Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Atatürk’ün Masonluk ile İlişkisi Üzerine Yazılar … 3  (Okunma sayısı 9316 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 26, 2012, 07:43:34 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Sonra 22 Eylül’de Sayın Karahan  “Atatürk mason muydu?” başlığının altında şöyle bir iletiye yer vermiş:

“….  1.dünya savaşından sonra 4 imparatorluk yüzlerce yıllık yerle yeksan edildi ve yerlerine yeni devlet şekilleri kuruldu.Bunlardan en önemlilerinden biri olan rusyada bolşevik ihtilali ve sonrasında komünizmi iktidara taşıyan kadroların içinde yine kurucu masonlar vardı.Sn. Adam şu soruyuda anlatımına katarak cevap verirse sevinirim.
Türkiyede cumhuriyet kuruldu ve devrimler yapıldı,rusyada ise ihtilal yapıldı ve komünizm hakim kılındı eğer aynı mason kadrolar ise 2 ülkede 2 farklı sistemi nasıl kurdular.
Bu nokta kolay anlaşılır gibi değil,bir yerde komünizmi savunan masonlar bir yerde cumhuriyetçi masonlar gibi duruyor akla yatkın değil,fakat akla yatkın olmamakta bazı durumlarda olayın sorumluluğundan adamı kurtarır.”


İyi, güzel, bu soruya yanıt verelim çünkü yanıtlanabilesi bir soru. Ancak bu başlık yeri değil. Şunu “Masonluk Üzerine Sorular ve Cevaplar” bölümüne aktaralım ve orada yanıtlayalım.



Sayın Karahan “M. Kemal Atatürk mason mu? Atatürk Mason localarını kapattı mı?” sorusunu ileri süren bir diğer alıntı ile devam etmiş 22 Eylül tarihli paylaşımına…

Buna şöyle bir yanıt verirsem acaba görgüsüzlük mü etmiş olurum

Temcit pilavı.  Bu konuda kaç kez anlattık saptırmaları ve doğruları.

Alıntı devam ediyor:

“Bu yazıda M. Kemal Atatürk’ün Osmanlı’yı yıkmaya çalışan masonların teşkil ettiği hareketin bir parçası olduğunu ve M. Kemal’in masonluğunu okuyacaksınız.”

Tamaaam. İşte şecaat arzeden merd-i kıpti… Osmanlı hayranı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Cumhuriyet’e karşı. Bu memlekete halkın sahip olmasına, egemenliğin milletin olmasına karşı. Padişahlık yani monarşi hayranı. Hepimiz bir kişinin kulu olacağız, öyle mi? Sonra da onun soyundan gelenlerin... Bu arada o, ailesi ve onun gibi olanlar da öyle bir ortamda kendi çıkarlarını elde edecek!

Hadi oradan…

Devam ediyor:

“Nesta H. Webster eserinde[1], “Jön Türkler hareketi, İtalyan Büyük Doğu’sunun direktifi altında, Selanik Mason Locaları tarafından başlatılmıştır. Aynı makam, daha sonra M. Kemal’in başarıya ulaşmasında da yardımcı olmuştur.”[2] diyerek mason localarının Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte ve Cumhuriyet döneminde oynadığı role özlü bir şekilde işaret etmektedir. Aynı şekilde, 1920 yılında Londra’da yayınlanan Morning Post gazetesi de; “Kesin olarak söyleyebiliriz ki, Türk İhtilali hemen hemen tümüyle bir Mason-Musevi komplosudur.”[3] ifadesiyle bu rolü teyid etmektedir.

Bundan da anlaşılmaktadır ki, M. Kemal Atatürk’ün içinde bulunduğu hareket; “Mason yapılanmasıydı.”


Açıkça antimasonik ve Atatürk karşıtı, Türkiye Cumhuriyeti karşıtı bir söylem dizisi, üstelik anlatılanların ve söylenenlerin sonucu olmayan yapayanlış bir yorum yaratımı… Buna ne denilebilir ki…

Sayın Karahan’ın aktarımı burada bitmedi. Devam ediyor. Ancak ben bu satırları okuyunca elimde olmadan sinirlendim. Türkiye Cumhuriyeti’nin sağladığı erdemleri bu kadar kavrayamamışlık, bu kadar mürtecilik olur. O yüzden devamını sonraya bırakıyorum.

