Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Atatürk’ü Tanımak  (Okunma sayısı 14374 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 02, 2011, 05:10:50 ÖS
Yanıtla #10
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 187
  • Cinsiyet: Bay

Ben kendi hocamın bize verdiği ders notunu burada paylaşmak isterim konu başlığı Atatürk ve Din.


ATATÜRK VE DİN

Bu  yazımda Ulu Önder Atatürk’ün”Din” konusunda düşünce ve davranışları ile ilgili derlediğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.Öncelikle Atatürk  “din” konusunda belli başlı neler söylemiş onları gözden geçirelim:

Atatürk islamiyete inanan,Kur’an ve Hz. Muhammed’e saygı duyan bir devlet adamıdır.Atatürk, islamiyete ve Allah’a bütün benliği ile inanmaktadır.”Dinime ,bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam Ona da öyle inanıyorum.Bilince ters,ilerlemeye engel,hiçbir şey kapsamıyor.”(1) demek suretiyle dinle yakından ilgilendiğini ortaya koymuştur.

İslam Dininin özü,Allah’ın varlığına,birliğine,O’ndan başka İlah olmadığına ,Hz.Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna inanmaktır.Atatürk bunu her zaman en iyi bir şekilde ortaya koymuştur. O büyük insan,islamiyetin akla,mantığa dayalı bir din olduğunu ve bundan dolayı da son din olduğunu söylerken;adeta islamiyetin akılcılığına olan inancını dile getiriyordu.Bu inanç; “Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgisi üzerinizde olsun.Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri,Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir…İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir.En mükemmel dindir.Çünkü dinimiz akla, mantığa,gerçeğe uyuyor ve uygun düşüyor.Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı,bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi.Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Tanrı’dır.”(2)

Atatürk, İslam dininin kurucusu Hz.Muhammed hakkında da her zaman övgü ile bahsetmiştir.”O (Hz. Muhammed),Allah’ın birinci ve en büyük kuludur.O’nun izinde bugün milyonlarca Müslüman yürüyor.Benim,Senin adın silinir.Fakat sonuna kadar O ölümsüzdür.”(3)

Bugüne kadar İslam dininin gerilik kaynağı ve geri kalmamızın sebebi olduğu ,Atatürk’ün dinsiz olduğu, dine  karşı hoşgörülü olmanın Atatürkcülükten taviz vermek anlamına geldiği fikri yayılmıştır.Hatta daha da ileri gidilerek,Türk Devletinin düşmanları laikliği dinsizlik olarak ele almış ve yozlaştırmışlardır.Bütün bu saptırılmış,kasıtlı, politik hedefli fikirlere Atatürk gerekli cevabı; “Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayı son din olmuştur.”(4) diyerek bizzat kendisi vermiştir.

Atatürk, insanın aklını devamlı kullanmasını,onun ışığından ayrılmamasını ve Allah’ın verdiği nimetlerden en iyi şekilde faydalanılması gerektiğini söylemiştir.Atatürk’e göre bizim dinimiz ,miskinlik, tembellik,aşağılık ve hor görülmeyi tavsiye etmez.Aksine daha çok çalışarak şeref ve haysiyetimizi muhafaza etmemizi emreder.

Atatürk bir konuşmasında; “Türk Milleti daha dindar olmalıdır.Yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum.Dinime bizzat hakikate nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum.” demiştir. Bununla  teokratik ve tarikatçı dine karşı ,hurafe ve batıl itikatlara karşı aklı öne çıkaran dini inancı kastediyordu.Şu sözler de yine O’nun bu konuda veciz ifadelerinden biri olarak bilinir: “İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti  şeyhler,dervişler,müritler,meczuplar memleketi olamaz.En doğru ,en hakiki tarikat Medeniyet Tarikatıdır.”

“Din lüzumlu bir müessesedir.Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur.Din vardır ve lazımdır.” Diyen Gazi Mustafa Kemal,İzmir İktisat Kongresine giderken uğradığı Balıkesir’de,07 Şubat1923,Çarşamba günü,şehir merkezindeki “Zağnos Paşa Camii” ne gider.Mimber’e çıkarak ibadet için toplanmış Balıkesir Halkı’na “ Din ve camilerimizin işlevleri” hakkında kısa ve fakat veciz bir söylevde bulunur.Söylevin tamamı ,halen, günümüz Türkçesiyle Camii ön duvarında,pirinç levha üzerine yazılıdır:

“ Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti üzerinizde olsun.Peygamberimiz Efendimiz Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri tebliğe memur ve elçi olmuştur.İnsanlara feyz ruhu veren dinimiz son dindir.Akla,mantığa ve hakikate tamamen uygundur.” Dedikten sonra; camilerde ibadetin yanı sıra Milli Meselelerin,Vatan Savunması ve Ülkenin Kalkınması konularının görüşülmesinin,konuşulmasının uygun ve gerekli olduğunu ifade etmiş, hutbelerde bu konulara sık sık yer verilmesini; camilerde bulunanların da fikri katkıda bulunmasını istemiştir.

Atatürk, “Din bir vicdan meselesidir.Herkes vicdanının sesine uymakta serbestdir.Biz dine saygı gösteririz.Düşünce ve tefekküre (düşünce derinleştirme) muhalif değiliz.Biz sadece din işlerini, Millet ve Devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor,kasde ve fiile dayanan gerici hareketlerden sakınıyoruz.Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz!” (5)demişlerdir.

Atatürk’ün akşam yemeklerinden birinde,misafirlerden Necip Ali ; (1892 Denizli doğumlu, hukukcudur.Sivas Kongresine Denizli Delegesi olarak katılmıştır.İstiklak Mahkemelerinde savcılık yapmıştır.) Atatürk’e hitaben “Münir Hayri namaz kılıyor “ der.( Münir Hayri, Necip Ali’nin yakın arkadaşlarından biridir.1904 doğumludur.Paris-Sorbon Üniversitesinde okumuş; çeşitli okullarda müdürlük yapmıştır.Heykel yapmaya da meraklıdır.Atatürk’ün emri ile yurt dışında Film yapımcılığı konusunda incelemeler yapmıştır.

