Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Misir ve Hermes  (Okunma sayısı 13417 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 08, 2009, 10:54:57 ÖÖ
Yanıtla #10
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 886
  • Cinsiyet: Bay

İmza: 4.Amenothep sonraki adıya Akhenaton..


Temmuz 13, 2009, 04:36:54 ÖS
Yanıtla #11
  • Ziyaretçi

Hermes her 3 Kutsal Kitabımızda da bahsedilmektedir.Hermes hakkında Kuran-ı Kerim'de İdris Peygamber olarak,Tevrat'ta Hanok olarak bahsedilmektedir.Okumamakla beraber öğrendiğim kadarınca Al Makrizi'nin bir eserinde Hermes Hakkında hem hükümdar,hem peygamber hem de bilge olarak bahsedilmekteymiş.
Hermes hakkında Tanrı tarafından 7 Büyük Bilginin 30 ayrı kitap halinde kendisine bildirildiği,bunların Matematik,felsefe,geometri,tıp,astronomi,astroloji ve ilimdir.
Nuh peygamber’in 3 kardeşinin olduğunu daha önceden biliyordum.3 kardeşin yaşadığı dönemde yakında gelebileceğini bildikleri Tufandan önce o güne kadar öğrendiklerini 2 Sütun üzerine işlemişler.Bu sütunlardan biri ateşten yanmayan mermer,diğeri ise suda batmayan hafif taş.Tufandan sonra Hermes 2 sütundan birine ulaşarak,o bilgilere sahip olmuştur.
Hermesçiliğe baktığımızda;Maddenin Karanlık ile özdeşleştiği,Işığın Ruh ile özdeşleştiğini görürüz.Aydınlık ise Ruh’tadır.Yeryüzünki yaşam Ruh ile Maddenin savaşıdır ve büyük bir sınavdır.Eğer Ruh Maddeyi yenerse Göğe çıkar ve Ölümsüzleşir.Mısır’daki inisiye üstadlarına ilham olmuştur.Hermesçilerin inisiyeleri de çok etkileyicidir.
Masonluğun da Hermesçilikten etkilendiğini düşünüyorum.Hermesçiliğe dair birçok şey Masonlukta’da mevcut.


Nisan 17, 2017, 12:19:01 ÖS
Yanıtla #12
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 132
  • Cinsiyet: Bay

Ölmeden önce ölmeyi tasfir eden bir yolculuk...
Bir noktadan sonsuz doğru geçer. İki noktadan ise bir doğru geçer. Senin koordinatlarını diğer noktalarla çizdiğin doğrular belirler.


Ağustos 25, 2017, 12:28:59 ÖS
Yanıtla #13
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 132
  • Cinsiyet: Bay

Kendisi de bir inisiye üstad rahip olan Musa'nın, öğretisinde mutlak gerçeği açıklayamamasının ve doktrinini ancak üç kat sır perdesi altında ifşa etmesinin arkasında yatan neden bu ketumiyet yeminidir. Musa, kuşkusuz ölüm korkusuyla değil, bir Kamil üsdatın ettiği yeminden dönmesinin şerefsizlik olacağı bilinciyle bu şekilde davranmak zorunda kalmıştır. Kaldı ki, Musa öğretisini, tüm gerçekliği ile açıklayamayaca~ının da farkında idi. Ezoterik öğretiye ne denli yakın olurlarsa olsunlar, yine de bu konularda nispeten cahil olan müridlerine, dinini öğretebilmek için tüm söylemlerini basitleştirmek zorundaydı.

Bu bölümü okuduğumda kulaktan gelme yada okuduysam da şu an kaynağını hatırlayamadığım bir şeyleri düşündüm. Bu konuda internet te bir çok değişik bilgi bulmak mümkün olabilir. Ancak burada daha somut bilgileri aktarabilecek insanları bulacağıma inandığım için,  belki biraz da kaynak desteği bulmak , kaynağı hatırlamak  adına yazıyorum :

Bilindiği gibi İslamiyet te mucizelerden biri Hz. Muhammed in okuma bilmemesi ve ilk ayetin "OKU"  diye başlamasıdır.

