Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: İslamcı Jakobenizm  (Okunma sayısı 2254 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 29, 2012, 07:19:27 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1800

Babam sakıncalı her şeyi yakardı evimizde ve sakıncalı olan şeyler hep kitaplar ve dergiler olurdu. Korkardı babam kitaplardan, dergilerden. Eline alır evirir çevirir ve yoksul ısıtan sobamızın sönmek üzere olan küllerinin üzerine bırakıverirdi.
 
Bu korkunun 12 Eylül cuntasının bir ürünü olduğunu çok sonradan anladım. İnsanların evlerinde var olan kitaplarını sobalarda külleştirmesi ve yanan ateşin gürleşerek tüm evi sarması gibiydi korkunun yayılışı. Korkuyla ısınan bir dönemin çocuklarıydık biz.
 
Evlere artık sadece ansiklopediler giriyordu. Babam yakılan kitapların yerini resimli bilgiler ansiklopedisiyle kapatmıştı. Kütüphanemizi işgal eden bir güç olarak gördüm bu ansiklopedileri. Onları her gece alıp okuyan babam ertesi gün okuduklarından bilgiler verirdi bize. Ansiklopedik kültür zararsızdı çünkü.
 
“Sakın olaylara karışma” nasihati 80 sonrası kuşağın kulağına küpe yapılan tek söz oldu. Bu söz, korkunun kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını ve cuntanın toplumun üstüne nasıl bir kör felaket gibi çöküp, nasıl kendisini kurumlaştırdığını da özetliyordu.
 
Okumak, düşünmek, sorgulamak… Hepsi içimizde yakmamız gereken sakıncalı şeyler olarak kaldı. Okumayan, sorgulamayan bir nesil olarak ansiklopedileştik. Edebiyattan ve sanat, içi boş kalabalık olarak mavra konusu, entelektüel yaşam ise “entel dantel” faaliyet olarak aşağılanan toplumsal bir kabul oldu.
 
Tüm toplum sosyal sorumluluklarından ve duyarlılığından arındırılarak tek tipleştirildi. Artık gözlerimizi, kulaklarımızı, ağzımızı kapatarak yürüyorduk hayatın içinde. Hızla milliyetçileşen ve bunu devletle karşı karşıya gelmemek için bir korunma yöntemi olarak benimseyen toplumsal psikoloji, kendi çocuklarını yiyen devletin bekasının gönüllü bekçisi olmuştu maalesef.
 
80 kuşağının devrimcileri sonraki dönemin en ağır bedellerini ödeyerek bir imkânsızı başardılar. Hak ve özgürlükler mücadelesinin en önünde kelle koltukta yer aldılar. Ölü toprağını yeniden yeşerttiler. Öldürüldüler, kaybedildiler ve katledildiler. Bugün eğer demokrasi, hak ve özgürlükler mücadelesinden bahsedilecekse, bunu en çok da onlara borçluyuz.
 
Korku bugün yeniden yanı başımızda.
 
Daha sistematik ve daha zekice örüyor ağını. Gazeteciler korkuyor, biliminsanları korkuyor, yazarlar, sanatçılar korkuyor. İktidarın toplumun en ilerici kesiminin üzerinde saldığı bu korku herkesi sararak çeperini genişletiyor.
Sakıncalılar şimdi iktidarın sobasında yakılıyor. Şimdi ev kütüphaneleri İslam ansiklopedileriyle yer değiştiriyor. Tıpkı medyadan “sakıncalılar”ın uzaklaştırılıp yerine konanlar gibi. Cunta döneminde sakıncalı sayılarak yakılan tüm klasiklerin yerine geçen Nutuk ve resimli bilgiler ansiklopedisi gibi. Dün, cuntayı alkışlayarak kurumlaşmasına el verenlerin bugün anti cuntacı kesilmeleri gibi.
 
Söz, yetki ve karar gücünü elinde bulunduranların tahakkümüne boyun eğmeyen herkes artık potansiyel suçlu sayılıyor. İktidarın yaşam koçluğunu yapan gazeteciler, yazarlar eliyle muhalif duruşlarından ödün vermeyenler bir bir yok ediliyor.
 