Atatürk :  – Sahi mi Münir? Neden namaz kılıyorsun?
Cevap   :  -Hiç ! Namaz kılınca içimde huzur hissediyorum.
Atatürk :  -Bir gemide batmak üzere olsanız ne diye haykırırsınız?Herhalde “Yetiş Gazi” demezsiniz!
“Allah” dersiniz; dedikten sonra Münir Hayri’ye dönerek:
“Dünyadaki işlerine zarar getirmemek şartıyla;namazını kıl,heykel de yap,resim  de” der.(6)
Atatürk’ün yakınında bulunanlardan Şemsettin Günaltay şunları anlatır:
Atatürk’ün gözleri masanın üzerine serili haritaya dikildi.Beni kolumdan tutarak masanın başına götürdü.”Bedir Savaşı”’nı kendi elleriyle harita üzerine çizmişti.
“O’nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler şu haritaya baksınlar ve Bedir Destanı nı okusunlar” dedi. Ata’nın son sözü şu olmuştu:
“Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı müslümanla  mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin “Kureyş Ordusu”’na karşı Bedir Muharebesi’nde kazandığı zafer,fani insanlarınkarı değildir.O’nun Peygamberliğinin en kuvvetli delilidir”(7) demiştir.

26 Temmuz1930’da Edirne  Bölgesinde “kasırga” olmuş,birçok hasar meydana gelmiştir.Atatürk aynı yıl Aralık ayında Edirne’yi ziyaret eder.İncelemelerde bulunur.Selimiye Camii’ne de uğrar.Pekçok camii gibi Selimiye’nin de minareleri hasar görmüştür.Atatürk’ün Camii içindeki ilk sözü: “Efendiler hiçbir dine mensup olmayan kalp istirahatten mahrumdur” olur.

Ayrılırken,İl Bayındırlık ve Vakıf Müdürlerine; “Camide ne kadar hasar varsa  üç gün içinde bana çıkarın” der.25 Aralık1930’da ödenekler Edirne’ye gönderilir.Hasarlı Camiiler gecikmeden onarılır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ün Konya’yı dokuz kez ziyareti ve burada yaptığı konuşmalar,O’nun din hakkındaki görüşlerini ortaya koyması açısından önem arzetmektedir.

20-23 Mart1923 tarihindeki ziyaretinde yaptığı konuşma,da en çarpıcı ifadeler şunlardır:
“İslam Kavimleri içinde Türkler milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran,diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler.Türklerin temas halindeki Milletlerin o zamanki medeniyetleri çökmeye başlamıştı.Türkler bu Milletlerin kötü adetlerinden,fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir.İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birisi de budur.”

…….Efendiler,gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır.Bilindiği gibi “SıffınVak’ası”’nda , Hz. Ali’nin Ordusuna karşı ,mızrak uçlarına Kur’an-ı Kerim sayfaları takarak saldırdılar.İşte o zaman dine fesatlık karıştırıldı.Halifelik hile ile el değiştirdi.Ondan sonra müstebit hükümdarlar dini alet edindiler.Bu duruma şahsi menfaatina düşkün,haris ve imansız hocalar da destek oldu,fetvalar verdiler.Artık bu Milletin ne böyle hükümdarlar ne de böyle hocalar görmeye tahammülü yoktur.Böyle hocalar çıkarsa Benim ve Benimle hemfikir olan Siz arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adamı tepelemektir.”demişlerdir.

Atatürk,18 Şubat1931’de Konya’ya 9ncu ve son gelişinde onbir gün kalmış,bir tam gününü de müze haline getirilen “Mevlana Dergahı ve Türbesi”’nde geçirmiştir.Mustafa kemal Paşa Konya ya her gelişinde Mevlana’yı ziyaret etmeyi ihmal etmemiştir.

Atatürk Mevlana’yı Müslümanlığı Türk Ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör olarak görmüştür. Mevlana’nın “Kim olursan ol ,gel” demesini,dini ilahileri müzikle birleştirmesini takdirle karşılamıştır.
Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi,Atatürk’ün kendisine duyduğu saygı ve hürmeti şöyle anlatır:

“Ata’nın huzuruna gittiğimde beni ayakta karşılardı.Utanır, ezilir, büzülür; “Paşam beni mahcup ediyorsunuz” dediğim zaman “Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır” buyururlardı.”Atatürk şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi”(8) demektedir.

Hafız Zeki Çağlarman anlatıyor:
“Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’la uzun yıllar komşuluk yaptık.Her yıl Ramazan Ayı yaklaşınca Atatürk ,kız kardeşine,”Makbule Ramazan geliyor,Annemize hatim okutmayı ihmal etme”der;hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içinde para bırakırdı”(9)demektedir.

Atatürk’ün kendisine ,1923 yılında, armağan olarak küçük boyda bir Kur’an gönderilmesi üzerine teşekkürü şu sözlerle olmuştur:”Bence kıymetini takdire imkan olmayan bu hediyeyi en derin ve hürmetkar din duygularımla muhafaza edeceğim.”

Sakarya Muharebesi’nin en şiddetli günlerinden birinde,gece,Gazi Mustafa Kemal Paşa çadırında harita üzerinde çalışıyordur.Bir ara Yaver Muzaffer Kılıç’tan çok acele Fevzi Çakmak Paşa’yı çağırmasını ister.Muzaffer Kılıç atına atlayıp,acele Fevzi Paşa’nın çadırına varır.İçeri girdiğinde Fevzi Paşa kendinden geçmişcesine yüksek sesle Kur’an okuyordur.Arkası kapıya dönüktür. Yaver Muzaffer Kılıç seslenmez ,geri döner.Gazi Mustafa Kemal Paşa,nerde Fevzi Paşa? Deyince  durumu anlatır.”Emrederseniz tekrar gidip çağırayım “der. Gazi Mustafa Kemal;
“Bırak Paşa Kur’anını okusun ,Paşamızı rahatsız etmeyelim” demişlerdir.