Burada sorulacak bir soru var. Cebrail, içinde yazılı bilgiler olan kitap yada benzeri bir şey ile Muhammed e gelip OKU mu demiştir?
Yoksa Muhammed okuma bilmediği için vahiylerin, aslında onun önceden okuduğu bir şeylere dayanmayıp; doğrudan Allah kelamı olduğuna vurgu yapılması mı amaçlanmıştır.

Benim edindiğim kaynağı hatırlamadığım bilgi şu : "Hz. Muhammed ticaret ile uğraşıyor ve Amcası ile de zaman zaman uzun yolculuklara çıkıyor. Bu yolculukların içerisinde Mısır ve Mısır da İskenderiye de var. Hz. Muhammed de gerçekte ticaret le ilgili bir insan olarak okumayı biliyor ve O günlerde belki henüz yakılıp yıkılmamış yok edilmemiş İskenderiye kütüphanelerini ziyaret etmiş ve hatta belki Musa yı inisiye edenler gibi inisiyatör Rahipler ile karşılaşmış olması mümkün..."  diye bir şeyler beynimin bir köşesinde kalmış.

Yada hiç Mısır a İskenderiye ye gitmemiş olsa dahi; kilometrelerce öteden inisiyatörlerin seçmiş oldukları bir insanı bilindik fiziki iletişim kanallarının hiç birini kullanmadan inisiye etmeleri mümkün müdür?

Mısır, Hermes ve Hermetizm kapsamında bu konu için bilgilerini paylaşabilecek bir Üstadımız var mıdır?


« Son Düzenleme: Ağustos 25, 2017, 01:28:08 ÖS Gönderen: Gezdirici »
Bir noktadan sonsuz doğru geçer. İki noktadan ise bir doğru geçer. Senin koordinatlarını diğer noktalarla çizdiğin doğrular belirler.


Ağustos 25, 2017, 07:58:10 ÖS
Yanıtla #14
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1138
  • Cinsiyet: Bay

Hz Musa'yı mısır rahiplerinin inisiye ettiği ve öğretimde ilerlediği söylenir. Ki o rahipler Aton' un tek tanrılı dinine inandığı söylenen gruptur ve hatırlanırsa Musa' nın Mucizelerine karşı onlarda Mucize (sihirler) göstermişlerdir, sadece Musa'nın sihiri (ejderhası) diğerlerinin sihirini (yılanlarını) yemiştir.
Hz. İsa ise göçler sırasında Yahuda çölünde kalan kabalacılar olan Essenilerle oldukça zaman geçirmiştir. Ki o esseniler "ölü deniz yazmaları" nı günümüze bırakmış ve Roma Katolik Klisesi öğretisini yerle bir etmiştir.

Hz Muhammed ise dönemde Musevi, Zerdüşt ve Sabiiler ile peygamber olmadan çok zaman geçirmiştir. Ancak benzetecek olsak Buda' nın bir ağacın altında kendiliğinden aydınlanmasına daha çok benzer Hira'daki tefekkürü. Kur'an biz onun göğsünü melekler aracılığıyla açıp temizledikdemektedir. Bu da bir inisiyasyon ritüelini anımsatıyor.
Ama döneminde onun için söylenen bu sözleri o görüştüğü yaşlı öğretiyor sözleri üzerine Nahl 103. Şöyle demişti:

(16/NAHL-103: Biz onların, "Ona bir insan öğretiyor!" dediklerini biliyoruz. Hak'tan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili a'cemi (yabancıdır, açık değildir), bu ise apaçık Arapça bir dildir.) /  (16/NAHL-103: Andolsun ki biz, onların: «Bunu ancak kendisine bir beşer öğretmektedir» dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yöneldikleri (kimse) nin dili a'cemidir, bu ise açıkça Arapça olan bir dildir.)


