Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Sevilmeyen Mevlana  (Okunma sayısı 4358 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 20, 2013, 11:45:42 öö
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Dincilerin Mevlânâ’yı, özellikle de Şems’ten sonraki Mevlânâ’yı sevmemelerinin pek çok nedeni vardır. Birkaçını sayarsak;
. “Kim olursan ol, yine de gel!” söylemi,
. Kadınlara değer vermesi; aşramında (dergâhında) cinsiyet ayrımını ve ‘kaç-göç’ü ortadan kaldırması,
. “Kadından üstün olduklarını sananlar cahillerdir”…; ve “Seven erkek, kadına eşittir” gibi şer’î hüküm ve kurallara aykırı söylemler geliştirmiş olması,
. ‘Tek eşliliği’ öngörmüş olması,
. ‘Sürekli Evrim’e ilişkin düşünceleri; ‘defalarca gidip gelmeler’i, yani ‘reenkarnasyon’ fikrini benimsemesi,
. Hacc’a gitmenin ‘gerekli olmadığı’nı söylemesi,
. Uzakdoğu mistik felsefelerinden her zaman övgüyle sözetmiş olması,
. Şeriatçı ‘dinadamları’ ile geçinememesidir…
 
İlâhiyat fakülteleri ile islam enstitülerinde eserleri okutulmaz; dudak bükülür; hattâ kimi din âlimlerince (!), fikirleri ‘yoldan çıkarıcı’ ve ‘itikat bakımından sakıncalı’ bulunur. Nedeni; “esası, yani ‘şuurlu inancı’ öne çıkararak biçimciliği yadsıması”; hattâ “biçime fazla önem verildiğinde esas amaç olan ‘tekâmül’ün gözden uzak kalacağı”nı öne sürmüş olmasıdır. Ama özellikle bir konuda öyle söylemleri vardır ki, tüm dinselleri çileden çıkarır. Bu önemli ve ‘hassas’ konu, amacı ve anlamı bilinmeden kılınan namaz meselesidir.
Öyle ki, “namaz…, namaz…” diye tutturanlara; onu, yani gündelik ibadet türlerinden birisini ‘dinin temeli’ varsayarak herşeyin önüne koyanlara…; her yerde, özellikle de Cuma günleri onunla kendi reklamını yapıp övünme payı çıkaranlara bakınız neler söylemiş:
- “Namazın ruhu, namazdan eftaldir” (değerlidir).
- “O nedenle îman, namazdan eftaldir.”
- “Zira namaz beş vakittir, îmansa her dâim farzdır.”
- “Namaz, edâ edildikten sonra gelip-geçmiş olur; hattâ ‘tehirine ruhsat’ vardır (ertelenmesi mümkündür). Oysa îmanın özrü yoktur, ertelenmez.”
- “Namazsız da olsa, îman her zaman gereklidir; ama münafıklarınki gibi îmansız namaz, fayda vermez.”
Ve son olarak;
- “Namaz (salâh için ibadet) her dinde başka türlü olabilir; ama îman, hiçbir dinde tebeddül etmez” (değişmez).
 
