Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Bilimsel Yöntem ile Üfürükçülük arasındaki fark  (Okunma sayısı 260 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 29, 2022, 09:30:59 öö

Ben bilim eğitimi almış bir birey olarak bilimsel yöntemi önemserim.

Elbette "Science" ile "Scientism" farklı şeyler, bu yeni kavram Bilimi adeta dinleştiren, bilimin dogmasını yaratan bir kitle. Bilimin her şeyi bildiğini, bulduğunu dolayısıyla her şeyin bilimle açıklanabileceğini ve açıklanması gerektiğini, geriye kalan yöntemlerin zırvalık olduğunu vs. savunurlar. Bir Engizisyon üyesi ne kadar dogmatikse bu kişiler de bilim adına bu kadar dogmatiktir.

"I Origins" isimli filmde her şeyi bilim ile açıklayan bir kişinin kaybettiği sevgilisini, bir tesadüfle hintli bir kızın gözünde, bedeninde buluşu ve reenkarnasyonu keşfi konu alınıyor. İlginçtir, öneririm. Sountrack'i de çok hoş.

Kimseler bilmez ama Einstein'da bu "scientism" öncülerindendi. Sonradan değişti denebilir. Hep anlattığım meşhur bir olay vardır Einstein ile. Çok kişiler Einstein Nobel ödülünü "Görelilik Kuramı" ile aldı sanır. Oysaki Fotoelektrik etki üzerine çalışması ile almıştır. Çok iyi matematik kullanan Einstein evrenin sabit olduğunu düşünürdü ve bunu da inanılmaz bilimsel hesaplamalarla "kanıtlamıştı". Evren sabitti, hiç şüphe yoktu. Bilimden daha mı iyi bilecekti diğerleri?

Öte yandan aynı zamanda gökbilim okumuş Georges Lamaitre bir rahipti. Lamaitre Evrenin genişlediğini düşünüyordu. Bunu o dönem yazdığı sayısız mektupla diğer bilim insanlarına olduğu gibi Einstein'a da anlatmaya çalıştı. Ancak bir din adamı, evrenle ilgili ne bilirdi ki! Cevaplayan olmadı, ciddiye alan olmadı. Randevu talepleri reddedildi.

Bir bilimsel kongrede hava almak için kongre alanının yakınındaki parkta bankta oturan Einstein yanına oturan Lamaitre'yi mecburen de olsa 5 dk dinleyiverdi.

Sonra "en büyük hatam" dediği "sabit evren" teorisini (ki matematiksel olarak kanıtlamıştı ve şüphe yoktu) çöpe atarak, evrenin aslında genişlediğini yine aynı üstün matematikle kanıtladı. Bu sefer çalışması Hubble'ın gözlemleri ile de doğrulandı. Evrende Kızıla kayma vardı, Evren genişliyordu...

Bilim yanlışlanabilmeye açık olmalıdır. Bir teori gözlem ve deneyle, şartları sabit oldukça kimin gözlemlediği ile ilgisi olmadan aynı sonuçları verebilmelidir. Bir kuram, onu çürüten doğrulara kulak kapayınca değil, onu çürütecek aksi kanıt bulunamadıkça sağlamdır.

Bugünün Kimyasını Simya'dan ayıran en büyük fark budur. Simya'da başarısız oldukça, ay ve gezegenler doğru pozisyonda değildi de ondan, uygulayıcının niyeti halis değildi de ondan gibi değişik bahaneler sık duyulur. Ancak siz isteseniz de istemeseniz de, yeni hilal de olsa dolunay da olsa Hidrojen yanıcı, Oksijen yakıcıdır ve bu ikisini karıştırırsanız yanma ile su oluşur...


Bilim bana göre halen emekleme döneminde, bilim yeni bir şey yaratmıyor, var olanı keşfediyor. Öyleyse belki de ulaşılabilecek bilginin milyonda birine bile henüz sahip değiliz diyebiliriz. Dolayısıyla dediğim dedik diye tutturmaya gerek yok. Evet titreşim, rezonans gibi etkiler vardır. Çekim gücü etkilidir. Ancak bir insanın nasıl biri olacağı doğduğundaki gök kürede denk geldiği zodyak/burç ve yıldız diziliminden çok ailesi, çevresi ve hatta yaşadığı coğrafya ile de ilgili değil mi daha çok? Hangi etkinin daha çok olacağı, ve ihmal edilebilir seviyede etkisiz olanları incelemek lazım.

