Masonlar.org - Harici Forumu

 

Son İletiler

Sayfa: 1 [2] 3 4 5 6 7 8 9 10
11
Bana Gore Masonluk / Ynt: Bana göre masonluk
« Son Gönderilen: Gönderen: Transcendental Ocak 29, 2026, 04:28:37 ös »
Alıntı
Devir bir canavara dönüştü ve beyaz eldivenleri çıkarıp kavga vermeye başlamalı


Kime karşı vermeliler ?   Sayın Transcendenta ...
Kuruluş amacı belli bir kurum,  zaten yeteri kadar sorunla uğraşıyorlar ...

Saygılar
Sayın NOSAM33
“Kime karşı?” sorusu yerinde; çünkü yaşadığımız çağda tehditler soyut değil, fazlasıyla somut. Benim işaret ettiğim mücadele; kişilere ya da tekil kurumlara karşı değil, hukuksuzluğun normalleşmesine, keyfîliğin sistemleşmesine ve aklın sistematik biçimde itibarsızlaştırılmasına karşıdır.
Bugün bu ülkede insanlar malına el konulabileceğini, bir sabah gözaltına alınıp yıllarca gerekçesiz tutulabileceğini, cehaletin ise yüksek sesle konuştuğunda “hakikat” muamelesi gördüğünü biliyor. Asıl canavar budur. Ve bu canavar, sessizlikten beslenir.
Masonluğun tarihsel misyonunu ben tam da burada görüyorum: aklın, hukukun ve insan onurunun geri çekildiği anlarda geri adım atmayan bir zihinsel hat kurmak. Bu bir vitrin işi değil; bu, gerektiğinde konforu terk etmeyi göze alanların işidir.
“Beyaz eldivenleri çıkarmak” ifadem, kaba kuvveti değil; rahatlığın bırakılmasını anlatır. Çünkü bugün mücadele, kütüphanelerde saklanarak değil; düşünerek, risk alarak ve bedel ödemeyi göze alarak veriliyor.
Eğer Masonluk hâlâ yaşamsal bir yapıysa — ki ben öyle olduğunu düşünüyorum — bu çağda hayatta kalması, seyirci kalmayan insanlarla mümkündür. Benim sözümün muhatabı tam olarak budur.
Saygılar
12
Bana Gore Masonluk / Ynt: Bana göre masonluk
« Son Gönderilen: Gönderen: NOSAM33 Ocak 28, 2026, 10:13:58 ös »
Alıntı
Devir bir canavara dönüştü ve beyaz eldivenleri çıkarıp kavga vermeye başlamalı


Kime karşı vermeliler ?   Sayın Transcendenta ...
Kuruluş amacı belli bir kurum,  zaten yeteri kadar sorunla uğraşıyorlar ...

Saygılar
13
Bana Gore Masonluk / Ynt: Bana göre masonluk
« Son Gönderilen: Gönderen: Transcendental Ocak 28, 2026, 01:57:00 ös »
İster geçerli kurumsal betimlemesi olsun ister hepinize ait farklı farklı tanımlamalarınız olsun bence artık değişmeli masonluğun tanımı ve daha önemlisi fonksiyonu. Değişim çağındayız. Hem dışardaki dünya hem içerdeki üçüncü dünya ülkemiz baş döndürücü bir hızda değişiyor. Ben mason camiyasında olsaydım cemiyetin güçlü ve hayatta kalması için hemen çalışmalar başlatırdım. Artık mason olmak efsunlu kütüphanelerden, beyaz eldiven giymekten, seçkin etkinliklerde classy pozlar vermeyi çoktan geçti. Devir bir canavara dönüştü ve beyaz eldivenleri çıkarıp kavga vermeye başlamalı
14
Guncel Konular / Haldun Dormen…
« Son Gönderilen: Gönderen: NOSAM33 Ocak 27, 2026, 09:06:47 ös »
Türk tiyatrosunun efsane ismi Haldun Dormen, 21 Ocak 2026’ta İstanbul’da hayatını kaybetti…

Bu yıl Dormen, sanat yaşamının 72. yılını kutlamıştı…

Haldun Dormen’e, unutulmaz oyunlar sahnelediği, oynadığı sanatseverlerin muazzam övgü ve alkışlarıyla inlettiği Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde vasiyeti üzerine tören düzenlendi…

Ülkemiz, yeri doldurulamayacak bir sanatçısını daha yitirdi…

Haldun Dormen, Kıbrıs’tan Mersin’e göçen Nimet ve iş insanı Sait Ömer Dormen’in 5 Nisan 1928’de Mersin’de doğan oğullarıdır...