Mevlânâ, salâh için ibadetin ‘her dinde farklı olabileceği’ konusunda da haklıdır. ‘Din’ sözcüğünün içerik olarak gelişimi, aşamalı biçimde şu sırayı izler: ‘Kavuşma’, ‘birlik olma’, ‘bir olma’ ve ‘birlik içinde yokolma’. Gerçekten de pek çok inançta, bedensel ve ruhsal durağanlığı önlemek amacıyla, kutsal kabul edilen metinler, mantralar (zikir) ya da övgü sözleri eşliğinde çeşitli egzersizler, danslar ve hareketli ibadet biçimleri (Tai Chi, Kinhin, Namaz, Semah… gibi) ritüele dahil edilmiştir. Bunlar arasında, bilinen anlamda ibadet sayılmayan yoga ve meditasyon örnekleri verilebileceği gibi; oruç, perhiz ve çeşitli inzivalardan da söz edilebilir. Ancak bunların hiç birisi tek başına amaç olmayıp, sadece birer ‘araç’tırlar; etkileri de herkeste değişiklik gösterir.
Bu tür etkinlikler, gerektiği gibi uygulandıklarında hem bedensel ve zihinsel sağlık kazandırır hem de inancın güçlenmesine yardımcı olurlar. Uygulayıcının içsel dünyasına yönelmesini kolaylaştırdıkları da bir başka gerçektir. Sorun, bu tür eylemlerin aşırı biçimde önemsenip yüceltilerek ‘övünç’ meselesi yapılmasındadır. Ülkemizde özellikle son dönemlerde, insanların ‘namaz kılıp kılmayanlar’ biçiminde ayrıştırıldığı gözlenmektedir. Bazı yöneticilerin, bu ibadetini yerine getirenleri, diğerlerinden açıkça üstün ve makbul tutarak övdükleri; dahası onları ‘kendilerinden’ kabul ederek diğerlerini dışladıkları da gerçektir. Dinsel bir ritüelin göstere göstere yerine getirilmiş olması; kişileri tüm öteki özellik ve niteliklerinden (bilgi, beceri, deneyim ve yetenek… gibi) öncelikli duruma getiriyorsa, bunda ciddi bir yanlışlık ve çok önemli bir haksızlık var demektir.
Oysa ki önemli olan, inanç ve anlayış farklılıklarını abartarak ayrımcılık yapmak değil; ortaklaşılabilecek tarafları öne çıkarıp ayrıntıları zamana bırakarak şuurlu bir inançla yola devam edebilmek olmalıdır. O büyük insan da buraya aldığımız sözlerinde; geçmişi, önceki yaşantısı ve kültürel inancı her ne olursa olsun, herkesin herhangi bir gün yaşama yeni bir inanç ve anlayışla başlayabilmesinin mümkün olduğunu anlatmak istemiştir. Aynı zamanda, biçimsel anlamdaki sıradan inanç gösterisinden çok daha önemli olanın, gerçekte içsel ve gelişmeye müsait, varoluştan gelen, hepimizin ortaklaşabileceği ama çoğu kez ‘farkedemediğimiz’ bir potansiyele sahip olduğumuzdur.
….
Kutsal kabul edilen bütün kitapların gizemli bir dili vardır, gerçeklere giden yol da o gizemlerin ardında saklıdır. Herhangi bir metinden herkes, kolaylıkla gündelik dildeki sıradan anlamını çıkarabilir; ama aslolan onun, daha derinlerdeki anlamına erişebilmektir. O metinleri açıklayan Mevlânâ gibi, Attâr veya Arabî gibi… üstün insanlar da skolastik ve biçimci dinadamları tarafından kıyasıya eleştirilerek suçlanıp dışlanmışlardır. Oysa ki onların doğru anlaşılabilmeleri, her türlü sıradanlığın ötesinde, farklı bir yetişkinlik ve zihinsel kalıplarla tutkulardan arınmış saf bir bakış gerektirir. Zaten bu kişiler de o nedenle sıradan dinselliği aşabilmiş, alelade yorumların ötesindeki gerçeklikleri görebilmişlerdir. Zaman, sevgi ve tekâmül esaslı anlayışı haklı çıkarmış; bugün o baskıcı dincilerin adları tarihte kalmışken, yukarıda sayılanlardan başka Yesevî, Yûnus, Bektaş Velî, Niyazi-i Mısrî, Hallâc-ı Mansûr, Pir Sultan Abdal, Şebüsterî, Sadî, Şirâzî… gibi şahsiyetler, gönüllerde yer bulmuşlardır.
 
Konumuza dönersek; asıl önemli ve değerli olan, önümüzde kutsal bir kitap gibi duran Sonsuz Varoluş’un kendisi, farkedebildiklerimiz ise (erişebildiğimiz kadarıyla) ondan bize yansıyanlardır.
‘Bilme’nin ve bilginin ‘amacı’nın ne olduğu ya da ne olması gerektiğini bilmek kadar; dinsel inançların amacının ne olduğunu ve ne olması gerektiğini, bu süreçte mevcut inancınızın sizi nereye yönlendirdiğini bilmek de son derece önemlidir. Bu konularda gelişmekte olan dünya ile ‘anlayış farkımız’ geçmişte o kadar belirgindi ki; Gutenberg matbaayı icat ettikten bir süre sonra basılan kitaplardan birisi İncil iken, matbaa bize geldiğinde basımı yasaklanan ilk kitap Kuran olmuştu… Kaldı ki o tarihte İncil Avrupa dillerine çoktan çevrilmişti ve hâlâ Kuran’ın bir başka dile çevrilemeyeceğine inanılıyordu.
Şekilciliğin ne denli önemsenmeyecek bir şey olduğu; asıl amaç ve esasın insanları iyiye, doğruya ve güzele yöneltmek, bu amaçla da herşeyden önce ‘kendini bilmesini sağlamak’ olması gerektiği konusunda biraz daha açıklayıcı olacağını düşünerek, “Mevlânâ’yı Anlamak” başlıklı yazımızdan bir paragrafı alıntılayalım:
“Mevlânâ’nın da tıpkı Ahmet Yesevî gibi, farklı din ve inançlardan öğrencileri vardı. Şeriatçı ve baskıcı olsa böyle bir şey mümkün olabilir miydi? Ama nedense koşullu ve artniyetli yorumcular meselenin bu tarafından hiç sözetmezler. Onun, “Putperest olsan da, mecusî olsan da…, tövbeni bin kez bozmuş olsan da gel!... Bizim dergâhımız, umutsuzluk dergâhı değildir” derken kastettiği hiçbir biçimde, gel sen de dinini-inancını değiştir anlamında bir söylem değildir. O yüzdendir ki ‘evrensel’ olabilmiş; o yüzden cenaze törenine, her inanç ve anlayıştan kişiler, ona duyulan büyük sevgi ve saygıdan dolayı, hem de o devirde papazlar ve hahamlar da dahil, kültürel bakımdan çok farklı inançların mensupları katılmıştır (1273).”
Görüldüğü gibi, insanları ayrıştırıp dışlamak ne kadar kolaysa, ‘Gönüllerin Sultanı’ olabilmek de bir o kadar zordur.
Nasıl ki kamışlıktan (görünürdeki yapay benlik ve bağımlılıklardan) koparılarak azâd edilmeksizin ve ham halde iken ele alınıp kurutularak üzerinde ateşle delikler açılıp işlenmeksizin o muhteşem sesi veren bir ney olunamıyorsa; insan da önce benliğinden kurtularak pişip-yanmalıdır ki öylesine güzel sadâların kaynağı olabilsin. İnsan, tümü de gelip-geçici olan maddî varlığın hangi türüne, her ne kadar sahip olsa da, içinde spiritüellik ve farkındalık adına temel birşeyler eksik olduğu sürece, hayatı gerektiği gibi yaşayamadan ve tekâmül fırsatını ıskalayarak buralardan geçip gidecektir.


