Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Ama Ben Sanıyordum ki...10  (Okunma sayısı 1357 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 13, 2012, 02:56:32 ÖS
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 501
  • Cinsiyet: Bay

Buluşmak üzere sözleştiğimiz yere giderken arabada çalan radyo kanalında Mazhar Fuat Özkan'dan bir parça çalıyor:

Özleye özleye kavuştuk birbirimize
Birbirimize vitaminler, moreller verdik
İçimizdeki şeytanlara zülfikarlarla saldırdık
Göz yaşlarımızı, bitti mi sandın?...

İstem dışı bir refleksle şarkıyı mırıldanıyorum... Derken dikiz aynasını düzeltirken kendimle göz göze geliyorum.

Sahi, var oluşumdan beri bütün güzellikleri ve bunun yanında bütün kötülükleri içimde barındırmıyor muyum? Öyle olmasa bile bunun böyle olduğuna inanmıyor muyum? Öyle ya, kişiyi dünyanın en kötü insanı yapmakla, en iyi ve erdemli insanı yapmak arasında eylem olarak uzaklık olsa olsa bir saç telinin kalınlığının binde birinden daha fazla değildir.

Bir insanın vücuduna bir bombayı bağlayıp onlarca cana kıymak üzere patlatmayı kendi canını da vereceğini bilerek göze almasıyla... Ne bileyim?... Bir babanın evde bekleyen küçük bebeğinin süt parasıyla, ona süt almak yerine gidip kumar oynaması, veya ne bileyim o parayla gidip kendisine içki alması aynı kötülüğü ve acıyı yaşatmaz mı?...

Bunları neden düşündüğümü soruyorum kendime... Bilmiyorum... Yani aslında biliyorum fakat nasıl anlatsam yarım kalacakmış hissi bir türlü yakamı bırakmıyor. Çaresiz kendime de susuyorum.

Kişi eğer kendi şeytanlarını, kendi meleklerini de içinde taşıyorsa ( ki ben inanıyorum, öyledir), o halde kendi şeytanlarıyla savaşmak için gereken zülfikarı dövmek için gereken demir cevherini de , meleklerinin kanatlarını süslemek için gerekli nuru da içinde barındıyor olsa gerek. Tersi biraz adaletsiz olurdu, değil mi?

Fakat hala tam bir adaletten söz edemeyiz. Bütün silahları bütün gücüyle hazır ve nazır bir şekilde içimizde bir kuytuda saldırmayı bekleyen şeytanlarımıza karşın, sahip olduğumuz tek şey onlarla savaşmak için gerekli silahları yapmamıza yarayacak ham madde. Ne var ki, bu ham maddenin de işlenip bir elden geçirilmesi gerekli, öyle değil mi? Herkesten  usta bir demirci ustası olması beklenemez ya! O halde ustayı bulmak gerek. Ustayı gerekli silahı yapabilmek için gerekli cevheri içimizde barındırdığımıza ve bunu çok istediğimize inandırmamız gerek.

Bütün bunları sesli bir şekilde düşünüyorum.  Ne yalan söyleyeyim; kendime gülmekten alamıyorum kendimi. Yok yok! gülmemin sebebi düşündüklerim değil. Masonluğu anlamaya çalışan biri olarak neler düşünüyorum böyle diye şaşırıyorum kendime.

 Oysa yoldan geçen birini çevirseniz ve ona "Masonluk nedir?" diye sorsanız, bu düşündüklerimle alakası olmayan bir sürü başka sözle karşılaşacağınıza eminim. İşte gülmemin asıl sebebi bu. Şu dünyayı yöneten, şeytan işi Masonluk  bana neler düşündürüyor böyle. Böyle düşünen birisine bunları anlatsam yüzüme nasıl bakar acaba? Öyle ya, o şimdiye kadar neler düşünmüştür, ben ona neler anlatıyorum.

Hatta biraz daha ileri gitsem ve desem ki: " Yahu bey baba, bırak dünyayı yönetmeyi, bireysel olarak kendini bilse yeter. En büyük arzuları da budur zaten onların"... "Kendini bilmek"... Alın işte önümüze bir yokuş daha çıktı. Bunu da tırmanmalıyız çaresiz.
 
Aslında kendini bilmek mi, yoksa kendini bulmak mı demeli? Kişi kendini bilir bilmeye de, her bilidğimizi bulabilir miyiz?
 
Çok yakın bir zaman da bir arkadaşımın şöyle dediğini hatırlıyorum: "İnsanın hayatı boyunca başına gelebilecek en tehlikeli anlardan biri, kendisiyle karşı karşıya geldiği andır. Bu an öylesine bıçak sırtında gerçekleşir ki, yalanlar umutlar, sevinçler yani kişinin kendisine dair ne varsa hükmünü yitirir. Bütün çıplaklığıyla kendisini gören kişinin soracağı en mantıklı soru şu olabilir: " Sen kimsin?". Fakat korkma dostum, bu an tehlikeli olmakla birlikte dünya yüzünde çok az insanın başına gelebilecek kadar ender yaşanır."
 
Nasıl yani? Dünyaya gelmiş geçmiş bunca insan kendini bulamadan mı gitmiş?... Kim bilir? Belki de aramamışlardır.

Ne diyor bu yahu dediğinizi duyar gibiyim... Demeyin. Ben Masonluğu böyle anladığım için böyle söylüyorum.

Öyle ya şimdi bir düşünelim bakalım. Bir kişi neden Mason olmak ister? Şan için mi? Para için mi? Mevkii için mi? Geçiniz. Yani geçmeyin de böyle düşünmekten vazgeçin. Çünkü siz eğer bu düşündüklerinize sahip olacak potansiyeli içinizde barındırmıyorsanız, bırakın Masonluğu size bunları kim verebilir? Önce aynaya bakmalı kişi. Asıl olan bu değil midir?

