Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: OPERATİF MASONLUK - 5  (Okunma sayısı 3139 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 09, 2009, 12:07:49 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay



Bu konu üzerindeki anlatımlarıma bir ara vermiş ve aslında başlık ile bağlantılı olan Komo Ustaları örgütünün özelliklerini özetlemiş, andından manastırlara değinmiştim. Şimdi bundan sonrasına devam ediyorum.



Özgür Masonluğa Doğru


Operatif Masonlar, meslekî uygulamalarına ve sanatlarına duyulan gereksinmenin ve gösterilen saygının etkisiyle, giderek ayrıcalıklı bir nitelik kazandı.

Bu ayrıcalıkların gelişmesi, özgürlüklerine kavuşmalarına yol açtı.

Bu yalnızca bir nesnel özgürlük değildi; yaşam tarzlarını istedikleri gibi seçebiliyor, kendi örgütsel yasalarım düzenleyebiliyor, istedikleri yere gidebiliyorlardı.

Orta Çağda belirli bir yere bağlı kalmayan ve her iş bulduğu yerde çalışan operatif masonlar, çoğunlukla Komo Ustaları’nın öğrencileriydi. “Gezgin Masonlar” olarak anılan bu meslek sahipleri, hâlâ manastırların emrinde de çalışmakla birlikte hiçbir manastıra da sürekli olarak bağlı değildi. Hepsi de mesleğin öteden beri benimsenmiş ve uygulanmakta olan kuralları ve disiplini içinde yoğrularak yetişmiş olduklarından, gittikleri yeni bir yerin koşullarını da yadırgamazlardı.

Gezgin masonlar arasında hem ustalar, hem kalfalar, hem çıraklar vardı. Her bir kalfa, on kadar çırağın eğitimini de üstlenirdi. Bu amaçla da bir inşaat yapılacak olan her yerde masonların kendi kullanımları için bir kulübe kurulurdu. Sonradan, bu amaçla kurulan kulübenin boyutları büyütüldü; hem araç ve gereçlerin korunması hem de çalışma boyunca tapınak gibi kullanılır oldu. Bundan böyle bu kulübeye Loca (Lâtincede Loga) denilir oldu.

Geçici Localar Yerine Yerleşik Localar


Avrupa’da Operatif Masonluğun gezginlik niteliği, 13. yüzyıla kadar sürdü.

13. yüzyıldan başlayarak, geçici locaların sürekli localar haline dönüşmesi dönemine geçildi. Bu değişimin en belli başlı nedenlerinden biri, yapılmakta olan binaların giderek büyümesi, Gotik işleme ve süslemelerin çok uzun zaman alması, böylelikle tek bir işin bile bir insanın tüm ömrünü doldurmasıydı.

Operatif masonların gezgin niteliği, manastırlardan ayrılmayı ve özgürlüklerine kavuşmayı kolaylaştırmıştı. Ancak operatif masonlar, böylelikle kazandıkları nesnel özgürlük ile yetinmeyi yeterli bulmadı. Sanatlarında da özgürlüğün sınırlarını zorlamaya giriştiler.

Katolik Kilisesi, bu özgürlük eyleminden dolayı pek rahatsız oldu. Operatif masonların sanatlarında yer yer Kilise’nin isteklerine aykırı tutumlar ortaya çıkmaktaydı. Bu yüzden Kilise manastırlara baskı yapmaya, manastırları bünyelerindeki operatif masonları daha iyi denetlemek hatta sanatlarını istenilen doğrultuda kullanmalarını sağlamak için zorlamaya başladı. Manastırlar da ister istemez “yüksek otorite”den aldıkları yönergeyi uygulamaya yöneldi. Bu durum ise, masonların manastırlardan ayrılarak kendi bağımsız örgütlerini kurmaya başlamaları için yeterli vesile oldu.

Ancak feodal toplum düzeninin ağır koşulları altında locaları birer bağımsız örgüte dönüştürmek hiç de kolay bir iş değildi. Masonların toplum içinde diğer halk tabakalarından farklı kişiler olması yetmiyordu. Daha 9. yüzyılda iken bir grup mason, farklılıklarını kanıtlamak üzere kendilerine özgü bir biçimde sakal bırakmış, bundan dolayı da Barbati Fratres (Sakallı Kardeşler) olarak anılmışlardı ama bu onlara bir özgürlük yolunu açamamıştı.