Hala da Mersinliler Dormen Konağını ihtişamını anlatırlar…

Bir görüşmemizde, “Mersinli olmasından çok gurur duyduğunu” kendisinden dinlemiştim…

∗∗∗

Sait Ömer Bey’le dedem İçel Milletvekili Süleyman Fikri Mutlu ile dosttular…

Atatürk’ün destek ve yönlendirmesiyle gelişen kültür ve sanat faaliyetleri üzerine Sait Bey’le konuştuklarını anlatırdı…

Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerinden olan anneannem Feride Hanım ise, Nimet Hanımın sanata düşkünlüğünü hep dile getirirdi…

İşleri gereği İstanbul’a taşınan Sait Ömer Bey’in oğlu Haldun, ergenlik çağından itibaren dönemin sanat merkezi olan Beyoğlu’nda yaşamaya başlar…

Böylece Nimet Hanım İstanbul’da çocuklarıyla birlikte yaşamın büyük bir bölümünü, tiyatrolarda, konserlerde, sinemalarda geçirir…

Sanatsever bir ailenin çocukları da doğal olarak, sahne ve beyazperdenin büyüsüne kapılarak “Tiyatroya düşkün olan, sinemaya bağlanan bir sanatçı olmuştur… “

∗∗∗

Haldun Dormen’e babası oyuncak olarak “kuklalar almıştır!

Oyuncağı Kuklalar olan bir çocuğun oyunlar yazması ve başta kardeşi Güler olmak üzere arkadaşlarını eve toplayıp gösteride bulunması, sadece “yeteneğin değil yetkinliğinin de” sonucudur…

Dormen ailesi için oğulları Haldun, çok kıymetliydi ve iyi bir eğitim alması için Galatasaray Lisesine gönderildi…

Galatasaray Lisesi, sanatın ve kültürün göbeği olan Beyoğlu’ndaydı…

Ortaokul çağında Beyoğlu’nda karşılaştığı tiyatrocular ve Yeşilçam’ın sanatçıları, Haldun Dormen’in sanatın cazibesine daha çok kapılmasına neden oldu…

Sonra Robert Kolej’e gitti…

Hem Galatasaray Lisesinin hem de Robert Kolejin kültür ve sanat faaliyetleri içinde yoğrulan Haldun, sanattan başka bir şey düşünemez hale geldi!

Hayalleri bambaşkaydı, “Türkiye’de iyi bir sinema sanayii” kurabilmekti.

Bu nedenle Amerika’daki “Yale Üniversitesi’nin Dramatic Arts” bölümüne girmek istiyordu…

Hedefi; Türkiye’de bir sanat topluluğu yaratmak arzusuydu…

∗∗∗

Sait Beyin beklentisiyse, tek oğlunun işlerini devralmasıydı…

Ama oğlunun idealine  ve azmine saygı duydu ve “İstediğin şeyi ol ama en iyisini ol, bana söz ver…” diyerek, hem oğluna olan güveni gösterdi hem de ülkemize önemli sanatçıyı kazandırdı…

BBC NEWS’ten Zeynep Miraç’ın kaleme aldığı Haldun Dormen’in sahne yaşantısını sizlerle paylaşmak isterim…

Haldun Dormen ABD dönüşü, Muhsin Ertuğrul’un Beyoğlu’ndaki Küçük Sahne’sinde sahnelenen “Cinayet Var” oyunuyla ülkemizde  tiyatroya adımını attı…

Sadri Alışık, Kamran Yüce, Nur Sabuncu’yla birlikte oyunlar oynadı…

Sonra “Cep Tiyatrosunu kurdu. Burada Türk tiyatrosuna Erol Günaydın’ı, Duygu Sağıroğlu’nu, Altan Erbulak’ı, Metin Serezli’ gibi sanatçıları kazandırdı…

Sonra “Cengiz Han’ın Bisikleti ve başrollerini Gülriz Sururi, İzzet Günay ve Altan Erbulak’ın paylaştığı Sokak Kızı İrma “oyunlarındaki gişe hasılatıyla, tiyatro tarihine geçti…

∗∗∗

Haldun Dormen’in çektiği, “Bozuk Düzen ve Güzel Bir Gün İçin” filmleri, Antalya Altın Portakal Festivalinde en iyi filmler olarak ödül aldı…

Haldun Dormen’in Ayfer Feray ile başrollerini paylaştığı “Şahane Züğürtler ve Yaygara 70” yurtdışında da sahnelendi.