Yani hepsi ayrı ayrı ve detaylıca incelenme ve tez konusu...

Bir Ateist kaynaktan alıntıyla Hz. Muhammed için hocaları olduğu ileri sürülen kişilerle ilgili şu bilgileri aktarabilirim. Gerisi sizin kurgu veya merakınıza kalır.

_Alıntı_

1. Ubeydullah bin Müslüm anlatıyor:
“Mekke’de çok bilgili iki Hristiyan köle vardı. Bunlar aslen Iraklı idiler. Adları Yesar ile Hayr idi. Bunların birçok kitapları vardı. Fırsat buldukça bu kitapları okurlardı. Muhammed de çoğu kez onlara uğrar, kendilerini dinlerdi. Günün birinde, peygamberlik iddiası ile ortaya çıkınca, muhalif olanlar, “Hayır, Muhammed bu bilgileri Allah’tan değil de adı geçen kölelerden almıştır. Allah’ı ise işini sağlama almak için kullanıyor” demeye başladılar. Bu yüzden, nahl Suresi’nin 103.ayeti cevap olarak indi.”
2. Carullah Zamahşeri’nin “el-Keşşaf….” adlı tefsirinde ve Muhammed bin Cerir Taberi’nin ünlü Camiu’l Beyan adlı tefsirinde Nahl Suresi’nin 103.ayeti için şöyle deniyor:
“Mekke’de Tevrat ve İncil’i çok iyi bilen Cebr-i Rumi veya Aiş ya da Yaiş adında bir demirci vardı. Kimileri de adı Yesar-i Rumi idi diyorlar. Ayrıca onun yanında bir kardeşi de vardı, Muhammed sık sık bunlara gidip kendilerinden bilgi alırdı. Muhammed, peygamberlikle görevlendirilince, ona muhalif olanlar, “Muhammed bu bilgileri Allah’tan değil de, adı geçen demirci köleden almış” demeye başladılar. Bunun üzerine Nahl Suresi’nin 103.ayeti indi.
3- İmam Suyuti, Lübabü’n-Nükul adlı eserinde, Nahl Suresi’nin 103.ayeti için şöyle diyor:
“Mekke’de Bel’am adında birisi vardı. Muhammed, sık sık ona gider, kendisinden bilgi alırdı. Kimileri de, o dönemde Mekke’de Yesar ve Cebr adlarında iki yabancının bulunduğunu, bunların çok kitapları olduğunu ve Muhammed’in genellikle onlara uğrayıp kendilerinden yararlandığını kaydediyorlar. Daha sonra, Muhammed peygamberlikle görevlendirilince, muhalifler, “Hayır, yalan konuşuyor. Bu bilgileri Allah’tan değil; adı geçen kişi veya kişilerden alıyor” demeye başladılar. Bu ağır itham üzerine Nahl Suresi 103.ayeti indi.”
4- Kadı Beydavi, Envarü’t Tenzil adlı tefisirinde şöyle diyor:
“Mekke’de Amr bin Hadremi’nin bir kölesi vardı. Adı Cebr-i Rumi idi. Kimileri, bununla birlikte Yaser adında bir kölenin daha olduğunu söylüyorlar. Kimileri de bu şahsın, Huveytıb’ın kölesi Aiş olduğunu belirtiyorlar. Muhammed, peygamberlik iddiasında bulununca, muhalif gruplar, “Muhammed, Kuran bilgilerini bu kölelerden alıyor, Allah’ı ise toplumu etkilemek için kullanıyor” şeklinde eleştiriler yöneltmeye başladılar. Bunun üzerine, Nahl Sures’nin 103.ayeti indi.”
5- Nesefi, “Medark …” adlı tefsirinde şöyle diyor:
“Huveytıb’ın Aiş ya da Yaiş adında bir kölesi vardı. Bazıları da bunun isminin Cebr-i Rum-i olup Amr bin Hademi’nin kölesi olduğunu ileri sürmüşler. Bu köleler, Tevrat ve İncil’i çok iyi bilirlerdi. Muhammed, daima onlara uğrar ve kendilerinden bilgi edinirdi. Peygamberlik davası ortaya çıkınca, inanmayanlar dedikodu yapmaya başladılar ve Kuran’ın dayanağının Allah değil de bu şahıslar olduğunu, Muhammed’in aktardıklarının ise, sadece adı geçen kişilerden öğrendiği bilgiler olduğunu söylemeye başladılar. Bu yüzden ilgili ayet indi.”
