Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Atatürk İngiliz valisi olmak istedi mi?  (Okunma sayısı 15589 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 28, 2012, 10:20:43 öö
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4031
  • Cinsiyet: Bay

Atatürk İngiliz valisi olmak istedi mi?
“Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…” (Moustapha Kemal)

Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı

(M.Armağan)

 1918 şartlarında İngilizleri tutmayan var mıydı ki, Hürriyet gazetesinde yer alan bir köşe yazısında(1), Mondros Mütarekesi’ni ve İngiliz himayesini kabullendiği için Sultan Vahdettin’e hain yaftası yapıştırılabiliyor?

Açın bakın, Mondros’ta İngiltere ile aramızda rica minnet çöpçatanlık yapan General Twnshend’in hatıralarını, İngiliz gemileri kasım ayında Çanakkale’den nasıl birer ‘kurtarıcı prens’ olarak girmişlerdir, hayretle görürsünüz. Hadi onu bulamadınız diyelim, bari tarihçi Orhan Koloğlu’nun 1918 yılı üzerine yazdığı kitabındaki(2) basın taramasını okuyun ve zamanın PTT’sinin Mondros Mütarekesi’ni kutlamak için tam 22 bin serilik bir posta pulu çıkardığını hayret ve ibretle görün.

17 Kasım 1918
O zaman Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da ingiliz istihbaratinin Salih Fansa araciligi ile yardim parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918′de aynı gazetede çıkan söyleşisinde “İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı” mesajını verdiğini de, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise “Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini” söylediğini ve dahi “muhataplarımızla [yani İngilizler, Fransızlar vd.] anlaşmak lazımdır” dediğini de hatırlamamız gerekmez mi? Ya Mustafa Kemal Paşa’nın 11-13 Ekim 1918′de Halep’ten Vahdettin’e çektiği telgraftaki ilginç teklifleri… Şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta: Müttefiklerle olmadığı takdirde ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır.

(Orijinali: “Müttefiken olmadığı takdirde münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.”)(3)

Peki, bütün bu belgeler bilinip dururken birilerinin kalkıp da “Mütareke hükümlerine sonuna kadar riayetkâr davranmalıyız” şeklindeki tavrı nedeniyle Vahdettin’in hain ilan edilmesini anlamak gerçekten de mümkün değil.

Karabekir’in hatıratında Vahdettin

Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Kâzım Karabekir’in bile yakılan kitabı İstiklal Harbimizin Esasları’nın ilk baskısında (1933) Sultan Vahdettin’le son görüşmesine dair hatıraları, kitabın sonraki baskılarında açıkça sansüre tabi tutulmuş değil midir?

11 Nisan 1919

Halbuki Vahdettin, 11 Nisan 1919 günkü görüşmesinde, birkaç gün sonra Trabzon’a giderek yeni görevine başlayacak olan General Kâzım Karabekir’e dönüp, “Paşa, ben ve millet sizlerden ümitliyiz… Hayır dualarım ve niyâzlarım sizinle beraberdir” demiş, Karabekir Paşa da kendisine şöyle cevap vermişti: “Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zât-ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir şevket-meâb.” Üstelik Karabekir Paşa dışarı çıkınca onu heyecanla bekleyenler arasında bir tanıdık da vardır kapının önünde: Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari Mustafa Kemal Paşa. Hemen Karabekir’e sorar:

"Neler konuştunuz?" Karabekir, Padişah’ın kendisini hayır dualarla yolculadığını anlatınca Mustafa Kemal Paşa şu anlamlı tespiti yapar oracıkta: Sen Erzurum’a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel dayanak noktası teşekkül ediyor. Ne yazık ki, İstiklal Harbimizin Esasları’nın 1951 ve sonraki yıllarda yapılan baskılarında bu ve benzeri türden Vahdettin’i ‘beraat ettirici’ nitelikteki ibarelerin itinayla temizlendiğini hayretle görürüz. Eh, Karabekir’in kitaplarında durum buysa gerisini varın, siz düşünün.

Mustafa Kemal’in yukarıdaki sözüne dönelim tekrar. Ne demek istiyor? Gayet açık bence: Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa’yı Edirne’ye, Ali Fuat Paşa’yı Ankara’ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa’yı Erzurum’a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece isgalcilere karsi Anadolu direnişinin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmıştir.