Gülben Ergen ve Kenan Işık’la oynadığı “Dadı” TV dizisi olarak reyting rekorları kırdı.

1985 yılında Gencay Gürün, Cemal Reşit Rey’in “Lüküs Hayat operetini” yeniden sahneye taşımak için Haldun Dormen’e bir öneri getirdi. Onun rejisiyle yeniden hayat bulan operet, 30 yıl boyunca kapalı gişe sahnelendi… Haldun Dormen, ülkemizin yeri doldurulamayacak bir sanatçısıydı…

Dünya ve ülkemizi yakından takip eden, çok güçlü bir entelektüeldi…

O Atatürkçüydü. Üretken, nazik, teşvik eden, başarılarıyla örnek olan, egosu bulunmayan, zarif ama disiplinli bir yol göstericiydi…

Her şeyden önce kendisine, sanata ve yaptığı işe saygısı sonsuzdu…

Çağdaştı ama geleceğin bugünden daha iyi olması için umutla bakan biriydi…

Gelecek kuşaklara öncü olsun diye biz Haldun Dormen’i, Atatürk Türkiye’sinin pırıltılı bir sanatçısı olarak kalbimize gömdük…

Sanatseverler onu hiç unutmayacak…

Dormen ailesi Mersin’de çok sevilirdi…


ALINTI :  Fikri Sağlar  BİR GÜN GAZETESİ


ALLAH RAHMET EYLESİN ...
15
Guncel Konular / Ynt: Maduro Vakasi ve Uluslararasi Hukukun Sinirlari
« Son Gönderilen: Gönderen: Suat Ocak 08, 2026, 02:49:12 öö »
MERHABLAR
SAYIN Alşah ve SAYIN Midyad'ın yorumlarına katılmakla beraber şunu ifade etmek isterim uluslararası politikada ABD'nin yaptığı politikalar maduroyu göz altına alması modern eşkiyalık denebilir çünkü ABD'nin bu tavrı venezuelanın yer altı kaynaklarını sömürmek istemesidir uluslararası hukukta maduro bu suçu işlese dahi bu uluslararası hukukun yargılama alanı değil aksine venezuelanın yargı alanına girer. Venezuela'nın de jure ülke konumundan de facto ülke konumuna düştüğünü söyleyebilirm çünkü egemenlik hakkını kaybetti siyasi ve politik açıdan venezuela halkının amerikayı bir kurtarıcı tanrı olarak kabul etmesi ve ilerde göz yaşlarına boğulmasına şaşırmamak gerekir çünkü ABD nin ıraka girişi ırak halkının ilk başta bir bayram gibi sevinmesi sonrasında kan ve göz yaşı ile sonlandığını unutmamak gerekir şimdi iran halkı amerikadan medet umuyor ama farkında olmadıkları şey ABD'nin onları yozlaştırmak istemeleri D.TRUMP'ın seçim vaadi'ni hepimizin bildiği üzere "amacım dünyaya barış ve istikrar getirmek" demişti. Bunu söyleyerek ancak diğer devletlere saldırırken ben barış getiriyorum diyip işleri meşrulaştırmaktır BM malesef ki günümüzde hiç adil çalışılmıyor insan hakları ,devletlerin dokunulmazlığı, barışın ve istikrarın tesisi gibi söylemleri bu zamanda malesef ki çirkin bir yüzün üstünde ki kötü bezenmiş makyajdan  ibarettir. Lafın özetine gelmek gerekirsem eğer ABD bunu yaparak "dünya benim ayaklarımın altında istediğim yerde at koşturabilirim sıkıyorsa biri karşı çıksın atımın ayaklarıyla ezerim" dônemine girmiş olması.
SAYGILARIMLA VE SEVGİLERİMLE
16
Guncel Konular / Ynt: Maduro Vakasi ve Uluslararasi Hukukun Sinirlari
« Son Gönderilen: Gönderen: Alşah Ocak 08, 2026, 01:53:36 öö »
       Sayın midyad'ın paylaşımları insanın aklına neler neler getiriyor bir bakalım.
       Bakunin'in "Hukuk siyasetin fahişesidir" sözü günümüz dünyasında ve maalesef ülkemizde yaşanan hukuki olaylarına "Cuk" oturmaktadır.
       Bakınız, devleti yöneten biri "Anayasayı bir kere demekle bir şey olmaz" demişse, o yönetimden sonra gelenlere de aynı hak doğmuş olur. Dolayısı ile Anayasanın  Anayasalığı ortada kalmamış olur.
       Keza, yerel bir mahkeme veya bir üstü "Ben Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımıyorum" derse, o ülkede yaşayanların da " Ben de Yargıtayın kararlarını tanımıyorum" deme hakkı doğmuş olmuyor mu?.
       Yani hukuku işine geldiğinde tanıyıp onun güvencesini sığınıp, işine gelmediğinde "Ben o mahkemeyi tanımıyorum " diyebiliyorsan o sisteme hukuk sistemi diyemezsiniz.
       Gelelim şu Maduro meselesine; bence uluslararası hukuk ve onu savunanlar sınıfta kalmışlardır. Nasıl olur, bir devlet, diğer bir devlete gece baskını yapacak ve baskın yaptığı ülkenin devlet başkanını geceyarısı karısı ile birlikte yatağından kaldırarak kendi ülkesine götürecek ve kendi ülkesinde kafasına göre yarattığı suçlamalarla yargılayacaktır. Dehşet verici bir olay.  Maduro suçlu ise kendi ülkesinde ve kendi ülkesinin kanunlarına göre yargılanmalıdır
 Buna başka bir ülkenin devlet başkanı karar veremez/vermemeli.  Amerikan mahkemelerinin kendi ülkelerinde istenmeyen suçlardan dolayı suçluları yargılama yetkisini nereden alıyorlar