Diğer taraftan eskiden şarlatanlık denilen, şimdi benim üfürükçü dediklerim de var. Kimi Ezoterik kurumlar da bunlara bayılır. Invisible Masters diye bir kavrama dayanırlar. Buna göre evrenin yönetim ve idaresinde söz sahibi varlıklar kimileriyle kimi şartlarda iletişim kurarak bilgi verir ve yönlendirirler. Tüm insanlık hazır değildir o yüzden yalnızca seçilmiş olanlarla iletişimdedirler.

Ben ruh, enerji vb kavramlara inanmakla birlikte bu yukarıda bahsedilen şeylere eleştirel baktığımı söyleyebilirim.

Biraz bu işin tarihini araştırmak gerek. Doğuya seyahat eden başta teozofistler olmak üzere 18-19. yüzyıl Fransa ve Bohemyasında çok etkindiler.
Spiritüalist diyebileceğimiz bu kişiler ruhlarla ya da bahsettiğim invisible masters ile konuştuklarına inanırlardı.

Ne gariptir kimse iyi de bunlar nereden geliyor diye pek araştırmaz. İngiliz Kraliçesi meşhur Elizabeth o dönem Prusya bölgesinde çok meşhur Spiritüalizm ve Simyayı araştırması için baş müneccimi John Dee'yi görevlendirmiştir. John Dee bölgede tanıştığı Edward Kelly tarafından adeta beyni yıkanarak "kullanılmıştır". Öyle ki simya sırlarını verdikten sonra "büyük iş"in gerçekleşmesi için en son en kıymetlisini de paylaşması gerektiğine ikna edilmiş, eşini paylaşmıştır!!! History Channel Dee belgeselinde bulunabilir detaylar. Kelly şarlatanı tarafından aldatılınca Londra'ya eli boş dönmemek için "Kristal Küre" uydurmacasına sığınmış, meleklerin ve üstün varlıkların bu kristal aracılığıyla "Enokyan Alfabe" ile kendisine mesajlar ilettiğini belirtmiştir. Sigillum denen bu işaretlerden adeta fal bakmış ve dönemin nazırları, aristokratları için kimin geleceği parlak vb. gelecek okumaları yaparak sağlam para kazanmıştır. Edward Kelly ise bir kulede zindanda ölmüştür.

İşte başı sıkışan, mesela kendi yarattığı ezoterik kuruma köken arayan kişilerden bazıları da bu yöntemi uygular. Nereden aldın yetkiyi, seni kim inisiye etti: "Invisible Masters"

Ne kolay değil mi? E bizim Hasan Mezarcı'nın ne suç var, garibanım yıllardır anlatır durur mehdi olduğunu kimse inanmaz...

Psikiyatride Manik Depresif denen bir konudur bu, hatta beynin belli bölgesinde yoğunlaşma olduğu iddia edilir ben böyle birileriyle görüşüyorum, bana tebliğ geldi, ben mesihim mehdiyim diyenlerde. Bugün Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde sanırım 8-10 tane mehdi, 3-5 tane de mesih var. Çok azı yaratıcı olup kendi dininin tebliğini getirebiliyor...

Üfürükçülere dikkat ederseniz siz yokken, alırlar hep tebliğleri, ya da siz varken birilerini dinliyormuş gibi yaparlar. Ama siz duyamazsınız göremezsiniz. Seans yaptıklarında "bekledikleri" gelmezse ortamda bir inanmayan vardır da ondandır.

Bu bizim Şener Şen'in Haraptar köyüne yağmur yağdıramamasını aralarında abdestsiz biri olmasına bağlayan "Şıh" meselesine benziyor.

Bu gibi ruhani konularda sizi etki alanına almaya çalışan biri vardır. Diğer müritler de birer araçtır. 100 kişi bakın bakın görüyor musunuz denilen şeye evet derse, siz de ben de bir hata var niye göremiyorum diyerek görmeye başladığınıza beyninizi inandırırsınız. Bu da bir psikolojik vakıadır kendini gerçekleştiren kehanet adıyla anılır. Elleriyle yaptığı heykelin canlanıp kendini öptüğünü hayal eden Kıbrıs Kralı ile de hikayeleştirilmiştir.

