Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: MEZOPOTAMTA YAHUDİLERİ  (Okunma sayısı 4588 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 24, 2007, 01:42:14 ÖÖ
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

Ayrıca Gematria, Kabala’da da çok kullanılmış ve "kemeot"un (muskaların) yazılmasında bu çalışmalar olmuştur. Örneğin Yahudiler tsedakayı (zekat) 18’in katları şeklinde dağıtırlardı ve yaşam ve gelecek yıllar için bu yöntemle kehanetler ararlardı. (Hayat- hay, nümerik değeri 18). Esasında Gematria yöntemi bir Yahudi icadı değildir ve eski Yunanlılar, Asurlular ve Bâbilliler tarafından da kullanılmıştır. Günümüzde Tanah’ın açıklanmasında bir bilgisayar metodu olarak kullanılmaktadır.
Burada yukarıda değinilen  Aramice dili hakkında biraz ayrıntı vermekte yarar vardır. Aram dili, Eretz Yisrael ve Mezopotamya Yahudileri’nin olduğu gibi; bütün Sami ırklarının binlerce yıl kullandıkları bir dildir ve bütün Sami dillerinin (İbranice, Arapça, Asurca, vb.) temelini meydana getirir.
Aramice, İbranice’ye benzer ve İbranice alfabesindeki kare yazı karakterleri ile yazılır. İlk Aramiler’in Avraam Avinu’nun (Hz. İbrahim) ailesinin kökeninin bağlı olduğu (Yaratılış, 11:31) güney batı Mezopotamya’nın Ur şehrinde yaşadığı sanılmaktadır. Birinci Bet-Amikdaş dönemine ait ve Kuzey Mezopotamya’da bulunan arkeolojik kalıntıların Aramice yazıldığı saptanmıştır. M.Ö. 529’dan sonra Persler de bu lisanı kullanmışlardır. Kitab-ı Mukaddes ‘te yer alan Daniel ve Ezra kitaplarının bir kısmı da Aramice alfabesiyle yazılmıştır.
Aramice, İkinci Bet-Amikdaş döneminde de Yahudiler arasında Ketuba (evlilik akti) ve Get (boşanma ilamı) gibi akitler için kullanılmış, ayrıca Ölü Deniz Tomarları’ndaki gizemli yazılar da bu dilde yazılmışlardır. Targum ise Tanah’ın Aramice tercümesidir ve yorum içerir. Yeruşalayim Talmudu’nda geçen tartışmaların bazılarında da yer alan Aramice, Gaonlar döneminde (600񮇠) kullanım bakımından zayıflamıştır. 7. yüzyıldaki İslâm fütühatıyla beraber, Aramice Yahudiler arasındaki yerini Arapça’ya terketmeye başlamıştır.
Aramice ayrıca günümüze dek Kadiş, Kal Nidre gibi dualarda, Pesah Agadası’ndaki Alahmanya’da yer almaktadır. Aramice, Orta  Çağ’da Kabala’da da kullanılmış ve birçok gizemli kelime bu dilde yazılmıştır. Özellikle Bâbil Talmudu’ndaki Aramice, modern İbranice sözlüğünün oluşmasına da katkıda bulunmuştur.
Bu bahis altında son olarak belirtilmesi gereken diğer ilginç bir konu da, Luah Gezer’dir. (Gezer Yazıtları). M.Ö. 10. yüzyıldan kalma ve Gezer kentinde bulunmuş, eski İbranice, taş üstüne çivi yazması bu metinler, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde yer almaktadır.


