Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: GNOSTİZM'İN TEMEL DEĞERLERİ -3  (Okunma sayısı 2604 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 25, 2010, 03:09:02 ös
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

İki Hayat Alanı
Bundan önceki bölümde sizlere, içinde yaşadığımız evrenin gerçek doğasını açıklamaya çalıştık. Bu hakikati her birey kendi yaşamında deneyimler. İçinde yaşadığımız evrenle diğer evren arasındaki ayrımlar ortaya çıktığı oranda insan kendini kurtarma imkanı kazanabilir.
İnsan dünyamızda varolan her şeyin doğa yasalarına bağlı olduğunu bilir; doğum, gelişme ve ölüm, yeniden yokoluş. Bir şey bir kez varolma imkanı kazandığında kesinlikle bir daha bu imkana sahip olamamaktadır. Zamana bağlı evrenimizde hiçbir şeyin kalıcı derecede sonsuz ve ölümsüz olma imkanı yoktur. Aynı şekilde, bu evrende doğa yasalarından başka bir yasa hakim değildir. Öbür alemde (ahiret) de, zaman ve mekan, yani ”Geçmişlik”tir. Çoğunluk, burası için vaat edilen ‘’sonsuz yaşam’ı bulamadı.
Öbür Dünya denilen şey iyice anlaşılmalıdır: görünen evren gözle görünmeyen- maddesel olmayan evrenin (yansıması) aynasıdır. O evren maddesel olmadığı için duyularımızla algılamamız mümkün değildir. Duyu organlarımız onları algılayamamaktadır. Yaşamın görünür ve görünmez alanların -bu dünya ile öteki dünya- birliğinin kendisidir. Bunlar aynı doğanın birbirini bütünleyen iki yüzüdür. Her iki yüzü de geçmiş yasaların gücü altındadır.
Aynı şekilde, insan da, bu doğa yasalarının dışında değildir. Bütün bunlar bizim yaşam tecrübelerimizdir. Lakin ne kadar çok deneyim kazanırsak kazanamıl, bu doğa yasalarına bağlı olmaktan kendimizi kurtaramıyoruz ya da onlardan vazgeçemiyoruz! Yaşam biçimimiz bundan dolayı tümüyle değişemiyor. Eski kuşakların bugünkülere bıraktıkları çözüm çabaları çerçevesinde, örneğin birçok bilimin gücünden faydalanarak insan ömrünü uzatmaya çalışıyorlar. Ama zaten, sadece ölüm karşılığında bu dünyadaki geçmiş hayatlarımızın yansımalarını elimizde tutabiliyoruz.
Bizler sürekli, sonu gelmez bir biçimde, bütün inadımızla dünyasal bir çözüm aramaya devam ediyoruz. Bizler, çalışıp çabalıyor, devasa enerjiler harcıyoruz; insanlığın enerjilerinin büyük kısmını bu tür amaçlar için harcıyoruz.

İçsel Farkındalık
Her insanın iç dünyasının derinliklerinde, gerçek insani bir yaşam meseleyisyle ilgili olarak, yaşamın çok daha farklı bir şey olması gerektiği gerçeği ve başka daha insani bir hayatın olmak zorunda olduğu duygusu hakimdir. Nereden geliyor bu içsel farkındalık? Hangi içsel devinim bizleri yeniden ve sürekli arayışa yönelmemizi sağlıyor?
Bizlere bu güç, ”ilksel hatırlama”, köklü arzu, kaynağı arayış, mükemmel yaşama tekrar kavuşma arzusu nereden geliyor? Ruh Atomu, ilk Atom; yokedilemez tanrısal bir cevherden.
İçine düştüğümüz bu zorlu ve mutsuz dünyasal yaşam, bu geçmiş ruh halleri kaynağına dayalı yaşam mücadelesi bu hayatın gerçek olmadığını, asıl yaşamın bu boyutta olmadığına yeterli delil değil mi? Bunca özgürlüksüzlük, haksızlık, acı ve ızdıraplar yeterli bir kanıt oluşturmuyor mu? Çevremizde her şey bu yaşamın gerçek olmadığına ve Tanrısal bir çağrının içimizde açılmak istediğine işaret etmiyor mu?
Sadece bu gerçeği tanımak değil, aynı zamanda, iki evrenin tam ortasında bulunduğumuzu ve düşüncelerimizin bu iki alemden geldiğini kavramalıyız. Bu ikili temel rol gnostik bilginin anlaşılmasını sağlıyor. Bunları şu şekilde ifade edebiliriz:
Birincisi, tanrısal yaşam kaynağı, ilk insana ait olan ve bugün de ondan geriye sadece ”İlk Ruh Atom’un kaldığını kavramak.
İkincisi, dünyasal yaşam kaynağıdır. Içinde yaşadığımız doğasal yapı, insan olarak adlandırılmaktadır.