İnsan beyni görmek istediğini yaratabiliyor. Bakın bugün kutsal kitaplarda her arayan aradığını buluyor. Şifreler buluyorlar, biraz oradan biraz buradan alıyorlar, ama hep geçerli kurallar yok, istediklerine ulaşıncaya kadar kurallar evrilip çevriliyor. Şaşırtıcı ama Isaac Newton İncilde şifre çözmeye kafayı takmış biridir ve yazmaları yakın zamanda ele geçmiştir.

Yahudi Kabalası 72 harfli ismi arıyor, bu isim topraktan şekil verdiğiniz insan figürünün ağzına yerleştirilse canlanıp bedene bürünüyor!
Gematria, Notorikon vb. yöntemler, İslamda Cifr Ebced'e dönüşür. Ne tesadüf ki Ebu Hanife hapse atıldığında hücre arkadaşı Anan ben David'dir ve bu kişi Karai Yahudiliği mezhebinin kurucusudur. Karai Yahudileri gelip zamanla Karai Köy' yerleşmişlerdir. O Karai Köy olmuş size zamanla KARAKÖY. Neredeeen nereye.

Bizde de 19 mucizesi gibi çalışmalarla Kuran'dan her istediğini çıkaranlar vardır.

Beynin takıntı haline getirdiğinde neler yaratabileceğini Jim Carey'nin "23" filmini izleyerek görebilirsiniz.

Ancak işte dediğim gibi, kurallar kişiye yere hedefe göre değişiyor. O yüzden bilimsel yöntem değil. Mesela bizde meşhur olan Hurufilik akımı vardır. Bektaşiliği de çok etkilemiş bir akımdır. HRF den gelir, harfler ile evreni okumaya çalışırlar, insanda Allah yazıları vs. görürler. Ancak bu kişiler mesela kimi zaman Arap alfabesini, sayılar uymayınca, tutmayınca da iki haft daha fazla olan acem alfabesini kullanırlar.

Bu üfürükçülerin en sevmediği kişiler özgür düşünceli ve eleştirel bakış açısına sahip kişilerdir.
Bugün Masonluğun kullandığı yöntem kişileri özgür düşünceli ve eleştirel bakışlı kişiler olmaya teşvik ettiğinden, zaman içerisinde Masonluğa girip aradığını bulamayan üfürükçülerde zamanla ayrılarak farklı isimlerde ve farklı yöntemler kullanan, misterlere daha çok ağırlık veren kendi yapılarını oluşturmuşlardır. Bunların başında da Aleister Crowley'nin girip çıktıkları gelir : Altın Şafak Hermetik Cemiyeti, Astrum Argentum, Ordo Templi Orientis

Beyninizi öyle bir alıp yıkarlar ki, cinci şeyhlerin eline düşmüş kadınlara dönersiniz...

Masonluğu girip çıkmış ama aradığını bulamayınca, istediği gibi kullanamayınca benzer yöntemleri ama istemediklerini çıkararak kullanan bu kişiler bir zamanlar Masondu diye, gidip gelip Masonluğu da bu ve benzeri bir yapı sanmak; işte bunların hepsi okumamak, okuduğunu anlamak istememekten kaynaklanır.
« Son Düzenleme: Mart 29, 2022, 10:30:50 öö Gönderen: ANARCHOSA »
Alterius non sit qui suus esse potest


Mart 29, 2022, 12:41:16 ös
Yanıtla #1

Ben bilim eğitimi almış bir birey olarak bilimsel yöntemi önemserim.

Elbette "Science" ile "Scientism" farklı şeyler, bu yeni kavram Bilimi adeta dinleştiren, bilimin dogmasını yaratan bir kitle. Bilimin her şeyi bildiğini, bulduğunu dolayısıyla her şeyin bilimle açıklanabileceğini ve açıklanması gerektiğini, geriye kalan yöntemlerin zırvalık olduğunu vs. savunurlar. Bir Engizisyon üyesi ne kadar dogmatikse bu kişiler de bilim adına bu kadar dogmatiktir.

"I Origins" isimli filmde her şeyi bilim ile açıklayan bir kişinin kaybettiği sevgilisini, bir tesadüfle hintli bir kızın gözünde, bedeninde buluşu ve reenkarnasyonu keşfi konu alınıyor. İlginçtir, öneririm. Sountrack'i de çok hoş.