         Bu olay bu şekilde kalırsa, ileride elinde gücü olanlar kendilerinden zayıf olanları istedikleri gibi işgal de edebilirler. Olayı basit bir misalle anlatmak gerekirse, evinde otomatik silahları olan bir kişinin, kendisinden daha zayıf olan komşusunun evine gece baskın yapıp yatağından karısını alması ile Maduro'nun alınması arasında hiç bir fark göremiyorum
        Dediğim gibi DEHŞET bir olay. Bu bir güç zehirlenmesinden başka bir şey değildir.
        En başta da belirttiğim gibi maalesef ULUSLARARASI HUKUK bu defa siyasetin değil GÜÇÜN FAHİŞESİ olmuştur.
Saygılar- sevgiler.


17
Guncel Konular / Maduro Vakasi ve Uluslararasi Hukukun Sinirlari
« Son Gönderilen: Gönderen: midyad Ocak 07, 2026, 09:35:15 ös »
Bu yazi, guncel bir olaydan hareketle uluslararasi iliskilerde guc, hukuk ve insan arasindaki gerilimi kendi bakis acimdan irdeleme cabasidir. Amacim herhangi bir lideri savunmak ya da mahkum etmek degil; yasananlari tarihsel, yapisal ve teorik bir cercevede anlamaya calismaktir. Maduro vakasi, uluslararasi hukukun sinirlarini ve buyuk gucler karsisindaki kirilganligini tartismak icin somut bir ornek sunmaktadir.

Guc, Hukuk ve Yeni Dunya Gercegi

Dunya hicbir zaman hukukun belirleyici oldugu bir duzene girmedi. Uluslararasi sistem, merkezi otorite eksikligi ve devletlerin kendi cikarlarini onceliklendirdigi bir anarsi uzerine kuruludur ( Morgenthau, 1948). Hukuk, riza ve guc dengesiyle ayakta durur; gercek baglayiciligi sinirlidir. Soguk Savas sonrasi donemde, ABD'nin hegemonik gucu ve uluslararasi kurumlar hukukun gorunur bir ustunluk kazandigi hissini yaratmisti. Gunumuzde ise Cin ve Rusya gibi guclerin yukselisi ve bolgesel krizler, bu gorunur ustunlugu asindirmis, gucun hukuku yonlendirme kapasitesini ortaya koymustur (Kaplan, 2012).

