Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Arcadia Çobanları  (Okunma sayısı 27446 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Şubat 20, 2012, 01:07:59 öö
Yanıtla #20
  • Ziyaretçi

Sayın Caius Keyes'in katkılarını da beklediğimi yazmayı atlamışım önceki yazıda, kusuruma bakmaz umuyorum. kendi adıma da teşekkür ederim yararlı yönlendirmeleri için. Bahsettiği kitabın bahsettiği bölümüyle ilgili bilgiye de ulaştım, leziz bir site sahiden. Buyurunuz:

http://www.szecesszio.com/2010/03/04/doppio-sogno-et-in-arcadia-ego-theme-in-nicolas-poussin-and-aubrey-beardsley/


Sayın gnothi, ne kusuru efendim, lafı mı olur, ben zaten sizlere göre gayet kısıtlı bilgi ve yorumlarla çorbaya tuz katmaya çalışıyorum. Linkini verdiğiniz site için ayrıca çok teşekkürler.

Resme dönersek, sanıyorum 3 çobanı izleyen bir kadın var ve sanki kadın çobanlara göre biraz daha üst sınıf. Bu dönemin resimlerini incelerken bir sanat tarihi öğrencisi olarak bana öğretilen el hareketlerine bakmaktır, kadının elini beline koymasından anladığım; o 3 çoban sanki kadını bilgilendirmekle görevliymiş gibi bir hava yaratıyor "hadi söyleyin bakalım" der gibi bir duruş kadında. Son olarak, içimden bir ses bu tablonun günümüz masonluğundaki gibi bir sırra, bir öğretiye, yani diğer bir deyişle masonik bir dereceye işaret etmesi de muhtemel gibi. Bu son söylediğimi herhangi bir imgeden çıkarmış değilim tabii, sadece içgüdüsel konuştum.

Saygılarımla.


Şubat 20, 2012, 01:38:20 öö
Yanıtla #21
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 301
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Caius Keyes,

Tablonun bir sırra işaret ettiği 200 yıl kadardır araştırmacıların ve sanat tarihçilerinin neredeyse emin oldukları bir konu. Ama bu sırrın masonik mahiyet taşıyıp taşımadığını, bilgim dahilinde olmadığından, söylemem mümkün değil. Bilseydim de bu sefer bir sır olduğundan söylemem mümkün olmayacaktı :) Bu da ayrı bir ikilem oldu hahah...

Şimdi şu anda bile Rennes Le Chateau köyünde hala araştırma yapılıyor olmasına neden olan bir sır var, Sayın ADAM'la derinleşecek ve kaybolacağız bu sefer diye bayağı mesajdır birbirimizi durdurduğumuz ve artık kaçamayacağımız Berenger Sauniere ve en sonunda da mirasçısıyla beraber mezara gittiği düşünülen.

Hristiyanlık-Yahudilik tarihini ilgilendirdiği ve hatta değiştireceği düşünülen bazı gömülerin bölgede bulunduğu iddialarına dayanıyor bu gizemli hikaye, ve böyle bir durumun da Süleyman Tapınağı'ndan kalmış olabilecek bir takım eşyaların veya İsa'dan kalmış olabilecek bir takım eşyaların Tampliyeler vasıtasıyla Fransa'ya getirilmiş olabileceği varsayımına yol açarak Batı dünyasında büyük merak uyandırıyor.

Tampliyeler ile Hürmasonluğun var olduğu iddia edilen tarihsel bağları da kanımca konunun bu forumda ilgi çekme nedeni.

İngilizce ama çok güzel bir özet var bu arada şu linkte:
http://et-in-arcadia-ego.mezzo-mondo.com/poussin-et-in-arcadia-ego.html


Sevgi ve saygılarımla, hayırlı geceler dilerim.
"Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır."
Ludwig Wittgenstein


Şubat 20, 2012, 09:06:32 öö
Yanıtla #22
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay




Sayın gnothi’nin bu konudaki son aktarımını pek bir beğendim. Hani uzun boylu esaslı şeyler yazmış olduğu ya da bana övgüsel sayılabilecek türden bir söz ettiği için değil vermiş olduğu o linkten ötürü…

İngilizce bilenler için gerçekten de o linkteki anlatım, akademik düzeyde değil de bu konuyu şöyle yüzeysel olarak öğrenmek isteyenler için yeterince bilgiyi ortaya seriyor.