Bu arada, benimle aynı tutumu paylaşmayan hatta bana karşı olanlar itirazlarını yazabilir.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 26, 2012, 08:57:42 ös
Yanıtla #1
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

sn.adam

Sayın Karahan’ın aktarımı burada bitmedi. Devam ediyor. Ancak ben bu satırları okuyunca elimde olmadan sinirlendim. Türkiye Cumhuriyeti’nin sağladığı erdemleri bu kadar kavrayamamışlık, bu kadar mürtecilik olur. O yüzden devamını sonraya bırakıyorum.


bu satırlar bana ait değil o yüzden ne mürtecicim nede cumhuriyetin bana sağladığı erdemleri anlamayacak bir aymazım.

bunların benimle alakası yok her kes birşeler paylaşıp anlatıyor herkes ya bildiğini ya duyduğunu yazıyor.Beim yaptığım ise nette bir yazı gördüm tamda bu konu ile alakalı ve paylaştım bunu niyete burada bakılmaksızın hatta fikrimi bile bdaha beyan etmemişken bu ifadelere karşı savunma yapmak zorunda kalıtyorum.

Yok be kardeşim kimin ne anladığını bilemiyorum ben böyle bir yazı okudum doğrumu değilmi bilemiyorum bilen varsa yorumlar sadec okadar.

ne erdemim ne mürteciliğim kaldı yada ben yazılanları yanlış okuyup üzerime alınıyorum bilemedim
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 27, 2012, 07:42:41 öö
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Şaştım kaldım...

Kim edilmiş olan o sözlerin Sayın Karahan'a ait olduğunu söyledi ki!... Böyle bir alınganlığa ne gerek var? Ben Sayın Karahan'ın bir aktarımda bulunduğunu açıkça belirttim. Dolayısıyla benim ettiğim  sözler de Sayın Karahan'a değil, her kimin kitabından ya da yazısından aktarmış ise o kişiye yöneliktir. Daha önceki deneyimlerimiz, Sayın Karahan'ın internetteki sitelerden kopyalama yaptığını göstermişti. Şayet kaynağını belirtmiş olaydı, yorum ve değerlendirmelerimi o kaynağın ve oradaki yazarın adını vererek yapardım.

Sayın Karahan'ı burada Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı ile, padişahlık hayranlığı ile, mürtecilik ile suçlamam ama buraya, bu ilerici ve Atatürkçü mason sitesine, öyle fes kafalı bir siteden (isterseniz adını da vereyim) alıntı getirdiği için hoşgöremediğimi belirtirim. Bu alıntıyı alıp getirirken, o sitenin ne menem olduğuna bir bakması ve  "..... adlı sitede deniyor ki::.... " diye açıkça belirtmesi gerekirdi diye düşünürüm.

Sayın Karahan gocunacaksa, önceki yazdığımdan ötürü değil, işte şimdi gocunsun asıl...
                             
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 27, 2012, 01:24:31 ös
Yanıtla #3
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 301
  • Cinsiyet: Bay


Degisik kaynaklardan alinti yapilirken "bu alinti suradan, su alinti bu kisiden" gibi eklemeler yapilmadikca her zaman bu turden yanlis anlasilmalarla karsilasiyoruz.

Zaman zaman alinti yapilan kaynaga emek sarfeden sahsin emegine saygi gostermemis, zaman zaman da tepki gosterilen alintidaki fikrin tarafimizca ifade edilmis oldugu yanilsamasina maglup olmus oluyoruz.

Sevgi ve saygiarimla.
"Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır."
Ludwig Wittgenstein


Eylül 27, 2012, 07:41:06 ös
Yanıtla #4
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

sn.adam

son cümlenizin akışı böyle anlamama sebep oldu neyse siz öyle kast etmemişsiniz şimdi ben şaşırdım kaldım nasıl yanlış anladım diye.Ama bu alıntı işi kabak tadı verdi artık adam gibi meramını anlatamıyorsun.