“Gücünü göstermekten bu kadar hoşlanan bir iktidarın olduğu ve suçun mağdura yüklendiği bir ülkede tabii ki korkuyorum” diyen Nuray Mert bu tarifi özetliyor.
 
Gerçek aynı zamanda bu kadar basit çünkü…
 
Gücü, havada bir kırbaç gibi şaklatmaktan haz duyan siyasi tacirlik o kadar geniş sırıtıyor ve bu sırıtış o kadar çok alkışlanıyor ki korkmamak elde değil.
 
Korkuyu profesyonelleştiren ve bunu iktidarın merasında besleyen geniş bir kesim var. O kesim güç merasını Osmanlıcı bir yayılmacılıkla ve talan kültürüyle besliyor. Hiçbir şey üretmeyen ama her şeyi tüketen bu kesimin, şimdi de gözünü şehir tiyatrolarına dikerek ağzını şapırdatması en son örneklerden biridir.
 
İktidarın sobasında yakılacaklar olarak yeni belirlenen bir alan sanat ve sanatçılar. Yıllardır üretilen koca bir emeğin üzerine oturmak ve onu yok etmek için sabırsızlanıyorlar. Karşısındakini düşman sayan ve ona göre konumlanan duruşları demokrasiden ne anladıklarını veriyor bize. Doydukça parmaklarını boğazlarına sokup kusuyor ve sonra boşalan midelerini yeniden doldurmak için aç gözlerle bakıyorlar ortalığa. Zapturapt altına alınmadık tek bir yaşam alanı bırakmamayı ideolojinin stratejik adımı olarak görüyorlar.
 
Bu İslamcı jakobenizm artık hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor.
 
İktidar tüm ülkeyi bu İslamcı jakobenizm ile yönetiyor ve daha da kötüsü bunu kurumlaştırarak tüm toplumu buna uyumlu hale getirmeye çalışıyor.
 
Sendikaların, öğrencilerin, yazarların, gazetecilerin, akademisyenlerin bu kadar baskı altına alınması ve susturulmaya çalışılmasının önemli bir nedeni de bu İslamcı jakobenizme karşı bir duruş geliştirmeleri olmuştur.
 
Şimdi herkes bu tehdidin altında…
 
Korkmamız gerekiyor mu? Evet.
 
Çünkü bu korku onları tarif ediyor.
 

AKIN OLGUN
Bir Gün Gazetesinden Alintidir.

Saygilarimla


Nisan 29, 2012, 07:27:17 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1800

Als die Nazis die Kommunisten holten, habe ich geschwiegen;
Ich war ja kein Kommunist.
Als sie die Sozialdemokraten einsperrten, habe ich geschwiegen; ich war ja kein Sozialdemokrat.
Als sie die Gewerkschafter holten, habe ich geschwiegen; ich war ja kein Gewerkschafter.
Als sie die Juden holten, habe ich geschwiegen, ich war ja kein Jude.
Als sie mich holten, gab es keinen mehr, der protestieren konnte


''Naziler komünistleri götürdüklerinde sustum. Çünkü ben komünist değildim.
Sendikacıları götürdüklerinde sustum. Ben sendikacı da değildim.
Sosyalistleri içeri aldıklarında sesimi çıkarmadım. Ben sosyalist değildim.
Yahudileri tutukladıklarında sustum. Çünkü ben yahudi değildim.
Beni götürdüklerinde, geride artık protesto edebilecek kimse kalmamıştı...''