Tanrısal Alem
Tanrısal Alem; kesinlik, denge ve ölümsüzlük olarak tanımlanabilir. Bu nedenle ‘’statik” olarak adlandırılmıştır. Bu alem sadece ebedi olan varlıkların yaşayabileceği bir açılımdan diğer başka bir oluşuma giden hakikatten harikalığa süren alandır. İnsanın yaratılış aşamasında yaşadığı öz hayatın mevcut olduğu tanrısal ülkedir burası.
Tanrısal insanın bir zamanlar yaşamış olduğu alandır. Düşmüş insanlığın, şu an içinde yaşamakta olduğu dünyadan kurtulma ve ilk dönemlerdeki cennetsel yurduna dönüş arzusu ve bunun yolaçtığı arayış çabaları bu yüzden dur durak bilmeden sürer.
Tanrısal Alemi bu dünyada boşuna aramayınız. Işığın evreni daha çok bizimle ve bizde O size adeta ayak ve ellerinizden daha yakındır.

Dünyasal Alem
Bizler dünyasal yaşam kaynağını, aynı zamanda, dialektik doğa olarak tanımlıyoruz. Çünkü dünyasal yaşam ebedi ve sürekli değil ve her seferinde yaşam iki zıt gücün karşılıklı mücadelesi sonucu mümkün olabilmektedir. Bu hayat gerçeğin kendisi değil sadece onun bir yansımasıdır. Yaşamın bizzat kendisi değildir, bir o yana bir bu yana gidip gelen ve bir o güce bir bu güce dayanarak varlığımızı sürdürmekte, ışıktan karanlığa ve karanlıktan ışığa, savaştan barışa ve barıştan savaşa, özgürlükten köleliğe ve yeniden özgürlüğe yöneliş sürüp gitmektedir.
İnsanın asıl özü olan ilk Ruh Atom’u uyanıncaya kadar dialektik yaşam insan için bir hapis olma özelliğini koruyacaktır. Bu nedenle içinde yaşadığımız doğa, aynı zamanda, dur durak bilmez zahmete son verme yeridir. Yeniden gerçek insan olanağını elde etmek için asıl yaşam kaynağına, gerçek Anayurda dönmemiz yeğane köklü çözümdür.
Sizlere Jan Van Rijckenborgh’un ”Gelmekte Olan Yeni İnsan” adlı güncel eserinden bir parça sunmak istiyoruz:
”Bu dünyada oluşumuz, bir süre dünyada kalmamız, bizlere buranın bir cezaevi, bir cezalar adası olduğunu ama daha çok sadık kullarının affedilme yeri olduğunun anlaşılması açısından önemlidir. Bütün çaba, bizlere sunulan merhametle, tekrar tanrının çocukları olma şansını elde edebilmemiz içindir… Ve hepimizin bilinçlerinde açık ve net olarak anlaşılmalıdır ki, atmosferimizde her iki yaşam kaynağı da vardır; biri burada diğeri başka bir yerde değil, ikisi de aynı zamanda ve aynı mekanda varlıklarını sürdürmektedirler. Bunlardan biri zevk ve rahmet, sabır ve yardım kaynağıdır. Diğer ikincisi ise, Mutlak ve Tanrısal yaşam bahçesidir. Her ikisi de aynı mekanda, burada ve şimdi hazır bulunmaktadır. Tanrının Krallığı ve yaşam atmosferi bize kendi ellerimiz ve ayaklarımızdan daha yakın. Evet o sizin içinizde.

