Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Tarihin Bir Döneminde Kilise ve Sapkınlar… 9  (Okunma sayısı 1438 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 30, 2012, 09:47:25 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Geçtiğimiz günler içinde ihmal ettiğim konu çok oldu.

Bunlardan bir de Kilise ve sapkınlar ile bağlantılı olmak üzere yazdıklarımdı.

Bugün biraz daha devam etmeye niyetlendim.


**********

Katolik Kilisesi, 476 yılında Batı Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla birlikte zor günler geçirmeye başladı. Bunun birçok nedeni vardı ama en önemlisi güçlü bir destekten yoksun olmasıydı. Beri yanda Ortodoks Kilisesi Bizans İmparatorluğu ile âdeta özdeşleşmiş gibiydi; orada haç kılıç ile birleşmişti.

Bu iki Kilise, sadece dinsel benimseyiş ve kurallar bakımından değil, dünyevi olanakları bakımından da sürtüşüp duruyordu.

Katolik Kilisesi üç yüzyıla yakın bir süre çırpınıp durdu. Sonunda, 800 yılında Papa 3. Leon, Frankların tarihteki en güçlü kralı durumuna gelmiş olan Charlemagne’a “Kutsal Roma İmparatoru” niteliğiyle taç giydirip, sırtını ona yasladı. İşte bundan sonra da Ortodoks Kilisesi ile Katolik Kilisesi arasındaki sürtüşme sona erdi. Biri ruhani ve dünyevi egemenliğini doğuda diğeri batıda kurmuştu. Batıdaki otoritenin yetki alanı içinde olması gereken kavimlerden Çekler, Slovenler, Polonezler ve Hırvatlar gibilerinin Ortodoks Kilisesi’ne bağlanması bile Katolik kilisesi tarafından büyük sorun haline getirilmedi. Papa, patrikten bu toplumları kendisine bırakmasını rica edecek değildi ya!... Zaten egemen olduğu bölgede bile henüz çözümleyemediği sorunlarla bunalmış haldeydi. Şimdi bir de ötekilerle uğraşamazdı. Belki daha sonra…

Nitekim Katolik Kilisesi, 9. ve 10. yüzyıllarda dayanmış olduğu, kendi adını taşıdığı için bir bakıma kendisinin saydığı imparatorluğuna yaslanarak rahat etmiş gibiydi ama bir süre sonra imparatorlar Kilise’nin başına sorun çıkarmaya başladı. Bunlardan biri de “piskopos” unvanını taşıyan yönetici din adamlarını göreve atama yetkisinin kimin elinde olduğuydu. Papa, kendisinde olduğunu ileri sürüyordu; piskoposlar, bulundukları yerdeki dünyevi gücün piyonu olamazdı. Kutsal Roma İmparatoru ise, bu kişilerin “din görevi yapan devlet memuru” oldukları, maaşını da kendisi verdiği görüşüyle kendi bildiğini okumaya girişiyordu.

Bu konu giderek çözümsüzleşti ve sonunda çekişmeye dönüştü.

Papa 7. Grégoire, 1075 yılında sırf bu nedenle İmparator 4. Heinrich’i aforoz etti.

Bunun üzerine İmparator da «7. Grégoire artık papa olma niteliğini yitirmiştir.» diyerek, onu tanımadığını ilân etti.

Hani şu ünlü “Ben onu tanemeyrum.”  deyişi üzerine “Ben ise onu daha heç tanemeyrum.” deyişi gibi…

(Not: 4. Heinrich, 1087 yılında daha sonra Kudüs Fatihi unvanını alacak olan Godfrey de Bouillon’u Lorraine düklüğüne getirmiş olan kişidir. Fakat bu konunun Godfrey’in sonraki yapıp etmeleriyle bağlantısı yoktur.)

Zaten Papa İmparatorun damarına basmamış olsaydı, böyle bir olay doğmazdı. Kaldı ki bu sorun sadece İmparator ile yaşanmış da değildi. Aynı uyuşmazlık, papalar ile derebeyleri ve krallar arasında öteden beri çıkıyordu. Tek farkla ki, bir papanın bir derebeyi ya da krala «Tavırlarına dikkat et, yoksa seni aforoz ederim ha!» gibisinden bir sezdirmede bulunması, onu sindirmesine yeterdi. Kutsal Roma İmparatorları bile papaya öyle pek kolay karşı gelemezdi ama her nasılsa 4. Heinrich çetin ceviz çıkmıştı.

İmparator ile Papa sonraki yıllarda barışmış gibi görünmüşlerse de, aralarındaki gerginlik sona ermedi. Nitekim birkaç yıl sonra 2. Urbanus adını alan yeni papa göreve geldiğinde, İmparator ondan aforozu kaldırmasını istemedi. Papa da bu bağlamda bir eğilim göstermedi. İmparator, Lorraine Dükü’nün (Godfrey de Bouillon) 1. Haçlı Seferi’ne kendi kararı ile katılmasına, üstelik baş rollerden birini oynamasına ses çıkarmadı, engel olmadı ama doğrudan pay da almadı.

***********

Şimdi diyeceksiniz ki, bu ADAM bunları niçin anlattı böyle uzun uzun…

Nedeni şu: Ben asıl Hıristiyanlık ile bağlantılı olmak üzere Kathar inancı üzerinde durmak istiyorum. Oradaki sorunun daha iyi anlaşılabilmesi için bir giriş yapmak gerekiyordu; uzun sürdü.

Hıristiyanlığın bünyesindeki çeşitli inanç farklılıklarından birini sergilemiş olan Kathar inancı, Katolik Kilisesi’nin ardından o Türklere barbar diyen Fransızların yapıp etmeleri, bundan 8 yüzyıl önceki olaylar bile olsa dikkate değer.

Bu dizinin izleyecek yazısında önce bu Kathar inancının nasıl bir şey olduğuna bakmak istiyorum. Ardından Katolik Kilisesi’nin başına ne gibi dertler açtığını, sonra da âdeta “dünyanın bir numaralı sapkınları” olarak ilân edilip, başlarına neler açıldığını göreceğiz.

Ancak ricam, konuyu bilenlerin bu vesileyle hemen Katharları anlatmaya girişmemesi, sabırlı olması, ben başladıktan sonra katkılarıyla gelmesi…



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
15 Yanıt
4515 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 27, 2012, 07:05:05 ös
Gönderen: peacewings
9 Yanıt
2971 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 28, 2012, 08:52:25 ös
Gönderen: karahan
4 Yanıt
2149 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2012, 03:13:59 ös
Gönderen: ARCHITECT
7 Yanıt
3130 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2012, 11:28:58 öö
Gönderen: karahan
3 Yanıt
1777 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2012, 02:24:45 ös
Gönderen: NOSAM33
1 Yanıt
1677 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2012, 11:21:36 ös
Gönderen: Alşah
1 Yanıt
1497 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 07, 2012, 05:45:58 ös
Gönderen: ceycet
3 Yanıt
1743 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 09, 2012, 07:03:04 ös
Gönderen: ceycet
2 Yanıt
2045 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 03, 2012, 07:52:02 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
1881 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 09, 2012, 11:40:00 ös
Gönderen: Katharsis