15 Mayıs 1919

Sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin’le görüştükten sonra dördüncü ve merkezi ayağı oluşturmak üzere Samsun’a doğru yola çıkacaktır. Nitekim bu görüşmeyi sonraları Falih Rıfkı Atay’a anlatan Atatürk, Vahdettin’in kendisine, “Şimdiye kadarki başarılarınızı unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin” dediğini nakletmemiş miydi? Öyleyse soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk’ün ağzından yaptıkları anlatılan Vahdettin nasıl hain olabiliyor?

İngiliz gizli belgeleri ne diyor?

Son olarak İngiliz gizli belgelerine bir göz atalım. Aslı Britanya arşivlerindeki gizli yazışmalara göre, işgalci İngilizler, şimdi de ‘esir padişah’ı Samsun’a çıkmış bulunan Mustafa Kemal Paşa aleyhine konuşmaya zorlamaktadırlar. Ne var ki, Vahdettin kendilerine, Mustafa Kemal Paşa’nın ancak İtalya’nın birliğini sağlayan millî kahramanları Garibaldi kadar “haydut” kabul edilebileceğini, onun yurtseverliğinden kuşku duymadığını, dahası ona saygı ve hayranlık hissetmemenin güç olduğunu söylemiştir.(4)

İngilizler de bu sözleri resmen kayıtlara geçirmişler. Vahdettin’in ifadelerinin İngilizce çevirisi şöyle: “It is absurd to label the Nationalist Movement as the tyranny of a set of non-Turkish brigand and patriot in much the same sense that Garibaldi was, and is difficult not to respect and admire him.”

14 Kasım 1918
Bir başka belge ise gerçekten şaşırtıcı. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul’a gelip Pera Palas’ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la görüşmek ister. Price, Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: “Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini”bildirmemi rica etti. “Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

Kim kahraman, kim hain?

Anadolu’da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: “Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…”(5) Türk Tarih Kurumu’nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler. Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?

Kaldı ki, kimin hain, kimin kahraman olacağına gazete köşelerinden yahut meclis kürsüsünden karar verilemez; hatta mahkemeler bile buna karar veremez. Bunun kararını kamuoyunun vicdanı ve “tarih” denilen o acımasız yargıç verirse verir. Hem Fransızlar şu General Petain’in hain mi kahraman mı olduğuna 60 küsur yıldır karar verebildiler mi? Adam üstelik vatanını Almanya’ya gerçekten peşkeş çektiği ve işgalcilerle düpedüz işbirliği yaptığı için İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra herkesin gözü önünde yargılanıp idama mahkûm edildiği halde bugün dahi onun bu şekilde davranmakta haklı olduğunu düşünen Fransız vatandaşları azımsanmayacak sayıdadır. Dahası, bu bir rejim sorunu değildir Fransa’da; bir tarih sorunudur. Ne diyelim, darısı bizim Vahdettin’in başına.

En iyisi son sözü, bir ara bakanlık da yapmış olan Hüseyin Cahit Yalçın’a bırakmak. Bakın yakın tarihimizdeki hain-kahraman düellosu hakkında bu tecrübeli kalem ne ibret-âmiz laflar söylemiş:

“İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi [Mondros'u] imza eden Rauf [Orbay] Bey, bugün âdeta vatan haini oluyor. Çünkü Halk Fırkası’ndan çıkmıştır. İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi kabul eden ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Fethi [Okyar] Bey ise bugün Millet Meclisi Reisi bulunuyor. Çünkü, henüz Halk Fırkası’na mensuptur. Bu ne mantıktır, bu ne ölçüdür, bu ne mutaassıp fırkacılık [particilik] hissidir?”(6) Tarih yalan söylemez; ama ona yalan söyletilebilir. Tabii yatsıya kadar…

 

KAYNAKLAR :

1) Bkz. Tufan Türenç, “Tarih yalan söylemez: Vahdettin haindir”, Hürriyet, 14 Kasım 2007.

2) Orhan Koloğlu, 1918: Aydınlarımızın Bunalım Yılı, İstanbul 2000, Boyut Kitapları, s. 190.

3) Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, s. 232.