Alman Dinadami Martin Niemöller


Nisan 30, 2012, 04:04:08 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

insanımızın tarih sayfalarında görebildiğim kadarıyla  talihsizliği fazlasıyla merkezi bir noktada oturmuş bir cografyada yaşıyor olması. Hitler, Haçlılar ve Cengiz han vb. usulü düşmanlarını ortadan kaldırarak yok edebilecek iken veya israilin filistine yaptığı gibi gettolaştırarak gücü sadece kendinde tutabilecek iken fazlasıyla farklı din, ırk, mezhep vb. görüşleri kucaklaması merhametli olması ve bu kucakladığı her kez tarafından sırtından bıçaklanması. Fakat bu talihsizlik ve zayıflık olarak görülebilecek özellikleri de tarih sahnesinden yok edilememesini sağlamış. Merkezi bir coğrafyada oluşu nedeniyle her süper gücün el koymak istediği fakat diğer süper güçlerden çekindikleri için cesaret edemedikleri için yok edilmekten kurtulduk. Buna ek olarak milli mücadeleyi kurtuluş savaşını, rahmetli Atatürk'ü, hatta şehitler evliyalar vb. gibi metafizik güçlerin direncini ortaya serenler de var. Fakat resmi tarih ve tasavvufi menkibeler bana çok abartılı aktarılıyor gibi geliyor.

Gerek osmanlının son dönemlerindeki gerekse T.C.'deki siyasi liderleri eleştirmek, eli kolu bağlı tecavüze uğrayan bir kadına namussuz diye bakmaktan farksızdır.

İslami jakobenizm islamın ruhuna aykırıdır. Osmanlı eğer güç elindeyken jakoben olsaydı şu an tüm dünya islam olurdu. Fakat islamda jakobenizm yoktur. İran, suudi arabistan gibi ülkelerde diktatörlük vardır dini emirleri bahane ederler. Bu ülkelerdeki dindar görünen diktatörleri islamla bağdaştırıp dindar bir müslüman siyasi güç sahibi olduğunda korku yaratıyor ister istemez. Fakat şu an hokus pokup yapıp tüm gayri müslimleri ve ateistleri yok etsek, islama inananların yarattıkları mezhepler birbirini katletmeye devam edecektir. Kısacası insanların birbirini ezmesi için din, mezhep, milliyetçilik bahanedir. Bunlar da olmasa farklı bir bahane mutlaka yaratılır. Örneğin Fenerli, cimbomlu vb. gibi.

Ülkemizdeki son durumu ele alırsak, eski diktatörler hesap veriyorlar. Allah yer yüzüne inse dokunmaya gücü yetmez denecek adamların şu an içerde hesap veriyor oluşu ise bir bakıma umut vericidir. Dünya tüm diktatörlerini yavaş yavaş eritiyor. Ellerindeki tüm güç ve maddi olanaklar buharlaşmaya başladığı için bazı sermaye sahiplerinin, aydınların ve yazarların olayı islami jakobenizm geliyor diye abartarak son bir çırpınış sergilediklerini düşünüyorum. Bu topraklarda islami jakobenizm yaşanmamıştır ve umarım yaşanmaz.

Saygılarımla.

« Son Düzenleme: Nisan 30, 2012, 04:37:49 ÖÖ Gönderen: Masor1976 »


Nisan 30, 2012, 02:47:38 ÖS
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2884
  • Cinsiyet: Bay

Sayın  Masor1976

Allah yer yüzüne inse dokunmaya gücü yetmez denecek adamların şu an içerde hesap veriyor oluşu ise bir bakıma umut vericidir.


Lütfen ALLAH'ın bile gücü yetmez olan KİM ? ??? ??? ???

Saygılar 
« Son Düzenleme: Nisan 30, 2012, 02:50:21 ÖS Gönderen: NOSAM33 »
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Nisan 30, 2012, 04:23:59 ÖS
Yanıtla #4
  • Ziyaretçi