A.Kerim SOLEY
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ocak 20, 2013, 04:15:42 ös
Yanıtla #1
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 864
  • Cinsiyet: Bayan

" İnsanın gözü kördür ışık olmadıkça,
Aşkın gözü kördür gerçekler olmadıkça,
Aklın gözü kördür ahlak olmadıkça,
Hırsın gözü kördür terazi olmadıkça,
Şöhretin gözü kördür tevazu olmadıkça,
Gücün gözü kördür erdem olmadıkça,
Paranın gözü kördür insaf olmadıkça,
Menfaatin gözü kördür empati olmadıkça,
Adaletin gözü kördür hakkaniyet olmadıkça,
Tabibin gözü kördür tıp etiği olmadıkça,
Medeniyetin gözü kördür bilgelik olmadıkça. "

Mevlâna
Adequatio intellectus et rei


Ocak 20, 2013, 06:37:13 ös
Yanıtla #2
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Ceycet muhteşem olduğu kadar çokta hoş bir konuyu alıntılamış.Anlatılanların içerisindeki islam ile bugün bize dayatılan ve adına islam dedikleri şey çok farklı.

Heleki şu tesbitine bittim mevlananın

 “Namazın ruhu, namazdan eftaldir” (değerlidir).
- “O nedenle îman, namazdan eftaldir.”
- “Zira namaz beş vakittir, îmansa her dâim farzdır.”
- “Namaz, edâ edildikten sonra gelip-geçmiş olur; hatt⠑tehirine ruhsat’ vardır (ertelenmesi mümkündür). Oysa îmanın özrü yoktur, ertelenmez.”
- “Namazsız da olsa, îman her zaman gereklidir; ama münafıklarınki gibi îmansız namaz, fayda vermez.”
Ve son olarak;
- “Namaz (salâh için ibadet) her dinde başka türlü olabilir; ama îman, hiçbir dinde tebeddül etmez” (değişmez).

Namaz 5 vakit farz ama iman devamlı farz.Yani imanlı olabilmek  için bir nevi biz namazı araç olarak kullanıyoruz.

İman önemli değil namaz kılıyorsan iyi kılmıyorsan kötü müslüğmansın.

Şeriatçı kelimesini ben oldum olası hep farklı anlamışımdır.Şeriatçı din adamı kelimesi ise kuranı nasıl anlayıp yorumladığı ile alakalı bir durumdur.
Kuranı hakkı ile anlayıp ve onun istediğinide kendi yaşamına yansıtabiliyorsa zaten şeriatı yaşıyordur.Kuranın emirleri haricinde fetva yolu ile ekleme ve ilaveler yaparak şeriat oluşturmak ve toplumu o yola sevketmek ise sadece topluma büyük azap verir.