Atatürk’ün Ortaöğretim Öğrencileri için hazırlattığı ”Medeni Bilgiler” kitabına girmek üzere, kendi el yazması ile “din” konusunda şu düşünceleri ifade etmiştir:
“İslam Dinini kabul edenler,kendilerini unutmaya,hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeye mecburdular.Bununla beraber ,Allah’a kendi Milli Dilinde değil,Allah’ın Arap Kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve yakarmada bulunacaktı.Bu vaziyet karşısında Türk Milleti birçok asırlar ,ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin,adeta,bir kelimesinin manasını bilmediği halde,Kur’an’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.”(10)
Bu tespitten sonra Atatürk 1930 yılında ,ilk defa olarak,Kur’an’ın Arapça’dan Türkçe’ye tercüme edilmesini emretmiştir.

Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmesinin tamamlanmasını müteakip,1932 yılının Ramazan Ayında,ilk defa, Ezan’ın Türkçe okunması yanında ,Kur’an –ı Kerim surelerinin ve duaların Arapça okunmasından sonra Türkçe anlamlarının da okunmasını başlatmıştır.Bu durum Halktan büyük rağbet
görmüş,camiiler dolup taşmıştır.

1932 yılı Ramazan’ın 26Ncı günü Kadir Gecesi’nde,İslam Aleminde ilk defa camide okunan “mevlit”,radyodan naklen yayınlanmıştır.Atatürk,Ayasofya Camiinde okunan mevlidi,radyoları başında dinlemiş,ertesi gün mevlit okuyan Hafızları Dolmabahçe Sarayı’nda iftar yemeğine davet etmiş,Onlara teşekkürlerini iletmiştir.(11)

Mustafa Kemal paşa Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında, genç ve gelecek nesillerin “din eğitimi” konusunda şu veciz ve önemli ifadeleri dile getirmiştir:
“………Elhamdülillah hepimiz müslümanız.Hepimiz dindarız..Artık bizim din gereklerini öğrenmek için şundan bundan ders ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur.Analarımızın,Babalarımızın bucaklarında verdikleri dersler bile,bize dinimizin esaslarını anlatmaya kafidir”(12) demişlerdir.

Ulu Önderin bu yaklaşımı ışığında şu düşünceleri ifade etmekten kendimi alamıyorum:

-Her yaz tatilinde bir milyonu aşan ilköğretim çağındaki çocuklarımıza,Arapça diliyle Kur’an Kursu vermenin anlamı yoktur.Bu kurs verilecekse Kur’an ‘ın Türkçe Meali okutularak verilmelidir.

-İmam ve hatip yetiştirme ihtiyacı dışında,İmam Hatip Liselerine neden ihtiyaç duyulmaktadır?Bunlar en kısa zamanda normal liselere dönüştürülmelidir.

-Üç Büyük Şehrimizde, Önde gelen Devlet Üniversitelerindeki üç –dört adet “İlahiyat Fakültesi” dışındaki diğer ilahiyat fakülteleri kapatılmalıdır.
-İmam yada Hatip olamayacak kız öğrencilerin İmam-Hatip Okullarına gitmelerinin akıl ve mantıkla izah edilebilir bir tarafı yoktur.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tarakçı
[email protected]

KAYNAKLAR:

(1) Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri C.3,T.İnk.Tar.Enst.Yayını,Ank.,1954,s.70
(2) Atatürk’ün Söylev ve demeçleri C.1, T.İnk.Tar.Enst.Yayını,Ank.,1954,s93-94
(3) Atatürkçülük,Gnkur. Bşk.lığı Yayını,1983,s.455
(4) Atatürk’ten Düşünceler,Derleyen: Enver Ziya Karal,İstanbul,1981,s.87
(5) Atatürkçülük,Gnkur.Bşk.lığı  Yayını,1983,s.45
(6) www.tekadam.8k.com/ Atatürk’ün Din ve Laiklik Anlayışı
(7) Ahmet Gürbaş,Atatürk ve din Eğitimi,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını,s.28
(8) Ahmet Gürbaş,Atatürk ve Din Eğitimi,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını,s.12
(9) Ercüment Demirer,Din Toplum ve Kemal Atatürk,s.
(10) Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal’in El yazmaları,TTK Yayını,3.Baskı,1978
(11) Yurdakul Yurdakul Prof.Dr.,Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış anılar,Truva Yay.İst.,2005
(12) Utkan Kocatürk Prof.Dr.,Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri,1999,s.237

ATATÜRK VE DİN-2

Bu yazıda sizlere Atatürk’ün “din” konusundaki tutum ve davranışlarından birkaç ilave örnek daha vererek O’nun bu konudaki görüş ve düşüncelerini anlatmaya devam etmek istedim:

Şapka inkılabı nın yapıldığı yıldan sonraki tarihlerden birinde Mekke’de “İslam Kongresi” düzenlenir.

Türkiye’de bu kongreye davet edilir.

Bu Kongrede İslamiyet adına önemli konuların görüşülüp karara bağlanacağından söz edilmektedir.

Atatürk,”Müslümanlığın yücelmesinde Türklerin ne kadar payı olacaksa,on milyonca müslümanın geri yada köle kalmasının utancında da o kadar payı vardır.”görüşündedir.Bu nedenle hem İslam dini ile ilgili konulardan uzak kalınmamasından hem de genç Türkiye Cumhuriyeti’nin devrimci ilkelerinden ödün verilmemesinden yanadır.

Mekke’deki bu toplantıya bilgili ve iyi bir aydın ve devrimci olan Gümüşhane Milletvekili Edip Servet (Tör)’ü görevlendirir.

Tör’ü yanına çağırıp O’na bizzat verdiği emir, o gün ve takip eden günlerdeki basına da yansır:

“Mekke’ye gidip beni temsil edeceksin.Türksün ve Müslümansın. Türklük, Müslümanlığın öncüsü ve klavuzudur. Mekke’ye şapka ile gideceksin.Kara taassup sana karşı bile gelse eğilmeyeceksin.”

Edip Servet, Mekke’ye başında şapka olduğu halde gider. Müslüman delegeler içinde en çok O’na itibar gösterilir. Çoğu delege O’nun şahsında Mustafa Kemal mucizesine duydukları hayranlığı ifade etmişlerdir.

Günlük yaşantımızdan da biliriz, iyi tanzim edilmiş, içinde sağlam ve kaliteli ürünler bulunan ışıl ışıl vitrinler,önünden geçen bizleri,köhnemiş,karanlık ,bakımsız vitrinlere göre çok daha fazla cezp eder!
***
1930 yılında Ankara’da, Birinci Tarih Kongresi sonunda, Marmara Köşkünde bir kokteyl düzenlenir.