Lakin şuna katılmıyorum sitenin formasyonu ne olursa olsun oraya takılıp kalınca özü kaçırıyoruz yine,sitenin mayası bozukta olsa kişiye göre benim burda yayınlaığım yazıda yapılan alıntılarda gösterilen kaynaklara güvenerek burada yayınladım ayrıca,ama maalesef sn.adam da dahil o gösterilen kaynaklarında sanırım sırf bu sitede yayınlandığı için geçersiz kabul ediyor yada mayasının bozulduğunu düşünüyor.

Bu karşıt fikir dediğiniz sizlerin ne olaki bende bunu merak ettim karşıt fikirmi aynı fikirmi?

Sn.adam da bazen kızdığında  o güzel ifadelerinin dışına çıkabiliyor o son cümlesi ona has bir uslupmudur bilemem ama fes kafalı site sözündeki hafif alaycı tavırla bir belirtme yapıyor ama türkiyede kim fes takıyor artık bilmiyorum,sadece süs eşyası oldu artık hala kendin gibi düşünmeyenleri gerici,fes kafalı tanımlamaları ile ötelemek ve ötekileştirmek olmuyormu bu memleketin içindeki herşey bizim rengimiz değilmi bana bu bakış tuhaf geldi,sn.adam belki sinirlenince böyle konuşuyor ben böyle düşünüyorum.

saygılarımla
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 29, 2012, 05:15:35 ös
Yanıtla #5
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Salyın Karahan'ın bu deyişine bir yanıt vermiştim ama bağlantı sorunu nedeniyle geçemediği anlaşılıyor.

Burada sözünü ettiğim gerçek ya da sanal kişi tam fes kafalı. Şöyle ki;

Sayın Karahan'ın aktarma yapmış olduğu internet sitesinin sol üst köşesinde logo gibi bir resim var. Fes kafalı.

Bu fes kafalıların niteliklerini biliyoruz.

Ne yazık ki onlar o fesin kafayaü takıldığı tarihlerde yaşamış olsalardı, şimdi özgürce dile getirdikleri bu sözlerini edemezlerdi.

Cumhuriyetin erdemlerini kavrayamayanlara ne demeli bilmem ki?... Bunlar ruhlarını kime sattı ya da kiraya verdiler acaba? Bedeli iyi mi bari?

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 29, 2012, 08:53:05 ös
Yanıtla #6
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

sn.adam


Bilmemenize imkan yok yukarıdaki sözlerinize hem katılıyorum hemde eleştireceğim  ama biraz farklı şöyleki,

Sözünüz doğru fes kafada moderniteyi simgelediği dönemlerde bu sitedeki hiç kimse o sözleri söyleyemezdi burada hemfikiriz lakin o işin uzantısıda var cumhuriyetin ilk dönemleri farklımıydı sanki bunu gözardı edip bu cümleyi kurmanız doğrı kaçmaz, hatırlarsanız fikir suçu kavramı hala anayasa maddesi olarak yıllarca tartışıldı o suçmu bu suçmu diye fikren ne zaman özgür oluruz bilemem ama jer dönem byu ülkede çok zor yıollar geçirdiğimizi ayrım yapmadan söylemek ve kabul etmek daha doğru olur.

Cumhuriyet dönemi şartlarını kendi içerisinde tarihgi gelişimlere göre değerlendirdiğimizde ise bu özgürlükleride hemen öyle kolay verişlebilir şeyler olmadığınıda biliyorum.Sadece işi fes kafalılara havale edip gericiliğin tek adresi olarak göstermeyi dar bir bakış açısı olarak değerlendirdiğimi söyleyeyim.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 29, 2012, 09:20:14 ös
Yanıtla #7
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay

Doğrudur.

Konu ulu önderimiz Atatürk olunca, ona söz ettirmeyiz.

Konu demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetimiz olunca, taraflıyız.

Bugünlere varabilmemiz kolay olmamıştır. Gelmişsek de sonuna varmış değiliz. Cumhuriyet, özgürlük, sosyal adalet, gelişme, evrim... Bunlar bedava değildir. Dedelerimiz, babalarımız ödedi, yetmedi. Biz de ödüyoruz, yetmiyor. Çocuklarımız da başladı ödemeye.

Ne de çokmuş borcumuz, ne ağırmış bu işin bedeli meğer.

Ödeyeceğiz.

Atatürk bize en büyük armağanını Kastamonu'da vermişti.

