Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Ama Ben Sanıyordum ki...3 ( Devam)  (Okunma sayısı 3895 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 20, 2011, 04:04:47 ÖS
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 500
  • Cinsiyet: Bay

Konuğumun biraz gerildiğini görüyorum. Oturduğu koltuktaki huzursuz hareketlerinden ve kravatını belli belirsiz gevşetişinden anlıyorum bunu.


Benim de canım sıkılıyor. Yanlış bir şey yapmış olduğum, istemeden uygunsuz bir şey söylediğimi sanıyorum.


Konuğumun ruh halini anlayabilmek için sesime olabildiği kadar rahat ve huzurlu bir ton vermeye çalışarak, ''Yanlış bir şey mi söyledim acaba efendim?'' diyorum hafiften, yumuşakça.


Konuğumun sıkkınlığı daha da belirginleşiyor. Yüzüne bir gölge düştüğünü görüyorum.


Sanki artık konuşmaya devam etmek istemez ve bir an önce kalkmayı düşündüğünü hissettiren bir tavırla, “Bu böyle hemen konuşup bir çözüme ulaştırabileceğimiz bir konu değil.” diyor.


Kalkmak üzere olduğunu hissediyorum.


Fakat bu buluşmanın böyle bitmemesi gerektiğini, eğer böyle biterse bir daha gerçekleşemeyeceğini anlıyorum.


Bir şeyler yapmak ve onu burada tutmak gerektiğini kavrıyorum. Başka çaremin kalmadığını düşünüp, onu biraz daha zorlamaya karar veriyorum.


- Ben sadece kendi düşüncelerimi söyledim. Bunlar size ters gelen düşünüler olabilir. Fakat biz de bu gün zaten bunları konuşmak için bir araya gelmedik mi?


- Bir konuyu konuşabilmek için önce ön yargılardan arınmak gerekir. Görüyorum ki siz daha başından bazı ön yargılar taşıyorsunuz. Kim bilir, belki de benden önce tanışmış olduğunuz birilerinin görüşlerinden etkilenmiş olabilirsiniz.

- Benim doldurulmuş olabileceğimi mi düşünüyorsunuz?

- Dolduruldunuz mu?

- Tamam, belki yanlış bir tabir kullandım. Yani sizden önce birileriyle konuşup, onların düşüncelerinin etkisi altında kalarak mı bu konuşmayı yaptığımı düşünüyorsunuz?

- Bilemem. Bunu ancak siz bilebilirsiniz. Bana öyle geldi diyelim. Hoş, bunun pek bir önemi de yok aslında.


- Efendim, sizi temin ederim, sizden önce bu çapta bir görüşmeyi hiç kimseyle yapmadım. Yani bir Masonla yapılan bir görüşmeden bahsediyorum. Hem benim sizin dışınızda tanıdığım başka bir Mason yok ki. Tabii ki zaman zaman bu konuya ilgili olduğunu bildiğim insanlarla sohbet ettiğim oluyor. Fakat onların hepsi benim gibi bu konuya ilgi duyan ve dışarıdan araştırmaya, öğrenmeye çalışan insanlar. Benim sizinle paylaştığım düşüncelerimin hepsi, kendi araştırmalarımdan, okuduklarımdan çıkarımla oluşmuş, kendi düşüncelerim. Belki yorum farkı da yaşıyor olabiliriz. Fakat lütfen beni aydınlatın ve bütün samimiyetimle doğruları öğrenmek istediğime inanın.

Bu içtenlikli açıklamam onu yumuşatmış görünüyor. Yüzündeki gölgenin dağıldığını, yerini belli belirsiz bir tebessümün aldığını hissediyorum.

- Sana inanıyorum genç dostum.

Bu yumuşamış tavrı içimi rahatlatıyor.

- Teşekkür ederim.


- Şimdi ne yapmamızı öneriyorsun? Her şeyi başından sonuna gözden mi geçirelim?


- Öyle olursa sevinirim. Hem bana çok yararı olacağına inanıyorum.


- Fakat bu çok uzun zaman alabilir. Hatta belki bugün bitiremeyebiliriz.


-Benim için bir sakıncası yok, şayet size de uygunsa…


- Şu halde en baştan başlayalım. Bakalım ne kadar gidebiliyoruz.


- Başlayalım efendim.


- Masonluk, benim de katıldığım bir görüşle M.Ö. 4000 yılında doğmuştur. Bu tarih de öyle gelişigüzel ortaya atılmış bir tarih değildir. Bunu bilelim.