Kimseler bilmez ama Einstein'da bu "scientism" öncülerindendi. Sonradan değişti denebilir. Hep anlattığım meşhur bir olay vardır Einstein ile. Çok kişiler Einstein Nobel ödülünü "Görelilik Kuramı" ile aldı sanır. Oysaki Fotoelektrik etki üzerine çalışması ile almıştır. Çok iyi matematik kullanan Einstein evrenin sabit olduğunu düşünürdü ve bunu da inanılmaz bilimsel hesaplamalarla "kanıtlamıştı". Evren sabitti, hiç şüphe yoktu. Bilimden daha mı iyi bilecekti diğerleri?

Öte yandan aynı zamanda gökbilim okumuş Georges Lamaitre bir rahipti. Lamaitre Evrenin genişlediğini düşünüyordu. Bunu o dönem yazdığı sayısız mektupla diğer bilim insanlarına olduğu gibi Einstein'a da anlatmaya çalıştı. Ancak bir din adamı, evrenle ilgili ne bilirdi ki! Cevaplayan olmadı, ciddiye alan olmadı. Randevu talepleri reddedildi.

Bir bilimsel kongrede hava almak için kongre alanının yakınındaki parkta bankta oturan Einstein yanına oturan Lamaitre'yi mecburen de olsa 5 dk dinleyiverdi.

Sonra "en büyük hatam" dediği "sabit evren" teorisini (ki matematiksel olarak kanıtlamıştı ve şüphe yoktu) çöpe atarak, evrenin aslında genişlediğini yine aynı üstün matematikle kanıtladı. Bu sefer çalışması Hubble'ın gözlemleri ile de doğrulandı. Evrende Kızıla kayma vardı, Evren genişliyordu...

Bilim yanlışlanabilmeye açık olmalıdır. Bir teori gözlem ve deneyle, şartları sabit oldukça kimin gözlemlediği ile ilgisi olmadan aynı sonuçları verebilmelidir. Bir kuram, onu çürüten doğrulara kulak kapayınca değil, onu çürütecek aksi kanıt bulunamadıkça sağlamdır.

Bugünün Kimyasını Simya'dan ayıran en büyük fark budur. Simya'da başarısız oldukça, ay ve gezegenler doğru pozisyonda değildi de ondan, uygulayıcının niyeti halis değildi de ondan gibi değişik bahaneler sık duyulur. Ancak siz isteseniz de istemeseniz de, yeni hilal de olsa dolunay da olsa Hidrojen yanıcı, Oksijen yakıcıdır ve bu ikisini karıştırırsanız yanma ile su oluşur...


Bilim bana göre halen emekleme döneminde, bilim yeni bir şey yaratmıyor, var olanı keşfediyor. Öyleyse belki de ulaşılabilecek bilginin milyonda birine bile henüz sahip değiliz diyebiliriz. Dolayısıyla dediğim dedik diye tutturmaya gerek yok. Evet titreşim, rezonans gibi etkiler vardır. Çekim gücü etkilidir. Ancak bir insanın nasıl biri olacağı doğduğundaki gök kürede denk geldiği zodyak/burç ve yıldız diziliminden çok ailesi, çevresi ve hatta yaşadığı coğrafya ile de ilgili değil mi daha çok? Hangi etkinin daha çok olacağı, ve ihmal edilebilir seviyede etkisiz olanları incelemek lazım.

Diğer taraftan eskiden şarlatanlık denilen, şimdi benim üfürükçü dediklerim de var. Kimi Ezoterik kurumlar da bunlara bayılır. Invisible Masters diye bir kavrama dayanırlar. Buna göre evrenin yönetim ve idaresinde söz sahibi varlıklar kimileriyle kimi şartlarda iletişim kurarak bilgi verir ve yönlendirirler. Tüm insanlık hazır değildir o yüzden yalnızca seçilmiş olanlarla iletişimdedirler.

Ben ruh, enerji vb kavramlara inanmakla birlikte bu yukarıda bahsedilen şeylere eleştirel baktığımı söyleyebilirim.

Biraz bu işin tarihini araştırmak gerek. Doğuya seyahat eden başta teozofistler olmak üzere 18-19. yüzyıl Fransa ve Bohemyasında çok etkindiler.
Spiritüalist diyebileceğimiz bu kişiler ruhlarla ya da bahsettiğim invisible masters ile konuştuklarına inanırlardı.