Onu unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Başımıza şapka, kasket, kep takarız; fese dönmeyiz.

Bu bağlamda dar bakışlıyız; doğrudur.

Sanmam ki masonlar bizden farklı düşünsün.

Yanılıyor muyum?


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 29, 2012, 09:45:51 ös
Yanıtla #8
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Mustafa Kemal Paşanın Şapka inkılabı ve Şapka giymenin fikhî hükmü
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı M.K. Atatürk, Cumhuriyetin 1923 yılında ilanından sonra, bir takım reform hareketlerine girişti ve herkesçe bilinen inkılapları aşamalı olarak gerçekleştirmeye başladı. Bu cümleden olarak Osmanlı döneminin simgelerini ortadan kaldırmaya ve dinî kaynaklı giyim farklılıklarının yurttaşlar arasında ayırım yaratmasını önlemeye yönelik adımlar attı. Giyim konusundaki bu yeniliklerin başında şapka geliyordu. Çünkü Atatürk'e göre şapka batılı ve modern olmanın simgesiydi, uygar kıyafetin ayrılmaz bir parçasıydı. Bunun dışında kalan (fes, sarık, külah vb.) başlıklar, Türk ulusunun kıyafeti olamazdı. Nitekim 24 Ağustos 1925 tarihinde, Kastamonu'ya yaptığı bir gezide, elinde Panama şapkası biçiminde geniş kenarlı beyaz bir şapka olduğu halde halka şöyle seslendığını görüyoruz:
"Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp canlandırmağa yer yoktur. Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz, ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız!
Arkadaşlar, kesin olarak söylüyorum, korkmayınız! Bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek ve önemli bir sonuca götürüyor. Isterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim. Bunun önemi yoktur..." (K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, Istanbul 1981, X, 67).
M.K. Atatürk, bu konuşmasında, inkılâbından asla tavız vermeyeceğini ifade etmesine rağmen, şapka giyilmesi hususunda kesin bir emir vermemiştir. Ancak kadın-erkek herkesin giymesini içtenlikle arzu ettiğini bildirmiştir. Akşamleyin Ankara'ya döndüğünde, kendisini karşılamaya gelenlerin tamamının şapkalı olduğunu görmüştür (Yeni Türk Ansiklopedisi, X, 3818).
Bundan bir kaç gün sonra toplanan (2 Eylül 1341/1925) bakanlar kurulu, devlet memurlarına şapka giyme mecburiyeti getiren 2413 no'lu kararnameyi çıkarır. Ardından da 15 Kasım 1925 tarihinde Konya milletvekili Refik Bey ve arkadaşları Meclise şapka giyilmesi ile ilgili kanun teklifini verirler. Bursa milletvekili Nureddin Paşa bu kanunun Teşkılatı Esasıye Kanununa (Anayasa) aykırı olduğunu ileri sürerek geri alınmasını ister. Ancak çoğunluğun lehte oy kullanması sonucu 671 sayılı "Şapka Iktisası Hakkında Kanun" 25 Kasım 1925 tarihinde kabul edilir ve 28.11.1925 günü 230 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girer. Kanun şu üç maddeden oluşmaktadır:
1- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile genel ve yerel yönetim görevlileri, her türlü kuruluşta görevli memurlar ve müstahdemler Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet meneder.
2- Iş bu kanun, yayınlandığı tarihten itibaren geçerlidir.
3- Iş bu kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yürütme Kurulu üyeleri tarafından yürütülür (Bak. Bekir Sıtkı Yalçın - Ismet Gönülal, Atatürk Inkılabı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1984, 99 vd.).
