Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Kadın’ın Bitmeyen Çilesi - 18  (Okunma sayısı 1719 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Şubat 13, 2012, 05:23:35 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay



Bu aktarımı unuttuk gibi...

Oysa isteyenler var; biliyorum. O yüzden devam ediyorum.



Antik Helenlerde Kadın



-   Batılı araştırmacıların öve öve bitiremedikleri ve günümüz Batı uygarlığının köklerini bağladıkları Antik Helen uygarlığında kadının toplumsal konumunu incelerken öncelikle Helen mitolojisinde kadının konumuna değinmemiz gerekiyor.
-   Bilindiği gibi Helenlerin kutsal kitap olarak kabul edilebilecek bir kitapları yok. Kutsal bir kitabı olmayan bu ulusun dinsel inançlarıyla ilgili tüm bilgilerimizi Hesiodos ve Homeros adlı iki ozanın günümüze kadar gelebilmiş yapıtlarından öğreniyoruz. Her ikisinin de ne bir peygamber ne bir teolog edasıyla öne sürdükleri savları var. Bize yalnızca tanrıların “insanca” diyebile-ceğimiz yaşamlarını anlatıyorlar. Dogmacı bir dizge bir yana, derli toplu bir töresel öğreti bile sunmuyorlar.
-   Onun için elimizde bir Helen mitolojisi var ama bir “Helen teolojisi” yok.
-   Kendileri de her türlü değişmeye, hatta yok olmaya zorunlu, insan gibi alın yazısına bağlı, üstelik töresel ve erdem yönünden insanlardan üstün olmaya hiç de istekli olmayan tanrılarla senli-benli olmak zor bir iş değil.
-   İnsanlarla tanrılar arasındaki bağ; bir efendi-köle, tanrı-kul, hükümdar-uyruk bağından çok, aynı alın yazısının etkisinde kalmış bir baba-oğul bağına benziyor. Burada, tek tanrılı dinlerdeki gibi bir “yaratıcı” olmadığı gibi, “düşmüş, aşağılanmış bir suçlu insan” da söz konusu değil.
-   Ortadoğu kültlerinde olduğu gibi, Helen mitolojisinde de yaratılışın köke-ninde bir “toprak ana” var; Yani, yaratan, yaşatan ve öldüren bir güç. Bu Hesiodos’un (İ.Ö. 800) Theogonia adlı yaratılış ve tanrıların doğuşu üzerine yazdığı, mitolojinin temel anlatımı olan eserde adı geçen, her şeyin başlangıcı dişi bir varlık olan Gaia’dır. Yani burada da bir Ana Tanrıça kavramı var.
-   Ancak destanın sonuna doğru işler döner dolaşır, patronluk yine Zeus Baba’ya verilir. Yine de bu durum binyıllardır süregelen yerleşik Ana Tanrıça ve kadının yaratıcılığı kavramlarını bir çırpıda silmeye yetmez. Onun için Baba Tanrı olduğunu ispat etmeye çalışan Zeus, zaman zaman yaratıcılığa, eş deyişe doğurganlığa da öykünür. Örneğin, Semele (Semele Frigya dilinde Ana Tanrıça demektir) ile birleşir, ancak bu birleşmeden olan çocuk yedi aylıkken anne ölür ve bu çocuk, -ki bu Dionysos’tur-, Zeus’un baldırına aşılanır ve zamanı gelince doğar.
-   Tanrıçalara özgü doğurganlığı bir bakıma Zeus üstlenmiştir.
-   Zeus daha sonra bilge tanrıça Metis’le birleşmesinden olan Athena’yı yutup kafasından doğurur. Zeus’un marifetleri bu kadarla da kalmaz.
-   Şafak Tanrıçası Eos’un aşık olduğu Truva kralının oğlu Ganymedes’i de kaçırır ve yatağına atar. Bundan sonra Ganymedes’in görevi, Ana Tanrıça olan Hebes’in daha önce yerine getirdiği, Tanrılar sofrasının şarap sunuculuğu olur.
-   Bu efsane de ataerkilliğe yönelmiş bir toplumda kadına gerek olmadığını göstermek için yaratılmıştır. Platon’un bu konudaki görüşü de ilginçtir.