Ne uzun düşündüm öyle değil mi? Yok, uzun değil. Size satırlarca anlatmaya çalıştığım tüm bu düşünüler ancak bir göz açıp kapaması kadar bir sürede geçti aklımdan. Düşünün ki radyoda çalan şarkı bile bitmedi henüz.

Fakat itiraf etmeliyim: Bunlar benim öz düşünülerimdir; başka bir yerden alma değil. Şimdi merak ediyorsunuzdur, ne anlatmaya çalışıyor bu diye. Haklısınız; sizi suçlayamam. Fakat inanın ki bunlar ( çoğu zaman yaptığım gibi) çocukça saçmalamalar değil.

Şimdi ben Masonluğu merak ediyor... Size dürüst olmalıyım değil mi?... Masonluğa girmek istiyorum ya! Ne mevki, ne şan, ne şöhret... Samimiyetime inanmanızı isterim. Bunların hiçbirini beklemiyorum.

Ama madem samimiyetten söz ediyoruz, şunu da söylememe izin verin. Evet, benim de kendimce Masonluktan beklediklerim var. Hani iki saattir size anlatmaya çalıştıklarım var ya! Hah, işte ben de onlar için yardım bekliyorum. Bir kere şöyle sağlam, vurdum mu geri gelmeyecek bir zülfikara ihtiyacım var... Var, var da... Bu zülfikarı yapmaya yetecek demir cevheri ben de mevcut mu? Bilemem. Bir bilene sormak için çıktım bu yola zaten.

 Cevherden caydım, yoksa bir kaya paçası mıyım ben, içinden bir hamtaş çıkarılabilecek?

 Bu yolculuk boyunca zihnimde bir Masonluk tanımının oluştuğunu söylemeliyim. O tanımdır ki, öyle dine, milliyete, cinsiyete, ten rengine sığmaz. Eğer bir renk söz konusuysa, yani illaki bir kişinin  renginden, dininden, milliyetinden, cinsiyetinden bahsetmek gerikiyorsa, onu da yaparım o zaman: Evet Masonluk ten rengini önemser ama ciğerdekini, Masonluk milliyeti önemser ama kalp yürektekini, Masonluk dili önemser ama beyindekini, Masonluk dini de önemser ama akıl ve gönülde olanı.

Ben işte böyle anladım Masonluğu... Belki de Masonluk bana kendini bu şekilde anlattı. İtiraf edeyim, bu anlatış sürecinde bir hata varsa eğer, inanın benim değildir. Ben bütün samimiyetim ve iyi niyetimle dinledim. Eh, kapasitem yetmemiş ve anlayamamış ya da yanlış anlamışsam, masonların hoşgörüsüne sığınırım artık.

Böyle böyle geldim nihayet buluşma yerimiz olan kafenin önüne. Birazdan tanışacağım kişinin nasıl biri olduğuna olan merakım yine gün yüzüne çıkıyor. İçimde bir ürperti hissediyorum. Aracımı park edip kafeye doğru yöneliyorum. Tam kaldırımdan adımımı atmak üzereyken bir sokak kedisi mırlayarak paçalarıma sürtünüyor... Çok güzel bakıyor. Vaktim yok. Eğer çıktığımda hala buralardaysa ona bir ziyafet çekmek için kendime söz veriyor ve hızlı adımlarla kafeye doğru yürüyorum.
enelsır


Ocak 13, 2012, 08:50:44 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1800

Alıntı
Fakat itiraf etmeliyim: Bunlar benim öz düşünülerimdir; başka bir yerden alma değil. Şimdi merak ediyorsunuzdur, ne anlatmaya çalışıyor bu diye. Haklısınız; sizi suçlayamam. Fakat inanın ki bunlar ( çoğu zaman yaptığım gibi) çocukça saçmalamalar değil.



Selamlar,
yazar burada okuyucusuylami konusuyor yoksa gidipte bulusacagi kisiylemi?
Ben yazarin okuyucusuyla konustugunu saniyorum ve bunu biraz gereksiz görüyorum. Okuyucunun size inanma zorunlulugu yok ama sizin savlarinizla okuyucuyu ikna etme sorununuz var. Aslinda gereksiz bir cümle gibi geliyor bana, örnegin böyle bir cümle olmasaydi ben giciklik edip " acaba yazar "kimsin" sorusunu baska biryerdenmi aldi" diye düsünmezdim belki. Masela su ünlü Felsefe kitabi " Sofi"nin Dünyasi"da bu soruyla basliyor, "sen kimsin"diye.

Saygilarimla


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
2520 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 04, 2012, 01:25:51 ÖS
Gönderen: BULGARIA
9 Yanıt
3920 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 22, 2011, 12:43:50 ÖÖ
Gönderen: Alşah
3 Yanıt
1661 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 04, 2012, 04:46:37 ÖÖ
Gönderen: NOSAM33
2 Yanıt
1445 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 08, 2011, 02:58:31 ÖS
Gönderen: enelsır
0 Yanıt
1163 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 17, 2011, 05:29:42 ÖS
Gönderen: enelsır
2 Yanıt
1698 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2011, 08:03:11 ÖS
Gönderen: Alşah
1 Yanıt
1256 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 21, 2011, 12:19:39 ÖÖ
Gönderen: Alşah
2 Yanıt
1142 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 09, 2012, 11:08:29 ÖS
Gönderen: Alşah
3 Yanıt
1202 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 30, 2012, 12:53:14 ÖS
Gönderen: Tij
0 Yanıt
938 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2012, 12:22:34 ÖS
Gönderen: enelsır