4) Bkz. S. Ramsdan Sonyel, Turkish Diplomacy 1918-1923, Londra 1975, s. 154, dipnot 1′den aktaran: Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, İstanbul 1992, Tekin Yayınevi, s. 249-250.

5) Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98. 6) Aktaran: Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz, cilt IV, İstanbul 1962, s. 180.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Haziran 29, 2012, 03:26:02 ös
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi

Türkleri kutsal hatasız vb. ithamlarla diğer ırklardan üstün kabul etmek ne kadar yanlış ise İngilizleri Almanları Rusları Arapları vb. toptan negatif sıfatlarla itham etmek de yanlıştır. Çevreyi zehirleyen şirketlerin CEO ları  ile çevre örgütlerinin protestocuları arasındaki tek fark protestocuların daha fazla çevre sorunlarına duyarlı oluşları değil "bende niye para yok" isyanının sevimli şekilde dışa vurumudur.

Yani aynı düşünce ve duyguya sahip insanları hayat şartları düşman gibi karşı karşıya getirebiliyor.

Atatürk aslında içten içe batı uygarlığına hayran biri olabilir fakat şartlar onu o uygarlıkla çetin bir savaşın içine sürüklemiş olabilir. 

Bazen ben de düşünmüyor değilim ülkemiz İngiliz sömürgesi olsaydı daha kaliteli özgür vb. bir yaşam şartlarımız olabilirdi. Yaşanılanlara bakınca İngilizlerin  müslüman halka Kemalistlerden daha fazla vicdanlı en azından mantıklı yaklaşacaklarını düşünüyorum. Ekonomik ve sosyolojik gelişmeler açısından da mandacılık olumlu olabilirdi. Paralel evrenler şeklinde geriye dönülüp yaşanılmış halini karşılaştırma gibi bir fırsatımız olamayacağı için ancak bir soru işareti olarak kalıyor. Yani Atatürk ve milli mücadele varolmasaydı daha uygar bir toplum olarak varolma şansı yakalayabilirdik belki de. Çanakkale vb. savaşlar yaşanmazdı. Ki yazıda belirtilen Atatürkün ingiliz valisi olma arzusu da İngilizlerin bizden fersah fersah ilerde olduklarını işaret ediyor olabilir.

Atatürk inkılapları ve Kemalizm'i en güzel ifade eden şey bence linkini vereceğim Peugeot reklamı olabilir.
peugeot 206 reklamı -hindistan'da çekilmiş olan


Fakat neticede milyonlarca insanı sömürüp milyonlarca canlıyı katleden firmanın milyon dolarlık bir CEO olmaktansa onurlu bir aç sefil olmak arasında seçim yapılınca ben açıkcası her seçime de saygı duyuyorum. Atatürk boyunduruk altına girmeyi kabul etmemiş, benzer şekilde milletimiz de her tür boyunduruğu kabullenememiş ve hala  bunun mücadelesini verme çabası içindedir.

Saygılarımla.