Orta Çağ masonları, gerçek özgürlüklerini ancak Kilise’nin tutumuna karşı durabilen egemen monarşik güçlerin kendilerim desteklemesiyle elde edebildi.

Bundan dolayı da Kilise, birçok krala düşman oldu.

Korporasyon

Operatif Masonluğun Orta Çağda Britanya’daki gelişimi, Kıta Avrupası’na oranla biraz farklı bir doğrultuda oldu. Roma İmparatorluğu’nun etkisi kalktıktan sonra Britanya’da, kolejlerden örnek alınarak oluşturulan, ancak ayrı ayrı birimler olarak değil de tüm ülkeyi topluca kapsayan meslek ve sanat birlikleri oluşturuldu. Bunlara “korporasyon” (corporation) denildi.

Herhangi bir mesleğin ya da sanatın korporasyonu, o meslek ya da sanatın ülkedeki tüm uygulayıcılarından oluşmaktaydı fakat bir merkezî otorite niteliğini taşıyan herhangi bir yetkili organ yoktu. Ancak bu yaygın birlik ve beraberliğin varlığı, Britanya’daki operatif masonların, Kıta Avrupası’ndaki meslektaşlarından yaklaşık üç yüz yıl önce düzenli bir sisteme kavuşmalarını sağladı.

926 yılında İngiltere Kralı Athelstan, tüm masonların bir genel kurul toplayarak kendi yasalarını oluşturmalarına izin verdi. Eski masonik belgelerde belirtildiğine göre, kraldan bu izni koparmış olan üvey oğlu Edwin’dir. (Aslında Edwin kralın üvey oğlu falan değildir ama eski belgelerde öyle denir.) Gerçi bu yasaların oluşturulmasında soylular ve devlet yöneticileri özellikle gözetilmişti ama masonların çalışmaları da belirli kurallara bağlanmış, bu kurallarla uyum içinde bulundukları sürece de kendilerine bazı ayrıcalıklar tanınmıştı. Operatif Masonluğun bu ilk yazılı yasaları, oluşturulmuş oldukları yerin adıyla, York Yasaları olarak anılır.

Bu yasaları Masonluğun Eski Belgeleri başlığı altında yeterince anlatmıştım. Onun için burada yinelemiyorum.

York Yasaları, bazı masonik literatürde “Gotik Yasalar” olarak anılırsa da, bu tarihte henüz Gotik Mimarî Sanatı’nın ortaya çıkmamış olduğunu göz önüne almak gerekir.

Asıl Gotik yasalar, 13-15. yüzyıllarda Orta Avrupa’da, York Yasaları’ndan yararlanılarak ve büyük ölçüde örnek alınarak oluşturulmuş bulunan Operatif Masonluk yasalarının tümünü kapsar. Nitekim bu yasaların “Gotik” olarak anılmalarının nedeni, oluşturdukları tarihlerde artık Gotik Mimari’nin Masonlukta tek sanat türü haline gelmiş bulunmasındandır.

Gotik Mimarı Stili ve Sanatı

Operatif masonların, Özellikle Orta Çağın son birkaç yüzyılında geliştirerek hemen tüm Orta ve Batı Avrupa’da uygulamış oldukları Gotik yapı tekniği ve sanatı, mesleğin hem doruğuna yükselmesini sağlamış hem de sonradan çöküntüye uğramasının nedenlerinden biri olmuştur.

Gotik Mimarî Stili’nin en önde gelen özellikleri, ince duvarlar, birbirini kesen dairesel yaylardan oluşan yüksek kemerler, hafifçe incelerek yükselen kolonlar, sivri ve düz çatılar, minareleri tamamlayan ve çatıları çevreleyen kuleciklerdir. Teknik özelliklerinin ötesinde Gotik Mimari’de, bilginin, gücün ve estetiğin çok uyumlu bir şekildeki birleşimi gözlenir.