6- Fahrettin-i er-Razi, Tefsiri Kebir adlı yapıtında şöyle diyor:
“Mekke’de Tevrat ve İncil’i çok iyi bilen ve bolca da kitapları olan bir köle vardı. Onun adı çok ihtilaflıdır. Kimisi Yeiş, kimisi Addas, kimisi Cebr, kimisi Cebra, kimisi Bel’am diyor. Muhammed, sık sık uğrar, ondan bilgi alırdı. Kuran olayı ortaya çıkınca, inanmayanlar zaman içinde ‘Bu işin arka planında Allah değil de, adı geçen kişiler vardır’ demeye başladılar. Kimileri de, ‘Aslında Kuran’ı, çok açıkgöz olan Hatice Muhammed’e öğretiyor; fakat kendisi kadın olduğu için öne çıkamıyor, bu nedenle Muhammed’i öne çıkarıyor, yani Kuran’ın baş aktörü Hatice’dir’ diyorlardı. İşte, bütün bu itirazlara cevap mahiyetinde adı geçen ayet inmiştir.
7- Bazı kaynaklar da, “Nahl Suresi’nin 103.ayetinde kendisinden söz edilen ve Muhammed’i etkileyen kişinin aslında Selman-ı Farisi olduğunu, ayetin de bu iddiaları reddetmek için indiğini” yazıyorlar.
Acaba, iddia edildiği gibi, Selman-ı Farisi olsun, diğerleri olsun- gerçekten adı geçen şahıslarda Kuran’ı ortaya çıkarabilecek bilgi birikimi var mıydı ya da Muhammed’e aktardıkları bilgiler Muhammed’in bildikleri, ürettikleriyle birlikte mi Kur’an’ı oluşturmuştu? Yoksa bu görüş muhalefet tarafından ortaya atılan bir iftira mıydı? Selman-ı Farisi hakkında bildiklerimiz şunlar:
Selman-ı farisi, aslen Iranlı idi. Başta Zerdüştilik olmak üzere, bütün dinler konusunda fevkalade kendisini yetiştirmiş bir insandı. Kendisi aynı zamanda, hem çok zengin bir ailenin çocuğuydu, hem de onun ailesi Iran’da Zerdüştilik’te zirveye ulaşmış bir aileydi, din işlerine bakardı. Ticaret için Şam tarafına gelmiş, dinler konusunda araştırma yapmak amacıyla da bir daha memleketine dönmemişti. Yıllarca birçok papazdan İncil hakkında ders almış, daha sonra Irak’a geçmişti. Bu süreç içerisinde en az on Hristiyan ve Yahudi din alimleri yanında kalıp, onlardan ders alarak kendisini “din”ler konusunda son derece iyi yetiştirmişti. Daha sonra Muhammed ile buluşup ilişkilerini derinleştirerek nihayet Islamiyet’e geçmişti.
Öylesine akıllı bir insandı ki, Hicri 5.yılında Müslümanlar ile Mekke müşrikleri arasında Medine’de meydana gelen Hendek savaşı’nda ;
“Medine’nin etrafına hendek kazıp savunma yapalım” fikrini ortaya atarak, müslümanların
savaşı kazanmalarını sağlamıştı. Hz.Ali, onun hakkında “Selman tüm ilimlerde uzman bir kişiydi, onun ilmi bitmeyen bir denizdi” demiştir. Selman’ın arkadaşları da kendisi için, “Selman lokman hekim gibiydi” diyorlardı. Ebu Hüreyre, “Selman, hem Kuran’da hem de İncil’de uzman bir insandı” demiş. Selman-ı Farisi, başarılarından dolayı, Medayın’a vali olarak tayin edilmişti. İmam Zehebi, onun hakkında, “Selman’ın kavradığı bilgiler için en az ikiyüzelli yıllık bir zamana ihtiyaç vardır, halbuki Selman 70-80 yıl yaşamıştır” diyor. Muhammed de onun hakkında, “Selman-ı Farisi, bizim ailenin ferdidir. Selman, eğer ilim Süreyya yıldızında olsa gidip oradan alır” demiştir.
Muhammed’in sık sık Selman’la geceleri uzun saatler bir arada kaldığı ve Selman’ın engin bilgisinden yararlandığı rivayet edilmektedir.
Laicus Humanitas Scienti