Kaynakça: "Yahudilik Ansiklopedisi",
Cilt I, II
Yusuf Besalel




Mayıs 24, 2007, 01:46:08 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

YAHUDİLER SONRADAN BU TOPRAKLARA GELMEDİLER, HER ZAMAN BURDAYDILAR.
ONLAR İÇİN ALMANYA VE FRANSA SADECE BİR SÜRGÜN VE GÖÇEBE YAŞANTISIYDI

Yahudi tarihi boşlukta gerçekleşmemiştir. Hiçbir ulusun tarihi çevresinden bağımsız değildir.. Bu nedenle öncelikle konuya odaklanarak Avraam’ın, zamanının dünyasının neresine oturduğu hakkında biraz bilgi edineceğiz. Avraam Orta Bronz Çağı adlandırılan bir dönemde, M.Ö. 18. yüzyıl civarında ortaya çıkar. (Medeniyetler en çok kullanılan madenlerle adlandırılır. Orta Bronz çağı M.Ö. 2200 yılından M.Ö. 1550 yılına kadar olan zamanı kapsar.) Antropologların çoğu insanın ataları olan hominidlerin Afrika kökenli olduğuna inanırsa da medeniyet Orta Doğu’daki Verimli Hilal’de, Avraam’ın doğduğu yerde başlar. Medeniyet derken kastettiğimiz basit tarımsal yerleşimler ya da kulübelerde yaşayan birkaç kişi değil, birlikte yaşayan insanların meydana getirdiği sofistike düzenlemelerdir. Yaklaşık 5.500 yıl önce Orta Doğu’da avcı/devşiricilerden -bütün günlerini yiyecek arayarak geçiren insanlar- hayvanlarını evcilleştirebilen insanlara doğru bir evrim gerçekleşti. Bunun anlamı, yemek ya da sütlerini ve postlarını kullanmak için hayvan yetiştirebildikleri, ürün almak üzere topraklarını sürebildikleridir. Bu gerçekleştiğinde nüfus artışına yol açan bir yiyecek fazlası oluştu ve insanlar uzmanlık gerektiren işlere el attı: zanaatçılar, bilginler, rahipler ve savaşçılar ortaya çıktı. O zaman da şehirler büyümeye başladı. Dünyadaki ilk medeniyetler, birçok kişinin fikrine göre, Verimli Hilal denilen bölgede doğdu. VERİMLİ HİLAL Verimli Hilal Mısır’da Nil nehrinin suladığı alanı, Levant’ı (İsrail’in bulunduğu orta bölüm) ve Fırat’la Dicle nehirlerinin suladıkları alanı kapsar. Üç büyük nehir verimliliğe, dolayısıyla da bu alanın insanlar tarafından arzu edilmesine güçlü katkıda bulunur. Dünyanın en geniş nehri olan Nil inanılmaz bir akarsudur. Nil nehri olmasaydı Mısır bir çöl olurdu. Eski çağlarda Mısır’ın %3’ü ekilebilir topraklardan, %97’si ise çöllerden meydana geliyordu. Fırat ile Dicle de görkemli nehirlerdi; günümüzde Irak ve Türkiye’yi sularlar. Geçmişte ise tarihçilerin Mezopotamya diye adlandırdıkları, Yunanca “iki nehrin arası” anlamına gelen bölgeyi. İlk medeniyetin Mısır’da mı yoksa Mezopotamya’da mı (özellikle Mezopotamya’nın Sümer diye adlandırılan bölümü) ortaya çıktığı konusunda bazı tartışmalar vardır ama medeniyetin ilk işaretinin -yazının- Verimli Hilal’de icat edildiğinden emin olabiliriz. Yazı, bugün