Çoğunluğu öğretmen olan katılımcılar, Atatürk’ün huzurunda görüş ve düşüncelerini serbestçe ortaya koyabiliyorlardır. Öğretmenlerden biri, “din ve hilafet” konusunda Gazi Mustafa Kemal’e cesurca bir soru yöneltir:

-Paşam, din gerekli bir şey midir? Hilafetin kaldırılması konusunda neler söylemek istersiniz?

Atatürk’ün bu sorulara verdiği yanıtı, O’nun çok güvendiği, yanından ve sofrasından pek uzak tutmadığı Kılıç Ali, hatıralarında şöyle nakletmektedir:

-Evet, “din” gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamlılığı pek mümkün değildir Yalnız şurası da bir gerçektir ki, din Allah ile kul arasında bir bağlılıktır.Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir.Dinden maddi çıkar sağlayanlar, iğrenç kişilerdir.

Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz kimseler işte bunlardır.

-Hilafet konusuna gelince, açık söyleyeyim bana halife olmamı önerenler olmuştur.”Siz halife olunuz” demişlerdir. Ben bu önerileri daima gülerek yanıtladım. Hilafet, gereksiz hatta zararlı bir kurum haline gelmiştir. Öyle ki, hilafeti ortadan kaldırdığımız günlerden bugüne kadar kimsenin bunu üstlenmemesi, Müslüman dünyasının halifesiz de yürüyebileceğine ve yürümekte olduğuna en güzel örnek değil midir?
***
Türkiye Büyük Millet Meclisi de bir gün laiklik üzerine konuşmalar yapılmaktadır. Tesadüfen Mustafa Kemal Paşa da o gün Mecliste ve Başkanlık kürsüsündedir. Meclisin tanınmış sözde din bilginlerinden bir milletvekili, kürsüye gelir, alaylı bir üslup ve davranışla:

-Arkadaşlar, bir laikliktir almış başını gidiyor. Afedersiniz ben bu laikliğin manasını bir türlü anlayamıyorum, der.

Mustafa Kemal Paşa oturduğu başkanlık koltuğundan elini kürsüye vurarak konuşmacıya müdahale etmek ister:

-Adam olmak demektir. Hocam, adam olmak!

Yrd. Doç. Dr. Mustafa TARAKÇI


Aralık 02, 2011, 11:00:27 ÖS
Yanıtla #11
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 379
  • Cinsiyet: Bay

Velhasıl, bu ülke düşmandan bile çekmemiş Atatürkçülerin ve Dincilerin kavgasından çektiği kadar…

Bir taraf, nesiller boyunca İslam kültürü ile yoğrulmuş kocaman bir toplumun bilinçsiz ve zorba bir şekilde Sosyal, Kültürel, özellikle Dinsel değerleriyle adeta genetik yapısıyla oynamışlar ve onları şekilden şekilde sokmuşlar.
Diğer taraf ise, meşru haklarını kullanmışlar ve bu dayatma, İthal kültürün kendileri için yanlış olduğunu belirtip karşı çıkmışlar. Bu karşı çıkma, silahlanma dahil çeşitli haller almıştır zaman içerisinde. Şu anda Meclisteki partilerin, halkın hangi kesimlerinden ne oranda oylar aldıklarına bakarsak, halkın bu dayatmaya nasıl bir cevap verdiğini açık bir şekilde görebiliriz…

Saygıdeğer Atatürk’ün hayalini kurduğu(dinsel, kültürel, sosyal) yeni bir yaşam şekli ve dünya görüşü, Türkiye’de ancak küçük bir kesim tarafından bilinçli bir şekilde benimsenebilmiştir. Ha, geri kalanın giyim kuşamı, ya da Atatürk’ün ideallerini gerçek manada anlamamış, sadece “vatanı kurtardı” zihniyetiyle evinde iş yerinde poster asanlar yanıltmasın sizi sakın! Onların sadece görünümleri değişmiştir, kafa yapıları asla değişmedi, değişmez ve hiçbir zaman da değiştirilemez…

Bu ülkenin her mahallesinde, her köyünde her gün beş defa Arapça ezan okunur ve bütün insanlar saygı gösterir. Bu ülkede, parası olan herkes her yıl kurban keser. Bu ülkede, 2011 yılında 270 bin kişi Hac için başvuruda bulunmuştur. Bu ülkede her yıl milyonlarca insan, 7’den 70’e tam 30 gün boyunca oruç tutarlar ve dışarıda sigara dahi içemezsiniz.

 Bu örnekler yeterli oldu mu, yoksa daha mı açık yazmak gerekir?


Saygılarımla
Odi Profanum Vulgus Et Arceo.


Aralık 02, 2011, 11:17:23 ÖS
Yanıtla #12
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 379
  • Cinsiyet: Bay

Ben kendi hocamın bize verdiği ders notunu burada paylaşmak isterim konu başlığı Atatürk ve Din.


ATATÜRK VE DİN

Bu  yazımda Ulu Önder Atatürk’ün”Din” konusunda düşünce ve davranışları ile ilgili derlediğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.Öncelikle Atatürk  “din” konusunda belli başlı neler söylemiş onları gözden geçirelim:

Atatürk islamiyete inanan,Kur’an ve Hz. Muhammed’e saygı duyan bir devlet adamıdır.Atatürk, islamiyete ve Allah’a bütün benliği ile inanmaktadır.”Dinime ,bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam Ona da öyle inanıyorum.Bilince ters,ilerlemeye engel,hiçbir şey kapsamıyor.”(1) demek suretiyle dinle yakından ilgilendiğini ortaya koymuştur.

