Masonlar.org - Harici Forumu

Masonluk Bilgidir. Bilimdir. Ilimdir. => Milletler Tarihi => Tarih => Yahudiler => Konuyu başlatan: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:17:24 ÖÖ

Başlık: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:17:24 ÖÖ
Holokost’u Anarken

Hikayeler anlatalım – ondan ötesi bekleyebilir, beklemelidir de.

Hikayeler anlatalım  – bu öncelikli yükümlülüğümüzdür…

Yorumlar daha sonra gelebilir, çünkü söylemek istenenleri
gölgeler ya da onların yerine
geçerler.

Hikayeler anlatalım – insanın şeytanla karşılaştığında ne kadar
çaresiz olduğunu hatırlamak için.

Hikayeler anlatalım – cellada son söz hakkını vermemek için.

Son söz kurbana ait olmalıdır.

Tanık olan ise onu anlamalı,
şekillendirmeli ve anlatmalıdır.
                                                                          Elie WIESEL


Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:17:54 ÖÖ
Büyük Savaşın üzerinden 60 yılı aşkın bir süre geçti. Hitler ve işbirlikçilerinin yarattığı kaos ve onun ardından gelen soğuk savaş dönemi sona erdi. Avrupa, tüm tarihsel bölünmüşlüğüne rağmen, bir bayrak altında birleşti. Bu bayrak, Hitler’in hayal ettiği gibi Alman bayrağı olmadı…

Almanya’nın 1945 yılında teslim olması anısına geçen sene yapılan törenlerde, Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder’in bir araya gelmesi, o dönemden sonra ne kadar yol alınmış olduğunun göstergesiydi.
Savaş, Avrupa’yı baştan aşağı kasıp kavurmuş, korkunç bir yıkımı miras olarak bırakmıştı…

Bu mirasın en trajik olayı ise, savaşın son gününe dek, Nazilerin büyük bir titizlik ve görülmemiş bir arzu ile sürdürdükleri Yahudi Soykırımı – Holokost’tur şüphesiz.

Holokost’u yaşayanlar, o günlerden bugüne gelenler gitgide azalıyor. Yeni
gelen nesiller, Holokost’un ifade ettiği anlam derinliğini kavramada mutlaka zorluk çekecekler, çünkü gettolarda, toplama kamplarında, ölüm yürüyüşlerinde, kısaca her yer ve konumda yaşananları normal bir insanın algılaması kolay değil. Bu bile, Holokost’un tekliğini anlatmaya yetiyor.

Hiçbir Yahudi, geçen yüzyıl içinde
yaşananları unutmamalı.
Hiçbir hür insan, tarihin bu vahşet dolu dönemine sırtını dönmemeli…
Bu konuda bilgi sahibi olmalıyız, düşünmeliyiz, konuşmalıyız…

....Öznesi Holokost olan böylesi bir ekte değinilecek bir çok konu var. Gettolar, krematoryumlar, ölüm yürüyüşleri, kaybolup giden nesiller... Amacımız Nazi zulmünü sayfalara taşımak değil. Burada, savaş yıllarında soykırıma hedef olanları ve Yahudi direnişinin isimsiz kahramanlarını "birer insan olarak" anmak, ve genç nesillere o yıllar hakkında küçük de olsa bir ışık tutmak istedik.

Marsel RUSSO

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:20:03 ÖÖ
2002 yılı Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan İmre Kertesz’le tanışmam ‘Kaddish for a Child Not Born’*  adlı kitabını satın aldığım 1997 yılına dayanıyor. II. Dünya Savaşı sırasında önce Auschwitz’e oradan da Buchenwald ölüm kampına gönderilen, savaş sonunda Amerikan askerleri tarafından kurtarılan Kertesz’in bu eserini Macarca’dan İngilizce’ye çeviren Tim Wilkinson, kendisiyle yapılan bir söyleşide kitabın daha başlığının tüm  çevirisinde ne kadar zorlanacağının habercisi olduğunu söylüyordu: "‘Kadiş’... Nasıl çevrilebilir ki? Sonra, eserin önsözünde Paul Celan’ın, aslı Almanca olan ‘Ölüm Fügü’nden bir alıntı... Aynı derecede çevrilmesi zor, belki de imkansız..."
İmre Kertesz’in ‘Fateless’ (Kadersizlik) adlı eserini de çeviren Tim Wilkinson’un çeviri konusunda duyduğu kaygının asıl nedeni sözcüklerin çevirisindeki zorluk değil,  ‘konunun’ okuyucuya gerektiği, istendiği gibi aktarılmasındaki zorluk aslında... Holokost günümüz diline nasıl çevrilebilir ki?
Katletmenin kanunlaştığı, ölümün/öldürmenin sıradanlaştığı, insanın insanlığından arındığı/arındırıldığı Auschwitz’te, Buchenwald’da, Babi Yar’da, Bergen Belsen’de ya da daha nice aynı amaçla kurulmuş yoketme kamplarının birinde bulunmuş olanlar, orada yaşananları/ölünenleri hiç bir zaman gerektiği gibi aktaramayacaklarını, sözcüklerin böyle bir anlatım için yetersiz ya da içi boşalmış olduğunu söylerken, orada bulunmayanlar hangi sözcüklerde o günleri arayacaklar?
Holokost’u inkar edenlerin giderek çoğaldığı/çoğaltılmak istendiği, ya da daha da ileri giderek Holokost’un sıradanlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde asıl sorun da bu zaten! İnanılması güç, vahşet, işkence dolu, ölüm kokan kamp yaşantısını, bu korkunç, tüyler ürperten cehennemi bir şekilde dile getirmek gerek... Ama nasıl? Açlığın, Zyklon B gazının, ölümün, ceset kokusunun, krematoryum alevlerinin hükmettiği, insanı insan yapan hiç bir erdemin varolma şansı olmadığı bir yeri ve burada yaşananları, anlatmak/anlamak mümkün mü ki?
Eğer İmre Kertesz, ‘Kadersizlik’ adlı eseriyle, Auschwitz’te bulunmamış birinin, bilmesi gereken her bilgiyi, anlaması gereken her anlamı, duyumsaması gereken her duyguyu sözcüklere dökebilmiş olduğunu düşünseydi, eserin sinemaya uyarlanması sürecinde senaryo yazarlığını başkasına bırakmayıp, 76 yaşına gelmiş biri olarak, o günleri tekrar tekrar yaşama pahasına bu işi  kendi yüklenir miydi?  Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir eseri bir de sinematografik boyuta taşıma isteği, korkunç kamp hayatının anlatılamazlığının ve anlaşılamazlığının altını çizmiyor mu?
Lajos Koltai’ın yönettiği ‘Kadersizlik’ filmini seyretmek... Dünyaya bir kez de Auschwitz ve Buchenwald’da bir yılını geçirmiş olan filmin başkahramanı György Köves (Marcell Nagy)’in gözleriyle bakmak... György’nin bir şalmışcasına omuza atılıp tedaviye götürüldüğü sahne... Başaşağı dönmüş bu dünyayı izlemek! Cesetler, cesetler, cesetler...  Hepsi ekranın üst tarafında, ekranın altı ise gökyüzü ve gökyüzüne aşağı doğru yükselen/inen bir bacadan çıkan alevler, aşağı doğru...  Fiziksel kanunların bile şaşırdığı, olmayacak bir dünya! Nasıl anlatılabilir? György Köves’in Buchenwald Ölüm Kampından kurtarıldıktan sonra, daha Budapeşte’ye varmadan tren istasyonunda karşılaştığı, seyircinin gazeteci olduğunu tahmin ettiği birinin György’e ısrarla aynı soruyu sorduğu sahne... ‘Gaz odalarını sen kendi gözlerinle görmedin, değil mi?’ ‘Sen kendi gözlerinle gaz odasını görmedin, değil mi?’... İşte kasıtsız bir Holokost inkarcısı... İnanmak istemeyenlere Holokost nasıl anlatılabilir?
Bugüne kadar yazılmış binlerce eser, Spielberg Arşivlerindeki söyleşiler, onbinlerce sayfalık mahkeme tutanakları, binlerce resim, heykel, nice sanat eseri, film, belgeseller, her yıl düzenlenen anma törenleri, belgeler, belgeler, konuşmalar, konuşmalar... Yeterli mi? Değil mi? Fazla mı? Az mı? Çok söylendi, çok anlatıldı da, sözcüklerin içi mi boşaldı? Yoksa az söylendi, insanoğlu içindeki kötünün nelere kadir olduğunu hala anlayamadı mı? Hangisi?
Cevabı bilinemeyen sorular bunlar!
Ama kesin bir bilinen var, ortada: Holokost yaşandı! 
İnsanoğlu dünya üzerinde bir kere kurulmuş olan bu cehennemlerin tekrar kurulmayacağı konusundaki umudunu her gün biraz daha yitiriyor! Oysa umut etmenin anahtar kelimesi ‘anımsamak’...
Bir daha asla!’ nidalarının gerçeği ifade etmesini, ‘bir daha asla’ insanın insana karşı böylesine kötü olmayacağını umut etmek istiyorsak, anımsamalıyız.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:21:12 ÖÖ
                               Holokost’a tarihsel bakış