Bu arada Sayın enelsır’a teşekkür etmeden geçmeyelim. Gerek katkısı gerek onun verdiği kaynak da bu kez İngilizce bilmeyenler için aynı kapsamdaki bir anlatıyı içerir.

Sayın gnothi’nin dediği ve Sayın enelsır’ın da değindiği üzere, bu resim ve ressamı üzerinde bir ayrıntılı inceleme yapılacak olursa, konunun boyutu çok çok genişler. Fransa’nın güneybatısındaki o Languedoc bölgesine (Tapınakçıların son yerleşme alanı – daha önce Katharlar’ın yaşamış olduğu bölge), Özellikle oradaki Rennes-le-Chateau adlı köye değinmeden, onun 20. yüzyılın başlarındaki o âdeta bir efsanevi kişilik olmuş Katolik (!) rahibi Bérenger Saunière’in serüvenlerini özetle de olsa anlatmadan geçmek olanaksız.

Sayın enelsır’ın değinmiş olduğu noktayı sakın göz ardı etmeyelim: Resmin kendisinin ötesinde arka planındaki görüntü…. Hesapça, gerek o arka planda gösterilen çevrenin (Couiza kasabası dolayları) gerekse güneş ışığının geldiği yön göz önünde tutulunca, bu varsayımsal mezar taşının berideki tepelerin hangisinin üzerinde olduğuna ilişkin bir tasarım oluşabiliyor.

Ancak bir di şu gerçek var: Yine Sayın enelsır’ın değinmiş olduğu üzere Nicolas Poussin Languedoc’a hiç gitmemiş. Dolayısıyla oraların nasıl olduğunu, hangi tepeden o yöne bakıldığında, insanın gözünün önüne nasıl bir görüntü serildiğini bilmesi, böylece kendi bulunduğu noktayı işaret edebilecek bir resim yapabilmiş olması olanaksız.

Burada çıkarılan bir yorum şöyle: Eğer bunları duru görü yoluyla edinmediyse, birisi ona oralarını anlatmış hatta belki de o birisi ona bu anlatımı üzerine bu resmi ısmarlamış. Daha da ileri gidersek, belki de başında durup yaptırmış özellikle...

Nicolas Poussin’in, kimliği bakımından tüm bu işlerin ve ilişkilerin içinde olmasının bir anlamı yok. Gerçi yaşam öyküsüne bakarsak politika bakımından biraz karışık ve bu resmin de o karışık politika ile bağlantısı olabilir. Nitekim yaşamının bu resmi yaptıktan sonrası dikkate değer nitelik taşır. Resim gitti gider ve istek üzerine ya da kimilerinin deyişi uyarınca kendisi için aynısını yeniden yapar Poussin. Yeniden yapar ama ikincisi bir kopya değil; anımsanan görüntünün boyalara bulanmış fırça darbeleriyle yeniden yaratılışıdır tuval üzerinde. Ancak o ikinci resim birincinin aynısının tıpkısı olmamıştır; olamamıştır. Olamayışı da pek doğaldır çüntkü anlatan kişi onun yanı başında değildir; aklında ne kadar kaldıysa... Aartık o ikinci resmin o arka fonu bambaşkadır ve siz şimdi ön plandaki mezar taşının nerede bulunduğunu keşfedebilme şansına sahip değilsiniz.

Şu ünlü tablo acaba o ikisinden hangisi? Önceki mi sonraki mi?

İşte buradaki en önemli nokta da bu zaten… Bu mezar taşının (öyle olduğu varsayılıyor ve bu varsayım doğru olabilir) nerede, hangi tepe üzerinde, o tepenin hangi yanında yer aldığı.

Bu niçin önemli?

Taşın kimin mezarını işaret ettiği için... 1940'lı yıllarda Naziler boşuna  altını üstüne getirmedi bu bölgenin.

Bu taş kimin mezarını işaret etmekte olabilir?... Bunu nasıl çıkarabiliriz?

Orada dört kişi var değil mi, Arkadyalı çobanlar olduğu söylenen?

Ancak Sayın Caius Keyes çok güzel işaret etmiş: O dört kişiden bir kadın; ellerinin duruşu neyi belirtir, bilemem. (Ancak Sayın Caius Keyes’in bu aşamada yani resim ile bağlantılı olarak Masonluğa ve olası derecelerine değinişi pek yerinde değil gibi gelr bana çünkü ressamın yaşam dönemi 17. yüzyıl.)