İslam Dininin özü,Allah’ın varlığına,birliğine,O’ndan başka İlah olmadığına ,Hz.Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna inanmaktır.Atatürk bunu her zaman en iyi bir şekilde ortaya koymuştur. O büyük insan,islamiyetin akla,mantığa dayalı bir din olduğunu ve bundan dolayı da son din olduğunu söylerken;adeta islamiyetin akılcılığına olan inancını dile getiriyordu.Bu inanç; “Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgisi üzerinizde olsun.Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri,Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir…İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir.En mükemmel dindir.Çünkü dinimiz akla, mantığa,gerçeğe uyuyor ve uygun düşüyor.Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı,bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi.Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Tanrı’dır.”(2)

Atatürk, İslam dininin kurucusu Hz.Muhammed hakkında da her zaman övgü ile bahsetmiştir.”O (Hz. Muhammed),Allah’ın birinci ve en büyük kuludur.O’nun izinde bugün milyonlarca Müslüman yürüyor.Benim,Senin adın silinir.Fakat sonuna kadar O ölümsüzdür.”(3)

Bugüne kadar İslam dininin gerilik kaynağı ve geri kalmamızın sebebi olduğu ,Atatürk’ün dinsiz olduğu, dine  karşı hoşgörülü olmanın Atatürkcülükten taviz vermek anlamına geldiği fikri yayılmıştır.Hatta daha da ileri gidilerek,Türk Devletinin düşmanları laikliği dinsizlik olarak ele almış ve yozlaştırmışlardır.Bütün bu saptırılmış,kasıtlı, politik hedefli fikirlere Atatürk gerekli cevabı; “Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayı son din olmuştur.”(4) diyerek bizzat kendisi vermiştir.

Atatürk, insanın aklını devamlı kullanmasını,onun ışığından ayrılmamasını ve Allah’ın verdiği nimetlerden en iyi şekilde faydalanılması gerektiğini söylemiştir.Atatürk’e göre bizim dinimiz ,miskinlik, tembellik,aşağılık ve hor görülmeyi tavsiye etmez.Aksine daha çok çalışarak şeref ve haysiyetimizi muhafaza etmemizi emreder.

Atatürk bir konuşmasında; “Türk Milleti daha dindar olmalıdır.Yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum.Dinime bizzat hakikate nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum.” demiştir. Bununla  teokratik ve tarikatçı dine karşı ,hurafe ve batıl itikatlara karşı aklı öne çıkaran dini inancı kastediyordu.Şu sözler de yine O’nun bu konuda veciz ifadelerinden biri olarak bilinir: “İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti  şeyhler,dervişler,müritler,meczuplar memleketi olamaz.En doğru ,en hakiki tarikat Medeniyet Tarikatıdır.”

“Din lüzumlu bir müessesedir.Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur.Din vardır ve lazımdır.” Diyen Gazi Mustafa Kemal,İzmir İktisat Kongresine giderken uğradığı Balıkesir’de,07 Şubat1923,Çarşamba günü,şehir merkezindeki “Zağnos Paşa Camii” ne gider.Mimber’e çıkarak ibadet için toplanmış Balıkesir Halkı’na “ Din ve camilerimizin işlevleri” hakkında kısa ve fakat veciz bir söylevde bulunur.Söylevin tamamı ,halen, günümüz Türkçesiyle Camii ön duvarında,pirinç levha üzerine yazılıdır:

“ Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti üzerinizde olsun.Peygamberimiz Efendimiz Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri tebliğe memur ve elçi olmuştur.İnsanlara feyz ruhu veren dinimiz son dindir.Akla,mantığa ve hakikate tamamen uygundur.” Dedikten sonra; camilerde ibadetin yanı sıra Milli Meselelerin,Vatan Savunması ve Ülkenin Kalkınması konularının görüşülmesinin,konuşulmasının uygun ve gerekli olduğunu ifade etmiş, hutbelerde bu konulara sık sık yer verilmesini; camilerde bulunanların da fikri katkıda bulunmasını istemiştir.

Atatürk, “Din bir vicdan meselesidir.Herkes vicdanının sesine uymakta serbestdir.Biz dine saygı gösteririz.Düşünce ve tefekküre (düşünce derinleştirme) muhalif değiliz.Biz sadece din işlerini, Millet ve Devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor,kasde ve fiile dayanan gerici hareketlerden sakınıyoruz.Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz!” (5)demişlerdir.

Atatürk’ün akşam yemeklerinden birinde,misafirlerden Necip Ali ; (1892 Denizli doğumlu, hukukcudur.Sivas Kongresine Denizli Delegesi olarak katılmıştır.İstiklak Mahkemelerinde savcılık yapmıştır.) Atatürk’e hitaben “Münir Hayri namaz kılıyor “ der.( Münir Hayri, Necip Ali’nin yakın arkadaşlarından biridir.1904 doğumludur.Paris-Sorbon Üniversitesinde okumuş; çeşitli okullarda müdürlük yapmıştır.Heykel yapmaya da meraklıdır.Atatürk’ün emri ile yurt dışında Film yapımcılığı konusunda incelemeler yapmıştır.

Atatürk :  – Sahi mi Münir? Neden namaz kılıyorsun?
Cevap   :  -Hiç ! Namaz kılınca içimde huzur hissediyorum.
Atatürk :  -Bir gemide batmak üzere olsanız ne diye haykırırsınız?Herhalde “Yetiş Gazi” demezsiniz!
“Allah” dersiniz; dedikten sonra Münir Hayri’ye dönerek:
“Dünyadaki işlerine zarar getirmemek şartıyla;namazını kıl,heykel de yap,resim  de” der.(6)
Atatürk’ün yakınında bulunanlardan Şemsettin Günaltay şunları anlatır:
Atatürk’ün gözleri masanın üzerine serili haritaya dikildi.Beni kolumdan tutarak masanın başına götürdü.”Bedir Savaşı”’nı kendi elleriyle harita üzerine çizmişti.
“O’nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler şu haritaya baksınlar ve Bedir Destanı nı okusunlar” dedi. Ata’nın son sözü şu olmuştu:
“Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı müslümanla  mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin “Kureyş Ordusu”’na karşı Bedir Muharebesi’nde kazandığı zafer,fani insanlarınkarı değildir.O’nun Peygamberliğinin en kuvvetli delilidir”(7) demiştir.

26 Temmuz1930’da Edirne  Bölgesinde “kasırga” olmuş,birçok hasar meydana gelmiştir.Atatürk aynı yıl Aralık ayında Edirne’yi ziyaret eder.İncelemelerde bulunur.Selimiye Camii’ne de uğrar.Pekçok camii gibi Selimiye’nin de minareleri hasar görmüştür.Atatürk’ün Camii içindeki ilk sözü: “Efendiler hiçbir dine mensup olmayan kalp istirahatten mahrumdur” olur.