Ne gariptir kimse iyi de bunlar nereden geliyor diye pek araştırmaz. İngiliz Kraliçesi meşhur Elizabeth o dönem Prusya bölgesinde çok meşhur Spiritüalizm ve Simyayı araştırması için baş müneccimi John Dee'yi görevlendirmiştir. John Dee bölgede tanıştığı Edward Kelly tarafından adeta beyni yıkanarak "kullanılmıştır". Öyle ki simya sırlarını verdikten sonra "büyük iş"in gerçekleşmesi için en son en kıymetlisini de paylaşması gerektiğine ikna edilmiş, eşini paylaşmıştır!!! History Channel Dee belgeselinde bulunabilir detaylar. Kelly şarlatanı tarafından aldatılınca Londra'ya eli boş dönmemek için "Kristal Küre" uydurmacasına sığınmış, meleklerin ve üstün varlıkların bu kristal aracılığıyla "Enokyan Alfabe" ile kendisine mesajlar ilettiğini belirtmiştir. Sigillum denen bu işaretlerden adeta fal bakmış ve dönemin nazırları, aristokratları için kimin geleceği parlak vb. gelecek okumaları yaparak sağlam para kazanmıştır. Edward Kelly ise bir kulede zindanda ölmüştür.

İşte başı sıkışan, mesela kendi yarattığı ezoterik kuruma köken arayan kişilerden bazıları da bu yöntemi uygular. Nereden aldın yetkiyi, seni kim inisiye etti: "Invisible Masters"

Ne kolay değil mi? E bizim Hasan Mezarcı'nın ne suç var, garibanım yıllardır anlatır durur mehdi olduğunu kimse inanmaz...

Psikiyatride Manik Depresif denen bir konudur bu, hatta beynin belli bölgesinde yoğunlaşma olduğu iddia edilir ben böyle birileriyle görüşüyorum, bana tebliğ geldi, ben mesihim mehdiyim diyenlerde. Bugün Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde sanırım 8-10 tane mehdi, 3-5 tane de mesih var. Çok azı yaratıcı olup kendi dininin tebliğini getirebiliyor...

Üfürükçülere dikkat ederseniz siz yokken, alırlar hep tebliğleri, ya da siz varken birilerini dinliyormuş gibi yaparlar. Ama siz duyamazsınız göremezsiniz. Seans yaptıklarında "bekledikleri" gelmezse ortamda bir inanmayan vardır da ondandır.

Bu bizim Şener Şen'in Haraptar köyüne yağmur yağdıramamasını aralarında abdestsiz biri olmasına bağlayan "Şıh" meselesine benziyor.

Bu gibi ruhani konularda sizi etki alanına almaya çalışan biri vardır. Diğer müritler de birer araçtır. 100 kişi bakın bakın görüyor musunuz denilen şeye evet derse, siz de ben de bir hata var niye göremiyorum diyerek görmeye başladığınıza beyninizi inandırırsınız. Bu da bir psikolojik vakıadır kendini gerçekleştiren kehanet adıyla anılır. Elleriyle yaptığı heykelin canlanıp kendini öptüğünü hayal eden Kıbrıs Kralı ile de hikayeleştirilmiştir.

İnsan beyni görmek istediğini yaratabiliyor. Bakın bugün kutsal kitaplarda her arayan aradığını buluyor. Şifreler buluyorlar, biraz oradan biraz buradan alıyorlar, ama hep geçerli kurallar yok, istediklerine ulaşıncaya kadar kurallar evrilip çevriliyor. Şaşırtıcı ama Isaac Newton İncilde şifre çözmeye kafayı takmış biridir ve yazmaları yakın zamanda ele geçmiştir.

Yahudi Kabalası 72 harfli ismi arıyor, bu isim topraktan şekil verdiğiniz insan figürünün ağzına yerleştirilse canlanıp bedene bürünüyor!
Gematria, Notorikon vb. yöntemler, İslamda Cifr Ebced'e dönüşür. Ne tesadüf ki Ebu Hanife hapse atıldığında hücre arkadaşı Anan ben David'dir ve bu kişi Karai Yahudiliği mezhebinin kurucusudur. Karai Yahudileri gelip zamanla Karai Köy' yerleşmişlerdir. O Karai Köy olmuş size zamanla KARAKÖY. Neredeeen nereye.

Bizde de 19 mucizesi gibi çalışmalarla Kuran'dan her istediğini çıkaranlar vardır.