Diğer üçü yani erkekler aynı yaşta değil. Biri belli ki hepsinden büyük olduğu söylenebilecek bir sakallı. Ona çoban demek ne denli doğru? Diğer ikisi ise henüz sakalları bitmemiş iki genç erkek. Gençlerden biri ötekinden üç beş yaş daha büyük gibi görünüyor. Ellerindeki değnekler nedeniyle mi çoban denmiş onlara? (Hem zaten biz demiyoruz. Resmin adı diyor.)

Sadece hayvan sürüsü güden kişiye mi çoban denir, yoksa “çoban” olarak anılan başkaları da var mı?

Bu kişilerin hepsi acaba bir aile olabilir mi?



Bu sözlerim ve sorularım ile ortalığı karmakarışık ettim, biliyorum. Bu satırları okuyanların çoğunluğu sıkıldı. «Ne diyor bu adam yahu?» diye sızlandılar.

Haklılar! Benim bu dediklerim ancak şu aşamaya kadar bu tartışmaya katılmış olanlar gibi bu konuyu iyi kötü bilenler için bir anlam taşıyabiliyor.

Üstelik bu kadarla da bitmiyor.

Fakat insanın ne zaman nerede susacağını da bilmesi gerek.

Ben de sustum!

« Son Düzenleme: Şubat 20, 2012, 09:17:55 öö Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Şubat 20, 2012, 12:22:57 ös
Yanıtla #23
  • Ziyaretçi

Sayın ADAM, adeta bir doktor gibi, hayati önem taşıyan bir ilacı ne az, ne de çok verdiniz, tam yerinde, dolayısıyla konuyu yaşamaya devam ediyoruz. :)
Ben masonik sır ve olası derecelere değinirken, tabii ki 18. yy ve sonrası masonlukla bağdaştırmak istemedim, aralarında oldukça büyük zaman farkı var. Fakat, Masonluğun öğreti ve sırlarının, 18. yy'dan beri var olduğuna değil, felsefe aracılığıyla düşünebilen ilk insan yaşadığından beri var olduğuna inanıyorum. Başka bir deyişle, resimdeki sır, masonik bir amaçla oraya işlenmiş değildir tabii ki, ama masonluk 18. yy'da resmi bir topluluk olduğunda, resimdeki -sır/öğreti veya her neyse- masonluğa dahil edilmiş olabileceğini düşünmüştüm, umarım açıklayabilmişimdir.

Sayın gnothi'nin vermiş olduğu linki okumuştum, bu konuda tartışılanlara anlam verebilmek için temel oluşturan gayet güzel bir yazı.

Berenger Sauniere'e ve Sayın ADAM'ın "acaba aile mi?" sorusuna gelince, Berenger Sauniere'in ölümü hakkında birkaç satırlık bir yazı gördüm Hürriyet'in arşivinde (2004): http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=207657

Acaba Sauniere'in katıldığı seminer ile Poussin'in resmi aynı şeye işaret ediyor olabilir mi?

Ayrıca, resimde ailevi bir bağ olduğunu düşünürsek, kadının Meryem Ana'yı, ölümün Hz. İsa'yı aklımıza getirmemesi mümkün mü?

Burada ben de susma hakkımı kullanmak istiyorum. :)


Şubat 20, 2012, 02:16:14 ös
Yanıtla #24
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay




Sayın Caius Keyes’in bu başlık altındaki şu son iletisi de pek güzel doğrusu…

Ne kadar keyifliyim, bilemezsiniz. Hayli uzun zamandır bu forumda böyle paylaşımlı bir çalışma yapılmamıştı. Özlemiştik.

Elbette kimileri bu konu ile hiç ilgilenmiyor bile. Ne yapabiliriz ki? Herkesi bizim ilgi alanımız ile ilgilenmeye zorlayamayız. Ancak bana sanki bu forumun asal amacı işte bizim bu yaptığımız paylaşım gibi geliyor. Ben bu forumda buna benzer konuların peşinde koşarken başka katılımcılar başka bekleyişlerde. Sorun yok!

18. yüzyıl öncesindeki hangi kurumlardan, nerelerden neler alınmış günümüzdeki Masonluğa?

İşte bunu ortaya koyabilmek pek güç. Nelerin alınmamış olduğu çıkarılabiliyor da, nelerin alınmış olduğuna gelince tersine ve çok zor bir çalışma yapmak gerekiyor. Onu bugüne dek yapan olmuş mu, olmamışsa yapmaya değer mi bilemem.

