Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: MUSA İLE HAKİKATE DOĞRU(1)-HİÇ KİMSE BİLGİDE AŞILMAZ DEĞİLDİR  (Okunma sayısı 4290 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 08, 2010, 01:12:53 ös
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bay

HİÇ KİMSE BİLGİDE AŞILMAZ DEĞİLDİR!


Kur’an, Kehf Suresi’nin 60-82 ayetlerinde Hz. Musa ile Hızır arasında “Mecma’ul- Bahreyn” de (iki denizin kavuşum yerinde) başlayan ve sonunda Hz. Musa’nın sabırsızlığı ile biten bir arkadaşlıktan söz eder. Gerçi Hızır’ın isminden Kur’an’da açıkça bahsedilmez ama “katımızdan kendisine üstün bir bağışta bulunarak (özel) bir bilgiyle donattığımız bir kul” diye sözü edilen şahsın Hızır olduğu Hz. Peygamber’den gelen sahih hadislerde belirtilmiştir.

Rivayetler kısa da sürse böyle bir arkadaşlığın başlangıcına neden olan gelişmeleri şu iki noktada toplarlar:


1) Bir gün Hz. Musa, Rabbine bir çok sorular sorar ve bu sorular arasında; “kullarından hangisinin daha bilgili olduğu” sorusu da vardır. Allah  şöyle buyurur: “İnsanların bilgisini kendi bilgisine katmak, dosdoğru yola ulaştıracak veya gazabımdan koruyacak bilgiye ulaşmak için araştırandır”. Bu cevap üzerine Hz. Musa tekrar sorar: “Ey Rabbim yeryüzünde böyle biri var mı?” Allah “evet” buyurur ve Hz. Musa’ya bu kişinin adının “Hızır” olduğunu söyler.


2) Bir keresinde Hz. Musa, İsrailoğullarına bir konuşma yapmış ve bu konuşma sonrasında kendisine, “insanların en bilgilisi kimdir?” diye sorulmuştu.  Musa da “benim” cevabını vermişti. Bunun üzerine Allah bilmediği bir konuda ilmi kendisine havale etmediğinden dolayı O’nu azarlamış ve Hz. Musa’ya vahiy yoluyla, “iki denizin birleştiği yerde” yaşayan bir “Allah kulu”nun kendisinden daha bilge olduğu bildirmişti.

İşte bu gelişmeler sonrasında Hz. Musa bu kişiyi aramak ve bulmak yönünde ısrarlı bir istek gösterince, Allah da ona “bir sepete balık” koymasını ve balık kayboluncaya kadar yoluna devam etmesini emretti; balığın kaybolması amaca erişildiğinin işareti olacaktı. Musa, bir balık alıp torbaya koydu; sonra da genç arkadaşı Yuşä b. Nun ile yola koyuldu. Hem Kur’an’da, hem de söz konusu Hadis’te geçen bu “balık” imajı, mümkündür ki, mutlak bilgiyi yahut ebedi hayatı simgeleyen eski dini bir sembol olsa gerektir.( İlerleyen bölümlerde bu konuyu daha detaylı inceleyeceğim)


Kur'an-ı Kerim bilginin sonsuzluğunu ve rölatifliğini kabul eder. Bu demektir ki, her insan bir mertebeye göre öğretici, bir mertebeye göre öğrencidir. Her insan sahip bulunduğu insanlık bilincini ve bilgiyi kendinden aşağıdakilere aktarmada öğretmen, bu bilinç ve bilgiyi kendinden yukarıdakilerden öğrenmede ise öğrencidir. Bu ilim yolculuğu Hz. Peygamber ’in ifadesiyle “beşikten mezara kadar” sürer gider.


İslam, bilimler arasında hiyerarşi kabul etmediği gibi, bilimin vatanı olduğunu da kabul etmez. İlim Allah’ın nurudur, bu nur nerede görülürse orada Allah’ın tecellisi var demektir. “Hikmet, müminin kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa hemen alıversin”, “İlim Çin’de de olsa, onun ardına düşüp alın” ve “İlim peşinde koşmak, kadın-erkek bütün insanlara farzdır” hadisleri bu konunun değişmez prensiplerini ortaya koymaktadır.