Beynin takıntı haline getirdiğinde neler yaratabileceğini Jim Carey'nin "23" filmini izleyerek görebilirsiniz.

Ancak işte dediğim gibi, kurallar kişiye yere hedefe göre değişiyor. O yüzden bilimsel yöntem değil. Mesela bizde meşhur olan Hurufilik akımı vardır. Bektaşiliği de çok etkilemiş bir akımdır. HRF den gelir, harfler ile evreni okumaya çalışırlar, insanda Allah yazıları vs. görürler. Ancak bu kişiler mesela kimi zaman Arap alfabesini, sayılar uymayınca, tutmayınca da iki haft daha fazla olan acem alfabesini kullanırlar.

Bu üfürükçülerin en sevmediği kişiler özgür düşünceli ve eleştirel bakış açısına sahip kişilerdir.
Bugün Masonluğun kullandığı yöntem kişileri özgür düşünceli ve eleştirel bakışlı kişiler olmaya teşvik ettiğinden, zaman içerisinde Masonluğa girip aradığını bulamayan üfürükçülerde zamanla ayrılarak farklı isimlerde ve farklı yöntemler kullanan, misterlere daha çok ağırlık veren kendi yapılarını oluşturmuşlardır. Bunların başında da Aleister Crowley'nin girip çıktıkları gelir : Altın Şafak Hermetik Cemiyeti, Astrum Argentum, Ordo Templi Orientis

Beyninizi öyle bir alıp yıkarlar ki, cinci şeyhlerin eline düşmüş kadınlara dönersiniz...

Masonluğu girip çıkmış ama aradığını bulamayınca, istediği gibi kullanamayınca benzer yöntemleri ama istemediklerini çıkararak kullanan bu kişiler bir zamanlar Masondu diye, gidip gelip Masonluğu da bu ve benzeri bir yapı sanmak; işte bunların hepsi okumamak, okuduğunu anlamak istememekten kaynaklanır.

Sayın Anarchosa, bu yazınızdan önce, skoç riti masonu(HKEMBL üyesi) olan, mysticprovacator'ün spiritüalism üzerine yazılarını alıntılamıştım.

Eğer bu dediğinizi doğru sayarsak(ki bilimsel açıdan kanıt yoksa dedikleriniz de haklılık vardır.) ve yine eğer HKEMBL'de genel kâbul sayın mysticprovacator'ün görüşleri gibiyse, ÖMBL bu konular yüzünden mi ayrıldı ve yeni bir yapı olarak kuruldu?

Sizin haklı olduğunuz konu şu; ruh ve ruhçuluk açısından kanıt olması gerekir. Eğer ruhçulukla ilgili gerçek, dişe dokunur kanıtlar varsa o zaman da sayın mysticprovacator haklı olur.

Ama bazen herşey kanıtla da gitmeyebilir diye düşünüyorum. Sezgi ve sezme olayına da inanıyorum açıkçası. Şaka gibi gelebilir ama bende de biraz üfürükçülük var. Sezgisel olarak kahve falı bakıyorum. Ama hep iyi şeyleri görüyorum, görmeye çalışıyorum. Hiç kötü bir gelecekten bahsetmiyorum fal bakarken, iyiyi çağırıyorum yani. Arkadaşlarıma arada bakıyorum öyle. Bunlar kötü şeyler değil kendi açımdan. Ama aklımın gittiği başka birşey vardı, o aptalca ve kötü birşeydi. Kibirli ve ahmakçaydı. Uzun yıllar bu akli hastalıkla savaştım. İnanın çok zor bir süreç ama şükür içgörüm oluştu. Hastalığı yenmemde en büyük etmen ilacım ve benim hastalığımı ve ilacı içmeyi kabullenmem oldu. İlaç içmeyi kabullenmek göründüğü kadar kolay degil. Düşünme hızını ve libidoyu azaltıyor, depresyon da yapıyor. [Hastalığımın örneğini (hasan mezarcı vs.) yukarıda örneklendirdiniz zaten]. Ama sadece ilaçta yetmiyor. Kendi durumumu kabullenmem de gerekliydi. Bu da zor bir süreçti.

Neyse, demek istediğim olay gnostizm ve agnostizm arasında bir yerde duruyor. Burada da insanların gnostik ve ya agnostik olmayı seçme özgürlüğü var. Kimse bu konuda kimseyi hor görmemeli.

Yazınız ve bilgilendirmeniz çok güzeldi.