Uluslararasi Hukukun Kirilganligi

Maduro'nun ABD tarafindan Venezuela'dan New York'a goturulmesi, hukukun buyuk gucler karsisinda ne kadar kirilgan oldugunu somut bicimde ortaya koyuyor. Liderlerin dokunulmazligi ve birey haklari teoride guvence altindadir; pratikte ise normlar secici ve kirilgan hale gelir. Bu olay, modern donemde devlet baskanlarinin baska bir devlet tarafindan sinir otesi alikonulmasi bakimindan ilk ornek olarak degerlendirilebilir.

Cografya ve Guc Iliskileri

Venezuela, enerji kaynaklari ve stratejik konumu nedeniyle buyuk guc rekabetinin merkezindedir. Kaplan'in analizine gore devletlerin kaderi cogu zaman cografya ve stratejik zorunluluklarla belirlenir. Morgenthau'nun realizmi ise devletlerin oncelikle kendi cikarlarini gozettigini, hukuk ve etik normlarin cogu zaman geri planda kaldigini gosterir. Maduro vakasi, hukukun guc karsisinda geri plana itildiginin tipik bir ornegidir.

Yapisal Sorunlar ve Liderin Rolu

Maduro, ulkenin kaynaklarini dar bir elit lehine kullandi. Ancak kriz sadece liderin karakteriyle aciklanamaz. Venezuela'nin yeralti zenginlikleri ve stratejik onemi, ulkedeki yapisal zayifliklari ve uluslararasi baskilari derinlestiriyor. Liderin tercihlerinden bagimsiz olarak, cografya, guc iliskileri ve hukukun kirilganligi, olayin belirleyicisidir.

Birey ve Insani Etki

Hukukun geri cekildigi, gucun one ciktigi ortamda siradan insanlar savunmasiz hale gelir. Gelecek guvenligi zayiflar; cocuklarin ve gelecek nesillerin yasami belirsizlesir. Bati'da yasayan bireyler icin kaygi, kriz cografyalarinda yasayanlar icin ise gunluk hayat bir hayatta kalma mucadelesi anlamina gelir. Maduro vakasi, sadece uluslararasi guc politikalarini degil, insan yasami uzerindeki etkilerini gormek icin de bir uyaridir.

Kuresel Baglam ve Ciplak Guc

Maduro vakasi tekil bir olay degildir. Ukrayna savasi, Gazze catismalari, Sudan ve Somali krizleri ve Tayvan uzerinden ABD-Cin rekabeti, gucun hukuku esnettigi sistemin farkli tezahurleridir. "Ciplak guc", hukuku geri plana iterek kisa vadede sonuc uretir; uzun vadede ise mesruiyet erozyonu ve normlarin asinmasi gibi sorunlar dogurur.

Artik maske dusmustur: uluslararasi sistem daha parcali ve belirsiz hale gelmistir. Onemli soru, devletlerin gucu degil; bireyin bu devasa gucler karsisinda ne kadar guvende olabildigidir.
     
18
Kitap Tanıtımları / Ynt: Aydinlanmanin Diyalectigi - Theodor Adorno & Max Horkheimer
« Son Gönderilen: Gönderen: NOSAM33 Aralık 31, 2025, 10:54:57 ös »
Güzel bir yazı elinize sağlık.  Yazınızı Mersin Üniversitesi GAZETECİLİK 2. sınıf  WHATSAPP   grubunda paylaştım.