Ayrılırken,İl Bayındırlık ve Vakıf Müdürlerine; “Camide ne kadar hasar varsa  üç gün içinde bana çıkarın” der.25 Aralık1930’da ödenekler Edirne’ye gönderilir.Hasarlı Camiiler gecikmeden onarılır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ün Konya’yı dokuz kez ziyareti ve burada yaptığı konuşmalar,O’nun din hakkındaki görüşlerini ortaya koyması açısından önem arzetmektedir.

20-23 Mart1923 tarihindeki ziyaretinde yaptığı konuşma,da en çarpıcı ifadeler şunlardır:
“İslam Kavimleri içinde Türkler milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran,diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler.Türklerin temas halindeki Milletlerin o zamanki medeniyetleri çökmeye başlamıştı.Türkler bu Milletlerin kötü adetlerinden,fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir.İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birisi de budur.”

…….Efendiler,gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır.Bilindiği gibi “SıffınVak’ası”’nda , Hz. Ali’nin Ordusuna karşı ,mızrak uçlarına Kur’an-ı Kerim sayfaları takarak saldırdılar.İşte o zaman dine fesatlık karıştırıldı.Halifelik hile ile el değiştirdi.Ondan sonra müstebit hükümdarlar dini alet edindiler.Bu duruma şahsi menfaatina düşkün,haris ve imansız hocalar da destek oldu,fetvalar verdiler.Artık bu Milletin ne böyle hükümdarlar ne de böyle hocalar görmeye tahammülü yoktur.Böyle hocalar çıkarsa Benim ve Benimle hemfikir olan Siz arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adamı tepelemektir.”demişlerdir.

Atatürk,18 Şubat1931’de Konya’ya 9ncu ve son gelişinde onbir gün kalmış,bir tam gününü de müze haline getirilen “Mevlana Dergahı ve Türbesi”’nde geçirmiştir.Mustafa kemal Paşa Konya ya her gelişinde Mevlana’yı ziyaret etmeyi ihmal etmemiştir.

Atatürk Mevlana’yı Müslümanlığı Türk Ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör olarak görmüştür. Mevlana’nın “Kim olursan ol ,gel” demesini,dini ilahileri müzikle birleştirmesini takdirle karşılamıştır.
Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi,Atatürk’ün kendisine duyduğu saygı ve hürmeti şöyle anlatır:

“Ata’nın huzuruna gittiğimde beni ayakta karşılardı.Utanır, ezilir, büzülür; “Paşam beni mahcup ediyorsunuz” dediğim zaman “Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır” buyururlardı.”Atatürk şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi”(8) demektedir.

Hafız Zeki Çağlarman anlatıyor:
“Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’la uzun yıllar komşuluk yaptık.Her yıl Ramazan Ayı yaklaşınca Atatürk ,kız kardeşine,”Makbule Ramazan geliyor,Annemize hatim okutmayı ihmal etme”der;hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içinde para bırakırdı”(9)demektedir.

Atatürk’ün kendisine ,1923 yılında, armağan olarak küçük boyda bir Kur’an gönderilmesi üzerine teşekkürü şu sözlerle olmuştur:”Bence kıymetini takdire imkan olmayan bu hediyeyi en derin ve hürmetkar din duygularımla muhafaza edeceğim.”

Sakarya Muharebesi’nin en şiddetli günlerinden birinde,gece,Gazi Mustafa Kemal Paşa çadırında harita üzerinde çalışıyordur.Bir ara Yaver Muzaffer Kılıç’tan çok acele Fevzi Çakmak Paşa’yı çağırmasını ister.Muzaffer Kılıç atına atlayıp,acele Fevzi Paşa’nın çadırına varır.İçeri girdiğinde Fevzi Paşa kendinden geçmişcesine yüksek sesle Kur’an okuyordur.Arkası kapıya dönüktür. Yaver Muzaffer Kılıç seslenmez ,geri döner.Gazi Mustafa Kemal Paşa,nerde Fevzi Paşa? Deyince  durumu anlatır.”Emrederseniz tekrar gidip çağırayım “der. Gazi Mustafa Kemal;
“Bırak Paşa Kur’anını okusun ,Paşamızı rahatsız etmeyelim” demişlerdir.

Atatürk’ün Ortaöğretim Öğrencileri için hazırlattığı ”Medeni Bilgiler” kitabına girmek üzere, kendi el yazması ile “din” konusunda şu düşünceleri ifade etmiştir:
“İslam Dinini kabul edenler,kendilerini unutmaya,hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeye mecburdular.Bununla beraber ,Allah’a kendi Milli Dilinde değil,Allah’ın Arap Kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve yakarmada bulunacaktı.Bu vaziyet karşısında Türk Milleti birçok asırlar ,ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin,adeta,bir kelimesinin manasını bilmediği halde,Kur’an’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.”(10)
Bu tespitten sonra Atatürk 1930 yılında ,ilk defa olarak,Kur’an’ın Arapça’dan Türkçe’ye tercüme edilmesini emretmiştir.

Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmesinin tamamlanmasını müteakip,1932 yılının Ramazan Ayında,ilk defa, Ezan’ın Türkçe okunması yanında ,Kur’an –ı Kerim surelerinin ve duaların Arapça okunmasından sonra Türkçe anlamlarının da okunmasını başlatmıştır.Bu durum Halktan büyük rağbet
görmüş,camiiler dolup taşmıştır.

1932 yılı Ramazan’ın 26Ncı günü Kadir Gecesi’nde,İslam Aleminde ilk defa camide okunan “mevlit”,radyodan naklen yayınlanmıştır.Atatürk,Ayasofya Camiinde okunan mevlidi,radyoları başında dinlemiş,ertesi gün mevlit okuyan Hafızları Dolmabahçe Sarayı’nda iftar yemeğine davet etmiş,Onlara teşekkürlerini iletmiştir.(11)

Mustafa Kemal paşa Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında, genç ve gelecek nesillerin “din eğitimi” konusunda şu veciz ve önemli ifadeleri dile getirmiştir:
“………Elhamdülillah hepimiz müslümanız.Hepimiz dindarız..Artık bizim din gereklerini öğrenmek için şundan bundan ders ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur.Analarımızın,Babalarımızın bucaklarında verdikleri dersler bile,bize dinimizin esaslarını anlatmaya kafidir”(12) demişlerdir.