Ağustos 25, 2017, 10:15:31 ÖS
Yanıtla #15
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2868
  • Cinsiyet: Bay

Alıntı
Muhammed’in sık sık Selman’la geceleri uzun saatler bir arada kaldığı ve Selman’ın engin bilgisinden yararlandığı rivayet edilmektedir.

Kuran Allah kelamıdır vessalam ...
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Ağustos 25, 2017, 11:45:41 ÖS
Yanıtla #16

 Bazen, yaşamın ölüm ve doğum üzerine çizilen bu devingen döngüsünü,sonsuz tabuların içine sıkışan varlığımızın laneti olduğuna inanıyorum.Çünkü; inanmak denilen bu kavramın sonsuz değirmenindeki çarklar, defa ve defa yeni ve ya yeniden türemiş inançların darlığında tekrarlanıyor.

Oysa İnanç; varlığın, geçmişten geleceğe uzanan bilinmezliklerine inat, hayata soyutca tutunma şekillerinde birinde ve ondan yeşeren filizlerden ibarettir. Öğrendiklerimiz ile var olamazsak; var olduklarımız ile öğrenmeye mahkum kalırız.

İnanç bireysel iken yapıcı değerler ile bezenir; toplumsallaştığında ise,nesillere dejenere edilerek aktarılan hurafeler ile bezenmiş kitle kontrol yöntemlerine dönüşerek son bulur.

Aslında sözün kısası: Her İnsan özeldir ve görevlidir; yeterki,kendini ve kendinin varlığını yaşatabilecek toplumun varlığına bir ışık olabilsin.Yanlız; konu dahilinde yukar ki yazılanlardan doğan hiç bir çıkarımın bizi geleceğe taşıyabileceğine inanmıyorum.Geçmişimizi yanımızda götürür iken,geçmişimizin bizden götürmesine asla mani olamadık,olamıyoruz ve sanırsam olamıyacağız.

İnanmamak, inanmak ile çelişmez; sadece inanılan olguyu irdelemeye ve belkide O'na yakınlaştırır.

Saygılar.
Sen Özelsin


Ağustos 26, 2017, 09:40:06 ÖÖ
Yanıtla #17
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 132
  • Cinsiyet: Bay

İskenderiye Kütüphanelerinin Bizans döneminde m.s. 391 yılında iskenderiye şehrinde çıkan bir ayaklanma sonucunda, radikal hristiyan kıptilerce yakıldığı doğru ise Hz. Muhammedin bu kütüphaneden yararlanması mümkün görünmüyor ve  Sn. ANARCHOSA nın eklediği bilgilerin de doğru olma olasılığına bakarak zaten ille de Hz. Muhammedin de İskenderiye ye gitmiş olması ve Kuran da geçen bilgileri orada kazanmış olması gibi bir şart yok.

Bir de Hz. Ömer döneminde kütüphanenin yaktırıldığı gibi bir başka bilgi de dolaşımda sanırım. 

