Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Prof.Dr.M.KEREM DOKSAT İLE KISA BİR SOHBET  (Okunma sayısı 5830 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 17, 2010, 09:48:14 öö
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

  Prof.Dr. M. Kerem Doksat ile teke tek.
   

A.F.Y.

Merhaba hocam. Ne âlemdesiniz. Aramız nasıl? Mâlûm son zamanlarda pek görüşemiyoruz. Yeni bir evlilik/hayat vs. gibi gündelik hayatın zorlukları sizi bayağı yordu diye tahmin ediyorum.

Prof.Dr. M.K.D.

Bu kadar az beraber olmama rağmen bu kadar çok sevdiğim başka kimse yok hayatımda! Son iki senede hayatımda husule gelen değişikliklerden sonra inanın ancak kendimi toparlayabiliyorum.

A.F.Y.

Ben de samimi olarak itiraf edeyim. Sevgide bir nedensellik aramıyorum. Ayrıca sizin gibi bir beyne az rastladım, hâttâ bir tane var desem doğru olur.

Prof.Dr. M.K.D.

İltifatınız için çok teşekkür ederim. İmanla ilmi, ikisinin de taassubuna düşmeden aynı beyin ve yürekte taşımaya çalışan bir fikir seyyahıyım sâdece…

A.F.Y.

Sokaktaki insanın değil ama bâzı insanların değer verdiği ve merak ettiği beynin çalışma yöntemleri ile ilgili bazı sorularım olacak.

Şimdi izninizle başlıyorum.

Hippokampus ve amigdalanın niteliklerini kısa olarak özetler misiniz?

Prof.Dr. M.K.D.

Amigdala evrimsel ve anne karnındaki bilgilerin, keza hayatın ilk 3 senesine âit intibâların (preödipal dönem) saklandığı yer. Bir anlamda bir “arkaik hâfıza deposu”. İçerisinde bulunduğu limbik sistemle beraber bu işlevi yerine getiriyor.

A.F.Y.

Hippokampusun amigdalaya ve limbik sisteme etkisi var mıdır?

Prof.Dr. M.K.D.

Dolaylı olarak var dostum!

A.F.Y.

Nasıl yâni?

Prof.Dr. M.K.D.

Oradan gelen stimulusları bastırır ve süzer; bunları iç âlemimizden gelenlerle birleştirerek, “çalışan hâfızayı” (working memory) oluşturur. Bilgisayarın “Random Access Memory’si” gibi yâni.

A.F.Y.

Peki, amigdala eğitilebilir mi, bu hususta fikrinizi almak isterim?

Prof.Dr. M.K.D.

Derin meditatif aktiviteler (transandans: Mistik, artistik yaşantılar, vecd hâlleri), birtakım özel teknikler ve sembolik-allegorik düşünce ile evet. Yani sûfî tefekkür ve tefelsüfün her türlüsü ile eğitilir. Oraya kortikal mantıkla ulaşılamaz. Dünyadaki binlerce dinî, mistik ve meditatif disiplinlerin hepsi de bu bölgeyi bombardımana tâbi tutarak âdeta düzenleyen, regüle eden tatbikatlardır: Zikir, ritüeller, trans hâlleri vs. Hz. Muhammed'in de, Buda'nın da, Lao Tse’nin de yaptıkları oraya ulaşmaktı. Bu sâyede bütün evrimsel yâni küllî bilgiyi tattılar, yâni O’nu. Ama konuşma lisanına dökülmez ki Hakikat. Hallâc'ın “En-el Hakk'ını”, hani ifâde yerindeyse Allah'ı (isteyen buna Tanrı, God, Yahova, İç Gerçeklik vs. diyebilir) târif etmek, yâni hippokampal ve üst kortikal konuşma lisanına tahvil etmek gayrı mümkündür. Yaşantılar (experiences) söze dökülemez ama birer ruh hâli (psychic state) olarak yaşanabilir ancak. Ünlü sinirbilimci Joseph kitabında şu başlığı kullanmıştır: “Amigdala ve Limbik Sistem – Tanrı’ya Uzanan Transmitter”.