İki Yaşam Kaynağının Gerçekliği
Her iki yaşam kaynağı da tamamen gerçek, aynı zamanda atmosferimizde mevcut bulunmaktadır. Sonsuzluk zaman ve mekanda kendisine yol açarak girmektedir. Onunla yeniden bağlantı kurma arayışında olan insan, bu nedenle, kendi dışşal yaşamını bırakması ve yaşamdan geri çekilmesi, ondan kaçması gerekmez. Tanrısal yaşam kaynağı, sonsuzluk, her yerde bulunabilinir. İnsanın kendini özgürleştirmesi sürecine şimdi ve burada başlayabilir.
Her iki yaşam kaynağı algılanabilir. Fakat bunun için gerekli organların hazır olması gerekmektedir. Biz dialektik insanlar sadece duyu organları ile algılayabildiğimiz şeylerle sınırlı yaşamaktayız. Bunun ötesindeki gerçeklikleri algılayabilmek için dialektik algı organlarımızın durması gerekmektedir. Doğal yapısına dayalı yeteneklerle insan Tanrısal düzeyi tanıyamaz.

Neden Yapamıyoruz?
Çünkü bizim dialektik yapımız tamamen dünyasal etmenlerden oluşmuştur. Kaba bedenimiz aynı zamanda daha ince vücutların taşıyıcısıdır. (Bu konu gelecek yazıda daha geniş olarak ele alınacaktır.)
Bizlerin bilinci tamamiyle bilinç atomları alabilen hücrelerden meydana gelen fiziksel bir bilinçtir. O maddede oluşmuş ve sürekli onunla bağlantı halindedir. Başka biçimde söylemek gerekirse; biz sadece onu gerçek olarak algılayabiliyoruz, maddenin yogunluk derecesiyle bağlantılı olan, kendi varoluşumuzu. Bu nedenle, bizler sadece kristalize olmuş enerjileri gerçek olarak algılamaktayız. Sadece kristalize olmuş ve herhangi bir maddi formdaki enerjiler algılanmakta, bunun dışındaki alan ise boş sayılmaktadır.
Ama bilim dünyası dahi bilmektedir ki, atmosfer içindeki madde formu ile dışındaki alan boş degildir. Aksine ışık, foton, parçacıklar ve birbirlerine geçen çeşitli enerji alanları sözkonusudur. Bunları keşfederek, yaşamlarımızda teknik konularda yardımcı olacak şekilde kullanıyoruz.
Bilim, her türlü itinalı ve zahmetli çabalarına karşın Tanrısal Yaşam düzeyi karşısında tamamen başarısızlığa uğramaktadır. Bilim tanrısal yaşamı hissedemez, öylesi bir varoluşu algılayamayaz veya ölçemez. Organlarımız ve bedensel araçlarımız tamamen tanrısal boyuta karşı bir yapıdadır. Çünkü, bütünüyle bambaşka bir tözden yaratılmış ve sadece bu tözsel yapıya uygun varlıkları algılayabilmektedir. Tanrısal olan güç ve enerjiler sadece tanrısal öze dayalı organlarla algılanabilir.
İnsanlar hiçbir şekilde gerçeğin kendisini sorgulamadan, bu dünyada, Tanrının varlığına inanarak yaşamlarını sürdürebilirler. Görünenin arkasındaki ilişkileri ve hakikati öğrenme çabasına yönelmeyi gereksiz bulabilirler. Bu konular üzerine yorumlar yapabilir ve tahmin yürütebilirler. Çünkü, bilindiği gibi, Tanrı ve sonsuzluk konularında bir sürü tez ve karşı tez bulunmaktadır. Bir yığın dinsel kanaat, hipotezler, tartışmalar, kavgalar ve soruşturmalar hep buradan çıkıyor.

Mağara Benzetmesi
Plato, insanın gerçeği, eksik ve hatalı olarak algılamasını, onun doğuştan bildikleri ile gerçeği bilen arasındaki anlamsal ilişki farkını mağara benzetmesiyle açıklar:
Bizler çocukluğumuzdan beri karanlık bir mağarada zincirlenmiş olarak yaşarız. Kafamızı çevirdiğimizde giriş kapısının önünde yanan ateşin yansımalarını görürüz ama dışarı çıkıp gerçeğin kendisini kavramaya çalışmayız. Sadece onun yansımalarının mağraya vuran parıltılarıyla yetinir ve onu gerçeğin kendisi sayarız. Mağaranın girişi ve ateş arasında karşılıklı oyunların süzgecinden geçen ideaların (gerçek varlıkların) gölgeleri, mağaranın duvarına yansıma oyunlarıyla yetinir kişi. Ve zamanla bu yansıyan gölgeleri gerçeğin kendisi sanmaya başlar. Sadece gölge resimleri alan ve sabitleştiren insan onu gerçeklik malzemesi yapar. Gelip ve gitmekte olan resimler (yansımalar) ve anlamlarını bilimin görevleri olarak algılarlar. Eğer kişi kendisini içinde yaşadığı mağaradan kurtarır, gerçeği görür ve yansımaların kaynağını kavrar ise öze ulaşmış olur. Aynı şekilde bizlerin duyu algıları da sadece hakikatin yansımalarını anlayabilmektedir. Bu nedenle rahatlıkla diyebiliriz ki, görsel organlarımızla algıladığımız dünyasal her şey sadece bir yansımadır.