Holokost sırasında Almanlar 6 milyon Yahudi’nin hayatını söndürdüler. Eğer savaş onların aleyhine gelişmemiş ve yenilmemiş olsalardı, bu sayının artması işten bile değildi. Yahudi düşmanlığı, bu anlamda, Nazi rejiminin belirleyici bir politikasıydı. Yalnız Yirminci yüzyılın değil, tüm insanlık tarihinin en trajik olayı olarak kabul edilen Holokost, aslında Alman tarihi içinde de anlaşılması son derece güç bir dönemi işaret eder.

Yahudilerin aşağılanması, toplumsal her tür haktan mahrum edilmeleri, evlerinden koparılıp insanlık dışı ortamlarda yaşamaya zorlanmaları, işkencelere maruz kalmaları ve nihayetinde endüstriyel şekilde katledilmeleri… Bu dehşet verici süreci Alman halkının nasıl kabul ettiği, Nazi ideolojisinin bu akıl almaz politikasını nasıl satın aldığı, "uygar"  olan ve kültürel hayata değerli katkılarda bulunan bir toplumun nasıl böyle bir sapma gösterdiği, irdelenmesi gereken bir konudur.
Nazi Almanya’sını anlamanın entelektüel merkezinde Holokost’u anlamak yatar. Elbette ki savaş esnasında gündeme gelen birçok sorun olmuştur. Ancak Holokost’un ifade ettikleri ile karşılaştırıldıklarında, bu sorunların ikinci plana düştükleri görülür.
Nazilerin nasıl iktidara geldiklerini, sosyal demokratları nasıl alt ettiklerini, çökmüş Alman ekonomisini nasıl canlandırdıklarını, devleti nasıl yeniden yapılandırdıklarını, savaşı nasıl planladıklarını, Avusturya ve daha sonra Çekoslovakya’yı ilhak ederken ne gibi beklentiler içinde olduklarını anlamak, yüzeysel olmasa da, incelemelerden sonra mümkün olur.
Ancak, Holokost’u ve Yahudi nefretinin boyutunu anlamak ve Son Çözüme giden yoldaki gelişmeleri algılamak, normal bir insan için pek de kolay değildir : Bu bol parametresi olan bir denklemdir…
Denklemin parametreleri arasında, Alman halkı ve savaş esnasındaki işbirlikçileri, Nazi ideolojisi, Avrupa’daki gelişmeleri algılamakta yetersiz kalmış dünya liderleri vardır. Denklemin değişmezi ise Adolf Hitler’in kendisidir. Ancak, o dönemlerde olup biteni yalnız Hitler’e yüklemek, o günleri kendisi ile paylaşanların sorumluluklarını yok saymak demek olur.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:21:42 ÖÖ
I. DÜNYA SAVAŞI VE ETKİLERİ

1845’lerden itibaren tüm Avrupa’yı sarsan ayaklanmalar Almanya’da da kendisini gösterdi.
Bu ayaklanmalar Prusya’nın Alman Birliğini Bismarck’ın demir yumruğu ile oluşturmasına dek sürdü, ve 1871 yılında, Prusya Kralı I. Wilhelm Alman İmparatoru ilan edildi. O tarihe dek feodal prenslikler şeklinde parçalı bir yapı gösteren Almanya, tüm diğer Avrupa ülkelerinin ardında kalmış, değişen dünya düzeni içinde kendisine bir türlü yer edinememişti.
Kraliçe Victoria Büyük Britanya’sı, Napoleon Fransa’sı, Çarlık Rusya’sı bir yana,  denizaşırı birçok sömürgeye sahip Portekiz, İspanya ve Hollanda kadar bile olamamıştı.
Şimdi, zorla da olsa Prusya ile birleşmiş ve Avrupa’nın en büyük devleti doğmuştu. Reischtag’ın ( İmparatorluk Meclisi ) kurulması ile demokratik bir de maske takınılmıştı, ancak gerçekte, Alman İmparatorluğu Prusya’nın egemen olduğu askeri bir otokrasi olarak kalacaktı.
İngiltere’den yayılmaya başlayan endüstri devrimi, tüm batı Avrupa’da olduğu gibi Almanya’da da sosyalizmin tırmanışa geçmesine ve işçi sınıfının oluşmasına neden olur. Bismarck’ın tüm baskılarına rağmen, sosyalistler serpilmişler ve 1912’ye gelindiğinde Reischtag’ta temsil edilen en büyük siyasi grup olmuşlardır. Onları gölgede bırakmak adına İmparator II.Wilhelm döneminde devlet desteğinde sosyal reformlar yapılır. Bu durum, işçi sınıfı üzerinde olumlu etkiler bırakır. Devlet işçi el ele mantığı daha sonraki yıllarda Hitler’in milliyetçi – sosyalist çizgisinin ilham kaynağı olacaktır.
Sosyal anlamdaki atağın neticesi olarak, Almanya XX. yüzyılın başlarında Büyük Britanya ekonomisini zorlayan ve hatta zaman zaman geçen bir büyüklüğe ulaşır, Alman sermayesi hızla güçlenir, yapılanır ve yayılmaya başlar : Hedef doğudur… Almanya tarihinde ilk kez sömürgelerin ve dolayısı ile "dünya nimetlerinin" paylaşılmasına katılmaktadır. Paylaşımı kolaylaştırmak ve kamuoyu desteğini çoğaltmak için kurulan "Alman Irkı Birliği" nin hedefleri de adeta olacakları daha yüzyılın başlarında ilan etmektedir : "Fransız, İngiliz, Belçika ve Portekiz sömürgelerinin, Fransa’nın Alman sınırında bulunan zengin demir bölgelerinin fethi ; Belçika, Hollanda, İskandinav ülkeleri ile Osmanlı İmparatorluğu’nun, hatta müttefik Avusturya – Macaristan İmparatorluğunun topraklarının ilhakı…"
Bu anlamda, Almanya’nın yayılma politikasındaki ilk kurbanın Osmanlı İmparatorluğu olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. II. Wilhelm’in Padişah II. Abdülhamit’e önerdiği Berlin – Bağdat demiryolu projesinden başlayıp, I. Dünya Savaşı’na kadar sürüp giden olaylar, İstanbul hükümetinin Almanya’nın oyunu ile savaşa girme zorunda bırakılması, savaşın sonunda tarih sahnesinden kayıp gitmesi bunu kanıtlar.
Savaş Almanya ve Almanlar için güçlerini dünyaya ilan etmek açısından iyi bir fırsattır. Prusya’nın askeri gelenekleri, milliyetçi yazarların etkisi ile savaşa bilenmiş geniş bir orta sınıf, savaş sonrası kazanımlara aç bir halk… Entelektüel Alman sınıfı dahi savaşın, İngiltere ile girilen güç yarışında önemli bir araç olacağını söylüyor, savaş felsefesi herkesin beynine olumlu yönleriyle yerleşiyordu.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:22:05 ÖÖ
NAZİ İKTİDARINA DOĞRU