Birisi çıkar da “Masonlukta Oğuz Destanı’nın da yeri vardır.” derse ben buna karşı çıkarım. Çünkü bildiğim kadarıyla yok. Var olduğunu ileri sürenden bunun belgesini isterim. Öyle salt laf etmekle olmaz bu iş. Fakat birisi çıkar da “Masonlukta Paul Revere’nin at binişi konusu geçer.” derse bunu doğrularım; çünkü bir ritin ulusal yönelimle düzenlenmiş bir derecesinde bu öykü bir alegori biçimine sokulmuştur.

Şimdi burada ben sanki Masonluktaki tüm ritlerin tüm derecelerini biliyormuşum gibi bir iddiada bulunduğum izlenimi edinilmesin sakın… O kadar da değil. Biraz okumuş, araştırmış, karıştırmış, biriktirmişliğim var ama tümü elbette değil.

Masonlukta dogmalara karşı çıkıldığını biliyoruz. Beri yandan masonluğun birçok dinden, elbette özellikle Hıristiyanlıktan esinlenmeleri bulunduğunu da biliyoruz. Bu nedenle, burada bu başlık altında paylaştığımız konu Masonluğun tutumu ya da ritüellerindeki öğretileriyle ne denli bağdaşabilir; işte bakınız, bunun önüne koskocaman bir soru işareti yerleştirmek gerek.

Üstelik Hıristiyan kişiler mason olsa bile acaba Hıristiyanlığın temel dogmalarını ne ölçüde Masonluğun tarzıyla yani bilimsel yöntem, akıl ve bilgelik yoluyla değerlendirebiliyor ki?... Masonluğu kendi yaşanına yerleşmiş tabularına dokundurmayı başarabiliyor mu? (Dikkat: Buradaki soru masonların dokunması değil, Masonluğun dokunmasıdır.)

Masonluğun o tabulara dokunduğu bazı dereceleri var. Bunların başında Katolik olanları gelir. Sırasını veremem ama Ortodoks ve genel olarak Protestan dediklerimiz daha sonradır. Yahudi tabuları da araya girer. Böyle olunca elbette bu konu İslâm için de geçerli olur. İşin pek ilginç yanı Masonluğun öğretisiyle Doğu dinleri arasındaki çelişkilerin Batı’da benimsenenlere oranla (buna Paganizm de dahil) pek daha az oluşu…

Şimdi size konuyu çok dağıttım gibi mi geliyor?

Hayır, dağıtmadım. Başlığımızdaki konunun bir açılımı bakımından bu çok önemli bir yorum ve değerlendirme… Bu yönelimi açtığı için Sayın Caius Keyes’e özellikle teşekkür ederim.

O Hürriyet arşivindeki yazıda güzel derlenmiş bilgiler veriliyor. İlgilenenlerin okumasını öneririm. Ancak böyle yazıları yazan kişiler çeşitli kaynaklardan yararlanarak derleyip anlattıklarının arasına bir de magazin katmaya kalkışmasalar olmaz sanki. Doğru, olmuyor. Çünkü yazının ilgi çekmesi, yayının ilgi çekmesi, için böyle oyunların oynanması gerekiyor.

İşte o yazıda bunlardan birkaç tane var. Ben hemen göze çarpan birisini vereyim örnek olarak: “Rennes-le-Cháteau’nun yanında Tapınak Şövalyeleri tarikatına ait bir kilisede saklanan dört parşömen belge”… Hayır efendim, Öyle değil. Yazar galiba Rennes-le-Château’nun bir köy olduğunu bilmediği için kilise için “yanında” demiş de, o kilisenin Tapınak Şövalyeleri Tarikatı ile bir bağlantısı bulunduğu fantezisini nereden ve nasıl bulup da üretmiş acaba?

Hep diyorum ya… Bu gibi yazılara çok dikkat etmek gerekiyor. Konunun ayrıntılarını iyi bilmiyorsanız, çok daha geniş kapsamlı olarak incelememişseniz, yazılanların doğruluğuna kanmaktan kendinizi alabilmeniz pek zor.

İşin kötüsü, benim gibi böyle tek ama önemli bir yanlışı keşfederseniz, sonra yazının geri kalanında bilmediklerinizle bağlantılı olmak üzere anlatılanların hiçbirine güveniniz kalmıyor.