Bu tarihle ilgili bildiklerimden bahsediyorum. “Anno Lucis! Işığın yılı.” diyorum heyecanla.


Bunu biliyor olmam onu şaşırtıyor. Fakat bir memnuniyetin izlerini görüyorum yüzünde. Bu beni sevindiriyor.


- Ooo genç adam, bakıyorum baya bir derin araştırmışsın. Kutlarım.

- Teşekkür ederim.

- Fakat bu başlangıç sadece Masonluğun savunduğu düşüncelerin başlangıcıdır. Masonluğun kurumsal olarak ortaya çıkışı çok daha sonradır. İşte anlayış farklılıklarının ortaya çıkışı da bu zamanlara denk gelir. Biz Masonluğun o günlerden bu günlere değiştirilemez kurallarla geldiğini, kendisine ait bir tarihi, töresi, ilkeleri olduğunu savunuruz.

- Siz?

- Biz derken Muntazam Masonları kastediyorum. Bir de bunu kabul etmekle birlikte Masonluğun değişebileceğini ileri sürenler var.


- Masonluk değişemez mi gerçekten?... Bunu savunmak Masonluğun kendi düşünüsüyle de ters düşmez mi?

- Hayır, ters falan düşmez. Bunlar daha çok işleyişle ilgili kurallardır.

- Fakat işleyiş için gerekli olan o kurallar, Masonluğun düşünsel olarak ilerleyişini de etkilemez mi?



Yüzü karıştı. Kaşları çatıldı. Fakat kızgın değildi.


- Anlayamadım?

- Yani Masonluğun bir kurum olarak kendisini çağa uydurmadan, düşünsel olarak uydurması ne kadar mümkün olabilir?

- Yine anlayamadım. Mesela?

- Mesela şu bir yaratıcıya inanıyor olmanın şart olması konusu… Masonluğun evrensel ülküsüne, amaçlarına baktığımızda bunun o ülkü ya da amaçla ne kadar bağdaştığını düşünüyorsunuz? Masonluk kişilerin inançlarıyla neden ilgilenir ki? Bütün insanlığı kucaklayan bir felsefesinin olduğunu savunurken hem de. Ya da şöyle sorayım: Sizin kardeşleriniz içerisinde ateist olan kimse yok mu? Bunu kesin olarak bilemeyebilirsiniz. Bir şüphe boyutunda bile olabilir... Gerçekten kimse yok mu?



Bunları bir çırpıda söyleyivermiştim. Bitirdiğimde nasıl söyleyivermiş olduğuma şaşırdım. Durup derin bir nefes aldım.


Konuğum da derin bir nefes aldı. Sanırım, o da en az benim kadar şaşırmıştı. Yok, sanırım benden daha çok şaşırmıştı.


M.Ö. 4000 tarihindeydik; birdenbire nereye gelivermiştik!


Cevap vermeden önce, düşüncelerini tarttığını hissediyorum.


Biraz çetin bir ceviz mi çıkmıştım?... Bana göre değil. Sadece biraz bilgilenmiştim ben, hepsi bu. Yoksa o karşısında Masonluk hakkında hiçbir şey bilmeyen birisini bulmayı mı bekliyor, öylesini mi tercih ediyordu?


Of!... Böyle yapmamalıydım. Susmalı, bir şey söylememeli, onun anlatmasını beklemeliydim. O anlattıkça başımla anladığımı teyit etmeliydim. Sormadan yanıt vermeye kalkışmamalıydım. Yine yanlış yapmıştım işte. Şimdi ya kalkıp giderse!

Tanışmak kendimi anlatmak ve tatıtmak için binbir çabayla ayarlayabildiğim bu görüşme bambaşka bir hal alıyordu. Fikirlerinden faydalanmak, kendi görüşlerimi paylaşmak üzere evime davet ettiğim konuğumla, şimdi karşı cephelerde yer alıyoruz gibi hissediyordum. Oysa amacım kesinlikle bu değildi. Neleri hayal etmiştim, fakat iş nerelere gelmişti.


Endişeliyim. Kalbim hop hop atıyor gibi…
enelsır


Ekim 20, 2011, 05:10:45 ÖS
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 187
  • Cinsiyet: Bay

Sayın enelsır

Yazı dizinizi takip ediyorum yazmayı devam etmenizi bekliyorum.

İlk sorum M.Ö. 4000 yılına dayandırmanızın sebebini merak ediyorum. Ben 17.-18. yüzyıllara dayandığını bir yazıda rastlamıştım.
M.Ö.4000 yani hem Hz.İsa ,Hz.Davud,Hz.Muhammed ten bile önce nasıl Masonluk doğabilir ? Mu kıtası harici gerçek verilere dayanan bir hipotezinizi bekliyorum.

