bölgesinde “Mull of Kintrye” ve “Mull of Oa” adlarını taşıyan iki liman vardır. Eğer Tapınak Şövalyelerinden bir bölümü 1307 yılında La Rochelle limanından denize açılmış olduğu söylenen gemilerinden bazıları İrlanda’nın batısından dolaşıp İskoçya’ya gitmişse, işte bu limanlardan birine çıkmış olabilirler.

Böyle bir olasılık, başka kanıtlarla da desteklenmektedir. Argyll bölgesindeki birçok eski mezarlıkta, üzerinde yalnızca “kabzası yukarıda olmak üzere dikine duran bir kılıç” rölyefi bulunan çok sayıda mezar taşı vardır. Bunların Tapınak Şövalyelerinin mezarları olduğundan kuşku duyulamaz. Çünkü dünyanın diğer birçok yerindeki Tapınak Şövalyesi mezarı taşlarının hepsi böyledir. Üstelik Argyll bölgesindeki bu taşların çoğu 14. yüzyıldan kalmadır. [Ben bunları çok yıl önce İskoçya’da gördüm ama ne yazık ki elimde fotoğraf yok.]

Geleneksel olarak, bir kişinin mezar taşının üzerine ancak sahip olduğu ve yaşamı sırasında kullandığı, genellikle mesleği ya da işiyle bağlantılı, bir mesleği ya da işi yoksa sosyal niteliğini yansıtan bireysel nesnelerin rölyefi yapılabilirdi. Üstelik bu gelenek yalnızca Hıristiyanlara özgü değildi; âdeta evrenseldi. Hatta kişinin kendi malı olan ya da yaşamı sırasında sürekli kullandığı nesneler (Osmanlılarda sarık ya da kavuk), mezar taşının üzerine özgün ölçü ve biçimine göre taştan oyulup âdeta kopyalanırdı. Dolayısıyla, bir şövalyenin mezar taşına bakılarak sağlığında nasıl bir kılıç taşımış olduğu anlaşılır. Çoğu zamanla pek aşınmış ve yıpranmış olan bu taşların 14. yüzyıldan kalma oldukları bundan da bellidir.

O tarihlerde İskoçya’da çelik çok pahalıydı; herkes kılıç sahibi olamazdı. Çoğu İskoçlar savaşırken gürz ve balta kullanırdı. Dolayısıyla İskoçya’da 14. yüzyılda yaşamında kılıç sahibi olan yüzlerce kişinin mezarının bir arada bulunuşunun başka hiçbir açıklaması yoktur.

Daha yakın tarihli Tapınak Şövalyesi mezarlarının üzerinde ise, gene aynı yöntemle dikine yerleştirilmiş bir kılıcın yanı sıra, “gönye” ve “çekiç” gibi inşaatçılık zanaatının âletlerinin de işlenmiş olduğu dikkati çeker. Bu da, öteden beri bu meslek ile zaten ilgilenmiş olan Tapınakçıların sonradan İskoçya’da doğrudan bu zanaatı yürütmeye girişmiş olduklarının yani birer Operatif mason olduklarının göstergelerinden biridir.

Stuartların İngiltere tahtından uzaklaştırılması üzerine 1689 yılında İskoçlar İnglizlere karşı baş kaldırdıklarında kopan Killiecrankie Savaşı’nda, İskoç ordusunun önderlerinden Dundee Vikontu John Grahame of Claverhouse vurularak ölmüştü. Cesedi kaldırılırken, boynunda 14. yüzyıldan kalma özel işlemeli bir “Tapınak Şövalyesi Haçı” taşımakta olduğu görülmüştü. Konunun uzmanlarının belirttiklerine göre; bu bijuyu Tapınak Şövalyelerinin Büyük Üstadı taşırdı. Böylece, bu örgütün varlığının İskoçya’da 17. yüzyıl sonlarında da sürmekte olduğu kanıtlanıyordu.

Dundee vikontunun ölümünden sonra İskoçya’daki Tapınak Şövalyelerinin büyük üstadı olan Mar Örlü John Erskine, 1721 yılında da Paris’te Stuartların elçiliğini üstlenmişti.

Tüm bunlardan, Ramsay’ın 1737 yılında verdiği ünlü söylevinde üstü kapalı olarak Tapınak Şövalyeleri üzerinde dururken, aslında tarihin yapraklarına gömülmüş bir tarikatı dile getirmekte olmayıp, İskoçya’da varlığı sürmekte olan bir örgütten söz ettiği yorumunu çıkarabilir miyiz?

Yoksa bunun bir başka açıklaması mı var?


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ocak 12, 2010, 05:08:26 ös
Yanıtla #1
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 100

Su günlerde Masonlar.org forumunda özellikle yeniden alevlenen Prieure de Sion ve Tapinakcilarin Mirasi basliklarindan sonra RİTLERİN ÖYKÜSÜ - 5' de sayin Adam'in kisa bir tarihini anlattigi  Strikte Observanz'i (SIKI İZLEYİŞ), gelisimini ve ibret verici sonunu hepimizin bir kez daha gözden gecirmesinin cok faydali oldugunu düsünmekteyim.