Temmuz 01, 2012, 12:18:50 ös
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Sayın masor, kullandığınız ingiliz sömürgeciliğiyle alakalı ifadeler gerçekten çok acı... Öncelikle size 'Sömürge' kelamının anlamını hatırlatmak isterim: Bir ülkenin kendi sınırları dışında kalan bir alanı, yeraltı kaynakları ve insan gücü açısından  SÖMÜRME POLİTİKALARININ TÜMÜNE, SÖMÜRGECİLİK DENİR. İngiltere'yi, dünyada sömürgecilik düzeninin yayılması ve kabul görmesi açısından bir 'mucit ülke' olarak görmek, ne yazık ki abes olmayacaktır. Afrika'da yürütülen sömürge politikalarının neticelerine yabancı olduğunuzu kabul etmek istemem. Zenci diye tabir ettiğimiz siyah derili insanların köle olarak kullanıldığı bir sömürü düzenin, şu anda dünyada mevcut olan açlık ve hastalıkları yarattığı tüm bilimsel çevrelerce kabul edilmiş bir gerçektir. Nelson Mandela ve Mahatma Gandhi'nin İngiliz Sömürü düzenine karşı verdiği mücadeleyi, insan haklarının ihlaline ve zulüme karşı verilen bir mücadele olarak değil de, SEÇİLMİŞLERE HİZMET ETME GELENEĞİNE karşı yapılan bir isyan (ayaklanma) olarak görüyorsanız bir şey diyemem tabi... kafanızda nasıl bir ingiltere tasavvur ettiğinizi gerçekten anlayamadım: Irkçılığın mimarı, dünya savaşlarının yegane fitilleyicisi ve ekonomik krizlerin temeli sayılan türev ürünlerinde gerçekleştirilen manipülasyonların yasal ortağı olan İngiltere'den mi bahsediyoruz? Hani şu anda ellerinde kalan genç nüfusun %60'nın uyuşturucu bağımlısı, %80'inin ise alkolik olduğu kendi basın yayın organları tarafından açıklanmış (İngiltere'ye hiç gittiniz mi bilmiyorum fakat ben gittim; yol ortasında umursamazca tuvaletini yapan keşlerden geçilmiyor caddeleri...) bir İngiltere'nin sömürüsü olmanın çok daha iyi olacağını mı düşünüyorsunuz gerçekten? Kiliseleri bile kendi kralları tarafından devrişilmiş  bir İngiltere'nin; bırakın başka dinlerin mensuplarını, kendi dinlerinin hatta kendi kiliselerinin mensuplarına bile saygı ve sağduyu göstermeyen bir İngiltere'nin bizi milli kimliğimiz ve dinimizle olduğumuz gibi kabul edeceğine mi inanmalıyım? Lütfen gerçekçi olalım ve her ne kadar savunmasam ve saygı duymasam da bizim aslımız olan Osmanlıyla yüzyıllar süren haçlı mücadelelerinde nefret ve kin biriktirmiş bir medeniyetin bize kucağını açarak, gel herşeyi unutalım diyeceğini hiç sanmıyorum. Demiş olsaydı şu anki gerginlikler ve Avrupa birliği krizi hala yaşanıyor olmazdı zaten. Herşey bir yana şunu araştırmakta çok büyük yarar olduğuna inanıyorum; yüzyıllar boyunca bu coğrafya üzerinde kurulmuş türk devletlerin içinde hristiyanından, yahudisine, putperestinden, zerdüştüne dek pek çok inanç mozaiği yaşamışken, batıya baktığımızda, onların kurduğu devletlerin içinde bu inanç mozaiği asla vücut bulmamıştır.         

esenlikler dilerim... 


Temmuz 01, 2012, 01:08:08 ös
Yanıtla #3
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 187
  • Cinsiyet: Bay

Osmanlı döneminden genç cumhuriyetin temellerinin atılmasını özenç temasını işleyen bir reklamla anlatmanızı anlamak mümkün değil sayın masor

6 asırlık bir imparatorluk sistemi özenç için mi yeniden yapılanmaya girdi

Özenç ayrıca nedir ? Sadece bir duygu ... Millet , halk ve devletlerin sergileyeceği duyguları olmaz adım organizasyon ve hedefleri olur.

Atatürk e özenç sahibi biri olarak bakmanız atılan bilimsel ve akılcı adımları görmezden gelip bilimsel ve akılcılığı dünyadaki belli başlı odaklara yerleştirmenizden kaynaklanıyor.

Ayrıca Türk Milletini Atatürk ile özdeşleştirmeniz Atatürk e yapabileceğiniz büyük bir haksızlıktır.Çünkü Türkiye projesi yöneticiliğinde Atatürk olan demokrasi ve bilimsel adımların olduğu yekün bir proje... Temeli demokrasi olan bir hareketin sahibini nasıl olurda milletle özdeşleştirirsiniz.

Bilim evrensel bir değerdir , demokrasi evrensel bir değerdir. Kimsenin tekelinde değildir.

Masonlar.org forum platformundayız . Hani dil din ırk yapmadan evrensel bilimsel değerlerle hareket etmek.

Nerede dogma,önyargı,duygusal yargılamalardan uzak yaklaşımlar ...