doğal karşıladığımız çok önemli bir icattır. Resimyazılarla başladı. Bir çöp adam çizerdiniz, “insan”ı simgelerdi. Bu resimler daha sonra fonetik sesleri temsil eden daha soyut simgeler şeklinde evrim gösterdi ve sonunda her biri bir sesi temsil eden ve bir araya geldiklerinde bir fikri ifade eden üç “harfli” bir sisteme dönüştü. (Günümüzde bile İbranice üç sesli harf sitemine dayanır.) Yazı insanın yegane en büyük icadıdır. Günümüzün bütün teknolojisi bilginin doğru iletilmesinin ortak birikimine dayanır ve artık o kadar hızlı bir şekilde gelişmektedir ki ayak uydurmakta zorlanıyoruz. “KONUŞAN BİR RUH” Yahudi görüş açısından, kendini ifade etme yeteneği -yazıyla ya da sözle- insanla ilgili her şeyi temsil eder. Tanrı’nın ilk insanı -Adem’i- yarattığında “burun deliklerine hayat nefesini verdiğini ve insanın yaşayan bir ruh olduğunu” öğreniyoruz (Bereşit 2:7). İbranice nefeş haya, “yaşayan ruh”, “konuşan ruh” olarak da tercüme edilebilir. (Targum Onkelos) Gelişmiş olan ilk iki medeniyet arasından Mısır olağandışıdır çünkü çöllerle çevrilidir, dolayısıyla da ulaşılmazdır. Bir medeniyet olarak Mısır 3.000 yıla yakın bir süre boyunca ayakta kalmıştır. Bu bir medeniyet için inanılmaz derecede uzun bir süredir. Neden Mısır o kadar uzun zaman boyunca ayakta kaldı? Çünkü kimse orayı işgal edemiyordu. Yunanlılar -özellikle Büyük İskender- gelip Mısır’ı sona erdirinceye kadar... Sonra da orası bir Yunan sömürgesi oldu. Mezopotamya’nın böyle doğal savunmaları yoktu. Tüm eski ulusların büyük göç yolunun ortasında duran dev bir sel ovasıydı. Asya ya da Avrupa’dan gelen her fatih buraya ayak basıyordu. Doğal muhafazalardan yoksundu - dağları, çölleri yoktu- üstelik çok arzu edilen bereketli bir topraktı. Dünyanın bu yöresinde toprağın sık sık elde değiştirdiğini ve çok sayıda medeniyet kurulduğunu görüyoruz: Asurlular, Babilliler, Persler, Yunanlılar, Romalılar ve sonra da tabii İslamlar. KESİŞME NOKTASINDA Yahudi tarihi bu kargaşalı yerde- medeniyetin beşiği olan Fırat ve Dicle Nehirleri vadisinde- başlar. Ziraat ve kültürün gelişmesi bakımından medeniyetin başlaması için mantıklı bir yerdi. Aynı zamanda da Avraam’ın ortaya çıkması için de mantıklı bir yerdi çünkü eğer Avraam dünyayı etkileyecekse, eski göç yollarının kesişme noktasında bulunması gerekir. Bir Eskimo ya da Kızılderili olarak dünyaya gelseydi tüm insanlık tarihi farklı olurdu. Ne var ki Avraam Mezopotamya’da, arkeologların kazılarını sürdürdükleri bugünkü Irak’ta, Ur Kasdim ya da Kalde Ur’u diye adlandırılan hareketli yerde doğdu. Burası erken medeniyetlerin merkezi, kozmopolit bir merkezdi. Avraam’ın yolculuğu da buradan başlar. 