Teşekkürler Sayın midyad ...
Saygılar
19
Coğrafya / Filozof Slavoj Zizek'ten kıyamet senaryosu: 'Milyonlar Türkiye'ye gelir'...
« Son Gönderilen: Gönderen: NOSAM33 Aralık 31, 2025, 10:39:42 ös »
Filozof Slavoj Zizek'ten kıyamet senaryosu: 'Milyonlar Türkiye'ye gelir'... 'Yeni komünizm' çağrısı

Filozof Slavoj Zizek’e göre günümüzün hayatta kalma mücadelesi tek bir noktada yoğunlaşıyor: Tahran. "Binlerce tahliye edilen insan milyonlara ulaşırsa ne olur? Türkiye ilk akla gelen yer olur" diyen Zizek'e göre çözüm, 'yeni bir komünizm' anlayışından geçiyor.

https://img.odatv.com/rcman/Cw1280h720q95gc/storage/files/images/2025/12/31/filozof-slavoj-zizeke-gore-krizin-buyuteci-tahran-yeni-komunizm-cagrisi-tj7o.jpg

İran genelinde derinleşen su krizi, yalnızca Tahran’la sınırlı değil. Ülkenin büyük bir bölümünde talep, doğal kaynakları aşmış durumda. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, başkentin taşınması ve yaklaşık on milyon kişinin tahliyesi ihtimalini gündeme getiriyor. Krizde doğrudan etken, altı yıldır süren şiddetli kuraklık. Yağmur mevsimlerinde bile yeterli yağış alınamıyor. Buna, su yoğun tarım uygulamaları ve su ile enerjiye verilen sübvansiyonlar eklenince yeraltı su kaynakları hızla tükeniyor.

“SU MAFYASI” İDDİASI

Freitag'in haberine göre, Zizek’in aktardığına göre İran’daki Devrim Muhafızları’nın bir “su mafyası” kurduğu ileri sürülüyor. Büyük kentlerde yoğunlaşan ekonomik faaliyetler de mevcut su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor.

KENT ÇÖKERKEN ALTYAPI DAĞILIYOR

Yeraltı suyu kaybı, Tahran Platosu’nun bazı bölgelerinde çöküntülere yol açıyor. Bu çökme eşit olmadığı için kentin su ve kanalizasyon sistemi parçalanıyor. Hasar gören yeraltı borularından gaz sızıntıları meydana geliyor. Yağışlar geri dönse bile, depolama kapasitesi düştüğü için yeraltı suyu eskisi kadar birikemiyor.

Freitag'in haberine göre, Zizek’in aktardığına göre İran’daki Devrim Muhafızları’nın bir “su mafyası” kurduğu ileri sürülüyor. Büyük kentlerde yoğunlaşan ekonomik faaliyetler de mevcut su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor.

KENT ÇÖKERKEN ALTYAPI DAĞILIYOR

Yeraltı suyu kaybı, Tahran Platosu’nun bazı bölgelerinde çöküntülere yol açıyor. Bu çökme eşit olmadığı için kentin su ve kanalizasyon sistemi parçalanıyor. Hasar gören yeraltı borularından gaz sızıntıları meydana geliyor. Yağışlar geri dönse bile, depolama kapasitesi düştüğü için yeraltı suyu eskisi kadar birikemiyor.

NETANYAHU'DAN ALAYCI TUTUM

Peki bu eski ve bilinen sorun neden birdenbire küresel haber oldu? Zizek konuya dair şunları söylüyor:

"Batı bunu, (bu sefer insani müdahale kılıfı altında) başka bir İsrail-Amerikan saldırısının yolunu açmak için mi kullanıyor? İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İranlılara rejime karşı ayaklanmaları halinde İsrail'in su kıtlığı sorununu çözmek için uzmanlar göndereceğini vaat ederek durumu alaycı bir şekilde istismar etti.

Yağmur için toplu dualar düzenlemenin yanı sıra, rejim atmosfere büyük miktarda kimyasal tuz püskürtme gibi tartışmalı bir strateji izledi. Ancak güvenilir bir şekilde yağmur üretmek yerine, bu "bulut tohumlama" bitki örtüsünü öldürme ve nefes almayı zorlaştırma tehdidi oluşturuyor. İnsanlar giderek daha fazla evde kalıyor ve İran toplumu çözülmeye başlıyor.

BAŞKENT Mİ TAŞINACAK

Başkentin taşınması planına gelince, Pezeshkian'ın açıklamaları belirsiz. Nüfusun çoğunluğunu mu yoksa sadece hükümet yönetimini mi kastediyor? Eğer ikincisi gerçekleşirse, geride kalan milyonlarca insana ne olacak? Eğer birincisi gerçekleşirse, böyle bir hamle yıllar sürecek ve devleti sürdürülemez bir mali yükle karşı karşıya bırakacak; üstelik altta yatan sorunu çözmeden.