Saygılarımla


Temmuz 01, 2012, 01:36:53 ös
Yanıtla #4
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4031
  • Cinsiyet: Bay

Sömürü ve sömürge konusu için ayrı bir konu açmak şart oldu ki tartışılabilsin.Herkesin muhakkak bir diyeceği vardır bana görede var mesela ingiltere görünüşte bir sömürge ülkesi gibi duruyor ama benim için ise israil devletinin müstemlekesidir oda tıpkı amerika gibi.Neyse konumuz tam bu değil Tarihin tozundan elime gelen bir bilgiyi paylaştım Atatürk sömürge valisi olmak istemişmi konu bu nasıl değerlendirmeliyiz bu sözü,halbuki Bidiğimiz atatürk her tür manda fikrinie karşı çıkmıştı.Söz doğru ise henüz kafası netleşmemiş bir atatürk portresi oluşuyor kafamızda demektir.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Temmuz 01, 2012, 02:25:52 ös
Yanıtla #5
  • Ziyaretçi

Atatürk bir osmanlı devlet adamıdır , bunu unutmamak gerekiyor ingiliz valisi olmak istemesi gayet normaldir türk milletine  farklı görevlerde hizmette bulunması şahsi fikrime göre  normal karşılanmalıdır,
padişah vahdetin konusuna gelirsek, daha ailesi içinde kendi otoritesi düzgün olarak sağlayamaması (kendi akrabalarından vekalet alamadı sürgün yıllarında) ve pasif durumu osmanlının çöküşünü hızlandırmıştır...
bu tarz durumlar hainlik olarak farklı milliyetçi cepheler tarafından algılanmış olabilir herkezin kendi görüşüdür...


Saygılarımla,
418


Temmuz 01, 2012, 08:20:26 ös
Yanıtla #6
  • Ziyaretçi

Sayın Kudüs Prensi sizin yorumlarınıza da katılıyorum. Duygusal yaklaşım ile mantıklı yaklaşım malesef aynı safta duramayan kavramlardır. Bu nedenle dogmalaşmış kavramlar üzerinde objektif fikir üretmek duygusallığın verdiği engelleme nedeniyle çok zorlaşıyor. Bu yüzden olsa gerek karşı taraftaki insanların fikirleri her zaman için dogmalaşmış beyinlerden üretilen fikirlerden daha objektif kalmaktadır.

İngiltere olayına gelirsek ben gitmedim fakat gidip gezmek, toplumu gözlemlemek de isterdim. İngiltere havada oluşan hortumun ve kasırganın merkezi gibi duruyor. Güvende olabileceğiniz tek yer kasırga ve hortumun tam merkezidir. Belki de bu nedenle sömürgecilerin kendi yaşam alanlarında olumsuz tablolar en aza indirgenmiş olabilir. Kendi yaşam alanlarına kendileri de fiziksel ve psikolojik açıdan yıpranmamaları için negatiflikleri yaklaştırmamış olabilirler. Yani bu İngilizlerin iyi insan olduklarından ziyade sadece kendilerini düşünmelerinden kaynaklı olabilir. Ki bu böyle olmasaydı sömürgecilik yapmazlardı. Benzer şekilde Amerikalılar da kıtaya geldiklerinde sadece kendilerinin vahşi olduklarını farkedince kızılderilileri kolay lokma olarak yok etmeyi başardılar. Fakat ilginç tarafı Amerika ve Avrupa uyuşturucu ve fuhuş gibi ahlaki dejenerasyona maruz kalsa da özgürlükler açısından en yaşanılası topraklardır. Bunun nedeni de kasırganın merkezi olmalarından olabilir. Benim bunu dile getirmem yani keşke Türkiye'de değil Avrupa veya Miamı gibi bir yerde yaşasaydım dememle Atatürk'ün bahsi geçen lafı arasında pek fark yok gibi duruyor. Bunda K9'culuk oynayıp vatana millete ihanet kokusu aramak ne kadar mantıklıdır bilemiyorum. Ki dikkat edilirse en ulusalcı, Atatürkçü Kemalist asker veya aydın kesim bile çocuklarını ülkemizde yetiştirmezler genelde kasırganın merkezinde eğitim görür ve yaşatırlar.