Ancak 1918 yılında alınan ağır yenilgi ve bunun sonucu Almanya’nın imzalamak zorunda kaldığı Versailles Anlaşması’nın şartları, Alman halkının beklentilerine ağır bir darbe indirir. Oysa, Paris’e yalnızca  40 kilometre kalmış, İngilizlerin Beşinci Ordusu neredeyse tamamen imha edilmiş, 90.000 esir alınmıştı. Ancak Alman Ordusu tükenmişti. Değişik cephelerde arda arda alınan yenilgiler, beklenmeyen sonu çabuk getirmişti.
Savaşın kazanılacağı fikrinin yaygın olduğu Alman toplumunda, yenilginin yarattığı sosyal ve siyasi düzensizlikler, Nazileri iktidara taşıyan basamakları oluşturur.
Savaş esnasında siyasetin dizginlerini elinde tutan ordunun yenilgiden dolayı suçlanmaması için, sosyal demokrat bir hükümetin kurulmasına önayak olması, ve kurulan hükümetin 1919 barış anlaşmasını imzalaması ;  buna tepki olarak "İşçi – Asker Konseyleri" oluşturulması, ülke genelinde grevlerin yayılması ; bunun üzerine İmparator II.Wilhelm’in Hollanda’ya kaçması ve burada tutuklanması…  Alman monarşisi batmıştır…
İmparatorluğun çöküşü siyasi hayatı olumsuz etkiler. 1917 Bolşevik Devriminden esinlenerek Almanya’nın çeşitli kentlerinde oluşturulan Sovyetler, kurulan sosyal demokrat hükümete en büyük sorunu çıkartacaktır... Nitekim,  İşçi – Asker konseylerinin de desteklediği Spartakist Ayaklanması 1919 Ocak’ında patlak verir. Sosyal demokrat hükümet çareyi işsiz askerlerden ve sağ görüşlü gençlerden kurulu "Freikorps" larda bulur. Sokak sokak yayılan çatışmalar sonucu, isyan bastırılır, ancak ok yaydan çıkmıştır. Alman siyaset sahnesi bundan sonra bir türlü dengeye oturamayacak,  yapılan genel seçimler sonucu iktidarı paylaşan koalisyon hükümeti dizginleri gitgide Freikorps’ların eline bırakacaktır. 1929 yılında patlayan dünya ekonomik krizi de bu olumsuzluklara eklenecektir. İşsizlik ve enflasyon dayanılmaz hale gelecektir.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:22:35 ÖÖ
YAHUDİ DÜŞMANLIĞI

Alman halkı, tarihinin en karanlık dönemini yaşamaktadır. Oysa, çok değil on beş sene kadar önce, İmparator II. Wilhelm ulusuna altın bir çağ vaad etmiştir. Ancak bu vaadlerden geriye ezilmişlik, sefalet, umutsuzluk kalmıştır.  Bu durum ülkede aşırı sağın zemin kazanmaya başlamasına neden olacak ve Adolf Hitler’e hiç beklemediği bir anda iktidarın anahtarını verecektir…
Bütün bu olayların paralelinde Almanya’da artan Yahudi düşmanlığını irdelemek gerekir.
Almanlar Hitler’den dolayı mı Yahudi düşmanı oldular? Yoksa Hitler, gündelik yaşantısında halkın genel eğiliminden etkilenerek mi böylesi fikirlere sahip oldu? 
"Sarışın mısınız ? O zaman siz kültür yaratıcısı ve koruyucususunuz…
Sarışın mısınız ? O zaman tehlikedesiniz."
Nazi ideolojisinin şekillenmesinden çok önceleri, 1907 yılında yayınlanan çeşitli dergilerde verilen böylesi ırkçı mesajlar ve
"Hayvanlaşmış insanların kökünün kurutulması, yüce bir ırkın, yeni bir insan soyunun yetiştirilmesi"
arayışları, Alman toplumunun istikametini veriyordu. Savaşta elde edilen umulmadık yenilgi, ve 1917 Bolşevik Devrimi’nin Rusya dışına ihraç ettiği yeni dünya görüşüne olan tepkiler, Alman toplumunu giderek farklılaştırıyordu. "Almanya her şeyin üzerindedir" fikri ile yoğrulmaya başlayan sahipsiz bir nesil içinde düşünsel olarak serpilen Adolf Hitler, açılımını "Kavgam" ile açık açık ortaya koyuyordu:
"Bu mesele üzerinde düşünmeye ve ilk kez Yahudiler dikkatimi çekmeye başladığında, Viyana bana bambaşka görünmeye başladı. Nereye gitsem Yahudi görüyordum. Ne kadar çok Yahudi görsem de bunlar gözümde öteki insanlardan öylesine ayrılıyordu. Yahudilerin karışmadıkları tek pislik yoktu…. Yavaş yavaş onlardan nefret etmeye başladım…"
Hitler’i çokça etkileyen isimler arasındaki Georg Ritter Schönerer aşırı milliyetçi uçlarda fikirleri olan bir insandı. Daha yüzyılın başlarında, 1914 Savaşı’ndan önce bile, Almanya’nın geleceği ile ilgili fikirleri çok netti. Onun için Alman ırkının Yahudiler’den, Katolik kilisesinin baskısından, Slavlar’dan, sosyalistlerden, komünistlerden kurtulması gerekiyordu.
Bu çerçevede, Yahudilerin mutlaka toplumdan soyutlanmaları şarttı, ve bunun için bir dizi yasaya gereksinim vardı.

Savaş sonrası bu fikirlere alıcı bulmak çok daha kolay olmuştu. Almanya yenilmişti… Her şey bir anda bitmişti. Suçlu gerekiyordu, ve bulunmuştu : Yahudiler…
Adolf Hitler ve Nasyonal Sosyalist hareket, zaten Alman kamuoyunda var olan Yahudi düşmanlığını, halkı kendilerine bağlamak, onları "ulvi" idealler etrafında kenetlemek, tekrardan Büyük Almanya’yı yaratmak için, son derece başarılı şekilde kullandı. Önceleri yalnızca fikirsel alanda var olan bu düşmanlık, gitgide bir saplantı haline geldi.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:22:58 ÖÖ
İKTİDARDAKİ HİTLER VE YAHUDİLER

Cumhurbaşkanı Hindenburg 1933 yılı başında, Nasyonal Sosyalist parti başkanı Adolf Hitler’i Weimar Cumhuriyeti’nin başbakanı olarak atarken, çok da alternatifi yoktu. Siyaset kendini tamamen tüketmiş, meydan, ağzı sıkı laf yapan bu Avusturyalı onbaşıya kalmıştı.
Hitler’in iktidara ilk geldiğinde yaptığı, önce parti için muhalefeti söndürmek oldu. Daha sonra da ustaca tezgahladığı Reischtag Yangını’nı neden göstererek, hem kendisine en sıkı muhalefeti yapan sosyal demokratları ve komünistleri tasfiye etti, hem de meclisi kapattı.
Artık siyasi kontrol elindeydi ve bin yıl sürecek Nazi İmparatorluğu’nun yelken açmaması için hiçbir neden yoktu : III. Reich kurulmuştu.
Hitler’in ihtirasları vardır : Avusturya ile Almanya arasındaki küçük bir kasabada doğan biri olarak, Almanca konuşan iki ülkenin neden birleşmediğini bir türlü kabullenememiştir. Bu anlamda, iktidara gelişinden sonra, dünyaya ilk meydan okuması, Avusturya’yı ilhak etmesidir. Aynı şekilde, Çekoslovakya’nın Südet bölgesinde yaşayan Almanlar vardır. Onları anavatana bağlamak Büyük Almanya’yı kurmak yolunda önemli bir adımdır, ve bu yapılır.
Almanya’da çok az kişi yapılanları sorgulamaktadır. Kamuoyunun ezici çoğunluğu, Alman ulusal gururunu yeniden yücelten bu adamın arkasında durmakta, hatta Avrupa’nın ortasında gerçekleştirilen oldu bittiler genelin hoşuna gitmektedir. Marşlar, geniş caddelerde yapılan geçit törenleri, Hitler’in kendinden geçtiği açık hava toplantıları, Hitler Gençliği ve Alman olması ile övünen bir halk : Artık yola çıkılmıştır…
Yahudiler Hitler’in iktidara gelmesini genel anlamda ihtiyatla karşılamışlar, ekonomi programında öngördüğü yenilikleri, özellikle 1929 krizi sonrasında, destekler bile olmuşlardır. Oysa, Nazi Devrimi’nde, Alman sosyal yaşantısına katkıları ne olursa olsun, Yahudilerin yeri olmayacaktır.
Olaylar ilk önce, açık hava toplantılarındaki genel, sokaklardaki özel sözlü tacizlerle başlar. Senelerdir birlikte aynı sokakları, aynı kentleri paylaşan Almanlar komşularına, Yahudi olduklarından dolayı sırt çevirmeye başlamışlardır. Artık Yahudi düşmanlığı belirleyici bir moda olmuş, buna uymayanlar toplumdan dışlanır hale gelmiştir.
İkinci aşamada sıra fiziksel tacizlere gelir. Amaç Yahudileri sosyal anlamda tecrit etmektir. Kendilerini aşağılanmış hissetmelerini sağlamaktır. Daha sonra ise kovulmalar başlar. Birçok Yahudi, kah Nazi rejimi tarafından sınır dışı edildiği için, kah geleceği karanlık gördüğü için, Almanya’yı terk eder.
1935 yılında Nüremberg Yasaları’nın yayınlanması ile Yahudi düşmanlığı ilk kez kanuni bir çerçeveye oturtulur. 1936 yılındaki Berlin Olimpiyatları bu ırkçı yasaların gölgesinde yapılır.
Hitler bir yanda tüm dünyaya Alman gücünü gösterme fırsatı bulmakta, Almanlara öz güvenlerini geri vermek için hiçbir fırsatı kaçırmamakta, öte yanda gelecekte yapacaklarının ip uçlarını vermektedir.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:23:26 ÖÖ
KRISTALLNACHT: ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