Saunière’in katılmış olduğu seminer konusu bence pek de o kadar önemli değil. Onun gündeme getirilişi, sanırım Saunière’in mason olabileceği gibi bir izlenimin yaratılabilmesi. Masonluk değil o ama sanırım bir başka tarikat çalışması… Martinizm olabilir mi acaba? Bunu niçin söylüyorum? Şunun için: Geçenlerde bir başka başlık altında Gerard Encausse’dan söz etmiştim. İşte onun girimlerinin hız kazandığı dönem ile Saunière’in serüvenlerinin tarihi örtüşüyor gibi. (Bunları ezbere yazıyorum. Tam olarak bulmam için biraz birikim karıştırmam gerek.)

Fakat şu aile konusunun da ucunu bırakmaya pek niyetim yok. Sayın Caius Keyes’i bu bakımdan biraz daha kışkırtayım.

Hesapça bu mezar taşının yaklaşık olarak nerede olması gerekiyor? Languedoc’ta Couiza köyüne göre birkaç kilometre daha doğudaki bir dağ ya da tepenin üzerinde değil mi? (Oralarda tek tek dağlardan tepelerden geçilmez.) Meryem Ana’nın oralarda işi ne?

Susalım susalım konuşalım.

Şimdi sıra diğer katılımcılarımızda.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Şubat 20, 2012, 03:42:11 ös
Yanıtla #25
  • Ziyaretçi

Artık kendimi Platon'un yazdığı Phaedrus diyalogundaki genç, acemi, yanlış yapa yapa doğruyu öğrenen 'Phaedrus' olarak hissetmeye başladım, Sayın ADAM da bu durumda sağ olsun 'Sokrates' görevini üstlenmiş durumda. :)

Hürriyet'teki yazıda magazinsel abartı olduğu elbette ki doğru, önceden bunu belirtmemiş olmam benim eksikliğim.

Ufak bir araştırmayla "Mysteries of Templar Treasure and the Holy Grail: The Secrets of Rennes Le Chateau" isimli kitabın bazı sayfalarına ulaştım, bu kitap da ilgi çekmek için başlığından itibaren bile biraz magazinsel görünse de, ilgi çekici bazı bilgiler var. Örneğin Duvilla isminde bir rahibin Berenger Sauniere'in öldüğü sene (1917) Couiza'ya geldiği, ve 1. Dünya Savaşı ile ilgili bir anıt yaptırdığı söyleniyor. Hem de yaptırdığı heykeltıraş, Sauniere için Rennes'de St. Mary Magdalene Kilisesi'ne "14 Stations of the Cross" heykelini yapanla aynı kişi. (Kitabın 15-16 ve 142. sayfalarından)

Kilisenin girişinde "Terribilis est locus iste" yazıyor. "Burası korkunç bir yer" anlamına geliyor. "Bir kilisenin girişine neden böyle bir yazı yazılsın ki?" diye düşünmeden edemiyorum. Bir anagram amacı güdülmüş olabilir. En ufak bir fikrim yok, henüz. Neyse, konudan fazla uzaklaşmadan;

Acaba Meryem Ana'nın orada bulunması "St. Mary" isimli kiliseye bir atıf olabilir mi?

Bahsi geçen savaş anıtını görmek isterseniz: http://www.aude-en-photos.net/english/commune.php?cid=3676&lid=32

Bu kadar farklı güzellikte yorumlar ve bilgiler okuduktan sonra, zihnim o kadar farklı yönlerden gitmeye çalıştı ki, birkaç şey söylemeyi unutmuş olabilirim. Yanlış düşünmüş de olabilirim, bu yüzden 'kusura bakmayın' demek istedim bir an ama kusuru o kadar güzel düzelten bir paylaşım var ki, o yüzden demiyorum, kusura bakın.

Zaten çemberin merkezine gitmek istedikten sonra, çemberin neresinden başlarsak başlayalım, en az yarıçaplık bir mesafe kaydetmek zorundayız değil mi?

Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Şubat 20, 2012, 03:46:04 ös Gönderen: Caius Keyes »


Şubat 20, 2012, 04:57:34 ös
Yanıtla #26
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 301
  • Cinsiyet: Bay

Bir dokunup kaçacağım sayın Caius Keyes; hazır sayın ADAM aile demişken, bu bağlamda, kiliseye de adını veren Mary Magdalene, Maria Magdalena veyahut Magdala'lı Meryem ile ilgili biraz bilgi edinmek isterseniz internette, lahidin başında duran kişi olduğunu düşündüğünüzün Meryem Ana olup olmadığı hakkındaki fikirlerinizi belki biraz daha bulandırma fırsatı yakalamış olurum :)

Sevgi ve Saygılarımla.
"Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır."
Ludwig Wittgenstein


Şubat 20, 2012, 06:46:54 ös
Yanıtla #27
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay


Anlaşılan o ki, bu konuyu yürütmekte olan başlık sahibi Sayın gnothi ile çok güzel katkılar veren Sayın Caius Keyes bugünlük çalışmalarını tatil ettiler.