-   “Phaedrus” adlı eserinin 79. bölümünde Platon, Ganymedes efsanesine değinerek “Biz de Baba Zeus’u taklit etmeliyiz.” der! Bir bakıma o zamanın Helen toplumunda moda olan oğlancılığa övgüler düzer…
-   Atina’ya da bir göz attıktan sonra aynı devirde Ege’nin öbür kıyısına geçebiliriz. Burada, yani İyonya’da bizi yine bir Ana Tanrıça’nın beklediğini görüyoruz. Tüm Ana Tanrıçaları erilleştirme veya evcilleştirme gayretlerine rağmen Efes’te bizi güçlü bir Ana Tanrıça, Artemis karşılar.
-   Artemis, Akdeniz çevresinde ve Ortadoğu’da bin yıllarca tutunmuş, değişik çağlarda ve bölgelerde ad değiştirerek hüküm sürmüş bir tanrıçaya, belli bir süre içinde ve belli bir bölgede, özellikle Efes’te İ.Ö. 2000’den itibaren verilen addır. Anadolu’nun Phrygia bölgesinde Semele diye bilinen Ana Tanrıça, Orta Anadolu’da Kybele ya da Hepa diye anılır. Hepa, Batı Anadolu’ya, yani İyonya’ya gelince Hebe olur. Filistin’e kendi adlarını veren Anadolu göçmeni Pulasati’ler Hebe’yi Kudüs’e taşırlar. Orada Hepa “Heve” yani Havva olur.
-   Güneybatı Anadolu’da, yani Lykia’da ise Leto diye adlandırılır. Suriye ve Filistinde Lat adıyla tanınır. Görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim’de sözü geçen Lat putunun kökeni Ana Tanrıça Leto’dur. İngilizcedeki lady sözcüğü Lykia dilinde kadın anlamına gelen Leto’dan gelir. Atinalılar ise Leto’yu Leda’ya çevirir, ardından da Zeus’la çiftleştirip Helen’ı yaratırlar.
-   Anadolu’lu Kybele Mekke’de Hibel veya Kibel diye anılır ve Kureyş kabilesinin özel tanrıçasıdır. Müslümanların namaz kılarken yüzlerini döndük-leri Kıble, yani Mekke yönü, bu sözcükten gelir.
-   Tüm Ortadoğu ve Anadolu yöresinde bir kült olarak saygı gören Ana Tanrıça Artemis, son önemli görevini Efes’te yerine getirir.
-   Bu görevin ne kadar çok yönlü olduğu Artemis heykellerinin üzerindeki simgeler ve figürleri incelediğimiz zaman ortaya çıkıyor. Heykelin iki yanında iki geyik, kollarında ve bedeninin her tarafında çeşitli hayvan kabartmaları görüyoruz: Aslan, keçi, boğa, arı, sfenks, grifon (gagalı, kanatlı, aslan bedenli mitolojik bir hayvan).
-   Artemis av tanrıçası olmanın yanı sıra, hayvanların da koruyucusudur. Başının üzerinde üç katlı kale biçiminde üç tapınak taşır. Bunlar doğaya egemenliğinin yanı sıra şehirlerin, yani uygarlığın da yöneticisi olduğunu simgeler. Ensesindeki dolunay şeklindeki disk ile alnındaki hilal, onun ay tanrıçası olduğunu belirler. Boynunda bitki yaşamını simgeleyen küçük süslerden sonra zodiak işaretlerinden örülmüş kalın bir gerdanlık sarkar. Bunlar da hayvanlar âleminin tanrıçası olmanın yanı sıra, onun astrolojik ve dolayısıyla evrensel önemine işaret etmektedir.
-   Ancak heykelin en belirgin ve anlamlı özelliği göğüs kısmı ile belinin arasındaki dört sıra memedir.
-   İyon ve Helenler ona bunun için Polymastos (çok memeli) derler. Bunların bereketi simgelediği kesindir, ama memeye benzeyen bu şekillerin ne oldukları konusunda yorumlar çeşitlidir. Bunlara hurma salkımı veya bir grup erkek arı diyen araştırmacılar da vardır.
-   Efes şehrinin adının kökeni olan apasus, Latince “apes” eş deyişle arıdan gelmektedir. Ayrıca Efes şehrinin simgesi arıydı.