Artık Hz. Musa için yolculuk başlamıştı. Şöyle dedi: “İki denizin birleştiği yere kadar yoluma devam edeceğim. Bu yolda yıllar harcamam gerekse bile!”Sadece yolcuların değil, yolların da yürüdüğü” bu anlamlı arayışta insanlık dünyasını yeni ufuklara taşıyan sonsuz müjdeler ve ibretli dersler saklıydı. İlk öğreneceğimiz ders; a) Hiç kimsenin bilgide aşılmaz, son nokta olmadığı; b) Her bilenden üstün bir başka bilenin varlığı; c) Herkesin bilgi üstünlüğünün bir bakış açısına göre olduğu gerçeğiydi.


Kasım 08, 2010, 04:42:49 ös
Yanıtla #1

Bu konunun rölatiflikle ilgili kısmına diyalektik demiş, daha önceden Sayın Adam'ın Diyalektik 1-2-3 başlıklı yazılarında, durumu kendi açımdan değerlendirmiştim. Başta dinde "belirsizlik" yoktur sanıyordum, fakat Kehf suresindeki bu hikayenin varlığı beni bazı şeylerde ikna etti. 

Konunun sadece küçük bir kısmı olan yazımdan bir yorumu buraya aktarmak istiyorum. Tüm bölümü aşağıdaki bağlantıda.

http://www.masonlar.org/masonlar_forum/index.php?topic=8844.msg61815#msg61815

"Burada çok büyük bir hikmet insanlığa açıklanmıştır.

Dikkat edin, Musa, aslında Aristoteles mantığıyla düşünüyor; Cinayet kötüdür, Mala zarar vermek kötüdür, Vandallık etmek kötüdür.

Hangi birimiz böyle düşünmüyoruz ki? Aslında Aristoteles, sadece bizim kendi mantığımızı kağıda dökmüş ve tanımlamıştır. Aslında düşünce biçimimiz Hz. Musa'nınkinin aynı.

Biz, bir cinayet gördüğümüzde hemen müdahil oluruz, engelleriz, engelleyemezsek kınarız, elimizden geleni yaparız. Kötü olduğunu da iddia ederiz. Çünkü öyledir.

Fakat bizim bilemeyeceğimiz birçok şey olabilir. Bizim bilgilerimizin içine girmeyen, kendi sınırlı algılarımızın algıladığı o değişkenlerin içine girmeyen bir çok unsur olabilir.

Düşünsenize, KADER olgusu, İslam'da ne kadar çok tartışılmıştır. Çok önemli bir konudur; İmanın (teizmin) 6 şartından biri; kaza kader hayır ve şerrin (tüm kötülük, iyilik ve nötr olayların) Allah'tan gelme olduğuna inanmak.

İslamda Kader olgusu hala bir sonuca bağlanmamıştır. Ve bu gidişle de bağlanamayacak görünmektedir. Çünkü insanın bilgisini kuşatan, ondan üstün bazı dengeler vardır. Senin yanlış diye bildiğin ve şikayet ettiğin şey, aslında hiç de yanlış olmayabilir.

Ancak Kuran'da ve yine Tevrat'ta, İncil'de, insanın cinayet işlememesi emredilir.

Herhalde insanlığa söylenen şey şu; "Senin elinde olmayan, senin hiç bilemeyeceğin, hatta açıkça zalimlik diye adlandırabileceğin birçok olay hakkında verdiğin yargılarda aceleci davranma. İsyan bayrağını çekme. Senin bilmediğin birçok etken işin içinde olabilir. Sen insan olarak hiçbir zaman olayları tamı tamına kavrayacak nitelikte değilsin. Ama yine de öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, zina etmeyeceksin.. ve diğer emirler"

Sayın Adam'da bir iletisinde "Evrenin bu kadar büyük olduğu, evrenin bu kadar sınırsız olduğu bir yerde, insan bilgisinden şüphe etmelidir. İnsan her şeyi bilemez" demişti. Bu görüşle örtüşüyor.

Biz, kader'in bilincinde olarak olaylara yaklaşırsak, peşin hükümlerimizden kurtuluruz. Bunu hem din söyler, hem de bilim felsefesi. İster din ile yola çıkın, ister seküler felsefe ile, "insanın bilgisinin sınırlı olduğunu" kabul etmeden birtakım olaylar hakkında boyumuzdan büyük hükümler verebilir, savaşlar çıkarabiliriz. Bunlar olmasa bile işlerimiz kötüleşebilir, insan ilişkilerimiz katılaşabilir, umutsuzlaşabilir ve aşırı mekanikleşebiliriz.