Ulu Önderin bu yaklaşımı ışığında şu düşünceleri ifade etmekten kendimi alamıyorum:

-Her yaz tatilinde bir milyonu aşan ilköğretim çağındaki çocuklarımıza,Arapça diliyle Kur’an Kursu vermenin anlamı yoktur.Bu kurs verilecekse Kur’an ‘ın Türkçe Meali okutularak verilmelidir.

-İmam ve hatip yetiştirme ihtiyacı dışında,İmam Hatip Liselerine neden ihtiyaç duyulmaktadır?Bunlar en kısa zamanda normal liselere dönüştürülmelidir.

-Üç Büyük Şehrimizde, Önde gelen Devlet Üniversitelerindeki üç –dört adet “İlahiyat Fakültesi” dışındaki diğer ilahiyat fakülteleri kapatılmalıdır.
-İmam yada Hatip olamayacak kız öğrencilerin İmam-Hatip Okullarına gitmelerinin akıl ve mantıkla izah edilebilir bir tarafı yoktur.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tarakçı
[email protected]

KAYNAKLAR:

(1) Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri C.3,T.İnk.Tar.Enst.Yayını,Ank.,1954,s.70
(2) Atatürk’ün Söylev ve demeçleri C.1, T.İnk.Tar.Enst.Yayını,Ank.,1954,s93-94
(3) Atatürkçülük,Gnkur. Bşk.lığı Yayını,1983,s.455
(4) Atatürk’ten Düşünceler,Derleyen: Enver Ziya Karal,İstanbul,1981,s.87
(5) Atatürkçülük,Gnkur.Bşk.lığı  Yayını,1983,s.45
(6) www.tekadam.8k.com/ Atatürk’ün Din ve Laiklik Anlayışı
(7) Ahmet Gürbaş,Atatürk ve din Eğitimi,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını,s.28
(8) Ahmet Gürbaş,Atatürk ve Din Eğitimi,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını,s.12
(9) Ercüment Demirer,Din Toplum ve Kemal Atatürk,s.
(10) Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal’in El yazmaları,TTK Yayını,3.Baskı,1978
(11) Yurdakul Yurdakul Prof.Dr.,Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış anılar,Truva Yay.İst.,2005
(12) Utkan Kocatürk Prof.Dr.,Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri,1999,s.237

ATATÜRK VE DİN-2

Bu yazıda sizlere Atatürk’ün “din” konusundaki tutum ve davranışlarından birkaç ilave örnek daha vererek O’nun bu konudaki görüş ve düşüncelerini anlatmaya devam etmek istedim:

Şapka inkılabı nın yapıldığı yıldan sonraki tarihlerden birinde Mekke’de “İslam Kongresi” düzenlenir.

Türkiye’de bu kongreye davet edilir.

Bu Kongrede İslamiyet adına önemli konuların görüşülüp karara bağlanacağından söz edilmektedir.

Atatürk,”Müslümanlığın yücelmesinde Türklerin ne kadar payı olacaksa,on milyonca müslümanın geri yada köle kalmasının utancında da o kadar payı vardır.”görüşündedir.Bu nedenle hem İslam dini ile ilgili konulardan uzak kalınmamasından hem de genç Türkiye Cumhuriyeti’nin devrimci ilkelerinden ödün verilmemesinden yanadır.

Mekke’deki bu toplantıya bilgili ve iyi bir aydın ve devrimci olan Gümüşhane Milletvekili Edip Servet (Tör)’ü görevlendirir.

Tör’ü yanına çağırıp O’na bizzat verdiği emir, o gün ve takip eden günlerdeki basına da yansır:

“Mekke’ye gidip beni temsil edeceksin.Türksün ve Müslümansın. Türklük, Müslümanlığın öncüsü ve klavuzudur. Mekke’ye şapka ile gideceksin.Kara taassup sana karşı bile gelse eğilmeyeceksin.”

Edip Servet, Mekke’ye başında şapka olduğu halde gider. Müslüman delegeler içinde en çok O’na itibar gösterilir. Çoğu delege O’nun şahsında Mustafa Kemal mucizesine duydukları hayranlığı ifade etmişlerdir.

Günlük yaşantımızdan da biliriz, iyi tanzim edilmiş, içinde sağlam ve kaliteli ürünler bulunan ışıl ışıl vitrinler,önünden geçen bizleri,köhnemiş,karanlık ,bakımsız vitrinlere göre çok daha fazla cezp eder!
***
1930 yılında Ankara’da, Birinci Tarih Kongresi sonunda, Marmara Köşkünde bir kokteyl düzenlenir.

Çoğunluğu öğretmen olan katılımcılar, Atatürk’ün huzurunda görüş ve düşüncelerini serbestçe ortaya koyabiliyorlardır. Öğretmenlerden biri, “din ve hilafet” konusunda Gazi Mustafa Kemal’e cesurca bir soru yöneltir:

-Paşam, din gerekli bir şey midir? Hilafetin kaldırılması konusunda neler söylemek istersiniz?

Atatürk’ün bu sorulara verdiği yanıtı, O’nun çok güvendiği, yanından ve sofrasından pek uzak tutmadığı Kılıç Ali, hatıralarında şöyle nakletmektedir:

-Evet, “din” gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamlılığı pek mümkün değildir Yalnız şurası da bir gerçektir ki, din Allah ile kul arasında bir bağlılıktır.Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir.Dinden maddi çıkar sağlayanlar, iğrenç kişilerdir.

Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz kimseler işte bunlardır.