Ağır travmalar ve dehşet yaşantıları ise aynı bölgeleri olumsuz yönde etkiler; meselâ Travma Sonrası Stres Bozukluğu denen hastalıkta, bu bölgedeki nöronlarda bir nev’î elektriksel tutuşma (kindling) oluştuğu gösterildi; bu kişilerde travmayla ilgili âni hatırlamalar (flashback), travmayı hatırlatıcı uyaranlara karşı aşırı tepki verme ve zamanla duygusal küntlük gelişiyor. Bunlar olumsuz etkilenmeler.

A.F.Y.

HaberTürk’te hatırladığım kadarı bir filmle alâkalı olarak beyin formatına (amigdalayı kast ediyorum) kısa bir şekilde değindiniz. Hâttâ bâzı kimseler açıklamalarınızda vahyi -herhalde konuyu tam olarak anlayamadıklarından ötürü- hezeyan olarak kabûl ettiğinizi düşündü. Yaşar Nuri de vardı o programda. Dikkat ettim bir din adamı olarak Yaşar beye çok iltifat ettiniz ama Yaşar hocanın tarzı değişik. Söz konusu boyutlara ve öze varma yoluna asla girmiyor ki! Bu husus itibâriyle söyleyeceğiniz bir şey var mı?

Prof.Dr. M.K.D.

Aslında programın sunucusu sohbeti sulandırdı. Film de, şu anda dünyanın başına belâ olan Evanjelizm’in ilk beyin yıkama vâsıtalarından biri olan “Matrix” ucûbesiydi. Yaşar beye gelince, maalesef tek adamlığı biraz fazla seviyor… Tevâzuun azı da fazlası kadar zararlı. Zamanında edindiği formasyonda rahmetli babamın çok önemli rolü vardır ve doçentliğini o sâyede alabilmiştir; yoksa bâzı dar kafalı ilâhiyat hocaları önünü keseceklerdi. Maalesef sonradan arayıp sormaz oldu annemi de beni de. Benim işbirliği arayışlarımdan da nedense uzak durdu, yoksa aydın kafalı bir psikiyatri akademisyeniyle aydın kafalı bir ilâhiyat akademisyeninin işbirliği ne iyi ve üretken olurdu. Ama o “one man show’u” seviyor. Kendi tercihidir.

Vahiy mes’elesine gelince… Nasıl ki çok özel bâzı beyinler kendilerinden geçerek bu bölgeye kadar inen derin trans ve transandans içerisinde, âdeta bir otomatizm içerisinde besteler yapabiliyorlar (Mozart, Beethoven, Dede Efendi, Itrî gibi), resimler çizebiliyorlar (büyük ressamlar gibi) veya şiirler yazıyorlar (pek çok şâir ve halk ozanı gibi), bâzı çok çok özel, seçilmiş, İngilizce tâbiriyle “gifted” beyinler de evrensel, evrimsel, küllî bilgiden nasipleniyor ve sembolik-allegorik ama çağları aşan özelliğe sâhip bir yaratıcılığa ulaşabiliyorlar. Bunlar tıbbî açıdan dissosiyatif hâller ama patolojik ve tahripkâr olan dissosiyasyonların aksine, bir eser yaratılmasıyla, âdeta “ilâhî yaratıcılığın kula yansımasıyla” karakterize dissosiyasyonlar. Bu sebeple ben bunlara “assosiyatif dissosiyasyonlar” diyorum.

En azından “İkra (Oku)” emrini alıncaya kadar okuma yazma bilmeyen (eminim ki bu emri aldıktan sonra öğrenmiştir) Hz. Muhammed’in “bunlar benim lâflarım değil, Allah kelâmıdır” dediği Kur’ân-ı Kerîm’in Yedi Askı Şâirleri’ni îmana getiren ihtişamını düşünün! Ne muazzam bir şeydir bu. Yohanna İncili’nin başında da benzer bir ifâde vardır: “Başta sâdece kelâm (söz) vardı… Ve Tanrı kelâmdı”. Sırf bu iki beyandaki sembolizmin derinliğini çözmek için binlerce sayfa yazılabilir –ki, yazılmıştır.

Hülâsa, peygamberler (elçiler) de birer insandı ve onlar da beyinleriyle hareket ediyorlardı. Benim yapmaya çalıştığım şey, “bu âlemde olup biten her şeyin bu âlemin kanunlarıyla izah edilebilecek mekanizmaları vardır” şeklindeki vazgeçilmez addettiğim bilimsel düsturla, bu fenomenlerin nöropsikiyatrik izahlarını araştırmak. Bu alan tabu olarak düşünülüp üzerinde çalışılmadı için, ateistler ve sâir zevat bu fenomenleri ya epilepsi (sara) hastalığıyla, ya da düpedüz psikozla (delilikle) aşağılaya gelmişlerdir. Tabii, sırf bu söylediklerimi bile anlayabilmek için ciddi bir kültür birikimine ve geniş düşünce ufkuna sâhip olmak gerekiyor; avâm maalesef bunları anlayamıyor, anlayamayınca da -affedin-tersinden anlıyor!

Rahmetli pederimin bir lâfını asla unutma dostum: “Din gâye değil vâsıtadır”. Yobazlıkla gönül eri olmanın ince sınırı burada yatar. Mes’eleye bu zâviyeden bakan kim var derseniz, bütün tasavvuf ehlini sayabilirim. Hiç unutamayacağım, bunları rahatlıkla anlayabilecek birikimde olan ve kafa yapısı bakımından benzeştiğimiz genç bir meslekdaşıma bu konuda hazırlamakta olduğum kitabımı okuttuktan sonra fikrimi sorduğumda, sırf beni kırmamak için “Ağabey, din dogmadır ve üzerinde böyle tartışmalara, izahlara girmemek gerekir” deyip daha fazla fikir beyan etmemişti. Ben de üstelemedim tabii ki.

Hâlbuki buna muazzam derecede ihtiyacımız var. Entellektüellerimiz câmiden, dinden uzaklaşır oldu. Câmileri dolduranlar gittikçe artarak yobaz ve câhil güruh hâlini almaya başladı. Batı’da da kiliseler “müşteri” kaybı içerisinde. İnanç ihtiyacı içerisindeki entelektüel, krema tabakasından kişiler birtakım şarlatanların veya hastaların kurdukları yeni, kâzip cereyanlara kapılıyorlar. Hindistan’dan gelen bir dişi gurunun ayağını öpmek için sosyetemiz binlerce Dolar verip özel âyinlere katılıyor.

A.F.Y.

“Klinik açıdan ölüm tesbit edilen kişiler üzerinde yapılan benzer deneylerden edinilenlere göre beyindeki hippokampus ve amigdala bölgelerinin, beyinde ilk etkilenen -harekete geçen- bölgeler oldukları gibi gene bu bölgelerin, beyinin gerçek ölümüne kadar da son etkilenen bölgeler olması kuvvetle muhtemel.”

Sizce bu ilk ve son etkilenmenin bilimsel açıdan getirisi ne olabilir?

Prof.Dr. M.K.D.

Zorlayıcı (stresör) yaşantılar sırasında bol miktarda adrenalin, noradrenalin ve steroid salgılanır; bunlarda endojan opiatların (vücudun kendi ürettiği morfin benzeri maddeler: endorfinler vs.) salıverilmesini sağlar. Bu maddelerin keyif hâttâ mutluluk verici ve ağrıyı ortadan kaldırıcı etkileri vardır. Ölüm gibi en zirvedeki bir zorlayıcıya mâruz kalındığında ise bu salıverilme muazzam miktarlara ulaşır. Kortikal şuûrluluğun ortadan kalkmakta olduğu bu durumda, özellikle büyük bir keyif hâttâ vecd hâli, parlak bir ışığa (nûra) kavuşma hallüsinasyonu, kendini ve çevresindekileri yukarılardan seyretme hallüsinasyonu sık görülen hâller. Ölümden dönen pek çok kişi benzer şeyler anlatır. Bunlar tamamen beynin bu yaşantıya organizmanın tahammülünü arttırabilmek için geliştirdiği evrimsel adaptasyonlar. Ölümden dönen pek çok kişide ölümden asla korkmama ama hayatını da doya doya yaşama tarzında bir davranış değişikliği gelişir. Ölüm, muhtemelen pek keyifli ve zevkli bir hâdise... Nitekim orgazma ulaşmak için kendilerini asarak son anda kurtulan kişilerin oluşturduğu “asfiksomani” dediğimiz bir cinsel sapma türü vardır.

A.F.Y.

Değerli hocam verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyorum. Kıymetli vakitlerinizi aldığım için kusura bakmayın. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Prof.Dr. M.K.D.

Rica ederim. Bilmukabele aziz dostum.
İstanbul - 12.05.2005
[email protected]
[email protected]
http://sufizmveinsan.com
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Haziran 17, 2010, 11:18:50 öö
Yanıtla #1

Hoş bir sohbet olmuş, en beğendiğim tarafı Doksat'ın dili çok iyi kullanması.

Amigdala ve Hippokampus, beyinin merkezi bölgeleri. Kabuk kadar anlaşılamadı. Gerçi kabuk bile anlaşılamıyor ya neyse.

Doksat, evrensel olan, tüm zamanlara hitap eden aşk insanlarının meditasyon ile beynin bu merkezlerini istemli bir şekilde kullanabildiğini yazıyor. Bunun için bir çalışma yapılmış mı? Yani meditasyon yapan insanlarla yapmayanlar arasında, herhangi bir yetenekte veya anlayışta anlamlı bir fark var mı acaba? Doksat, genç meslektaşını böyle bir örnek vererek ikna edebilirdi. Ama böyle bir çalışma yoksa, bence de spekülasyona çok eğilimli konular bunlar.

Saygılar
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Haziran 17, 2010, 10:28:27 ös
Yanıtla #2
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 501
  • Cinsiyet: Bay

  Sayın ceycet,
  
 Bu forumda bulunmamızı anlamlı kılan forum üyelerinden birisiniz. Bu yayınladığınız sohbet de çok yararlı ve güzeldi.

 Teşekkürler, saygılar.
« Son Düzenleme: Haziran 17, 2010, 10:43:47 ös Gönderen: skullG »
enelsır


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
6 Yanıt
6108 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 28, 2010, 12:09:48 ös
Gönderen: maka
0 Yanıt
2078 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 16, 2008, 10:28:10 ös
Gönderen: MASON
49 Yanıt
38501 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 09, 2012, 08:29:40 ös
Gönderen: Alşah
0 Yanıt
2188 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 20, 2009, 11:53:21 ös
Gönderen: dogudan
0 Yanıt
2011 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 05, 2009, 12:12:38 öö
Gönderen: arte
1 Yanıt
5084 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2009, 08:36:33 ös
Gönderen: Lux_e_Tenebris
0 Yanıt
3921 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 04, 2009, 05:09:56 ös
Gönderen: Mozart
6 Yanıt
6454 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 22, 2017, 03:29:08 ös
Gönderen: tomars
0 Yanıt
2219 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 06, 2012, 07:53:40 ös
Gönderen: karahan
0 Yanıt
1823 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 26, 2015, 07:35:49 ös
Gönderen: karahan