Baron von Hund aktarilanlara göre 1742 yada 1743 yilinda Fransa’da, Charles Eduard Stuart’in huzurunda ingiliz ve iskoc yüksek seviye „tapinakci“ masonlari ile bir araya gelmis. Bu görüsmede bizzat „kirmizi kalem/tüy’ün Sövalyesi (lat. Eques a penna rubra)“ , Lord Kilmarnock ve Lord Clifford’dan olusan üclüden lat. Eques ab ense (ing. Knight of the Sword) ünvanini almis.  Bununla birlikte kendisine sözüm ona sifreli bir VII. templer tarikati bölgesinin(Almanya oluyor)  lat. magister militum (alm. Heermeister,) Heermeisterpatent yani baskumandan patenti/belgesi hazirlanip, bu eyaleti tapinakcilarin destegiyle yeniden örgütlenmesi görevi verilmistir. (1750lerde Hund yazismalarinda tapinakcilarin kendisini gittigi yolda yalniz biraktigini not düsmüstür)

Hund’un kurdugu bu yeni sistemde alman soylulari ve sövalyeleri icin yeni “ekonomik ve diplomatik” organizasyon semalari cizildi. Sistemin üyelerinin zaten sahip olduklari topraklarin üzerine yeni yeni araziler, satolar ve baska mülkler hayali olarak dagitildi. Üyelerin cocuklari ve torunlarina miras kalacak bir nevi “emeklilik primleri” hesaplandi, kooperatif anlayisina dayali yeni yatirimlar planlandi (islenilecek tarlalar, üretim yapacak imalathaneler, kendi idealleri dogrultusunda askerler yetistirecek askeri akademiler) ve yillarca aidatlar toplandi. Hedef sövalye ahlakina dayali yeni bir soylu sinifin olusturulmasi ve onlarin yönetiminde tapinakci ideallerine göre sekillenecek bir halk idi. Strikte Observanz Braunschweig Dükü Ferdinand’in himayesi altinda 1775’e kadar tam tamina 26(!) Alman prensini (not: toplamda o dönem 54 Alman Prensligi vardi) üyesi yapma basarisina ulasabildi.

Kita Avrupasinda sikca o saraydan bu saraya gezen, diger soylu ailelerin ve kiliselerin üyeleri ile her daim biraraya gelen Alman prenslerin bir hassasiyeti vardi, rezil olmamak! Strikte Observanz yüzünden belki de isin ucunda diger ailelerin gözünde fasa fiso masallara inanip tüm varlik ve aile/ünvan sereflerine leke sürülebilirdi. Avrupa’da her devletin, ailenin ve kilisenin kitaya sacilmis bir cok ajani vardi, sakli kalabilmis mahremlerin sayisinin pek az oldugu bahsi gecen dönemde, Alman prensler sürekli Strikte Observanz sisteminin üzerine kurulmus oldugu tapinakci mirasini, Bilinmeyen Üstler (alm. Unbekannkte Obere) ve  kirmizi tüy/kalem sövalyesinin gercekligini teyit ettirmeye calistilar. 1764 Altenberg konvaninda is artik ciddiye binmeye basladiginda ilk defa Hund’a Paris’teki görüsmesi hakkinda sorular soruldu. Hund sifrelenmis bir  Heermeisterpatent (baskumandanlik belgesi) göstererek diger üyeleri ikna etmeye calismis, Paris’deki toplantiya dair daha detayli bilgileri, ettigi yemin yüzünden aciklayamayacagini belirtti. Istihbarat ve diplomatik diger kanallardan „Bilinmeyen Üstler“in varligini dogrulamaya calisan prenslerin cabalari sonucsuz kalinca 1772 Kohlo konvaninda Hund yeniden sorguya cekildi. Heermeisterpatent denen belge o konvanda diger üyelerin huzurunda dört tane bilirkisi tarafindan incelendi ve sonucta orjinalliginin kabul edilmesi gerektigi kanaatine varildi. Isin trajikomik yani, bu dört bilirkisi Kohlo’da Heermeisterpatent’in daha sifresini cözememis olmalarina ragmen, orjinallik onayini vermisti. 1775’de Braunschweig konvaninda Hund (ölümünden önce son kez) yine sorular ve ithamlar ile sikistirilmaya calisilmis, gercek Eques ab ense ve a penna rubra’nin kim olduklarini aciklamasi istenmistir. Meclisin ortasinda sinir krizi geciren ve göz yaslarina bogulan Hund yine ettigi suskunluk yeminini hatirlatmis ve bir daha da kendisinin bu suallerle karsilasmak istemedigini dile getirmistir.