TÜRKİYE'YE TAHLİYE YAŞANIR MI

İran, su sorunlarıyla karşı karşıya kalan tek ülke değil. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Tahran'daki insanlar paniğe kapılmış durumda. Şehrin kuzeyindeki otoyollar, hâlâ yeterli suyun bulunabileceği Hazar Denizi bölgesine ulaşmaya çalışan arabalarla dolu. Peki ya bu binlerce tahliye edilen insan milyonlara ulaşırsa ne olur? Türkiye ilk akla gelen yer olur, ardından Avrupa gelir. Peki ya Körfez bölgesinin zengin Arap devletleri? İran'ın yakın komşularının neden daha fazla yardım sağlaması beklenmiyor?

Su krizi doğal nedenler ve siyasi yanlış adımların bir karışımından kaynaklansa da, İran yalnız değil. Komşu Afganistan, su kıtlığına doğru giden Kabil'e su yönlendirmek için büyük ölçekli sulama projeleri yürütüyor. Bu tür projeler tartışmalı, çünkü başka yerlerdeki su kaynaklarını, hatta sınır ötesi su kaynaklarını bile etkileyebilirler. İşte bu yüzden, varlığı Nil'e bağlı olan Mısır, Etiyopya'nın baraj projelerine şiddetle karşı çıkıyor.

Peki ne yapılmalı? Somut bir önerim olmasa da, genel çözüm şu gibi görünüyor...
ÇÖZÜM TARTIŞMASI: DÜNYA BİR TÜR KOMÜNİZME İHTİYAÇ DUYACAK

Peki ne yapılmalı? Somut bir önerim olmasa da genel çözüm açık görünüyor: Dünya bir tür komünizme ihtiyaç duyacak. 20. yüzyılın "gerçekte var olan sosyalizmi"nden bahsetmiyorum, çok daha açık ve temel bir şeyden bahsediyorum.

Uygar bir toplum olarak hayatta kalmamız tehdit edildiğinde, tek seçenek büyük ölçekli bir olağanüstü hal ilan etmektir.

Ne otoriter devletler, ne çok partili demokrasiler, ne de tabandan gelen demokratik öz örgütlenmeler İran'ın karşı karşıya olduğu gibi sorunlarla başa çıkabilir. Uygar bir toplum olarak hayatta kalmak tehdit edildiğinde, tek seçenek büyük ölçekli bir olağanüstü hal ilan etmektir ki bu da fiilen bir savaşa denk gelir; başka bir devlete karşı değil, kendi ülkemizdeki krizden sorumlu olanlara karşı bir savaş.

ÜTOPİK Mİ

Olağanüstü hal ne piyasaları ortadan kaldırmalı ne de her şeyi millileştirmeli; ancak kamu denetimini uygulamalı ve acil durumun nedeni ile doğrudan bağlantılı olan sosyal yaşam alanlarını düzenlemelidir. Bu durumda, bu su dağıtımını kontrol etmek anlamına gelir. İran'da "su mafyası" derhal dağıtılmalıydı.

Devlet gücü (ki en hızlı hareket edebilir) daha sonra yerel düzeyde örgütlenmiş dayanışma eylemleri ve çok daha güçlü uluslararası işbirliği biçimleriyle desteklenmelidir. Ütopik mi? Kesinlikle değil. Gerçek ütopya, bu tür önlemler olmadan hayatta kalabileceğimize inanmaktır."

Odatv.com   Son Güncelleme: 31 Aralık 2025 14:57

ALINTI: İYİ SENELER DOSTLAR ... NE YAZIKKİ DURUM PEK PARLAK GÖZÜKMÜYOR ...

Saygılar

20
Kitap Tanıtımları / Aydinlanmanin Diyalectigi - Theodor Adorno & Max Horkheimer
« Son Gönderilen: Gönderen: midyad Aralık 14, 2025, 12:02:58 öö »
Vakit ayirmak isteyenler asagidaki tanitimi okuyabilir.
Soylendigi gibi, yazmak da okumak da zaman ister; zaman is belki de en kiymetli seydir. Bu nedenle okumak bir tercihtir - bir davettir, zorlama degildir.
 