Mevlanayı sevmezle çünkü sevgi dilini kullandığı içindir.
Sevmezler ama bilmezlerde allahta aynı dili konuşur hep yarattıklarına ama onuda anlamazlar.
İslama bugün egemen olanlar ise sevgi dilini kullanan değil nefret ve öfke dili hakim yobaz ve bağnazlardır.
İşte başta mevlana olmazk üzere yukarıda ismi zikredilen islam alimlerinin tuttukları yolunun büyük çoğunluğa ulaşamamasının sebepleridirler bu bağnazlar.
Ağzınıza sağlık sn.ceycet paylaşımınız için.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Ocak 21, 2013, 11:58:05 ös
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1790
  • Cinsiyet: Bay

     Mevlana'nın sevilip sevilmemesini veya felsefesini burada tartışmak, en azından abesle iştigaldir. Gerek toplumumuz ve gerekse Devlet erkanı da Mevlana konusunda kurum ve kurulları ile gerektiği gibi katkıda bulunuyor. Bunlara bir diyeceğim yok. Yanlız en az Mevlana kadar önemli kişilik olan Hacı Bektaşi Veli'ye de aynı miktarda önem verildiğini zannetmiyorum. Şahsen, O'na da gereken önemin verilmesini sabırsızlıkla istiyorum.
      Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"


Ocak 22, 2013, 05:30:19 ös
Yanıtla #4
  • Seyirci
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4170
  • Cinsiyet: Bay

Haklısınız sn.alşah

Hatta hoca ahmet yesevi ki bu ekolün nerede ise başlangıcı sayılır bildiğim kadarı ile,hallacı mansur,cüneydi bağdadi,beyazıd bestami ve en önemlilerinde  ib nül arabi bunların hemen hepsinin ortak ta bir kaderleri vardır osmanlıda şeyhülislamların kitaplarını ve öğretilerini yasakladığı insanlardır.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Nisan 22, 2014, 10:28:37 ös
Yanıtla #5
  • Ziyaretçi

Haklısınız sn.alşah

Hatta hoca ahmet yesevi ki bu ekolün nerede ise başlangıcı sayılır bildiğim kadarı ile,hallacı mansur,cüneydi bağdadi,beyazıd bestami ve en önemlilerinde  ib nül arabi bunların hemen hepsinin ortak ta bir kaderleri vardır osmanlıda şeyhülislamların kitaplarını ve öğretilerini yasakladığı insanlardır.

Bu saydığın isimlerin Osmanlı Devletinden daha evvel yaşamış olduklarını hatta Muhyiddin İbn Arabi'nin öldükten sonra Yavuz Sultan Selim'le alakalı kehaneti olduğunu (Sin Şın'a girince...), Osmanlı Devletinin bu isimlerini saydığın muhterem şahıslara karşı son derece hassas olduğunu ve çoğuna da türbeler yaptığını hatırlatırım. Yalan yanlış bilgiler vererek insanları aldatmanızdan dolayı sizi kınıyorum. Bunun dışında ben bir Müslüman olarak bugüne kadar bir çok dini ortamlara katılma şansım oldu ve bunların hiçbirinde Hz.Mevlana'ya karşı bir hakaret işitmedim tam tersine herkes tarafından övülen alıntılar ve örnekler verilen dayanak noktası olmuş bir alim olduğunu gördüm. Bazı durumların yanlış anlaşıldığı da bir gerçektir öyle ki kimi topluluklar veya şahıslar çeşitli fikirlerini kabullendirmek ve inandırıcı olmak için bu isimleri kullanıyorlar, buna karşılık Mevlana gibi Yunus Emre gibi Hacı Bektaş-ı Veli gibi herkes tarafından sayılan ve sevilen kimselere atılan çirkin iftiralara tepkiler de biraz sert oluyor tabi... Ama anlaşılması gereken şu ki burada bu şahıslara karşı bir tepki yok bu insanlara atılan iftiralara karşı tepki var. Bu yazınız çok güzel gerçekten, ha buradan çıkarılacak olan ders "aman namaz o kadar da önemli bir dini vazife değilmiş" gibi şeytani fikirler değildir namazınızın samimi olması gerektiğidir. Şayet Kur'an-ı Kerim böyle buyuruyor;

6:72 -   Bize: "Namazı dosdoğru kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının" (diye emredildi), toplanacağınız yer O'nun huzurudur.

6:162 -   De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.

5:91 -   Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan
vazgeçtiniz değil mi?


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
2580 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 20, 2013, 06:26:29 ös
Gönderen: Leo - Franz
1 Yanıt
2942 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 13, 2007, 11:50:53 ös
Gönderen: Asi
6 Yanıt
9129 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 24, 2007, 04:27:22 öö
Gönderen: Universal
1 Yanıt
4525 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 13, 2009, 04:56:13 ös
Gönderen: khanjar
mevlana

Başlatan gsınmaz Tasavvuf (Sufizm)

1 Yanıt
2684 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 09, 2009, 04:17:18 ös
Gönderen: MASON
0 Yanıt
2086 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 30, 2010, 10:57:58 öö
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
2367 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 01, 2010, 11:47:42 öö
Gönderen: ceycet
4 Yanıt
26279 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 07, 2011, 08:44:30 ös
Gönderen: AQUA
0 Yanıt
1438 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2011, 10:31:16 ös
Gönderen: karahan
0 Yanıt
1945 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 17, 2012, 10:37:26 ös
Gönderen: scherif