9 Kasım 1938 gecesi başlayan sokak olayları sonucu, Almanya genelinde tüm Yahudi hedeflerine sistemli saldırılarda bulunulur. Sinagoglar ateşe verilir,Yahudi iş yerleri talan edilir, insanlar öldürülür. Tarihe "Kristallnacht – Kristal Gece" olarak geçen devlet destekli bu pogromun sonunda, birçok Yahudi ilk kez evlerinden alınır ve toplama kamplarına gönderilir. İlk önceleri çalışma kampı şeklinde oluşturulacak bu birimler, daha sonraları, birer ölüm kampına dönüşecektir.
… Ve Yahudi halkı çok geçmeden getto kavramı ile tanışır. İlk önceleri, ayak altında dolaşmasınlar diye, kentlerin belli noktalarında yaşamaya zorlanırlar, daha sonra Ari ırkı ile temaslarının en aza indirgemek için, yaşadıkları mahallelerin etrafı yüksek duvarlarla çevrilir.
Bireysel olarak Alman toplumu içinde çok önceden beri yabancılaştırılmış Yahudiler, şimdi de, tek başlarına yaşamaya mahkum edilerek toplumsal anlamda da dışlanırlar. Almanlar, işgal ettikleri her yerde gettolar oluştururlar… Amaç, Yahudilerin Alman yaşam alanından sökülüp atılmasıdır.
Yaşam alanı kavramı Nazi ideolojisinin temel taşlarından biridir. Savaş, Avrupa’nın değişik bölgelerinde, örneğin Danzig koridorunda, veya Çekoslovakya’nın Südet bölgesinde, ve tabii ki Avusturya’da yaşayan ve Almanca konuşan toplumların birleştirilmesi, ve Ari olmayan ırkın Alman yaşam alanından sökülüp atılması için yapılmıştır.
Bu çerçevede, Çingeneler, sosyalist ve komünistler, eşcinseller, sakat veya zihinsel engelliler de tıpkı Yahudiler gibi ortadan kaldırılmışlardır. Ismarlama, tek düzen bir Alman toplumu yaratmak için… Führer’ini sorgulamayan, onun yarattığı propaganda temelli dünyayı benimseyen ve bu uğurda canavarlaşmayı dahi red etmeyen bir toplum yaratmak için.
Bu anlamda Ocak 1942’de toplanan Wansee Konferansı, Yahudi katliamını hukuki hale getirir, bunu bürokratik temellere oturtur ve  Hitler’in adlandırdığı şekli ile Yahudi Sorunu’na çözüm bulur. Alman ulusunun "yaşam alanı" Yahudilerden temizlenecektir. Bunun için, yaşamaya zorlandıkları gettolardan toplanacaklar, ve kitlesel şekilde imha edileceklerdir.
Dönemin en gelişmiş ulaşım ağının lojistik desteği, teknoloji ile bütünleşmiş gaz odaları, bu insanlık suçunu ortadan kaldırmak için tasarlanmış krematoryumlar, ve ancak çılgınlığın üst seviyelerine ulaşmış insanların kararlılığı ile yürütülen soykırım son dönemece girmiştir artık…

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:24:11 ÖÖ
YAKARIŞ

“Avraham’ın,
Yitshak’ın,
Yaakov’un Tanrısı…
Onların oğullarını
unutma…
Tüm hafızaların kaynağı olan Sen,
Unutmanın terk etmek
olduğunu,
Unutmanın reddetmek
olduğunu biliyorsun.
Beni terk etme !
Seni reddetmediğime göre beni terk etme…
Auschwitz’in Tanrısı,
Auschwitz’i hatırlamam
gerektiğini anla…

Treblinka’nın Tanrısı,
Bu adın her tekrarının
beni titretmesini sağla…
Belzec’in Tanrısı,
Belzec kurbanları için
ağlamama izin ver.
Sen ki acımızı paylaşırsın,
Sen ki beklentilerimize
katılırsın...
Seni kalplerine ve
yuvalarına çağıranlardan uzaklaştırma beni.
Sen ki insanların geleceğini öngörürsün,
Geçmişimden kopmamam için bana yardım et.”
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:28:12 ÖÖ
                                      Onur İçin Direniş

1939 yılında savaşın başlaması ve Almanya’nın sırası ile Polonya, Hollanda, Belçika ve Fransa’yı istila etmesi, daha sonra da Moskova’ya savaş açarak doğuya, Baltık ülkelerine ve Rus steplerine doğru sarkması, Avrupa Yahudiliği için sonun başlangıcıdır.  Korku ve terör insanlar için gündelik bir gerçektir artık… Hayatta kalmak en belirleyici dürtü haline gelmiştir. Varşova Gettosu’nda yaşayan Haim Kaplan, 20 Şubat 1941 tarihinde günlüğüne şöyle bir not düşer : "Dans etmek bir mitzva haline geldi. Her dansımız, aşağılanmalara karşı bir başkaldırı oldu."
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:28:33 ÖÖ
Holokost’un acı ve dehşet dolu tarihi, etkisi küçük ancak anlamı eşsiz öylesi başkaldırılara tanıklık etmiştir ki, hepsinden birer ders çıkarmak mümkündür. Kah kırsal kesimde partizan gruplara veya direnişçilere katılarak yapılan gerilla tipi savaşlar, kah gettolarda ya da toplama kamplarındaki ayaklanmalar : Bunların hepsi, çaresiz insanların, toplumsal deliliğin tavanına ulaşmış bir imha makinesine karşı verdiği onur savaşlarıdır.
Örneğin, toplama kamplarından birinde, yaşamını binbir güçlükle sürdüren 70’li yaşlarda bir kadın, yemek kitabı yazarak ve bunu dışarı kaçırarak bu başkaldırıya katılmıştı ; başka biri ise kamplarda kesinlikle yasak olmasına rağmen yaptığı resimlerle… Onlar, kendilerine hayatı zindan eden zihniyete karşı gelerek, olup biteni gelecek nesillere aktarmışlardı… Bilinsin diye…
Bunlarla kalmamıştı elbette. Savaş öncesi dönemde kurulmuş bir çok yardım örgütü, çalışmalarına günün koşullarına ayak uydurarak devam etmekteydi. Yiyecek, giyecek dağıtılmakta, çocuklarla ilgilenilmekte, eğitimlerinden geri kalmamaları, küçük kalplerinin etraflarında olup bitenden en az şekilde etkilenmesi için çalışılmaktaydı. Almanların ele geçirdiği çeşitli kentlerden toplanarak buralara getirilen mültecilere barınak bulunulmaktaydı. Kısaca, Nazi zulmüne nispet edercesine, sosyal yaşantısı ile, sanatı ile, eğitim ve sağlık hizmetleri ile, hayat devam etmekteydi.
1942 yılından itibaren, Son Çözüm paketinin devreye sokulmasından sonra, gettolar birbir boşaltılmaya, ve insanlar trenlerle toplama kamplarına götürülmeye başlanır. O zamana dek, pasif direniş yapmanın hiçbir işe yaramayacağını seslendirenler için, silahlı mukavemetin haklılığı ortaya çıkmıştır.
Ayaklanmalar arasında Varşova Gettosunda yapılanın ayrı bir yeri vardır. Nisan 1943’te Mordechai Anielewicz’in etrafında toplanan 800 kadar savaşçı, tarihin cilvesine bakın ki atalarının  Mısır esaretinden çıkışlarını kutladıkları Pesah Bayramı’nda, gettoya giren Alman askerlerine saldırırlar… Bu isyan Yahudilerin uzun asırlardır, kimliklerini korumak için yaptıkları ilk hareketti. Ne Ortaçağ karanlığında yaşadıkları, ne de Rusya’nın dört bir yanında maruz kaldıkları pogromlara böyle karşılık vermemişlerdi.  Elbette ki silahlı eylemlerin, kendilerine biçilen yazgıyı değiştirmesi olanaksızdı. Almanlar çok güçlü ve fazlaydılar. Ancak sessizce ölmek yerine, insanlık gururu için savaşarak ölmek daha doğruydu onlar için…
Direnişçilerden biri anı defterine şöyle yazar :
"Bugün altıncı gün… İnanılmaz kahramanlıklar sürüyor. Silahsız iki kişi iki askerin üstüne atladı ; iki kişiyi öldürdüler, üç kişi de kaçtı… Merkezde onları ev ev, oda oda savaşmaya zorluyoruz. Zemin katta dövüşmeye başlıyoruz, kat ve kat bu dama kadar sürüyor. Merdivenlerde şişe ve el bombaları ile bombalıyoruz, ve savaşı dama ulaşana dek sürdürüyoruz.  Çekiliyorlar ! Çatışmayı damda sürdürmek istemiyorlar. Mutluyuz. Şu son altı gündür kendini feda etmek sıradan bir şey oldu. Tek bir adamımız bile teslim olmadı…"
Mordehai Anielewicz ise son mektubunda, arkadaşına şunları yazmaktadır :
"İçinde bulunduğumuz durumu sana kelimelerle anlatamam. Aramızda sadece birkaç kişi dayanabilecek. Geri kalan herkes er veya geç ölecek. Kaderimiz tayin edilmiş durumda…
Son arzum gerçekleşti dostum ! Gettoda bütün büyüklüğü ve görkemi ile Yahudi direnişine tanık oldum."
Bir avuç isimsiz kahramanın başlattığı bu savaş, Holokost direnişinin simgesi olur. Ancak onlar yalnız değildirler. Birçok gettoda, Sobibor’dan Treblinka’ya birçok toplama kampında benzer direnişler görülür. Getto duvarlarından kaçıp partizanlara katılarak  veya  oluşturdukları gruplarla, Polonya’da veya Rusya’da, Ukrayna’da veya Slovakya’da, kendi varlıklarına kastedenlere karşı savaşa girişen birçok Yahudi direnişçi, tarihteki saygın yerini alır…
 