Mayıs 24, 2007, 02:37:09 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

YAHUDİ IRKI
Yahudiler, M.Ö.21. yüzyılda Hz.İbrahim’in liderliğinde Mezopotamya’dan Filistin’e göç etmeleriyle tarih sahnesine çıkmışlardır. Bir diğer adı da İsrailoğulları olan yahudiler , M.Ö.17. yüzyılda Filistin’de yaşanan kıtlık nedeniyle Mısır’a göç ettiler. Mısır’da üç yüz yıl rahat bir şekilde yaşayan İsrailoğulları, Firavun II. Ramses’in M.Ö.14. yüzyıldaki baskılarına dayanamayarak tekrar Filistin’e döndüler ve Hz. Davud ile güçü bir krallık kurdular. Devlet, ikinci hükümdarı Süleyman döneminde en güçlü ve parlak dönemini yaşamış, Süleyman’ın ölümünden sonra ise Yahuda ve İsrailiye Krallıkları olarak ikiye ayrılmıştır.
Yahuda Krallığı M.Ö.586’da, yetmiş yıl sürecek olan Babil esareti altına girmiş, daha sonra Perslerin Babil’i almalarıyla beraber tekrar Filistin’e dönmüşlerdir. M.Ö.331 yılında Makedon, M.Ö.141 yılında da Roma hakimiyeti altına giren Yahudiler, M.S.66 yılında Roma’ya karşı ayaklandılar. Bunun üzerine Kudüs’e yürüyen Roma Orduları, şehri aldıktan sonra Yahudileri kılıçtan geçirmiş, kutsal mabedlerini de yakıp yıkmışlardır. Kaçabilen Yahudiler, dünyanın dört bir yanına sığınmışlardır.
YAHUDİ DİASPORASI
Az önce de belirttiğimiz gibi, Roma zulmünden kaçan Yahudiler dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır ki, buna Diaspora denmektedir. Yaklaşık iki bin yıl boyunca dünyanın farklı yerlerinde farklı milletlerle iç içe yaşayıp, farklı dilleri konuşan, farklı kültürlerde yaşayan bu ırkın, benliğini yitirmeden günümüze gelmesinde bir takım önemli etkenler olduğu açıktır:


* Üstün Irk, Seçilmiş Millet İnancı
Yahudiler, kendi ırklarını dünyadaki bütün ırklardan üstün görmektedirler. Bunun sebebi de, tanrı Yehova tarafından seçilmiş ırk olduklarına inanmalarıdır. Efsaneye göre Tanrı Yehova İsrailoğullarına şöyle demiştir: “Bütün ırklar senin önderliğinde toplanacaklar. Zira sen benim sesime kulak verdin”
İşte Yahudiler, bu dini efsaneye dayanarak ırklarını tüm ırklardan üstün görmektedirler. Ayrıca bu düşünce tarzından hareketle, Yahudiler başka bir topluluktan birisiyle evlenmemişler, evliliklerini yalnızca kendi aralarında yapmışlardır. Bununla beraber, dinlerine geçmek isteyenleri de kabul etmemişlerdir. Çünkü inanışlarına göre Tanrı Yehova bu dini yalnızca onların ırkına göndermiştir. Onlara göre, onların dinine mensup olabilmek için birinci şart, Yahudi bir anneden doğmuş olmaktır.
* Anti-Semitizm
Anti-Semitizm, kısaca Yahudi düşmanlığı anlamına gelmektedir. İlk çağlarda Yunan ve Roma’da, ve özellikle Hıristiyanlığın kabul edilmesinden sonra tüm Hıristiyan aleminde Yahudilere karşı büyük bir düşmanlık olmuştur. Özellikle Hıristiyanlığın kabulünden sonra artan anti-semitizim’in nedeni, Hıristiyanların Hz.İsa’nın katili olarak Yahudileri görmeleridir.
Ayrıca bu dini düşmanlığın yanında, özellikle Orta Çağ’da Yahudilere yönelik düşmanlığın başlıca kaynağı ekonomik güçleri olmuştur. Belli bir toprağı, yurdu olmayan Yahudiler, toprakları olmadığı için faaliyetlerini ticaret üzerine yoğunlaştırmışlar ve devrin...

    http://www.odevsitesi.com/default.asp?islem=dok_indir&odevno=128071


Haziran 10, 2007, 07:24:06 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Ziyaretçi

Ödevimin Konusuydu Teşekkür Ederim...


Haziran 10, 2007, 08:13:49 ÖS
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3123
  • Cinsiyet: Bay

Ödevimin Konusuydu Teşekkür Ederim...
bir şey değil
her zaman beklerim


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
9 Yanıt
6485 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 06, 2007, 08:53:34 ÖS
Gönderen: shemuel