-Hilafet konusuna gelince, açık söyleyeyim bana halife olmamı önerenler olmuştur.”Siz halife olunuz” demişlerdir. Ben bu önerileri daima gülerek yanıtladım. Hilafet, gereksiz hatta zararlı bir kurum haline gelmiştir. Öyle ki, hilafeti ortadan kaldırdığımız günlerden bugüne kadar kimsenin bunu üstlenmemesi, Müslüman dünyasının halifesiz de yürüyebileceğine ve yürümekte olduğuna en güzel örnek değil midir?
***
Türkiye Büyük Millet Meclisi de bir gün laiklik üzerine konuşmalar yapılmaktadır. Tesadüfen Mustafa Kemal Paşa da o gün Mecliste ve Başkanlık kürsüsündedir. Meclisin tanınmış sözde din bilginlerinden bir milletvekili, kürsüye gelir, alaylı bir üslup ve davranışla:

-Arkadaşlar, bir laikliktir almış başını gidiyor. Afedersiniz ben bu laikliğin manasını bir türlü anlayamıyorum, der.

Mustafa Kemal Paşa oturduğu başkanlık koltuğundan elini kürsüye vurarak konuşmacıya müdahale etmek ister:

-Adam olmak demektir. Hocam, adam olmak!

Yrd. Doç. Dr. Mustafa TARAKÇI



Biraz cesur olamazmısınız? Atatürk tüm dinlere karşı bir insandı işte... Yalan konuşmak Atatürke en büyük hakarettir. kabul edin ve ona göre yazın sevgili arkadaşım..!
Odi Profanum Vulgus Et Arceo.


Aralık 03, 2011, 12:31:04 ÖÖ
Yanıtla #13
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 187
  • Cinsiyet: Bay

Beyefendi Atatürk din karşıtı değildi. Eğer din karşıtıydı diyorsanız buyrun din karşıtı bir söylevini bir yazısını paylaşın bizle bizde öğrenelim.


Aralık 03, 2011, 12:43:26 ÖÖ
Yanıtla #14
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 379
  • Cinsiyet: Bay

Beyefendi Atatürk din karşıtı değildi. Eğer din karşıtıydı diyorsanız buyrun din karşıtı bir söylevini bir yazısını paylaşın bizle bizde öğrenelim.

:)
Odi Profanum Vulgus Et Arceo.


Aralık 03, 2011, 08:46:19 ÖÖ
Yanıtla #15
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Dostlar,

Buradaki tartışmanın arasına girdiğim için üzgünüm.

Ancak bu başlığı açan kişi olarak bir ricam var.

Bu başlık Atatürk'ün din karşıtı olup olmadığı konusunu tartışmak için açılmadı. Onu tartışmak istiyorsanız, lütfen bir başka başlık açın ve tartışmanızı orada yapın. Belki ben de katılırım.

Bu başlık, Atatürk ile bağlantılı olarak var olan ama pek iyi bilinmeyen kimi yönlerin belirtilmesiyle, Atatürk'ün daha iyi tanınabilmesi amacıyla açıldı.

Bir bildiğiniz ya da katkınız varsa elbette başımızın üzerinedir. Ancak bu iş görüşlerle ya da eğilim etkileriyle olmaz. Elbette kafalarını gerektiğince düzenleyememiş, başkalarının uydusu olanlar Atatürk'e karşı çıkacaktır; biz onu da biliyoruz ve bu çalışmanın başında belirtmiştik. Onlara şunu sorabiliriz:

Atatürk ile bağlantılı olarak burada verilen bilgiler yanlış mı? Öyleyse, doğrusu nasıl?

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 03, 2011, 11:42:20 ÖÖ
Yanıtla #16

ilk çocuk bayramı

Dünyadaki ilk çocuk bayramı 23 Nisan 1920 tarihinde Atatürk tarafından ilan edilmiş ve Türkiye ‘de Anadolu ‘nun her bir köşesinde kutlanmıştır.

bir çocuk olarak yılda bir günde olsa bile,  tüm ülke tarafından bilhassa büyüklerin tarafından bayramının kabül görmesi ve kutlanması ne kadar güzel bir duygu ve nekadar güzel bir duyguydu
sevgiler...saygılar...
yenilmek te iyidir, mühim olan her seferinde yenilsende , daha iyi olarak yenildiğini bilmektir


Aralık 03, 2011, 02:38:43 ÖS
Yanıtla #17
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 379
  • Cinsiyet: Bay

Bu başlık altında Din konusu hariç, Ulu önder hakkında yazılanların hepsi doğrudur. Hatta bu yüce şahsiyetin burada paylaşılmasında sakınca gördüğüm çok başka yönleride var.

Saygılar.
Odi Profanum Vulgus Et Arceo.


Aralık 03, 2011, 02:57:13 ÖS
Yanıtla #18
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 187
  • Cinsiyet: Bay

Sanırım din ile ilgili yanlış dedikleriniz benim paylaştıklarım. Ozaman Sn. ADAM'ın yazdıklarını hatırlatırım. ''Atatürk ile bağlantılı olarak burada verilen bilgiler yanlış mı? Öyleyse, doğrusu nasıl?''


Aralık 03, 2011, 03:11:21 ÖS
Yanıtla #19
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 379
  • Cinsiyet: Bay

Ulu önderimizin Din'lere, özellikle İslam dinine karşı özel sevgisini(!) hepimiz biliyoruz. Ha, birileri hoş görür birileri görmez, mesela ben görenlerdenim. Başlığı açan Sayın ADAM izin verirlerse(kızmadan) daha açık konuşabiliriz!

Saygılar.
Odi Profanum Vulgus Et Arceo.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
9 Yanıt
4547 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 01, 2007, 02:54:39 ÖÖ
Gönderen: Ittihatci
2 Yanıt
2372 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 08, 2009, 03:05:25 ÖS
Gönderen: Saygın
0 Yanıt
4174 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 25, 2012, 12:39:31 ÖS
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
3048 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 25, 2012, 09:54:56 ÖS
Gönderen: NOSAM33
18 Yanıt
8823 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 01, 2012, 04:00:11 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2078 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 29, 2012, 05:42:18 ÖS
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
3301 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 30, 2012, 02:08:10 ÖS
Gönderen: karahan
39 Yanıt
12068 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 09, 2017, 06:15:42 ÖS
Gönderen: NOSAM33
1 Yanıt
3384 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 08, 2012, 06:56:14 ÖS
Gönderen: karahan
2 Yanıt
3956 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 09, 2012, 11:38:05 ÖS
Gönderen: Alşah