"Bir ve tek olan yaratıcıya inanma gerekliliği" üzerinde durmuşsunuz yazılarınızda. Neden bu gerekliliğe karşı çıktığınızı da bilmek isterim ?
Masonluk-hümanizm noktasında  bu konuda yanlış olan nedir sizce ?

Sevgi ve saygılarımla


Ekim 20, 2011, 05:41:13 ÖS
Yanıtla #2
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 500
  • Cinsiyet: Bay

Sayın neumann,

İlginize teşekkür ederim.

Öncelikle M.Ö. 4000 benim ortaya attığım bir tarih değildir. Bunun açıklamasını öykümde yaptım zaten. Fakat bir kez daha anlatmanın bir zararı olmaz:

 Anno Lucis= Işığın yılı... Ve Tanrı ışığı yarattı. Birinci Gün.


 İkincil olarak Ben bir yaratıcının varlığını kabul  düşüncesine falan karşı çıkmıyorum. İsteyen istediği şartı koşar. Bunu eleştirmek bana düşmez. Ben bir öykü yazdım. Yazarı olarak tabi ki öykünün anlatmak istediği düşüncenin arkasında dururum. Fakat izin verirseniz, başka bir sürü başlık altında tartışılmıiş bu konuyu bu öyküye taşıyarak lafı uzatmak istemem. Hem ilerleyen bölümlerde konunun sadece bununla kısıtlı kalmayacağını göreceksiniz. Ancak illa bu konuyu tartışmak istiyorsanız bunu başka başlık altında tabiki yapabiliriz.

 Bu öyküye , bu forumdan aldıklarımı, tekrar ona geri vermek ve bir şekilde vefa borcumu ödemek gibi bakın. Ben bu forumdan çok şey öğrendim, hala öğreniyorum. Bence şimdi de bu öğrendiklerimi aktarma vaktidir. Benim düşüncem budur.

 En içten sevgi ve saygılarımla.
enelsır


Ekim 20, 2011, 06:41:42 ÖS
Yanıtla #3
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7279
  • Cinsiyet: Bay


İlginç bir durum...

Sayın enelsır bir öykü aktarıyor bize; kendi yazdığı, anladığım kadarıyla yazılmış ve bitmiş değil, yazılmakta olan bir öykü... Bu görünüşe göre sonunda bir roman çapında olabilir.

Ben de böyle bir deneme yapmıştım. Zor iş. Sayın enelsır'a kolay gelsin.

Bir diğer sorun da öykünün salt öykü olarak kalmayıp, Masonluk ile bağlantılı birtakım temel bilgileri içermesi. Üstelik bu böyle gidecek gibi...

Şimdi o bilgilerle bağlantılı bir tartışmaya burada nasıl yer verilir? Buradaki bölüm Edebiyat. Bir öykü anlatılıyor. Bunun kapsamı nasıl tartışılır?

İşte örneği önümüzde. Sayın Neuman bir soru atıyor ortaya. Bir de tez ileri sürüyor. Sayın enelsır'ın öyküsünde geçenler bu bağlamda bir çelişki yaratıyor. Açıklama gerek. Nasıl yapılabilir ki? Burada edebiyat bölümündeyiz, Masonluk üzerine soru ve cevaplar bölümünde değil.

Sayın enelsır diyor ki, isterseniz o konuyu bir başka başlığa taşıyalım... Bu kötü bir fikir değil. Ancak uygulamada nasıl olur bilemem.

Sayın Neumann'on ortaya attığı konu üzerine bende bir yanıt var. Ancak bu yanıt Sayın enelsır'ın yapıtıyla bağlantılı değil. O nedenle ben de burada yanıtlayamam. Uygun düşmez.

Eğer bu öykünün sonrası buna benzer bir tarzda devam edecekse, Sayın Neumann'ın getirdiği tarzda sorular ve tartışma dilekleri olabilecektir. Bunları bir çare bulunmalı.

Nasıl?

Bunun çözümünü Sayın enelsır bulsun başlığın sahibi olarak.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ekim 20, 2011, 07:53:01 ÖS
Yanıtla #4
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 500
  • Cinsiyet: Bay

 Evet giriştiğimin zor bir iş olduğu konusunda sayın ADAM haklı. Umarım altından kalkabilirim.