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:30:46 ÖÖ
Reuven Dafni üç çocuklu bir ailenin çocuğu olarak 1913 yılında Zagrep, Yugoslavya’da dünyaya gelir. 14 yaşında iken ailesi ile Viyana’ya taşınır, ve Reuven burada antisemitizm ile karşılaşır.  Yahudi kimliğine olan ilgisi  böylece başlamış olur. Eğitimine bir Yahudi okulunda devam etmeye, İbranice öğrenmeye ve hayatını sürdürmek için Kutsal topraklara gitmeye karar verir.
1936 yılında Reuven tek başına İsrail’e yerleşir ve Kibutz Ein-Gev’in kurucularından biri olur. 1940 yılında İngiliz ordusunda askere alınır ve  İşgal altında bulunan Avrupa’daki partizanlar ile bağlantıyı sağlamak için bir Yugoslav birliğinin  kurulması ile görevlendirilir. 
Bu dönemde Reuven, düşman bölgesine paraşütle atlayıp Yahudileri kurtararak Israil’e götürmeyi planlayan bir grup ile karşılaşır. Aldığı eğitimden sonra, 13 Mart 1944 gecesi paraşütle Yugoslavya’ya iner. Takım arkadaşlarının arasında Hannah Szenes, Yona Rosen, Abba Berdiszew vardır : Hannah ve Yona’nın amacı Macaristan’a , Abba’nın amacı Romanya’ya ulaşmaktır. Reuven’in ise Yugoslavya’da kalıp orada bulunan Yahudileri organize edecek ve İtalya’ya geçmelerini sağlayacaktır.
9 Haziran 1944’de Hannah Szenes ve arkadaşları Macaristan sınırını geçerler. Hannah ile Reuven 3 hafta sonra buluşmak üzere ayrılırlar. O zaman zarfında Hannah’nın gelmemesi durumunda yakalandığını kabul edecektir. Reuven orada 6 hafta bekler bu arada partizanların yardımı ile düzinelerle Yahudi’yi Yugoslavya’dan kurtarır. Daha sonra İsrail’deki merkezden Hannah Szenes’in yakalandığını öğrenir. Hannah, yakalanmış, işkence görmüş ve 7 Kasım 1944’de öldürülmüştür.
Hannah’nın kaybından sonra Reuven, Yahudi ekibine katılmak için Kahire’ye gider. Yolda, Bari’de tamamen rastlantı sonucu kardeşlerinden biri ile karşılaşır. Ondan ailesinin kaderini öğrenir. Babası ve büyük ağabeyi yaşamaktadır. Annesi ise 1941 yılında öldürülmüştür.
Reuven, Kibutz Ein- Gev’e geri döner. Daha sonra İsrail Dışişleri Bakanlığı’nda görev alır, 1982񮖛 yılları arasında Yad Vaşem yöneticiliğinde bulunur. Reuven’in iki çocuğu ve iki torunu vardır. Şu anda hayat arkadaşı Na’avah ile Kudüs’ta yaşamaktadır.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:39:19 ÖÖ
Altı Milyon... Söylemesi o kadar kolay ki... Sayısal olarak düşünüldüğünde birbirini takip eden birçok sıfır. Yani hiçlik, boşluk...
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:39:43 ÖÖ
Sayıları somutlaştırmaya  başladığımızda ise, en basit olarak altı milyon tane saç telini dahi üst üste  koyduğumuzda oldukça büyük bir birikimle karşılaşırız. Bir de yaşanmış veya yaşanamamış anılarla, gerçekleşememiş, gerçekleşmesine izin verilmemiş, engellenmiş umutlarla dolu ALTI MİLYON kişiyi düşündüğümüzde bu sayının hiç de boşluk, hiçlik olmadığını içimizin derinliklerinde büyük bir acı ile anlamaya, hissetmeye başlarız.
Uzunca yıllar sadece sayılarla tasvir edilen kayıp insanların kimliklerini, anılarını, yaşadıklarını ve umutlarını onlara iade edip, gün ışığına çıkarmak YAD VAŞEM MÜZESİ’NİN yeni kanadının konseptini oluşturmaktadır.
Bazılarına göre Yad Vaşem’in yeni kanadı, bir müze değil bir devrimdir. Hitler’in iktidara geldiği dönemden başlayarak Holokost hikayesini anlatan  eski müzeden farklı olan yeni kanat, ziyaretçileri,  Nazi katliamından öncesini içeren mutlu insan resimleri ve hikayeleri ile karşılamaktadır.
Müze müdürü Avner Shalev; "Holokost hikayesini her ziyaretçinin kişisel birer öyküsü haline getirmek, ve kendilerini, hikayeleri anlatılan kişilerin yerine koymalarını istiyoruz, çünkü herşeyden önce bu insanlığın hikayesidir ve bu insanların katliam üstüne katliam sonucu yokedilmelerinin hikayesidir. Bu nedenle müzenin yeni kanadında, insan eli ile yapılmış obje, resim,  video,  el sanatları, şahsi eşyalar  gibi  görsel elemanlara ağırlık verildi."
Dünyaca ünlü mimar Moshe Safdie müzeyi tasarlarken en ince ayrıntısına kadar düşündü ve her detayın bir anlam taşımasına  büyük özen gösterdi. Safdie’ye göre bina uzun zamandır orada mevcut olan ve çıkarılmayı bekleyen mimari bir kalıntıyı anımsatmaktadır. Yok oluşu simgelemek isteyen Safdie, binayı yeraltına doğru kaymakta olan bir üçgen  "prizma" olarak tasarladı. Binanın büyük bir kısmı  yerin altındadır.
Binanın tepesinde dış dünya ile bağlantıyı sağlayan 200 metre uzunluğunda bir tavan penceresi vardır. Bu pencere, derin hikayelerin karanlığı arasından,  ışık ve mavi gökyüzünü hatırlatmak amacı ile yapılmıştır. Müzenin beton ve cam ana gövdesi, Yad Vaşem Kampüsü'nün bulunduğu "Hatıra Dağı" "Har HaZikaron" nın içinde saklıdır."
Omurganın bir ucunda, müzenin girişine ve ziyaretçi merkezine en yakın yerde, büyük bir üçgen prizma vadi yatağınının üzerine uzanmakta ve binaya  boşlukta yüzüyor izlenimi vermektedir. Binanın altındaki boşluk, köklerinden koparılmış, yok edilmiş insanları simgelemektedir.
Binanın içine girildiğinde, Safdie’nin müze tasarımında uyguladığı deneyimli  boyutlandırma, ziyaretçilere yer, zaman ve ortam hissini vermektedir. Değişen mekan yükseklikleri, ışık oran ve açıları hacimlerin algılanmasında farklılıklar yaratmaktadır. Örneğin,  Varşova Gettosu’nun  tasvir edildiği galeride, Leszno Sokağı’nda yerler arnavut kaldırımı ile kaplıdır, duvarlarda gösterilen filmler, büyük boy resimler  ve seslendirme ziyaretçilere gerçek mekanda dolaşılıyormuş izlenimi uyandırmaktadır.
Prizma yapıda 180 metrelik yürüyüş parkuru ve yapının her iki tarafında gözden saklanan galeriler, tarihi ve tematik rotası boyunca, ziyaretçilere yürüyüş yolunda ilerledikçe, Holokost'u bölüm bölüm sunmaktadır. Prizma zemin üzerinde bulunan enine boşluk, geçişi engellemektedir. Bu boşluk fiziksel bir engel oluşturmakta ve ziyaretçileri tematik rotaya bağlı kalarak diğer galeriye doğru yönlendirmektedir. Koridorda ilerlerken bir sonraki galeri ve özellikle prizmanın sonu ile göz kontağı bile yoktur. Tıpkı bir sonraki gün neler olacağını bilemeyen, ya da yolun sonunda neler ile karşılaşacağını bilemeyen milyonlarca insan gibi.
Bu tarihi anlatı sonunda, "Hall of Names" -İsimler Holü- son, dramatik teşhir mekanını oluşturmaktadır.
Holün tam merkezinde biri gökyüzüne açılan, diğeri ise yerin altına doğru inen iki adet konik strüktür mevcuttur.
Gökyüzüne açılan koninin üzerinde isimler ve 600 adet resim bulunmakta, yerin altına inen doğal kaya yapısının oyulması ile oluşturulmuş  koni ise  isimleri hiç bilinemeyecek kurbanları onurlandırmaktadır.
Safdie’ye göre üst koni isimleri bulunabilmiş kurbanları gün ışığına çıkarmak ve "bir zamanlar burada olduklarına" tanıklık etmek amacı ile, alt koni ise üsttekinin simetrik bir yansıması olarak "isimlerini hiçbir zaman öğrenemeyeceklerimiz" için oluşturulmuştur.
Yuvarlak "İsimler  Holü"’nde  aynı zamanda çok geniş bir "tanıklık sayfaları" koleksiyonu  bulunmaktadır. Burası Holokost Kurbanları’nın kısa hayat hikayelerine ve milyonlarca Yahudi Holokost  kurbanının kişisel kayıtlarına ev sahipliği yapmaktadır. Toplam altı milyon odacık içinde yalnızca iki milyon sayfaya yakın belge bu holün duvarlarındaki dosyalarda yer almaktadır. Boş olan odacıklar bilgilere ulaşılabildikçe doldurulacak, ulaşılamazsa sembolik olarak boş kalacaklardır. Bilgilerine ulaşılamamış bile olsa herkesin bir yeri, bir yaşamı, bir hikayesi vardır.
Koridorun sonuna, müzenin çıkışına ulaşıldığında, herşeye rağmen ışığın galip geldiğini simgelemek istercesine Kudüs’ün panoramik manzarası, kusursuz havası ve kuş sesleri ile olağanüstü bir balkon ziyaretçileri kucaklar.   
"Sadece benim suçsuz olduğumu hatırla
 Ve, sadece senin gibi, o gün ölümlü,
 Benim de öfke, merhamet ve mutluluk ile göze
 çarpan bir yüzüm vardı. 
 Oldukça basit, bir insan yüzü!"
 