Şapka Kanunu ülkede önemli bir direnişle karşılaştı. Yasa T.B.M .M .'nde kabul edildiği gün Erzurum'da protesto gösterileri oldu. Bunun üzerine bu ilde sıkıyönetim ilan edildi ve gösteriye katılanlar Sıkıyönetim Mahkemesine verildi. Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Trabzon ve Gümüşhane'de yasayı protestoya yönelik eylemler gerçekleştirildi. Bu eylemlere katıldığı ileri sürülen birçok kişi Istiklal Mahkemelerinde yargılandı; bunların bazıları ölüm, bazıları da ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Ölüm cezasına çarptırılanlardan biri de Iskilipli Atıf Hoca'dır. Aslında Atıf Hoca, protesto eylemlerine bizzat katılmamış, fakat adı geçen kanunun yayınlanmasından yaklaşık bir buçuk yıl önce (1340/1924) yazıp neşrettiği "Frenk Mukallitligi ve Şapka" adlı risalesinden dolayı Ankara Istiklal Mahkemesince suçlu bulunarak idama mahkum edilmiş ve 4 Şubat 1926 tarihinde hüküm infaz edilmiştir (Iskilipli Atıf Hoca, Frenk Mukallitliği ve Islâm, IXX, Çile Yayınevi, Istanbul).
1939'da Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddeşiyle şapkadan başka başlık giymeyi alışkanlık haline getirmenin cezası üç aya kadar hapis olarak belirlendi. 1961 ve 1982 Anayasaları, öbür devrim yasaları gibi 671 sayılı yaşanın Anayasaya aykırılığının ileri sürülemeyeceğini hükme bağlamıştır (Ana Britannica, XX, 237).
Şapka giymenin fikhî hükmü:
Hiç şüphe yok ki, şapka bizatihi haram değildir. Zaten hiç bir Islâm âlimi, onun bizatihi haram olduğunu iddia etmemiştir. Ancak küfür alameti olarak kabul edildiği ve hakikaten gayr-i müslimlerin dînî kıyafeti olduğu dönemlerde, hemen hemen tüm Islâm âlimleri tarafından giyilmesine karşı çıkılmış, onu giyenler, niyetlerine göre kâfir ya da günahkâr kabul edilmişlerdir.
Biliyoruz ki, Islâm dininde bir şeyin kesin olarak haram sayılabilmesi, dolayısıyla onu işlemenin günah ya da küfür kabul edilebilmesi için hakkında açık bir nas olması gerekir. Aksi halde -peygamberler dahil- hiç bir kimse keyfî olarak, Allah'ın helâl kıldığını haram, haram kıldığını da helâl sayamaz. Ancak, hakkında kesin ve açık bir nas olmayan hususlarda Islâm âlimlerinin ictihad yoluyla bir kanaate varmaları mümkündür.
Bu noktadan hareketle Kur'ân-ı Kerîm'i incelediğimizde, ne şapka ne de başka bir kıyafetle ilgili herhangi bir hüküm göremeyiz. Lâkin Cenab-ı Allah'ın, mü'minleri sürekli olarak inanç ve davranış bakımından kâfirlere benzemekten sakındırdiğini görebiliriz .
O halde Islâm âlimlerinin şapka hakkındaki olumsuz kanaatlerinin dayanağı nedir? Islâm din bilginlerini bu kanaata sevkeden sebep, Peygamber (s.a.s)'in, sürekli olarak müslümanları gayr-i müslimlere benzemekten sakındırması ve bu konuda hassasiyet göstermesidir. Nitekim Rasûlüllah (s.a.s): Bir kavme benzemeye çalışan, o kavimdendir" (Ahmed b. Hanbel 11, 50; Ebu Davud, Libas, 4) ve "Bizden başkasına benzemeye özenen bizden değildir" (Tirmizî, Isti'zân, 7) buyurmakla, şeklen dahi olsa, bir müslümanın kâfirlere benzemesine karşı olduğunu göstermiştir. Rasûlüllah (s.a.s)'in, şeklen dahi olsa, müslümanların gayr-i müslimlere benzemeye özenmelerine karşı oluşu haklı bir nedene dayanıyordu. O da, gayr-i müslimlere benzemeye özenen müslümanların, zamanla dejenere olarak Islâm'dan uzaklaşmaları ya da ondan tamamen kopmaları endişesiydi. Zira Allah Resûlü; "Kişi inandığı gibi yaşamazsa yaşadığı gibi inanmaya başlar" gerçeğini çok iyi biliyordu.
Şunu hemen belirtelim ki, hadisin metninde geçen "teşebbüh" kelimesi, yukarda görüldüğü gibi, tesâdüfi bir benzemeyi değil, benzemeye çalışmayı yani bir kimsenin benzemek istediği kişileri bilerek ve isteyerek taklıd etmeye çalışmasını ifade etmektedir. Yoksa bir gayr-i müslim, Islâma girmek gibi bir niyeti olmaksızın, müslümanlara mahsus bir alâmeti taşımakla, müslüman sayılamıyacağı gibi; "gayr-i müslimlere benzeme kasdı olmaksızın, soğuk vb. sebeplerle onlara mahsus alâmetleri giyen bir müslüman da kâfir sayılmaz" (Fetevâ-yı Hindiye, II, 276, Bulak 1310 h.). Hele hele kâfirlerin şiârı olmayan bir takım kıyafet ve davranışlarda gayr-i müslimlere benzeyen kimse asla tekfir edilemez (Ali el-Kârî, Şerhu'ş-Şifâ, II, 522, Istanbul 1309 h.).