Sayın Nosam33, biraz mübalağa (abartı) yapmıştım. Fakat Allah'ı kullanmak hoş durmamış. İnsanoğlu biraz eline güç geçince kendini ister istemez Tanrı gibi görür. Bu noktadan sonra ise çekineceği ve ürkeceği bir şey olmadığı için gerçek yüzünü gösterir.  Buna siyasi literatürde diktatör deniliyor. Bunu dindar, dinsiz, ateist, komunist diye ayrım yapmaya hacet yok çünkü güç dengesi toplumda bir yere kayınca diktatörlük de peşinden geliveriyor. Bu gün tarihteki siyasi liderlere eleştiri oklarını çekenlere aynı güç verilmiş olsa çok daha zalim birer diktatöre dönüşeceklerdir. Bu açıdan da gücün sadece belli bir kesimde toplanması gerek ekonomide gerek siyasette diktatörlüklerin doğmasına neden oluyor. Bunu demokrasiyle çözebilir miyiz bilemiyorum çünkü ülkemizde muhafazakar kesim çoğunluğu kapsadığı için dini bir jakobenlik doğma ihtimali de yok sayılmaz. Bu ihtimali bahane ederek toplumdaki muhafazakarları ezen kesimin diktatörlük döneminin kapanıyor olması ve güç dengelerinin aniden değişivermesi ise bu eski ezici kesimin ürkmesine acaba intikam alacaklar mı diye endişe duymalarına neden oluyor gibi duruyor.

Saygılarımla.


Nisan 30, 2012, 08:07:12 ÖS
Yanıtla #5
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1800

Selamlar,

Bedri Ruhselman ikiyüzlülüğü şöyle tanımlar:

“İkiyüzlülük tüm zararlı ve kötü nefsaniyet ve bencillik tezahürlerini kısmen teşvik eden, kısmen de maskeleyen çok kötü bir silahtır. İkiyüzlülüğü kısaca, duyduğundan, bildiğinden, inandığından, benimsemiş bulunduğundan ve olduğundan başka türlü görünerek nefsani bir sonucu, bencilce bir çıkarı elde etmek çabası olarak tanımlayabiliriz. İkiyüzlülük veya diğer adıyla samimiyetsizlik, öyle bir hastalıktır ki, zararı en başta kişinin kendisine olmakla beraber topluma da yansır. İkiyüzlü insan kendisi üzerinde olduğu kadar, ilişki halinde olduğu insanlar üzerinde de bazı hoş olmayan etkilerin oluşmasına neden olabilir. İkiyüzlülük ya bizzat kendi nefsine karşı yapılır ya da başkalarını aldatmak için yapılır. (…) İkiyüzlülüğün başkalarına karşı yapılması halinde de insan, karşısındakinden bazı şeyler koparmak, buna karşılık o anda kendi değerini inkar etmek, gerçek kimliğini saklamak ve bunu da yine, nefsaniyeti uğruna yapmak durumuna düşmüştür.”

Alinti bitti.

Simdi hickimse üstüne alinmadan yukardaki tanimi okusun ve aynaya baksin vede akabinde, Deniz Gezmis"ler 6. Filoyu ve icindeki askerleri denize dökerken tipki Atatürk ve arkadaslari gibi, Deniz"lere tasla saldiranlar kimlerdi, ve  yine o dönemde isbirlikci diye gittigi üniversiteye resmi asilip girisi yasaklanan ( kimin isbirlikcisi oldugunu kendiniz bulun) sahis bugün ülkemizde hangi görevdedir,akabinde bugün yargilanmaya calisilan Kenan Evren Istanbulda o zamanin belediye baskani olan kisi tarafindan önünde elpence durulup kendisine " Efendim siz bastayken ben bu sehri yönetmeliydim aslinda " diyen kisinin bugün haygi görevde oldugunu bir arastirsin ve yine akabinde 28. Subat döneminde pek sayin degerli vede kiymetli hoca hazretleri Fethullah Gülenin yaptigi aciklamalarini bir okusunlar, ondan sonra yukardaki yazi hakkinda görüs belirtsinler. Ha birde hepimizin pek kizdigi hatta pekcok kizdigi su Mavi Marmara olayinda Gülen hocaefendinin bir aciklamasi vardi arkadaslar onuda arastirsinlar Israil"e laf söylemeden önce.