-   Bu simgelerin bereketi simgeleyen boğa husyeleri olduğunu da öne sürenler vardır. Bu olasılığı boğanın Girit uygarlığından bu yana bütün Ortadoğu kültlerinde bereket tanrıçasının tamamlayıcı simgesi olması, hadım edilmenin ve erkeklik organlarının bereket tanrıçasına hediye edilmesi kuvvetlendirmek-tedir. Bu bağlamda daha önemli olan ise vücudun üst kısmındaki bu yuvarlak-ların hem besleyen, süt veren kadın hem de dölleyen, meni kaynağı olan boğa simgesi olması, yani her iki cinsi simgelemesidir. Tanrıça, salt yaratma, yaşam ve ölüme egemen bir simge olmasının yanı sıra cinsiyetlerin zıtlığına da üstün gelmektedir. Giderek anaya, ana tanrıçaya özgü olduğu düşünülen “yaratma” eyleminin yerini “üreme” ve “doğum” almaktadır.
-   Artemis’in bir tanrıça olarak bünyesinde topladığı bu çok anlamlılığın, çift anlamlılığın, adeta evrenselliğin, en önemlisi göksellikten dünyeviliğe geçişin nedenleri İyonya’nın İ.Ö. son 500 yıl içindeki düşünsel gelişmesiyle de ilişkilidir diyebiliriz. Miletli Thales, Leukippos, Anaksimandros ve Anaksimenes, Sisamlı Pythagoras, Efesli Herakleitos, Kolophonlu Ksenophanes, gibi evren, doğa, yaşam, Tanrı kavramlarını sorgulayan, felsefe ve bilimin öncüsü düşünürler bu bölgede yaşamışlardı.
-   İyonya’da ana tanrıça Artemis kavramının çevresindeki dünyevî gelişme yaşamın her alanına yayıldı. Örneğin tapınakta yapılan danslı, müzikli ayinler sanatsal etkinliklerin öncüsü, bu tapınak danslarındaki ritmik adımların ölçüleri epik şiir yazımının temel ölçülerini oluşturdu. Her yıl ilkbaharda yapılan Artemis şenlikleri dinsel şölen olma ötesinde müzik, dans ve spor etkinlikle-rinin düzenlendiği görkemli bir festivale dönüştü.
-   Bu şenliklere gelen yabancıların hem burada eğlenmelerini sağlamak, hem de Tanrıça adına bunlardan bağış almak için çalışan örgütler vardı. İş o kadar ileri gitti ki İ.Ö. son ve İ.S. ilk yüzyıllarda Efes ve Artemis tapınağı Batı Akdeniz dünyasının banka ve finans merkezi haline geldi. Artemis tapınağının Megabysos unvanlı başrahipleri, mal varlıklarını tapınağın kutsallığına emanet eden zenginlerin paralarını değerlendirerek, borç vererek tapınağa gelir sağlamak görevini de yürütüyorlardı.
-   Ana tanrıça ekseninde kadının uygarlık tarihi içindeki evrimini incelerken “Büyük Anne” Artemis üzerinde çok fazla durmuş olabiliriz. Ancak Artemis’in yukarıda değindiğimiz, Efes’te yerine getirdiği son önemli görevin bu sırada Ortadoğu’da doğan ve gelişen Hıristiyanlıkla ilgili olduğunu belirtirsek bu denli uzun uzun Artemis’i anlatmamızın nedenleri ortaya çıkar.
-   İ.Ö 356’da Büyük İskender’in doğduğu gece yakılan Artemis tapınağı 30 yıl sonra yeniden inşa edilmeye başlandığında İskender çoktan İyonya’yı ele geçirmişti ve tapınağın bitirilmesini üstlenmek istedi.
-   Gururlu Efeslilerin bunu reddetmesi üzerine o zamana kadar Efeslilerin Perslere ödedikleri vergilerin bu işte kullanılmasını emretti ve tapınak yeniden inşa edildi. İskender’in gayesi askerî başarıları, fethettiği bölgelerde birlik ve eşitlik kurarak pekiştirmek için Artemis rahip ve rahibelerinin ve Ana Tanrıça kültünün toplumdaki gücünü kullanmaktı. Örneğin İran’da Ekbatana’da bir törende Artemis maskesiyle ortaya çıkmıştı.