Gotik sanatın 12. ve 13. yüzyıllarda parlaması ne bir rastlantı ne de bir gereksinmenin sonucudur. Bu stil, kendinden önceki Roma Mimarîsi’nin, Doğu sanatı etkisi altında kalarak değişime uğramış bir şeklidir. O çağın koşulları altında “olumlu ve üstün” olarak nitelendirilebilecek bu değişimde, bir yandan Haçlı Seferleri dolayısıyla Batı’nın kültür ve sanatta da Doğu’dan etkilenişinin, diğer yandan ise Rönesans’ın önemli payı vardır.

Çağımızda hâlâ hayranlıkla izlenen görkemlilik ve güzelliklerini koruyan Gotik yapıtları gerçekleştirmiş olan masonlar, özellikle bu tür mimarînin gerek tasarım gerekse uygulamadaki inceliklerini, meslek sırları olarak büyük bir titizlikle korumuştur. Gotik Mimarî Stili’nde yapılmış olan birçok yapıtın, özellikle ünlü katedrallerin yerlerini yenileri alamamıştır.

Strasbourg Katedrali

Avrupa’nın en güzel ve en görkemli yapılarından biri olan Strasbourg Katedrali, 12.-16. yüzyıllar boyunca Operatif Masonluğun Kıta Avrupası’ndaki merkezi olmuştur.

504 yılında yapılmış olan eski katedral 1007’de yıldırım çarpması sonucu yıkılınca, yerine yenisinin yapılması öngörülmüş, 1015 yılında başlayan inşaat dört yüzyıldan fazla sürmüş, 1439’da sona ermiştir.

Katedralin asıl ince işleri, 13. yüzyılda Almanya’daki operatif mason localarının büyük üstadı olarak nitelenen Erwin von Steinbach yönetiminde yapılmıştır. Bunca zaman hemen hemen aralıksız sürdürülen katedral inşaatı, tüm Orta Avrupa masonlarının ilgilerini çekerek, sık sık Strasbourg’da toplanmalarına neden olmuştur.

Strasbourg Yasaları

1275 yılında, hemen tüm Orta ve Batı Avrupa mason locaları Erwin von Steinbach’ın başkanlığında Strasbourg’da toplanarak, bundan böyle hep birlikte bağlı olacakları yasaları hazırladı. Ancak bu toplantının ayrıntılarını içeren hiçbir yazılı belge bulunamamıştır. Bununla birlikte bu toplantının en önemli iki kararı, daha sonra kaleme alınmış olan bazı belgelerde şöyle belirtilir:

 Bundan böyle, inşaatçılık mesleği mensuplarına özgür mason denilecektir.

 Strasbourg Locası, tüm Avrupa özgür masonlarının ana locası olarak kabul edilecektir.

Strasbourg Katedrali’nin yapımı bittikten sonra Almanya’nın Ratisbon kentinde toplanan 19 mason locası, 1275 tarihli yasaları yeniden gözden geçirerek, bazı değişiklikler ve eklemeler yapmıştır. Bu değişiklik ve eklemeler, 1459’da gene Strasbourg’da yapılan bir toplantıda onaylanmıştır. 1462’de Saksonya’nın Torgau kentinde yapılan toplantıda bazı yöresel farklılıklar benimsenmişse de, bunlar Strasbourg Yasalan’nın özünü değiştirmemiştir.


Artık Operatif Masonluğun tarihinde 14. yüzyıla geldik. Bundan sonrasına artık gönül rahatlığı ile “Özgür Masonluğun Tarihi” de diyebiliriz.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
8 Yanıt
19913 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 17, 2016, 06:51:04 ös
Gönderen: Tesla
MASONLUK VE GUL

Başlatan bilmeliyimgalilei Evrensel Masonluk

2 Yanıt
9612 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 15, 2008, 01:22:06 ös
Gönderen: bilmeliyimgalilei
29 Yanıt
29253 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 16, 2011, 04:18:47 öö
Gönderen: Waldow
0 Yanıt
3172 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 24, 2009, 02:41:31 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3133 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 01, 2009, 10:21:47 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
5084 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 02, 2009, 04:07:45 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6995 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 03, 2009, 06:50:46 ös
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
5454 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 27, 2009, 05:31:29 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2668 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2009, 10:26:39 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4422 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 05:15:05 ös
Gönderen: ADAM