 Öykü boyunca karşımıza çıkacak konuların tartışılması konusuna gelince... Sayın ADAM bu konuda benim bir çözüm bulmam gerektiğini söylüyor ama benim aklıma şu anda içinde bulunduğumuz formattan daha akılcı bir yöntem gelmiyor. Tartışma ihtiyacı doğuran her konuyu da ayrı bir başlığın altına taşınması ne kadar mümkün olur bilemiyorum. Şöyle bir yol izlenebilir belki: Yazmaya çalıştığım öykünün herhangi bir bölümünde  tartışılası bir konu gündeme geldiğinde, katılımcılardan isteyen bunu belirterek başka bir başlığa taşıyabilir. Orada tartışabiliriz. Hem belki o konuyla alakalı daha önce açılmış bir başlık bile bulunabilir.

 Şu an için daha müspet bir çözüm üretemiyorum. İlginize teşekkür ederim.

 En içten sevgi ve saygılarımla.
enelsır


Ekim 20, 2011, 08:42:49 ÖS
Yanıtla #5
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

Benimse kurguya itirazım var. Yaşanmamış yaşansa nasıl olurdu düşüncesiyle yazılıyor. Ama bir konuşma böyle başlamaz ve böyle de devam etmez. Ama bir harici bakışını görmek için de enteresan oluyor.
Saygılarımla.


Ekim 20, 2011, 08:55:00 ÖS
Yanıtla #6
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 500
  • Cinsiyet: Bay

 Bir gün Picasso'nun  yaptığı kargacık burgacık bir balık resmi için '' Bu ne biçim balık '' diye yorum yapar biri. ''Bu balık değil ki resim'' der üstad.  Kaygılanmayın sayın skullG başta belirttim bunun bir kurgu olduğunu. Ha ''iyi kuramamışsın ''diyorsanız onun içinde ilk bölümün sonunda bir açıklama getirmiştim, fakat tekrar edeyim: Canınız sağolsun.

 En içten sevgi ve saygılarımla
enelsır


Ekim 20, 2011, 09:46:41 ÖS
Yanıtla #7
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

ben de zaten gerçek demedim kurgu dedim sevgili enelsır :) itirazım zaten kurguya...


Ekim 21, 2011, 12:08:42 ÖÖ
Yanıtla #8
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 187
  • Cinsiyet: Bay

Sayın skullG Sayın enelsır güzel bir iş yapıyor bence. Ben devam etmesi yönünde yeni forum üyesi olarak görüşümü bildirmek isterim.

Sayın enelsır şunu belirtmek isterim sembolizmin konuşulduğu bir forumda üstelik sizin not olarak belirttiğinizi gördüğümde sanki bazı yerlerinde gerçeklik payı olabileceğini düşündüm.Gerçek yada değil bence güzel bir yazı , görüş ve bilgi bakımından refere kelime bütünleri alınabilecek bir yazı olacak gibi duruyor.

Sayın ADAM genel yöntem üzerine görüşlerini bildirmiş.Sonunda üretilen yöntem "başka konu açmak" biçiminde nitelendirilmiş.Bu durum soru sahibi olarak beni ilgilendirdiğinden sorularımı farklı konu başlıkları açacağımı belirtmek istiyorum cevaplamak yada görüş bildirmek isteyenler için.

Sevgi ve saygılarımla



Ekim 22, 2011, 12:43:50 ÖÖ
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1717
  • Cinsiyet: Bay

       Sayın enelsır, devam şahsen beni sardı, kurgu da olsa senaryo gibi. Devam devam.
       Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
6 Yanıt
3363 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 24, 2011, 03:07:25 ÖÖ
Gönderen: Nikopol
7 Yanıt
2508 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 04, 2012, 01:25:51 ÖS
Gönderen: BULGARIA
3 Yanıt
1638 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 04, 2012, 04:46:37 ÖÖ
Gönderen: NOSAM33
2 Yanıt
1437 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 08, 2011, 02:58:31 ÖS
Gönderen: enelsır
0 Yanıt
1155 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 17, 2011, 05:29:42 ÖS
Gönderen: enelsır
2 Yanıt
1682 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2011, 08:03:11 ÖS
Gönderen: Alşah
1 Yanıt
1245 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 21, 2011, 12:19:39 ÖÖ
Gönderen: Alşah
2 Yanıt
1135 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 09, 2012, 11:08:29 ÖS
Gönderen: Alşah
2 Yanıt
1168 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 22, 2015, 04:12:19 ÖS
Gönderen: İNSAN
0 Yanıt
1113 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 23, 2015, 06:44:00 ÖS
Gönderen: Risus