* Benjamin Fondane, Exodus
   Auschwitz 1944

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 09, 2007, 02:52:11 ÖÖ
İnsan ve doğasını anlama çabasında, psikiyatri biliminin yeri oldukça önemlidir. Biyoloji ve genetik başta olmak üzere birçok alanda yapılan araştırmalar insan davranışlarının "neden"lerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Daha araştırılacak çok şey var. Birçok konu gibi, soykırım da tüm dinamikleriyle incelemeyi fazlasıyla hak eden bir konudur.
Soykırım, 6 milyonu Yahudi olmak üzere, 10 milyondan fazla insanın hayatını yitirdiği, insan olmanın özünde yatan birçok özellik arasında, "vahşet"in belki de en güçlü göstergesidir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Avrupa’da bulunan antisemit potansiyelin giderek bir eyleme dönüşmesi ve akıl almakta zorlandığımız sonuçlarıyla soykırım bizlere, insan olmanın bir başka yüzünü anlatmaktadır. Bu gerçekliğin nedenlerini sadece Hitler’in psikopatolojisine veya antisemitzme bağlamak, araştırmamız gereken konuların sadece ana başlıklarını oluşturacaktır.
Birçoğumuz savaşların, cinayetlerin, haksızlıkların, kötülüklerin neden var olduğunu kendi kendimize sorarız. "İyilik", "kötülük", "hayat", "anlam" hepimizin yeri geldiğinde dile getirdiği sorulardır. Yaratılışın veya tüm çirkin taraflarıyla bu sistemi tam anlamıyla açıklayabilmek ne kadar mümkündür, bilemiyorum. Yine de bu anlam arama çabasında, uçtaki örneklere baktığımızda, Soykırım bir kez daha araştırmaya değer bir alandır.
Her sene Soykırım’ı anma törenleri düzenliyor, konuyla ilgili yazılar hazırlıyor veya okuyor, bu trajediyi hatırlıyoruz. Hâlbuki buradan almamız gereken birçok ders var. Bana göre bu derslerin en önemlisi insan olduğumuzu hatırlamak ve doğamızda barındığımız olumlu ve olumsuz tüm güçlerin ayırtına varmaktır. Elbette hepimizin temennisi daha az savaşın yaşandığı, daha barış dolu bir dünya… Evet, toplumlar ele alındığında savaşlar ve soykırımları hatırlıyoruz; ama yeri geldiğinde birey olarak kendimizi ele almamız da gereklidir. Samimi ve gerçekçi bir şekilde insanlara karşı olan sevgimizi, yaptıklarımız ve bize yapılanlar karşısında verdiğimiz duygusal tepkiler kadar, bir "anlayış" da geliştirebilmeliyiz.
Bu noktada şu soru sorulabilir: "Soykırımın ardında nasıl bir anlayış vardır?" Bu soru ile haklı çıkartılabilir nedenler aramıyoruz. Bu soru ile kendi doğamıza işaret ediyoruz, yanıt orada… Sonuçta belli bir noktadan sonra "Alman", "Yahudi", "Amerikalı", "zenci", "eşcinsel" veya "Filistinli" kalmıyor geriye… Yeri geldiğinde kültür mozaiği olarak algılayabildiğimiz, yeri geldiği zaman bir savaş nedeni olarak gördüğümüz tüm bu bireyler, aslında bir insanlık portresini oluşturuyor… İnsan derken, kendimizden farklı bir türden söz etmediğimize göre, yeri geldiği zaman da bu portre aynadaki yüzümüze eşdeğer oluyor…
Soykırımın altındaki anlayış nedir?
İnsanlık portresinde kendimizi çirkinliklerimizle, çıplak bir biçimde görmeyi ne derecede göze alabiliriz? Elimize bir fırça verilmiş… İstersek altı köşeli yıldızları karalayabiliriz, istersek dünya haritasını yeniden çizebiliriz veya yemyeşil bahçeler işleyebiliriz…
Soykırımı, insanlığı anlamak kadar, bir ödevimizde onu anlatmak, yeni nesilleri doğru yetiştirmek… Bugün bizler, yarınsa bizim çocuklarımız ele alacaklar bu fırçayı? Hayatım adına dünyanın şahane bir resmini görmeyi artık bekliyorum. Tarih ve psikiyatri bana birtakım şeyleri değiştiremeyeceğimizi anlatıyor. Birbirimize karşı biraz daha anlayışlı olabilecek miyiz? Umut ediyorum. İnsan üzerinde çalışılması kolay bir "konu" değil… Zor bir iş biliyorum; ama yine de gelin anlayışın ve vicdanımızın bize doğru olarak anlattıklarının resmini çizelim…

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Mayıs 09, 2007, 05:29:05 ÖÖ
Altı Milyon... Söylemesi o kadar kolay ki... Sayısal olarak düşünüldüğünde birbirini takip eden birçok sıfır. Yani hiçlik, boşluk...