Sevgiler sayın Anarchosa hocam.
« Son Düzenleme: Mart 29, 2022, 12:44:56 ös Gönderen: Mandıra Filozofu »
Errare humanum est.
Ayıplı Müzmin öğrenci


Mart 29, 2022, 01:41:52 ös
Yanıtla #2

Bu forumda yazı yazan hiçbir forum üyesi, ola ki bir Mason kurumunun üyesi olup Mason sıfatı almış olsalar dahi, bu kurumları temsil edemez, onların adına söz söyleyemez (eski bir üye olarak bu beni de kapsıyor). Bu işlemler Büyük Kurul ya da Büyük Üstadın özel yetkilendirmesini gerektirir.

Bahsettiğiniz üye (mysticprovacator sanıyorum) olsa olsa kendi görüşlerini belirtmiştir. HKEMBL'nin ve dahi ÖMBL'nin bu tür düşünü ya da uygulamaları olmadığını ben bizzat biliyorum. Ama resmi olarak kurumlardan bilgi isterseniz, başvurup, uygun görmeleri halinde cevaplarını edinebilirsiniz. Bu forumun DA HKEMBL ile bir ilişkisi yoktur, hatta forum sahibi olan kişi ABD de yaşamakta ve geçmişte HKEMBL Büyük Üstadına karşı bir tavrından dolayı o dönem burada bolca yazan Mason kardeşler topluca buradan ayrılmışlardır. Artık neden yazmıyorlar konusunun sebeplerinden biri de budur.
Alterius non sit qui suus esse potest


Mart 29, 2022, 02:03:27 ös
Yanıtla #3

Bu forumda yazı yazan hiçbir forum üyesi, ola ki bir Mason kurumunun üyesi olup Mason sıfatı almış olsalar dahi, bu kurumları temsil edemez, onların adına söz söyleyemez (eski bir üye olarak bu beni de kapsıyor). Bu işlemler Büyük Kurul ya da Büyük Üstadın özel yetkilendirmesini gerektirir.

Bahsettiğiniz üye (mysticprovacator sanıyorum) olsa olsa kendi görüşlerini belirtmiştir. HKEMBL'nin ve dahi ÖMBL'nin bu tür düşünü ya da uygulamaları olmadığını ben bizzat biliyorum. Ama resmi olarak kurumlardan bilgi isterseniz, başvurup, uygun görmeleri halinde cevaplarını edinebilirsiniz. Bu forumun DA HKEMBL ile bir ilişkisi yoktur, hatta forum sahibi olan kişi ABD de yaşamakta ve geçmişte HKEMBL Büyük Üstadına karşı bir tavrından dolayı o dönem burada bolca yazan Mason kardeşler topluca buradan ayrılmışlardır. Artık neden yazmıyorlar konusunun sebeplerinden biri de budur.

Keşke ÖMBL'den de HKEMBL'den de üyeler tekrar gelse ve burada bir enerji, hareketlilik olsa. Herkes gelse ve karşılıklı iletişim ve sevgi artsa.

Sevmek ve sevgi gücü o kadar büyük bir güç ki iyileştiriyor. Bu öylesine bir söz değil. Gerçekten sevgi iyileştiren, çok büyük bir güç.

Forumda kalmayı sürdüren, siz ve sizin gibi mason üyeleri de mason olmayan üyeleri de çok seviyorum. İyi ki varsınız. Burada güzel insanlarla sohbet etmek beni iyileştiriyor açıkçası. Depresyonum azalıyor.

Bilim ve hurafe konusunda; bilim, ruhun varlığı ve ya yokluğuyla ilgili çalışmalar yapsa çok güzel olurdu. Bazı nörolojik çalışmalar sanki yapılmaya başlanmıştı diye aklımda kalmış. Umarım bir sonuç çıkar. Eğer ki resmi bir kanıt bulunsaydı, bu insanların dünyaya bakışını da değiştirebilirdi. Bu tür arafta kalmış sezgi bazlı konuların araştırılması, bu konuların varlığı ve yokluğunun kanıtlanması insanlık adına çok büyük bir adım olurdu.

Belki de bilim adamlarının bu konulara da yönlendirilmesi gerekir.

Sevgiler.
« Son Düzenleme: Mart 29, 2022, 02:15:07 ös Gönderen: Mandıra Filozofu »
Errare humanum est.
Ayıplı Müzmin öğrenci