Bu suredeki o "bilgili kişi"nin kim olduğunu merak ediyorum ben. Aklıma beyazlara bürünmüş bir ak sakallı imajı geliyor Gülümseme Bu, Kuran'da anlatıldığına göre inanan için gerçek bir olay olarak kabul edilmesi gerek. O halde insan, bu hikmete ulaşabiliyor. Fakat bu hikmet öyle bir şey ki, peygamber olmak bile anlamaya yetmiyor.

Hikaye'ye bakarsak, Hz. Musa'nın, o kişiye sorgusuz sualsiz tabi olması, peygamber olmadan önceki zamanına aitmiş gibi duruyor. Hz. Musa'nın bu olaydan alacağı bilgi, "bilgisinin sınırlarının farkında olmak" olmuştur. Ve onu bugün peygamber diye tanımamızın sebeplerinden biri de budur diye düşünüyorum."
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Kasım 08, 2010, 04:51:40 ös
Yanıtla #2
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bay

sn popperist

eğer ben yanlış hatırlamıyorsam hz musa bu hikaye sırasında peygamber idi. Çünkü konunun ilerleyen başlıkları altında da görülecektir ki. hz musa 'nın bu yola çıkma nedeni allahı bir konuda kızdırması olmuştur.

Bir gün hz musanın çevresindekiler musaya dünyadaki en bilge kişiyi sormuş. hz musa soru üzerine benim diye yanıt vermiş. daha sonra allah kendisine seslenmiş ve sen bu dünyadaki en bilgin kişi olduğunu nasıl söyleyebilirsin böyle bir kararı nasıl verirsin der. Hz Musa bunun üzerine kimdir peki diye sorar ve hikaye başlar. okumanız dileğimle. ilginiz için teşekkür ederim

saygılarımla,


Kasım 08, 2010, 05:10:44 ös
Yanıtla #3

Sayın Lucifer

Tabii ki peygamber de olabilir. Ve sizin verdiğiniz hikayedeki anlamında Hz. Musa, "bilgisini tamam, sona ulaşmış görmekle" bir hata yaparak böyle bir yolculuğa çıkıyor. Bu Kuran'daki anlatıma kıyasla daha geniş bir anlatımdır. Kuran'da Hz. Musa'nın sadece birini aramak için yola çıktığı yazıyor. Bunun nedeni, niçini yazmıyor. Bunun kaynağını merak ediyorum. Tevrat mıdır, yoksa Talmud mudur? Yoksa ilahi bir kaynakta yazılı olmayan başka bir kaynaktan mıdır?

Saygılar.
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Kasım 08, 2010, 05:18:45 ös
Yanıtla #4
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bay

Sn popperist bahsi geçen kişinin Hızır olduğu (Sahîh-i Buhâri ve Ter-cemesi, C.7, S.3205, H.75). kaynağında yazmaktadır. bu kaynağı biraz bulabilmeniz zor olabilir. ama çeşitli kitaplarda ve tasavvuf ile ilgili yazılardada bu konu bu kaynak gösterilerek yazılmaktadır. Ayrıca kişinin  Hızır olduğunu Hz. Muhammedi sahih hadislerde belirtilmiştir.

saygılarımla.



Nisan 19, 2011, 01:36:57 ös
Yanıtla #5
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 339
  • Cinsiyet: Bayan

 Deniz ilimdir...ikidenizin birlestigi yer......bu iki deniz ..musa ve hızır olabilirmi ?..balık denizin mahsulu degilmi?
bir de boyle sorgulasak?


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2387 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 08, 2010, 01:19:59 ös
Gönderen: lucifer
0 Yanıt
1950 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 08, 2010, 01:28:41 ös
Gönderen: lucifer
0 Yanıt
2052 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 09, 2010, 09:03:13 öö
Gönderen: lucifer
0 Yanıt
2299 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 09, 2010, 09:06:08 öö
Gönderen: lucifer
2 Yanıt
3326 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 09, 2010, 10:09:59 öö
Gönderen: lucifer
0 Yanıt
2336 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 09, 2010, 09:42:47 öö
Gönderen: lucifer
0 Yanıt
2332 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 10, 2010, 03:52:26 ös
Gönderen: lucifer
0 Yanıt
3043 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 10, 2010, 03:59:01 ös
Gönderen: lucifer
0 Yanıt
3317 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 10, 2010, 04:01:08 ös
Gönderen: lucifer
0 Yanıt
2870 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 10, 2010, 04:08:11 ös
Gönderen: lucifer