Sayın Neumann benim İnkılap tarihinde gözlemleyebildiğim şey tamamen o reklam filmini anımsatıyor. Hukuk sisteminden giyim kuşama kadar Avrupaya zorla benzetilme çabasından başka bir şey görünmüyor. Fakat bilimsel bilinç kaliteli tüm beyinler Çanakkalede vb. şehit olduklarından dolayı varolmadığı için bir kültürün yaratılmasının devrimlerle olamayacağını bunun için binlerce seneye ihtiyaç olduğunu görememeleri eksik kalışları var. Fakat kötü niyet arayışı içinde değilim özellikle Atatürk'ün kendisi için. Çevresindeki insanlar ise soru işaretleriyle doludur ki vefatının hemen ardından ülke onların ayakları altında kaoslar içinde kendini kaybetmiştir.


Saygılarımla.







Temmuz 01, 2012, 10:17:08 ös
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

Sayın masor; anlayışınız gerçekten bir diplomasi kasırgası...  Ve ben neyi kastettiğiniz konusunda batılı aydın fikrin garibanı olmam dolayısıyla meczup durumdayım.  Fakat şunu bildiğimden eminim; İngiltere olarak ifade ettiğimiz Birleşik krallık, demokrasi çeşidi açısından yarı demokratik, yani gücünü hala Kralından alan bir yarı monarşik yapıdır. Türkiye Cumhuriyeti ise tam demokratik yapısı ile dünyada anayasa ve hukuku açısından ender ülkelerden biridir. Ben Churcill'in şu söznünü size hatırlatmadan geçmek istemem;
 'Biz bayrağımızla uyur, bayrağımızla uyanırız...'

İngiliz siciminin bu ülkede rağbet gördüğünü elbetteki yatsıyamam fakat eğer mesele gerçeğe ve aydınlığa erişmek için verilen bir mücadele ise İngiltere Türkiye Cumhuriyeti devletinden bu konuda çok daha hakir ve fakir olmakla birlikte ÇOK DAHA AYRIMCI BİR YAPIYA SAHİPTİR. İNGİLİZ SÖMÜRGE NAZIRLIĞININ BEN BİZZAT ŞU ANDA HALA BİRKAÇ ÜLKEDE GAYRİ RESMİ VARLIĞINI SÜRDÜĞÜNDEN HABERDARIM. Rica ediyorum, en azından bu iletimi Osmanlıyı savunduğumu düşünerek alglamayın. Daha önceki iletimde de böyle bir unsur yoktu fakat her ne hikmetse böyle algılamışsınız... Ayrıca bir şey daha belirtmek isterim; Amerika Birleşik Devletlerini var eden İngiliz Milliyetçiliğidir. Asıl dünya vatandaşları için zararlı olan Türk Milliyetçiliği değil; İngiliz Milliyetçiliğidir...


Temmuz 01, 2012, 11:25:52 ös
Yanıtla #8
  • Ziyaretçi

Sayın Kudüs Prensi "Türkiye Cumhuriyeti ise tam demokratik yapısı ile dünyada anayasa ve hukuku açısından ender ülkelerden biridir" sözünüze gerçekten katılıyor musunuz merak ettim dogrusu.

Rahmetli Atatürk'ün kalıp haline getirilmiş çok güzel cümleleri vardır örneğin "Hayatta en hakiki mürşid ilimdir".. Türkiye Cumhuriyeti'nin kaoslar ülkesi olmasının altında yatan ana sebep de ilim ve bilimden mahrumluktur dersek havada kalan bir tez olmaz. Örneğin harf inkılabı yapılırken dil uzmanı ve sosyoloji uzmanı insanlarla oturup oturaklı uzun bir çalışma yapmaz iseniz binlerce yılda oluşmuş kültürel altyapıyı dinamitlemekten ve halkı cahilleştirmekten öteye geçmeniz mümkün olmaz. Ondan sonra da işin içinden çıkamaz kendi kültürünüzle yenemeyeceğiniz bir iç savaşa sürüklenirsiniz. İngilizlerin bilim ve fende çok ileride olmalarından ötürü ingiliz mandası altında daha olumlu gelişmeler yaşanabilirdi diye düşünmeye sevk eden de bu yaşanılmış mantıksız ilme sosyolojiye ters uygulamaların getirdiği kaosların neticeleridir.