Her ikisinin de doğru olmasından çok daha önemli olan şu ki : Kuran da ki bilgilerin pek çoğuna insanlığın çok uzun yıllar önce sahip olduğu anlaşılıyor. Bu durumda Kuran da ki bilgilerin Muhammed e nasıl ulaştığı dışında verdiği mesaj tamamen ayrı bir konu olarak incelenebilir. Kim bilir belki de diğer peygamberlerin ki gibi insanlığın geleceğine dair kaygılar ve ön sezgiler dolayısıyla bir uyarı mesajı idi.
Ancak yeterince anlaşılamadığının bu gün ortada olduğunu söyleyebiliriz.

İzin varsa; bir başka bölümden alıntı ile bu son derece önemli konuya devam etmek isterim

Çırak rahipler adaya halen geri dönme şansı oiduğunu söylüyorlar, aday ilerlemekte ısrarlı ise onu duvardaki çok dar bir delikten içeri sokuyorlardı. İçinden ancak bir kişinin sürünerek geçebileceği bu geçit Osiris tapınağının, yani büyük piramitin giriş kapısıydı. Bu kapıdan içeri giren hiçbir zaman geri dönemezdi. Ya başarmak ya da yok olmak zorundaydı.

Sanırım bu delikten içeri girenler eğer sınavı geçemezler ise girdikleri yolda delirerek ya da başka bir şekilde ölüyor. Burada başlamış bir inisiyasyonun yarım kalması hali hakkında bir uyarı var.  Günümüzde ki bir çok psikyatrik sorunun kökenine de işaret ettiğini düşünüyorum.

İnsanlar yaşamlarının bir döneminde alışageldikleri düşünce sistematiklerinin dışında bir yaşam döngüsü ve inanç sistematiği ile karşılaşabiliyor. Bu bazen olgunlaşmaya başlayan insanın kendiliğinden şekilde yaşamın gerçekleri ile karşılaşarak dönüşüme uğramaya başlamasıyla olabiliyor. Bazen de kendini ve hayatı sorgulamaya başlayıp felsefeye merak sarması bireysel olarak bir dönüşüm yaşaması veya bizzat bir inisiyasyon içine girmesi şeklinde.

Toplumsal anlamda bir inisiyasyon yada dönüşüm yoluna girmeyi ele alalım. Bu dönüşümün eğitimsel eksiklikler yüzünden yarım kalması son derece büyük tehlikeler içeriyor.

Örneğin insanların büyük çoğunluğu için orta yaşlarda, İnsanların aslında son derece bencil çıkarcı olduğu ve bundan korunmak için kendisinin de öyle olması gerektiği bilince çıkmaya başlıyor. Bu dönemde oluşan spontone materyalizm ile daha önce belki dini öğretilerden gelen  değerleri çelişmeye başladığında bir kişilik çatallaşması yaşanıyor. Bu özellikle de geri kalmış, yaşam şartlarının zor, kaynakların kısıtlı olduğu toplumlarda tam bir toplumsal kişilik çatallaşmasına neden oluyor. Yani aynı anda iki zıt şeye inanan bir toplum. Yani hem dindar ve hem de çıkarı için dininin özüne aykırı olan her şeyi yapabilen bireylerden oluşan bir toplum... Yani Toplumsal Şizofreni (Mustafa Coşturoğlu nu da okumak gerek belkide.)

Birey olarak dönüşüme yada bir insiyatik yola girmiş birey de ise felsefi anlamda bilgilenme gecikmesi yada kültürel gecikme denilen şey  söz konusu ise o girilen delikten sonra yolunu kaybetme, sınavları geçememe de bildiğimiz şizofreni yada bipolar bozuklukların başlangıç noktası olabilir diye düşünüyorum.
Yani bir çok psikaytri vakasının kökeninde böyle bir dönüşüm süreci kazası da olabilir... Bu durumda girilen sınavın yada çıkılan yolculuğun başarı ile tamamlanması tek tedavi olsa gerek diye düşünüyorum...