Kurtuluş Yolu:
Bizleri boyunduruk altına alan bedensel yapımızın zincirlerinden kurtulmak ve mağaramızın dışına çıkarak gerçeği arama ihtiyacı duymak özgürleşme ihtiyacımızdan kaynaklanır. Bu mektup da okulumuzun Kurtuluş yolunu sizlere tanıtmayı istemektedir. Ancak bunu bilmenin tek başına yeterli olmadığını şimdiden belirtmek istiyoruz. Bilmek özgürleşmek için henüz yeterli değildir. Tanrısal evren içimizde, iç dünyamıza dalmış durumda. Bize ”ellerimizden ve ayaklarımızdan daha yakın’dır. Bu bilgi ancak pratik bir süreç olarak başarıyla uygulandığında insanı gerçek kurtuluşa ulaştırabilir. İnsanda meydana gelmesi gereken temel değişimler hayati bir öneme sahiptir. Tanrısal hakikati algılayabilecek organlarımızın yeniden uygun hale getirilmesi zorunludur ve aynı şekilde buna parelel bedensel ve insani yapımızın hayat kaynağı da değişmelidir.
Ruh Okulu bu süreci ögrenciye sunarak gerçekleşmesini sağlamak ve belirli bir proğram dahilinde, tanrısal alemle ilişki kurmak için öğrencinin gerekli olan yetenekleri kazanmasını amaçlamaktadır. Mistik dilde buna Su da yeniden doğum ve ruhta yeniden doğum denir.
Su tanrısal yaşam kaynağının ilk durumdaki öz halini simgelemektedir. Ruh için, biliyoruz ki, onun ilk zamanındaki yaratıcı yaşam düzeyine ve gücüne ulaşmak için uygun koşulların sağlanması gerekmektedir. Bu yeniden doğum durumları gerçekleşmeden ne tanrısal aleme ulaşabilir ne de bu dünyaya girebiliriz. ”Et ve kan tanrısal aleme yükselemez.” cümlesiyle kutsal kitap sorunun özünü vurgulayarak ortaya koymaktadır.
Suda ve Ruhta zeniden diriliş içeriği ve mistik bilgelerce de kurtuluş amacı oalrak uygulanmaktadır. Bu üç boyutlu başkalaşım yoluyla yeniden doğum yolunu ruh okulumuz öğretmekte ve uygulanmasına olanak sağlamaktadır.
Biliyorsunuz ki, bu iki yaşam kaynağı arasındaki tutum, gnostikler ile diğer öğretiler, başka spirütüel akımlar ve dinsel organizasyonları birbirlerinden ayırmaktadır.
Gelecek mektubumuzda biz sizlere iki yaşam alanı hakkında daha da derinlemesine bilgi vermek istiyoruz. Sohbetimizle konuyu daha somut olarak sizlere anlaşılır kılmak arzusundayız
Ben"O"yum,"O"ben değil...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
3772 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 25, 2010, 03:05:51 ös
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
5073 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 25, 2010, 03:07:36 ös
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
3209 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 25, 2010, 03:10:29 ös
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
3062 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 25, 2010, 03:12:47 ös
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
3879 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 22, 2010, 12:11:31 ös
Gönderen: ADAM
4 Yanıt
5609 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 24, 2010, 11:21:44 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3108 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2010, 04:47:36 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4314 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2013, 02:34:41 ös
Gönderen: GOASISG
19 Yanıt
8657 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 10, 2014, 05:12:37 ös
Gönderen: ADAM
17 Yanıt
10852 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 10, 2014, 03:33:17 ös
Gönderen: 38