Elbette sayısal olarak sıfır hiçlik ,boşluk ama bılınen hıssedılen olarak kahreden bır rakam ama o sıfırlar azaltılabılınırdı......Bu soykırımda olen yahudilere ve diğer sivil kayıplara tanrı rahmet etsin hepsı cennette yer bulsunlar......
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Mayıs 22, 2007, 03:08:40 ÖÖ
“Avraham’ın,
Yitshak’ın,
Yaakov’un Tanrısı…
Onların oğullarını
unutma…
Başlık: Ynt: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Mayıs 24, 2007, 01:38:53 ÖÖ
hiç bir zaman unutulmayacaktır
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Haziran 30, 2007, 10:42:50 ÖS
“Avraham’ın,
Yitshak’ın,
Yaakov’un Tanrısı…
Onların oğullarını
unutma…
Duamı daha bır ıcten daha bır gonulden yınelıorum...Amin
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Aralık 29, 2007, 08:51:02 ÖS
(http://www.shamash.org/holocaust/photos/images/MedExp01.jpg)

Tıbbi deneylerde kullanılan cocuklar ....
Almanlar cesıtlı deneylerde de Yahudılerı kullanmıstı...


Children subjected to medical experiments in Auschwitz.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Aralık 29, 2007, 08:55:59 ÖS
(http://www.shamash.org/holocaust/photos/images/MedExp03.jpg)

Veee Vahşetin tüyler ürperten yüzü buda başka bir deney.....İşte Holokostun gorunmeyen yuzunden bır parça..

Scenes of horror at Nazi concentration camps, were people were subjected to medical experiments
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Aralık 29, 2007, 08:59:40 ÖS
(http://www.shamash.org/holocaust/photos/images/Pol-jew1.jpg)

Naziler Polonya'da........

German soldiers brutalizing a Jew in Poland.  
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Aralık 29, 2007, 09:01:34 ÖS
(http://www.shamash.org/holocaust/photos/images/Belsen01.jpg)

Belsen Kampından gerıye kalanlar...

A mass grave in the Belsen camp.
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Aralık 29, 2007, 09:07:33 ÖS
(http://www.shamash.org/holocaust/photos/images/EG4.jpg)

O birazdan ebediyyete gidecek ama niçin? Ne sebeble ? Öldürülmesi için yeterli bir sebebi var Ukraynalı bir Jude (Yahudi) olması..

A mass execution of Jews in Nazi occupied Ukraine.
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Aralık 29, 2007, 09:11:34 ÖS
(http://www.shamash.org/holocaust/photos/images/Map01.jpg)

İşte sürekli yenilenen bir harita.....Üzerlerinde sureklı guncellenen bılgıler var..O bilgiler kac Yahudı oldurulduguyle alakalı...

Part of a report detailing murder of Jews in the Nazi occupied Baltic states and White Russia by Einsatzgruppe (special action unit) A, submitted at February 1, 1942. There were four such "Einsatzgruppen" who carried out the massacres of Jews in the Soviet Union.  
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Anatolic - Aralık 29, 2007, 10:35:28 ÖS
Sevgili Üyeler,

bircogunuzun bildigi gibi ben Almanya' da, yani bu vahsetlerin kaynagi olan yerde yasamaktayim.

Almanlar artik bu konudan bikmis ve kendilerinin artik bu sorumlulugu tasimak istemedikleri cok devlet istatistik dairesinin verilerine aciklandi. Bunun yanisira Alman mentalitesinin irklar ve kendilerinden olmayanlara karsi tuaf bir karsit tutumlari var. Almanlari bugün gaza getiren biri ciksa, eminim ülkelerinde yasayan Türkler ile aynisini yaparlardi. Sonucta 6 milyon insanin katili olan halkin yerine baska halk gelmedi, simdiki nesillerde onlarin egitimi ile yetismis olan nesil.

Tanri böyle bir soykirimi, daha dogrusu kelimeler ile anlatilamayacak bu vahseti yasatmasin yer yüzünde!
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: tuana - Aralık 30, 2007, 04:04:01 ÖÖ
aklım almıyor,,izliyorum,,dinliyorum,,okuyorum,,aklım almıyor..

Tanri böyle bir soykirimi, daha dogrusu kelimeler ile anlatilamayacak bu vahseti yasatmasin yer yüzünde!

ameen
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Aralık 30, 2007, 12:38:30 ÖS
 :'( :'( :'( :'(

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Aralık 30, 2007, 02:50:04 ÖS

Auschwitz

http://www.youtube.com/watch?v=LNhFxV79_Kc&feature=related
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Aralık 30, 2007, 03:13:02 ÖS
Holocoust Video

http://www.youtube.com/watch?v=F67gcaw1taQ&feature=related
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Anatolic - Aralık 30, 2007, 03:13:13 ÖS
Sevgili Shemuel,

ben Dachau'da bulunan Nazi Ölüm Kampini ziyaret etmistim. Sanirim vaktim hic böyle ketum gecmemisti. O an insan kendisini cok yanliz ve kendisiyle diyalog icinde oluyor.

Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Aralık 30, 2007, 03:24:20 ÖS
Sevgili Shemuel,

ben Dachau'da bulunan Nazi Ölüm Kampini ziyaret etmistim. Sanirim vaktim hic böyle ketum gecmemisti. O an insan kendisini cok yanliz ve kendisiyle diyalog icinde oluyor.


İnsan ruhsal bir çöküntü yaşar oralarda
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Anatolic - Aralık 30, 2007, 04:08:17 ÖS
Ve yasiyorda...
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Ocak 03, 2008, 06:44:20 ÖS
Never Again! - Remember the Holocaust

http://www.youtube.com/watch?v=7csE0nQnQzs&NR=1
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Ocak 03, 2008, 07:35:54 ÖS
"השקר הגדול"

http://www.youtube.com/watch?v=edEhpjuqQek&feature=related
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Ocak 04, 2008, 12:10:00 ÖÖ
“Avraham’ın,
Yitshak’ın,
Yaakov’un Tanrısı…
Onların oğullarını
unutma…
Amen
Başlık: Re: HOLOKOST...
Gönderen: shemuel - Ocak 04, 2008, 10:14:34 ÖÖ
“Avraham’ın,
Yitshak’ın,
Yaakov’un Tanrısı…
Onların oğullarını
unutma…
Amen
AMEN
Başlık: Ynt: HOLOKOST...
Gönderen: Itzhak - Mayıs 26, 2008, 12:21:19 ÖÖ
Senı unutmak ımkansız...!
Başlık: Israilli Wallenberg Vakfi'nin Turklere Vefasi
Gönderen: Isis - Ağustos 08, 2008, 07:00:07 ÖÖ
İsrail, "Kahraman Türklerini" arıyor   
 

İsrail'de, Nazi soykırımı sırasında Yahudileri kurtaran Türklerle ilgili yeni ve kapsamlı bir girişim başlatıldı.




(http://img112.imageshack.us/img112/9348/behicerkinpt6.png) (http://imageshack.us)
2. Dünya Savaşı'nın en karanlık döneminde Fransa'da büyükelçilik yapan Behiç Erkin, 20 bin Yahudi'ye Türk pasaportu vererek onları Nazi soykırımından kurtardı.Erkin ayrıca MİT'in fikir babası, komutan, bakan ve büyükelçidir. Atatürk'ün de yakın arkadaşıdır.