Aydinlanmanin Diyalektigi[/b]
Modern dunyada ozgur, rasyonel ve bireysel oldugumuzu dusunurken neden giderek daha benzer, daha pasif ve daha kolay yonlendirilebilir bir hale geliyoruz? Adorno ve Horkheimer, bu eserlerinde bu rahatsiz edici soruya bir cevap ariyorlar.

1920'lerin basinda Almanya'da ortaya cikan Frankfurt Okulu'nun en onemli temsilcileri olan yazarlar, Nazi Almanyasi'nda hem Yahudi kokenleri hem de elestirel dusunceleri nedeniyle tehdit altina girmis, 1930'lu yillarda ABD'ye surgune gitmislerdir. Kitap, bu surgun doneminde yazilmis ve 1944'te tamamlanmistir; modern dusuncenin en etkili elestirilerinden biri olarak kabul edilir.

Aydinlanmanin Paradoksu
Yazarlar, 17. ve 18. yuzyilda ortaya cikan Aydinlanma hareketinin temel amacini hatirlatirlar: insani cehaletten, mitlerden ve dini dogmalardan kurtarmak; akil, bilim ve ozgur dusunce yoluyla bireyi ozgurlestirmek. Ancak, Aydinlanma, kendi mantigi geregi zamanla karsitina donusmustur. Ozgurlestirmesi beklenen akil, 'aracsal akil' haline gelmistir.

Aracsal akil, etik, toplumsal ve insani boyutlari dislayarak her seyi verimlilik, hesaplanabilirlik ve sonuc odaklilik uzerinden degerlendirir. Bu akil anlayisi yanlizca kapitalist sistemde degil, fasizm gibi totaliter rejimlerde de kendini gosterir. Kapitalizm ve fasizm, farkli gorunumlerine ragmen ayni aracsal aklin urunleridir: kontrol, standartlasma ve itaat on plandadir.

Kultur Endustrisi
Aracsal akil, kultur alanini da derinden etkilemistir. 'Kultur endustrisi' kavramiyla yazarlar, sanatin ve kulturun ozgur ifade ve elestirel dusunce alani olmaktan cikarilip kar amaciyla uretilen standart urunlere donustugunu vurgular. Film, muzik ve edebiyat, bireyi dusunmeye sevk etmek yerine eglendiren, oyalayan ve uyumlu hale getiren metalar haline gelir. Tuketiciler secim yaptiklarini zannederler; ancak bu secimler cogunlukla onceden belirlenmis ve birbirine benzer seceneklerle sinirlidir.

Ozgurluk ve Bireysel Sorumluluk
Aydinlanma'nin insani ozgurlestirme vaadi, yeni bir dogmatizme donusmustur. Bilim, teknoloji, basari ve ekonomik buyume sorgulanmayan mutlak degerler haline gelmis; bireyler bu yeni dogmalar icinde uyumlu, yuzeysel ve elestirel dusunceden uzak bir yasam surmeye yonlendirilmistir. Adorno ve Horkheimer'a gore gercek ozgurluk, bu yapilari elestirel bicimde sorgulamakla mumkundur.

Kisisel Okuma Deneyimim
Bu kitap benim icin kolay bir okuma olmadi. Dilinin yogunlugu ve kavramsal derinligi zaman zaman yavaslamayi, hatta bazi bolumleri tekrar tekrar okumayi gerektirdi. Ancak tam da bu zorlugun, kitabin etkisini artirdigini dusunuyorum.

Ozellikle kultur endustrisi uzerine olan bolumler, gunumuz sosyal medya, dijital platformlar ve surekli tuketim kulturu dusunuldugunde sasirtici derecede guncel geldi. Eglenceye bu kadar kolay eristigimiz bir cagda, aslinda ne kadar yonlendirildigimiz ve ne kadar benzestigimiz sorusu kitap boyunca zihnimde kaldi.

Bu kitap, modern toplumun akil, kultur ve ozgurluk mekanizmalarini elestirel bir bakisla anlamak isteyenler icin onemli bir isik. okumak, zaman ve dikkat gerektirir, ama dusunmeye deger sorular sorar; okuyani kendi dusunce aliskanliklarini, tuketim bicimlerini ve toplumsal yapilari sorgulamaya davet eder.   



       
Sayfa: 1 [2] 3 4 5 6 7 8 9 10