Tabi ki o zamanın şartlarını göz önüne almadan Atatürk inkılaplarını ve devrimlerini eleştirmek de acımasız bir yaklaşım tarzıdır. Kolu güçlü bir rakip tarafından bükülen birinin hareket kaabiliyetini eleştirmek gibi bir şey oluyor. Bence eldeki malzemeyle yapılabilecek en iyi yapıydı fakat yöntemler eleştiriye açık duruyor.

Sömürmek ve sömürülmek insan tabiatında var olan değişmeyecek bir kavram. Daha bebek ve ufak bir çocukken bile insanlar anne babasının sevgisini sömürerek büyür. Ülkelerin de birbirini sömürmesi doğaldır. Bu açgözlülük ve doyumsuzluk mertebesine ulaşınca da kaoslar, savaşlar, mafyalaşmalar peşinden oluşuyor. Örneğin Afrika'dan silah zoruyla getirilip Amerika'da köle olarak satılan insanların hallerinin değişmesindeki tek etken Amerikan sosyetesinin imana ve insafa gelmesi değil fabrikalaşmanın ve sanaayinin gelişimiyle alt yapı kaynakları Afrika'da olduğu için kölelerin kendi ülkelerinde fabrikalarda kullanımı daha avantajlı oluşundan kaynaklıdır. Fırtınanın ve kasırganın merkezinde kaos istenmediği için de zamanla demokratikleşme, köleliğin kaldırılması, zencilerin sosyal yaşamda hak sahibi haline gelmeleri gibi olumlu faktörlerin gelişimine engel olamamış olabilirler.

Saygılarımla.


Temmuz 01, 2012, 11:50:14 ös
Yanıtla #9
  • Ziyaretçi

Tartışmamız nasıl buraya geldi ben tam anlayamadım... Ayrıca ben Türkiye Cumhuriyetini de körü körüne savunmuyorum; Mustafa Kemal de dahil... Ben sadece Birleşik Krallık ile karşılaştırıldığında, insan hakları ve siyasi rejim açısından çok daha ileride olduğunu söylüyorum. Bugünkü Türkiye CUMHURİYETİ Hükumeti bile Kraliçe Elisabath'in halk meclisinin kabinesine yönelik baskılarından daha demokrat... İngiltere'nin Kuzey Kıbrıs konusundaki saçma sapan saplantısını irdelerseniz, haklı olduğumu göreceksiniz. Bırakın artık Türkiye'yi geri kalmış görmeyi. Bilmeden ve taraflı yaklaşımla yapılan her yorum, doğru olan fikri dogma gibi gösteriyor. Nedir bu batı saplantısı ben bir türlü anlayamıyorum. Rönesans ve Reform çağı geride kaldı. Avrupa coğrafyasıyla birlikte yok oluyor. Kültürü iskandinavyadan çarpma zaten... Avrupa'yı Avrupa yapan Germen'lerdi; franklar değil... Bilimini kuran Arap kaynaklarıydı. Alfabesini veren ibranilerdi ( ki onlar da kökenine bakarsan arap çıkışlıdır...) Hangi Avrupa'dan bahsediyoruz; hangi İngiltere'den... Sağır İsmet boğazları Almanlara açsaydı, Avrupa mı kalırdı şimdi; İngiltere mi? 


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
Amerikalı,İngiliz ve Iraklı

Başlatan bilmeliyimgalilei Mizah

2 Yanıt
3770 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2008, 01:27:49 öö
Gönderen: bilmeliyimgalilei
2 Yanıt
4069 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2013, 04:53:47 ös
Gönderen: Samuray
6 Yanıt
6477 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2013, 05:14:32 ös
Gönderen: john
Kitap isteği

Başlatan MMT « 1 2 » Genel

10 Yanıt
8669 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 07, 2015, 01:15:39 ös
Gönderen: burakc
5 Yanıt
7446 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 23, 2015, 11:38:27 ös
Gönderen: kudüs prensi
0 Yanıt
5651 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 20, 2010, 04:08:14 ös
Gönderen: Mozart
0 Yanıt
4450 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 01, 2011, 11:56:03 öö
Gönderen: oasis
22 Yanıt
10617 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 12, 2012, 01:55:38 öö
Gönderen: yavuz
19 Yanıt
10842 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 14, 2014, 08:46:32 öö
Gönderen: ADAM
6 Yanıt
4942 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 20, 2014, 09:56:15 ös
Gönderen: asimov