« Son Düzenleme: Ağustos 26, 2017, 09:55:49 ÖÖ Gönderen: Gezdirici »
Bir noktadan sonsuz doğru geçer. İki noktadan ise bir doğru geçer. Senin koordinatlarını diğer noktalarla çizdiğin doğrular belirler.


Ağustos 27, 2017, 04:44:49 ÖS
Yanıtla #18
  • Yeni Katilimci
  • *
  • İleti: 37
  • Cinsiyet: Bay

Sayın @Gezdirici ,
Alıntı
Toplumsal anlamda bir inisiyasyon yada dönüşüm yoluna girmeyi ele alalım.
derken tam olarak neyi kastettiğinizi anlayamadım.
Toplumsal alanda bir inisiyasyon nasıl olur ki? Kim kimi insiye edebilir bu şekilde? İnisiyasyon üstadı kim oluyor?
Olmamak, olmak..


Ağustos 28, 2017, 09:13:39 ÖÖ
Yanıtla #19
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 132
  • Cinsiyet: Bay

Sanırım aslında tam terim yerine oturmadı.  Buna toplumsal dönüşüm diyelim.
Toplumsal dönüşümü de Türkiye için Cumhuriyet devrimleri ile Çağdaş medeniyet dünyası içine girmesi konusu olarak ele alalım. ( Yada eksik ve yanlış bir terim olarak toplumsal inisiyasyon )
 
Türkiye toplumunun bu dönüşüm sürecini yarım kalmış bir inisiyasyon gibi ele aldım ama tam terim yerine oturmadı sanırım.

insanımız Çağdaş medeni dünyanın değerlerini tam olarak içselleştirememiş, kültürel olarak değişimini tamamlayamamış ve bir yandan da geçmiş değerleri yeni duruma uyarlayamamış yani çatallaşmış bir gelişim içindedir.  Bu şizofrenik bir toplumsal yapıya işaret ediyor ...

Diğer yandan psikolojik sorunları olan bir çok bireyin de, ezoterik bir yapı içine girerken inisiyasyonunun yarım kalması, (hem eski  hayatının olumsuzluklarından kopamaması hem de yeniden doğuşu tam olarak gerçekleştirememesi) psikolojik sorunların gerçek kökeni olabilir.

Çözüm yada tedavi de bu yarım kalmışlığı tamamlamak. Yani yeni üstadı ile buluşturarak, Kafası karışık bir toplumu yada bireyi oldurmak , erdirmek, aydınlatmak...


« Son Düzenleme: Ağustos 28, 2017, 10:02:35 ÖÖ Gönderen: Gezdirici »
Bir noktadan sonsuz doğru geçer. İki noktadan ise bir doğru geçer. Senin koordinatlarını diğer noktalarla çizdiğin doğrular belirler.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
8 Yanıt
5163 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 20, 2008, 12:39:32 ÖÖ
Gönderen: poyraz06
5 Yanıt
7658 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 01, 2010, 02:27:29 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
7 Yanıt
3958 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 28, 2011, 12:39:50 ÖS
Gönderen: ozkann
0 Yanıt
6306 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 18, 2010, 08:36:19 ÖS
Gönderen: Onien
0 Yanıt
6319 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 06, 2011, 11:15:27 ÖS
Gönderen: AQUA
6 Yanıt
10127 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2011, 12:56:23 ÖS
Gönderen: martı
0 Yanıt
1961 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 23, 2011, 02:53:06 ÖS
Gönderen: TUTMOS
0 Yanıt
1547 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 05, 2014, 05:07:28 ÖS
Gönderen: Don Corleone
1 Yanıt
1698 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 01, 2014, 08:06:40 ÖÖ
Gönderen: ADAM
6 Yanıt
2263 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 05, 2015, 07:42:34 ÖS
Gönderen: hypatia