Ancak "Mecûsilerin mümeyyiz vasfı olan şapkalarını ve zimmîlerin küfrün şiârından olan kalensövelerini, onlara benzemek kasdıyla giymek ya da hristiyan ve mecûsilere ait olan zünnarı kuşanmak küfür sayılmıştır" (Şeyhzâde, Hâşiyetü Şeyhzâde alâ Tefsîr el-Kâdî el-Beydâvî, I, 108, Matbaatü's-Sultâniyye, Dâr'ül-Hilâfe, 1282 h.; Ali el-Kârî, Şerhu'l-Fıkhı'l-Ekber, 167. Mısır, 1323 h.; M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi Fetvaları Işığında XVI. Asır Türk Hayatı, Istanbul 1983, 118).
Islâm dininde niyetler çok önemlidir. Hattâ amellerden de önce gelir ve ameller onlara göre değer kazanır. Bunun içindir ki Islâm âlimleri; "Küfre niyet eden kimse o andan itibaren kâfirdir" diyorlar. Böyle bir kimse, dış görünüşü itibariyle müslümanlara benzese de kâfirdir. Kaldı ki, Allah'a, O'nun Resûlüne ve sair dinî zaruretlere iman ve itikadı olmadığı için, seve seve kâfirlerin kendilerine mahsus alâmet ve şiârlarını giyinmiş ve kabul etmiş olursa, artık bu kimsenin küfründe şüphe etmek bile caiz değildir.
Büyük fakihlerin ekserisi "Kafirlere mahsus ve onların kıyafet alâmeti olan kalensöve yani şapkayı bir zaruret olmadan kendi arzusu ile giymek küfürdür. Zira bu alamet-i küfürdür. Onun için bunu, ancak mecûsilik, hıristiyanlık, yahudilik gibi küfrün çeşitlerinden birini seçenler ve kalpleri küfür rengi ile boyanmış olanlar giyebilirler. Esasen zâhir alâmetlerle bâtınî işlere istidlâl ve onun üzerine hükm etmek aklen ve şer'an makbul ve mu'teber bir yoldur" diyorlar.
Fukahâdan bazıları ise; "Mecûsi, hıristiyan ve sair kâfir milletlere mahsus ve onların kıyafet âdeti olan kalensöve yani şapkayı kendi arzusu ile giyen bir müslüman, onlara benzemiş ve onları taklıd etmiş olduğu için günahkâr olursa da kâfir olmaz" diyorlar (Iskilipli Atıf Hoca, Frenk Mukallitliği ve Islâm, Istanbul 1975, 21).

Hakkonun anıları

alıntıdır
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 29, 2012, 09:47:19 ös
Yanıtla #9
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

hakkonun anıları nereden çıktı orası yanlış oldu
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
3 Yanıt
6760 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 10, 2010, 11:39:29 öö
Gönderen: amurdad
5 Yanıt
2542 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 14, 2012, 06:10:14 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4487 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 25, 2012, 12:39:31 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
3318 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 25, 2012, 09:54:56 ös
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
2240 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 29, 2012, 05:42:18 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
3720 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 30, 2012, 02:08:10 ös
Gönderen: karahan
39 Yanıt
13135 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 09, 2017, 06:15:42 ös
Gönderen: NOSAM33
1 Yanıt
3608 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 08, 2012, 06:56:14 ös
Gönderen: karahan
2 Yanıt
4223 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 09, 2012, 11:38:05 ös
Gönderen: Alşah
9 Yanıt
8095 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 18, 2015, 11:59:31 ös
Gönderen: akcanmd