Bizler herzaman dedik vede diyoruz " Ne askerin postali ve hocanin takunyasi, tek cözüm gercek Demokrasidir"

Saygilarimla
« Son Düzenleme: Nisan 30, 2012, 08:12:11 ÖS Gönderen: Tij »


Nisan 30, 2012, 09:05:22 ÖS
Yanıtla #6
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2884
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Tij kardeşim ; yazında ifade ettiğin şu cümle beni aldı götürdü şöyle yazmişsın:   Bizler herzaman dedik vede diyoruz " Ne askerin postali ve hocanin takunyasi, tek cözüm gercek Demokrasidir"



NEREDE BU DEDİĞİN ÜLKE ?
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Nisan 30, 2012, 11:11:15 ÖS
Yanıtla #7
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2884
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Masor1976 cevabınız yeterli teşekkürler; bence insan biraz gerçekçi olsa ne kadar zavallı ve çaresiz olduğunu anlar.  Saygılar   ::)
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Mayıs 01, 2012, 05:37:21 ÖÖ
Yanıtla #8
  • Ziyaretçi

Demokrasi, komunizm, şeriat gibi sistemlerden daha iyi sistemler geliştirilebilir diye düşünüyorum. Çünkü gerek teknoloji gerekse sosyoloji çok gelişti. Bilimsel kaynaklardan istifade edilerek politika tamamen ortadan kaldırılabilir. Politika ortadan kalkarsa savaşlar ve ordular da ortadan kalkacaktır.

Demokrasi ile particilikle devlet yöneticisi seçmektense ileri seviye zekaya sahip çocukları devlet yönetiminde kullanılmak için çocukken alıp yetiştirilen üniversiteler yaratılabilir. Gireceği sınavlardan en yüksek puanı alan cumhurbaşkanı, başbakan vb seçilebilir. Sadece laiklik elden gidiyor demekten başka bir şey bilmeyen, millet uyanacak korkusuyla arada sırada kanlı darbeler yapan kamu sektörünü, özel sektörü ve milleti batıran idareciler görmekten sıkıldım ben şahsen. Erdoğan, Erbakan gibi tipler de dindar kesime yapılan baskılar neticesinde doğan kişiliklerdir. Milletin gözünü boyamak için midir, yoksa içlerinden geldiği için midir bilemiyorum ama laiklik elden gidiyor diyenlerden milyonlarca kat daha fazla devlete ve millete faydaları var. Yazının başlığıyla bağlantı kurmak açısından şöyle bitireyim Jakobenleşecekler mi onlar da, denemeden bilemeyiz. Demokratik bir ortamda önceden jakobenleşmiş yapıların halktan oy almak gibi bir ihtimalleri artık yoktur.  Bunu rahmetli Atatürk ve partisi o hayattayken de bunu yaşamıştır yani baskıyla insanları yönetemezsiniz demokratik bir ortam yarattığınız anda insanlar sizden hızla uzaklaşacaktır.

Saygılarımla.


Mayıs 01, 2012, 07:08:23 ÖS
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1800

Asagida "kivirma" deyiminin degisik anlamlari ile ilgili bir alinti yayinliyorum.
"kimse üstüne alinmasin yani".

Kivirma!!!!!!!!!

eleştirmeyi bilenlerin ancak eleştirilince hemen savunmaya geçenlerin eylemi.
 
bir nevi kivirmak, istedigi gibi olsun anlamini cikarmak. kimi zaman, bu kullanimin anlamini cevir kazi yanmasin cumlesi de kuvvetlendirmektedir.
 
Alıntı
bir insanın kendi görüşünü/düşüncesini eleştirenlerin eleştirilerini görmezden gelmek, duymamak, kötü oylamak. genellikle düşük kişiliğin ve aşağılığın göstergesidir.

insanın eleştiriye açık olması, geniş düşünceli ve aydın olması için gereklidir.
 
istifa etmediği halde, belki de mantıklı bir sebep dahilinde, kişinin görevinin başında bulunmaması halidir. işe gitmemek de denebilir.

cesur civciv filmindeki civcivin işine gelmeyen her konuda söylediği sözü akıllara getirir.
- 'unuttum konu neydi'
 
çok mantıklı bişey dahi söylesen karşındakinin bunu tabiri caizse sallamaması, reddetmesi, inkar etmesi durumudur.

Saygilarimla
 
« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2012, 07:11:43 ÖS Gönderen: Tij »


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
4461 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2011, 01:38:24 ÖÖ
Gönderen: Masor1976