1778’de Charles Eduard Stuart’i Roma’da bizzat ziyaret eden Eberhard Waechter, kendisine Baron von Hund, gizli Paris görüsmesini, kendisinin masonlugunu sormus ve onay almak istemistir. Charles Eduard Stuart ne kendisinin ne de erkek kardesinin mason olmadigini cevap olarak vermistir. 1780’de yine baska bir Strikte Observanz üyesi soylu Södermanland Dükü Charles Eduard Stuart’a Bilinmeyen Üstler’i (alm. Unbekannkte Obere) mektup yoluyla sormus ve kendisinin „üstat“ligini teyit etmesini istemistir. Stuart varisi ise ne masonlukla, ne tapinakcilikla ne de baska bir gizli örgütle iliskisinin kati süretle olmadigini birinci elden tekrarlamistir. Kita Avrupasinda Stuartcilar (daha dogrusu, Stuart davasina inandigini söyleyen masonlar) Charles Eduard Stuart’in Vatikan himayesi altinda yasadigi icin, katolik kilisesinden gelebilecek tepkilerden (yine anlatilana göre, yukarida aktardigim ilk yüzyüze görüsmede odada baska memurlar da varmis, ikinci mektup trafiginde ise mektuplar acinip okunuyormus. Mus mus mus. Kanit yok) cekindigi icin herseyi yalanlamak zorunda oldugu savina siginip, isin icinden siyrilmak istemislerdir.

Kendileri de birer mason olan Goethe tarafindan „beyaz-kirmizi maskaralik“, Lessing tarafindan ise „hayalcilik“ olarak adlandirilan ve üzerine oturtuldugu temeli yillarca kanitlayamayip, icerigini dolduramamis olan Strikte Observanz sistemi 1781 yilinda büyük kopuslar yasamis, 1782 yilinda ise tapinakci efsanesi ile arasina resmi olarak mesafe koyup organizasyonu son bir kez kurtarma cabalarina ragmen hizla eylemsizlige düserek, sonunu bulmustur.

Baron von Hund’un ölümünden sonra Heermeisterpatent belgesi Braunschweig Dükü Ferdinand’in eline gecmis, sonra danimarkali general Karl von Hessen-Kassel üzerinden, günümüzdeki sahibine; Danimarka Büyük Locasina ulasmistir. Heermeisterpatent’in büyük cogunlugu latin harflerini kullanarak, cözümü zor bir sifre yöntemi ile yazilmistir. Bugüne kadar sadece von Hund’un isim ve soyadi, belgeyi imzalayan kisinin ismi (Georgius Wilhelmus, Equ. A. solo aureo Supr.Empl.Nagister) desifre edilebilmistir. Baron von Hund’u taniyanlar, kendisini engin bilgi sahibi, maddi durumu yerinde (son yillarinda iflas etmistir) yardimsever ama biraz naif, hayalperest biri olarak aktarmislardir. Baron von Hund’un saygin kisiligine göze alirsak, belki kendisi de dolandirilmistir diyebiliriz. Tarihcilerin genel kanisina göre Heermeisterpatent Hund’un yakin arkadaslari Schmidt kardesler tarafindan sahte bir evrak olarak yazilmistir.

Saygilarimla

Not: Heermeisterpatent günümüzde Kopenhag’da bulunmaktadir


Ocak 12, 2010, 06:48:57 ös
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Amerbach'a bu ayrıntılı anlatımlarında pek diyeceğim olamaz. Sadece teşekkür edebilirim. Elbette o da konuya salt objektif bakmayıp, biraz yorumlamış... O kadar da olacak. Ben bu metni kopyalayıp arşivime almalıyım; çünkü bu ayrıntılarda birçoğu bende olmayan, benim bilmediğim şeyler.

Gerçi konumuzla ancak dolaylı bir şekilde bağlantılı ama berim bildiklerim doğruysa Sayın Amerbach ile uyuşmadığımız bir iki küçük nokta var. Birincisi, Baron von Hund bol hava atan ama aslında kör cahilin biri. Nitekim aslında Charles Edward Stuart ile de tanışmışlığı falan yok. Asıl Vharles Radclyffe ile tanışmış ve ininsyasyondan geçmiş ama onu Stuart sanıyor; bu da ikincisi.

Sayın Amarbach Hund'un nasıl çöküntüye uğradığını anlatırken, bence bunun içine Johann August von Starck'ın onu nasıl hırpaladığını, artniyetli olsa da o tarihteki Alman prensliklerinde Masonluğun nasıl farklı bir yönlendirmeye uğratıldığından da söz etseydi konu daha bir bütünlüğe kavuşmuş olacaktı.

Peki ben niçin anlatmıyorum: Çünkü asal konuyla bağlantısı yok. (Sanırım ona "Masonluktaki Ritler" başlığı altında kısaca değinmiştim.)

Sevgiler,   


 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
8 Yanıt
5697 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 20, 2009, 11:05:33 ös
Gönderen: Veritas
1 Yanıt
3692 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 08, 2009, 03:12:33 ös
Gönderen: Waldow
0 Yanıt
5134 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 09, 2009, 07:47:38 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2916 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 10, 2009, 07:51:58 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2833 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 12, 2009, 07:40:00 öö
Gönderen: ADAM
4 Yanıt
3939 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 13, 2009, 04:57:14 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2348 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 14, 2009, 08:28:16 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2352 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 15, 2009, 08:22:43 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6939 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 22, 2009, 11:00:38 öö
Gönderen: ADAM
10 Yanıt
6397 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 02, 2015, 05:54:28 ös
Gönderen: karahan