Peki,yarın devam ederler umarım.

Sayın enelsır da katılıyordu ama görünmedi bugün pek.

Sayın Eureka'nın da katkılarını bekliyoruz elbette. Öyle ya resmi bize sürekli gösterip konuyu anımsatan o.

Şu benim ortaya attığım aile problemine çözüm, bu konuya bir yorum/açıklama gelmedi henüz.

Sayın gnothi'nin uyarısı yerindedir. Bu Mary, Maria adını taşıyanlar (hani bizim Meryem dediğimiz) per karışıktır Hıristianlıkta. Sayılamayacak kadar çok St. Mary kilisesi ve şapeli vardır. Hangisinin hangisine ithaf edilmiş olduğunu bulabilmek için yerine gidip inceleme yapmanız gerekir.

Meryem denilince bizim aklımıza öncelikle Hz. İsa'nın annesi geliyor kuşkusuz ama, Mary ya da Maria denilince kimilerinin zihrninde Magdalena ekiyle anılanı çağrışıyor.

Sayın gnothi'nin sezdirişiyle, diyelim ki bu taşın başındaki kadın Magdalena... Öyle olunca acaba öteki üç kişinin olası kimlekleri üzerine bir tahminde bulunabilir miyiz? Eğer isabetli bir tahminde bulunursak, bu ne anlama gelir?     
   
Benden de bugünlük bu kadar.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Şubat 20, 2012, 07:40:19 ös
Yanıtla #28
  • Ziyaretçi

Magdalalı Meryem'in, İsa'yı ölümünden sonra gören ilk kişi olarak anılması ve Poussin'in resminin 'ölüm' temalı olduğu da düşünülürse resimdeki kadının Magdalalı Meryem olma ihtimal güçleniyor -isim benzerliğinden bir gizleme çabası güdülmemişse tabii.

Yuhanna incilinde "İsa'nın en sevdiği" olarak geçen ve ismi verilmeyen havarinin Magdalalı Meryem olma ihtimali bazı araştırmaların sonucunda ortaya çıkmıştır.

Magdalalı Meryem olduğunu kabul edersek, Vatikan'ın pek sevmediği bir yorum geliyor akla: Magdalalı Meryem'in, İsa'nın karısı ve çocuklarının annesi olduğu iddiası. Teorisyenlerin bir kısmı Magdalalı Meryem'in İngiltere'ye, bir kısmı da Fransa'ya kaçırıldığını söylese de, bu iki ülkeden birinin Fransa olması bana tesadüfmüş gibi gelmiyor. Üstüne üstlük, Laurence Gardner ve onun gibi araştırmacı-yazarlar İsa ile Magdalalı Meryem'in 3 çocuğu olduğunu öne sürmüşlerdir. Resimdeki karakterler bu şekilde ise, yani Sayın ADAM'ın dediği gibi bu bir isabetli tahmin ise, bu ne anlama gelebilir? Bilemiyorum. İsabetli bir tahmin değil ise, diğer kullanıcıların da tahminini öğrenmek isterim, belki bir adet doğru tahmin için bir değil, birkaç kişiye/fikre ihtiyaç vardır.


Şubat 20, 2012, 10:00:29 ös
Yanıtla #29
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 730
  • Cinsiyet: Bay

Merhaba,

Bu konu aslında benimde çok ilgimi çekiyor. Dinsel nedenlerle değil ama saklanan sır veya saklandığına inanılan sır gerçekten çok ilginç. Gerçek ise herhalde hristiyanlık tarihi (kısmen yahudilik) yeniden yorumlanıp yazılacak herhalde.

Bu konu ile ilgili bir belgesel izlemiştim. Sanırım birçok katılımcı da izlemiştir ama izlemeyenler için yararlı olabilir. Tam bahsedilen kutsal kase ve kutsal kanı anlatıyor. İyi seyirler.

Saygılarımla.


Da Vinci Sifresi (Da Vinci Code Decoded) Belgeseli
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti