Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Kişilik ve kişilik bozuklukları  (Okunma sayısı 3416 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 13, 2007, 02:59:00 öö
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

Bir kişiyi başkalarından farklı kılan düşünsel, duygusal, ruhsal ve bedensel özelliklerin tümüne kişilik adı verilir. Bu ayırt edici özellikler içine alışkanlıklar, algılamalar, davranış tarzları, olaylara ve çevreye bakış açıları girmektedir. Karakter ise her ne kadar kişilik ile eş anlamlı gibi kullanılsa da , kişiliğin yaşanılan toplumun sosyokültürel değerler ile yorumlanarak , bu yargılarla değerlendirilmesi anlamına gelmektedir.

Kişilik incelemelerine ait tarihteki ilk kayıtlar I.Ö. 3. yüzyılda eski Yunanda Theophrastus’a dek uzanmaktadır. Modern tıbbın gelişmesi ile birlikte kişilik bozuklukları 1801 yılında Pinel tarafından diğer psikiyatrik bozukluklardan ayrı bir sınıf olarak incelenmeye başlanmıştır. 1907 yılında Pierre Janet ve bir yılsonra Freud histeri ile birlikte görülen psikolojik durumlar üzerine çalışmalar yapmışlardır. 1960 lı yıllarda kişilik bozukluklarının çocukların doğumdan itibaren aileleri ile olan ilişkileri sonucu şekillendiği düşünülmeye başlamıştır.

“ Kardeşim sürekli olarak evde oturuyor, hep tek başına, hiç arkadaşı yok, eve misafir gelse hemen odasına çekiliyor, kitap okuyor” , kocam çok sinirli, aniden sinirleniyor ve o an ne yaptığını bilmiyor, hızla araba kullanıyor, geçenlerde bu nedenle bir tartışmaya sebep oldu ve karakola gitmek durumunda kaldık” ya da “ kız arkadaşım sürekli olarak beni arıyor, onu sık sık aramazsam çok sinirleniyor, her anını beraber geçirmemizi istiyor, aksi halde bir çocuk gibi ağlıyor, küsüyor ve bayılıyor” . kuşkusuz bu ve bunun gibi örnekleri duyuyoruz ya da tv den izliyoruz. Bu gibi durumlar o kişinin çevresinde olan bizleri üzüyor, çaresiz bırakıyor ve o kişiyle olan ilişkilerimizde bozulmalara, sonrasında da bu durum nedeniyle kendimizi kötü hissetmemize yol açıyor.

Yukarıda çok kısa bir şekilde söz edilen ve kişilik bozuklukları grubuna giren durumlar kişilerin kendilerini ve çevrelerini değerlendirmeleri, hissetmeleri ve olaylara bakışlarındaki bir takım uygunsuzluklar nedeniyle , çevreleriyle ilişkilerinde sorunlar yaşayıp, tüm yaşam boyunca işlevselliklerinde bozulmalarla birlikte, sıkıntı ve gerilim içine girdikleri süreçlerdir. Bu durumdaki kişiler çevrelerindeki kişilere de rahatsızlık vermektedirler. Bu sorunu yaşayan bireyler davranışlarının başkalarını ne kadar rahatsız ettiklerini anlayamazlar, kendilerini başkalarının yerine koyamazlar. Öfke kontrolleri bozuktur. Başkalarını kıskanırlar. Kendileri ne olursa olsun her şeyden önce gelmektedir. Fikirleri genellikle değişmez niteliktedir.Oluşan sorunlar ve günlük stresler karşısında zayıf olan benlik saygılarını koruyabilmek için, devamlı olarak başkalarını suçlayıp, hatanın kendilerinde olduğunu kabul etmezler. Bu bireyler evliliklerinde, iş ve sosyal hayatlarında yaşadıkları sorunlar nedeniyle sık iş değiştirebilirler. Evlilikleri fırtınalı bir denizdeki küçük bir tekne gibidir. Sürekli olarak tekne dalgalara batar ve çıkar . Genellikle de bu evlilik ya da birliktelikler, teknenin yalçın kayalıklara çarparak parçalanması ile son bulur. Bu durumlarda depresif dönemler yaşayabilir, panik atakları yaşayabilirler, sebebi aslında psikolojik olan vücutsal yakınmalar ( bayılma, ağrılar, uyuşmalar gibi) geliştirebilirler.

Suç işleyen kişilerde % 70-80 oranında alkol bağımlılarında % 60-70, uyuşturucu madde kullananlarda % 80- 90 oranında kişilik bozukluklarına rastlanmaktadır. Ayrıca bazı tip kişilik bozuklukları eşini, çocuğunu ya da başkalarını yaralayıp, öldürenlerde, terör eylemlerine katılanlarda yaygın olarak rastlanmaktadır. Bu kişiler intihar saldırılarına katılabilmekte ya da intihar edebilmektedirler.

Toplumda yaklaşık olarak % 10 oranında görülmektedir. Daha çok düşük sosyoekonomik düzeydeki kişilerde ve düzenli bir yaşam şeklinin olamadığı, çevresel ilişkinin bozuk olduğu ortamlarda sık olarak gözlenmektedir. Psikiyatri kliniklerine muayene için başvuran kişilerde % 30-40 oranında görülmektedir.

Genellikle erişkinliğe geçiş yıllarında teşhis edilmekle birlikte, çocukluk yıllarında bile sorun kendini gösterebilmektedir.

Kişilik bozuklukları olarak adlandırdığımız psikiyatrik sorunlar paranoid, şizotipal, sınır kişilik (borderline), antisosyal, şizoid, obsesif-kompulsif, histrionik, bağımlı, narsisistik, kaçıngan olmak üzere 10 alt sınıfa ayrılarak incelenmektedir. Her birinin ayrı davranış şekilleri ve farklı düşünce yapıları bulunmaktadır. Tedavide ilk planda önemli olan güven uyandıran bir iletişim başlatarak, kişinin başkalarına karşı kullandığı uygunsuz savunma mekanizmaları ve düşünce tarzını ( düşünce şemaları) kendisinin görmesi sağlanarak, bunları daha olgun şekillere değiştirmesini sağlamaktır.

Bu kişiler kendilerinde bir sorun görmedikleri için, daha çok aile ve yakınlarının zoru ile tedaviye getirilmekte, ancak değişime isteksiz oldukları için tedaviyi yarıda kesmeye eğilim göstermektedirler. Tedavide bilişsel- davranışçı tedavi ve aile terapisi kullanılmaktadır.


Ocak 03, 2013, 12:56:31 öö
Yanıtla #1
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 864
  • Cinsiyet: Bayan

Sigmund Freud psikoanalitik kuramları çıkarmış önümüze. Peki ya sonra ? Yaşamaktan çok hep 'olmaya' çalışıyoruz,bir olmak durumu var ama kimse ne olduğunu tam olarak bilmiyor, bilse de kendini kandırma yöntemlerinden öte geçiremiyor.

Şizotipal kişilik bozukluğu diye bir şey var ki, kişinin duygu- düşünce ve davranışlarının birbirinden bağımsız olarak savrulması diye; Hastalıktan ziyade çeşitliliktir bu şizotipal kişiler, insandırlar yani. Öğretilenleri, bildiklerini, araştırdığını, düşüncelerini davranışlarına katabilen ya da katamayan diye hastalık mı olur ? Emin olamadım açıkçası... Kimisi bilir uygulayamaz, (çoğumuz gibi) kimisi yapar durduramaz...

Borderline hastalığı ise, tüm haftanın günlerinde farklı karaktere bürünmekten başka bir şey değildir; ' Yaşam bir tiyatro ise, Borderline hastaları en iyi oyunculardır derim. '

Narsist kişilik bozukluğu var mesela: Kronik imiş bu hastalık üstelik, tedavisi yok denilebilir yani. Beğenilmekten zevk duyarlarmış.. Peki kim beğenilmemek ister, onaylanmaktan zevk almaz? hem bu kişilik bozukluğunda olan insanlar pek de mutsuz değillermiş ki...
« Son Düzenleme: Ocak 03, 2013, 01:09:57 öö Gönderen: Melina »
Adequatio intellectus et rei


Ocak 03, 2013, 01:43:00 öö
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Bulaşık Yıkayan Maymun


Evrim teorisine göre maymunlar insanın en yakın akrabalarından, bu maymuna baktığım zaman burdaki konuyla ilişkili olduğunu görüyorum,
Televizyonun önemi burdan kaynaklanıyor ,


Saygılarımla,
418


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
3387 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 03, 2007, 04:03:07 öö
Gönderen: Fraternis
1 Yanıt
2981 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 14, 2008, 08:08:16 ös
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
2120 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 21, 2007, 04:47:02 ös
Gönderen: Draug
0 Yanıt
2200 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 31, 2007, 12:26:24 öö
Gönderen: shemuel
0 Yanıt
12729 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 14, 2007, 09:00:34 ös
Gönderen: shemuel
3 Yanıt
2210 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 29, 2007, 11:15:04 öö
Gönderen: shemuel
5 Yanıt
4718 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 14, 2008, 01:47:50 öö
Gönderen: blossom
62 Yanıt
30775 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 08, 2014, 01:46:01 ös
Gönderen: addicted
2 Yanıt
5565 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 09, 2018, 12:54:25 öö
Gönderen: Tık-Tik-Tak
17 Yanıt
5293 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 06, 2019, 06:57:28 ös
Gönderen: Tık-Tik-Tak