-   Böylece tanrısal gücü kişiliğinde yansıtmaya çalışmıştı.
-   Ancak İskender’in ölümünden sonra Efes ve Artemis tapınağı Önasya’daki rakip güçler olan Persler, Pontus Kralları, Romalıların en önemli hedefi oldu hatta oyuncağı gibi oldu.
-   Anadolu’nun Roma egemenliği altına girdiği ve Hıristiyanlığın ortaya çıkmaya başladığı döneme bir göz atma zamanı geldi.
-   Batı Anadolu’nun toplum yapısı bu evrede, tepede tanrılaştırılmış kral ve etrafındaki egemen ve güçlülerin azınlığı, Roma yurttaşları ve askerler orta sınıfı, en altta da güçsüz ve fakir bir avam tabaka ile kölelerden oluşuyordu.
-   Bir yandan Romalıların yoksul alt sınıf üzerindeki sömürgeci baskısı, diğer yandan da ilk Hıristiyanlara yapılan işkenceler özgürleşme, yaşamın iyileştiril-mesi, kurtuluş istek ve özlemlerini yaratır ve Artemis tapınağı bir sığınma alanı haline gelirken koruyucu ve şefkatli “Büyük Anne” kültü yeniden güncelleşti.
-   Hıristiyanlığın doğuşuyla birlikte Önasya, bu yeni dini yaymak için İncil’in öğretildiği bir merkez oldu. Önasya’nın yedi kilisesinden en önemlisi Efes’tekidir. Üstelik Hıristiyanlığa döndürülmek istenen insanlar Artemis kültüne iyice bağlı putataparlardır. Dönme eyleminin karşılıklı etkileşimle oluştuğu kuşkusuzdur. Böylece putataparların Ana Tanrıça kavramı Hıristi-yanlığı önemli ölçüde etkiledi. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı ve Azra Erhat dahil birçok araştırmacı Meryem Ana efsanesinin güçlü Artemis kültünün bir devamı olduğu konusunda diretirler. Bu konu Avrupalı birçok kültür tarihçisi tarafından da desteklenir.
-   İsa’nın havarilerinden Aziz Pavlus’u Efes tiyatrosunda dinledikten sonra ilkin dirençle karşılayan ve “İsa ya da Meryem’den bize ne, bizim Tanrıçamız Artemis’tir” diyen Efesliler zamanla gevşememiş kültür tarihinde benzeri az görülen bir transpozisyon (yerine yenisini koyma -ikame) örneği vermişlerdir.
-   İnandıkları, tapındıkları büyük Ana Tanrıça kendilerine yasak edilince, inançları yüzünden işkence ve saldırılara uğrayınca, Meryem adıyla karşılarına çıkarılan ve zorla kabul ettirilen tanrısal varlığa Artemis’in bütün niteliklerini aktarmışlar, böylece inançlarının özünü korudukları gibi Meryem Ana’yı yüceltmişlerdir. Onu da büyük bir ana, büyük bir Tanrıça nitelikleriyle dünyada tutulabilen bir varlık olarak yaratmışlardır. Onun içindir ki Meryem Ana’nın Efes’e getirilmesi, Efes’te Bülbül dağındaki tapım yerinde yaşayıp ölmesi olayı gerçek olsun ya da olmasın, Meryem Ana imgesi Efes’le yakından ilgilidir, Meryem Ana Anadolu’nun ve özellikle Efes’in bir yaratısıdır denebilir.
-   Helen mitolojisinde Ana Tanrıça’nın yerini ve yetkilerini giderek erkek tanrılara bırakmasının öyküsüne son verip gerçek yaşamdaki Helen kadınının konumunu inceleyelim.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1863 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 04, 2012, 04:37:42 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1603 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 06, 2012, 03:59:08 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4241 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2012, 04:38:38 ÖS
Gönderen: ADAM
4 Yanıt
1918 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 26, 2012, 08:46:04 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1914 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 15, 2012, 03:30:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1466 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 17, 2012, 05:04:47 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2600 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 18, 2012, 01:29:42 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1265 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 23, 2012, 05:43:19 ÖS
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
1693 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2012, 10:44:09 ÖÖ
Gönderen: enelsır
0 Yanıt
1766 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 14, 2012, 03:13:34 ÖS
Gönderen: ADAM