(http://img80.imageshack.us/img80/7369/necdetuc6.png) (http://imageshack.us)
Necdet Kent, Güney Fransa'da yaşayan veya oraya kaçan, geçerli Türk pasaportu olmayan birçok Türk Musevi'ye Türk kimliği sağladı. Soykırımdan kurtardı.



(http://img112.imageshack.us/img112/6940/namikkemaltolgado7.png) (http://imageshack.us)
 Büyükelçi Namık Kemal Tolga, Musevilere Türk kimliği vererek toplama kampına giden bir trenden kurtarmıştı
 
 


(http://img112.imageshack.us/img112/5919/selahaddinulkumenpv0.png) (http://imageshack.us)
1944 yılında Türkiye’nin Rodos Başkonsolosu olan Selahattin Ülkümen, adayı işgal eden Alman Nazi kuvvetlerine karşı çıkarak 50 Yahudi’yi mutlak ölümden kurtarmıştı.


(http://img80.imageshack.us/img80/985/selahddinxj0.png) (http://imageshack.us)
(http://img80.imageshack.us/img80/985/selahddinxj0.57ce7a2b09.jpg) (http://g.imageshack.us/g.php?h=80&i=selahddinxj0.png)

  Ulkumen'e verilen seref belgesi.



Yaşamını tehlikeye atarak, çok sayıda Yahudiyi İkinci Dünya Savaşı sırasında soykırımdan kurtaran, ancak savaşın son dönemlerinde Ruslar tarafından tutuklanıp bir daha kendisinden haber alınamayan İsveçli diplomat Raoul Wellenberg'in adını taşıyan Wallenberg Vakfı ile İsrail'deki Türkiyeliler Birliğinin ortaklaşa yaptığı çalışmayla Nazi soykırımında Yahudileri kurtaran Türklerle ilgili araştırma yapılıyor, bilgi ve belgeler toplanıyor.

Wallenberg Vakfı araştırmacılarından Daniel Rainer, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudileri kurtaranları dünyaya tanıtmayı amaçladıklarını, yeni nesillere gerçek kurtarma hikayelerinden hareketle "insan hayatını kurtarmanın önemli ve iyi bir şey olduğunu" anlatmaya çalıştıklarını belirtti. Bu hayat hikayeleriyle ilk ve ortaokul, hatta üniversite düzeyinde bir eğitim programı oluşturmaya çalıştıklarını anlatan Rainer, bu eğitim programının okulların müfredatına alınarak, ders olarak okutulmasını hedeflediklerini kaydetti.

Rainer'in verdiği bilgiye göre, 1997'de, ABD Kongre üyesi Macar Tom Lantos ile Arjantinli iş adamı ve hümanist Baruch Tenenbaum tarafından kurulan vakıf, son dönemde özellikle Müslüman ülkelerde Yahudileri soykırımdan kurtaranlarla ilgili araştırmalara ağırlık verdi. Rainer, "Türkiye, bizim için çok ilgi çekici" derken, söz konusu savaş sırasında Ankara ile Almanya arasındaki ilişkilere rağmen, özellikle Fransa'daki Türk diplomatlarının, soykırımın muhtemel kurbanı olacak Yahudileri kurtarmak için büyük çaba sarf ettiklerini örneklerle aktardı.

İsrail'de soykırımı unutturmamak için yapılan Yad Vaşem (Soykırım anıt ve müzesi) yönetiminin, Yahudileri kurtaran Türkler arasında sadece diplomat Selahattin Ülkümen'i onurlandırdığını aktaran Rainer, Yad Vaşem'in bu konudaki araştırmaları kendisinin yapmadığını; ancak getirilen belgeleri inceleyerek, harekete geçip,gereken payeleri verdiğini anlattı.

Bir sivil toplum kuruluşu olan, Kudüs'ün yanı sıra New York, Berlin ve Buenos Aires de de şubeleri bulunan Wallenberg Vakfı'nın, Yahudileri kurtaran Türkleri araştırarak, haklarında bilgi ve kanıt toplamaya uğraştığını belirten Rainer, Fransa'da, o dönemde Marsilya'da Konsolos yardımcısı olarak görev yapan genç diplomat Necdet Kent örneğini verdi.

Rainer, Necdet Kent'in o yıllarda Fransa'da bulunan Fransız vatandaşı Türk Yahudilere Türk vatandaşlığı belgesi verdiğini, vatandaşlığını kaybetmiş olanlara da gayrimuntazam vatandaşlık belgeleri düzenlediğini ifade etti. Kent'in sadece kimlik belgesi düzenlemekle kalmayıp, Yahudileri kurtarmak için hayatını da riske attığını anlatan Rainer,
Kent'in hikayesini şöyle özetledi:

"Bir gece, konsoloslukta tercüman olarak çalışan, Türk Yahudi Sidi İşçan, Kent'in evine gelerek, 80 kadar Türk Yahudinin Naziler tarafından toplandığını ve Almanya'ya gönderileceklerini bildirdi. Bunun üzerine Kent, yatağından fırlayarak, İşçan ile birlikte doğru Marsilya tren istasyonuna gitti, Nazi subayından trendeki Türk Yahudilerin indirilmesini, serbest bırakılmalarını talep etti. Bu sözlerine Nazi subayı gülerek karşılık verip yardımcı olmayınca, Kent ve İşcan aynı trene bindiler. Bazı Alman görevliler bu durumdan çekinerek, treni muhtemelen Arles veya Nimes istasyonunda durdurup, Kent ve İşcan'ın trenden inmelerini istediler. Necdet Kent, ancak ve ancak diğer Türk vatandaşlarının da inmeleri halinde kendisinin de ineceğini söyledi. Almanlar sonunda diplomatik bir skandala neden olmamak için Kent'in talebini kabul etmek durumunda kaldılar ve böylece 80 kişilik Yahudi grubu trenden indirildi."

Wallenberg Vakfı araştırmacısı Daniel Rainer'in verdiği bilgiye göre, vakıf, bu trenden indirilen kişileri veya çocuklarını, torunlarını; onların bu yaşadıklarını bilen kişileri araştırıyor. Vakıf sadece Necdet Kent ile ilgili değil, Fransa'da Vichy hükümeti döneminde hayat kurtarma operasyonlarına karışmış Türk diplomatları ile ilgili geniş bir araştırma yürütüyor. Bu araştırmanın hedefinde halihazırda görünen isimler o dönemdeki Büyükelçi Behiç Erkin, Konsolosluk görevlileri Necdet Kent, Namık Kemal Yolga, Fikret Şefik Özdoğancı, Bedii Arbel ve Fuad Carım.
Vakıf ayrıca Tunuslu diplomat Kemal Abdülvahap ile o dönemde 150 kişilik bir Yahudi grubunu kurtardığı belirtilen İranlı diplomat Abdül Hüseyin El Serdari hakkında bilgi topluyor. Vakfın üzerinde çalıştığı isimler arasında Julio Palencia, Bernardo Rolland de Miota ve Sebastian Romero Radigales adlı 3 İspanyol diplomat ve başka isimler de var.

Raoul Wallenberg Vakfı ile İsrail'deki Türkiyeliler Birliğinin yürüttüğü proje çerçevesinde, o dönemde Türk diplomatların yardımlarıyla kurtulmuş kişiler veya aileleri, varsa bunlarla ilgili bilgileri olan herkese çağrı yapılıyor. Bu kişilerden bilgi sağlanması, görüşülmesi; toplanacak bilgi, tanık ifadeleri ve diğer belgeler değerlendirilerek, söz konusu isimlere hak ettikleri onurun verilmesi amaçlanıyor. Bu bilgiler ve belgeler ışığında vakıf ve birlik, Yad Vaşem'e başvurarak, bu kişilerin ödüllendirilmesini sağlamayı öngörüyor.

Wallenberg Vakfı araştırmacısı Rainer, bu kişilerle ilgili bilgilere sahip olanların "[email protected]" adresine elektronik postayla ulaşabileceklerini de belirtti.

Yad Vaşem, 1990 yılında, Rodos'ta Konsolos iken Yahudileri katliamdan kurtaran Selahattin Ülkümen'e "Uluslararası Dürüst Madalyası" vermişti. 




hurriyet







Başlık: Ynt: HOLOKOST...
Gönderen: sun - Ağustos 08, 2008, 06:08:20 ÖS
Bir de schindler vardı. Ne filmdi ama... Alman olupta yahudilere yardım etmek NE DEMEK ?