Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Masonlukta da Geçen Tufan Konusu  (Okunma sayısı 7132 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 22, 2013, 08:10:36 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay

Sayın asimov'un bu konudaki çalışmasını buraya aldık...


Burada yazacaklarım Nuh Tufanı olarak adlandırılan tarihsel olaya ait özet bir bilgidir. Belki uygun bir zamanda bölümler halinde bu olaya ait yerbilimsel kanıtları sizlere detaylı olarak sunarım.

Buradaki amacım, dinsel bilgi karşısında, bilimin doğrularının masonlar tarafından nasıl algılandığı ve işlendiği sorusuna yanıt aramaktır. Bilenlerin beni aydınlatacağını umarım.



1.   BÖLÜM:

GiRİŞ:

Anderson Nizamnamesi/Anderson’un Kitabı:

Kesinliği olmaksızın Söylentileri göz önüne almaksızın, 1656 yıl sürmüş olan eski Dünya’nın Masonluk üzerine bilgisiz olamayacağından emin olabiliriz. Gerek Şit’in gerekse Kain’in aileleri birçok sanat yapıtını gerçekleştirmişlerdir. En sonunda, Şit’in ardından dokuzuncu olan Nuh, Tanrı’dan aldığı buyruk ve yönlendirme verisiyle Büyük Gemi’yi yapmıştır. Bu da, ağaçtan olmasına karşın, mutlaka Geometri ile ve masonluğun kurallarına uygun olarak imal edilmiştir.

Dünya yılı: 1757, M.Ö:2247

Anderson’un Kitabı, Murat Özgen Ayfer,1989, Tarihsel Bölüm, sayfa 18

Görülüyor ki 1723 yılında (Masonluk yılı olarak 5723) yazılan bu kitapta Tufan olayı tartışmasız olarak kabul görmektedir. Verilen tarihler  6 bin yıllık Dünya tarihini kabul etmektedir. O zaman ki anlayışa göre Dünya’nın (İnsanlığın) yaşı 6 bin yıl kadardı.Bu yaş tayini, James Ussher adındaki bir din adamının hesabına dayanıyordu. Ussher’e göre Dünya MÖ. 23 Ekim 4004 tarihinde yaratılmıştı.

Ayrıca o dönemdeki teolojik jeoloji bilgisi de yerbilimsel olayları Tufan olayı ile açıklıyordu. Geniş alanlardaki çökeller, tufan sonrasındaki çamur yığınlarıydı.

Masonluk akıl ve bilimi esas aldığına göre acaba bu durum günümüzde nasıl kabul görüyor?

Dünya’nın şu an için bilinen ilk yapısı Şanlıurfa’da bulunan yaklaşık 11 bin yıllık bir tapınma merkezidir.(Tapınak). Göbeklitepe olarak adlandırılan bu merkez Kutsal kitapta öngörülen yaşa göre 2 kat daha eskidir. Ayrıca daha öncesinde yaşamış ama bir yapı inşa edememiş, ancak alet yapabilmiş insan toplulukları var. Bu soy hesabına göre Adem’den öncesine denk geliyor. Masonluk o zaman bu değişimleri nasıl işliyor?



GÜVERCİN ZEYTİN DALI GETİRDİ AMA NEREDEN?


Tevrat’ta Tufan olayı sonrası şöyle anlatılmaktadır:

Yağmur dindi. Sular yeryüzünden çekilmeye başladı. Kırk
gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı. Kuzgunu dışarı
gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya kadar dönmedi, uçup durdu.
Bunun üzerine Nuh suların yeryüzünden çekilip çekilmediğini anlamak
için güvercini gönderdi. Güvercin konacak bir yer bulamadı, çünkü
her yer suyla kaplıydı. Gemiye, Nuh'un yanına döndü. Nuh uzanıp
güvercini tuttu ve gemiye, yanına aldı. Yedi gün daha bekledi, sonra
güvercini yine dışarı saldı. Güvercin gagasında yeni kopmuş bir zeytin
yaprağıyla akşamleyin geri döndü. O zaman Nuh suların yeryüzünden
çekilmiş olduğunu anladı. Yedi gün daha bekledikten sonra güvercini
yine gönderdi. Bu kez güvercin geri dönmedi.Nuh geminin
üstündeki kapağı kaldırınca toprağın kurumuş olduğunu gördü. Nuh
Rabb’e bir sunak yaptı. Orada temiz sayılan hayvanların ve kuşların
hepsinden yakmalık (yakmak için ayrılan) sunular sundu.
(Tevrat Yaradılış, 8. bölüm, 2/3 -6/13 - 20.)

Burada ilginç olan güvercinin bir zeytin dalı getirmiş olmasıdır.  Olay doğru ise Zeytinin yetişebildiği alanlar Akdeniz iklimi ile bağlantılıdır. Zeytin ancak en soğuk ay ortalaması( ocak ayı) 0 derecenin üzerinde olan yerlerde yetişebilir. 0 derecenin altında ürün vermez, Ocak ayı ortalaması – 4 dereceden daha düşük olan yerlerde ise ağaç ölür. Bu anlamda eğer hikaye doğru ise geminin yakınlarda bir yerde zeytin ağacının olası gereklidir. Ortadoğu’da Akdeniz kıyıları olsa gerek. Ama Kuran’a göre gemi bir dağa oturmuştur. Yıllarca Türkiye’de Cudi ve özellikle Ağrı dağında gemi kalıntısı olabilecek deliller arandı. Hikayeye göre dağın tepesinde zeytin dalının ne işi var?
Görülüyor ki olayın Mezopotamya’da geçmiş olması olası görünse de bunu ispatlabilecek delilleri nereden bulacağız?



En Eski Tufan Hikayesi: SÜMERLİLER

1820’li yıllarda bugünkü Irak’ın güneyinde Basra Körfezine yakın kesimlerinde yer yer Fırat ve Dicle nehirlerin taşkınlarıyla gelmiş çamur örtüsünün altında bir medeniyet keşfedildi. Bu medeniyet şehir devletlerinden oluşmaktaydı. Sir Leonard Woolley ilk gerçekçi bulgulara ulaşan kişidir.


Zaman içinde buradaki şehirlerde binlerce kil tablet bulundu. Orman olarak zengin olmayan bul bölgede, kil yataklarından elde edilen kil, tabletler şeklinde kurutulduktan sonra üzerine metal ile yazı yazılıyordu. Bu nedenle bu yazıya da çivi yazısı dendi.1872 yılında bölgede çalışma yapan Arkeolog George Smith tabletleri incelerken bazı parçalarında tufan olayının anlatıldığı fark etti.
“Üçüncü sütuna baktığımda gözüm bir teknenin Nizir dağlarında karaya oturduğu açıklamasını yakaladı. Bundan sonra da güvercinin uzaklara gönderildiği kalacak yer bulamadığı ve döndüğü anlatılmaktaydı”
Mezopotamya’da Tufan öyküleri 2000 yıl içinde yazılmış, üç ayrı zamanda ikisi Akadça, biri Sümerce yazılmış olarak bulunmuştur. İlk okuna Tufan efsanesi MÖ 700 yıllarına tarihlenen Asur kralı Asurbanipal kütüphanesinden çıkmıştır. Bu hikaye 12 tablet üzerine yazılmış gılgamış destanına eklenmişti. Gılgamış MÖ 2900 yıllarında yaşadığı tahmin edilen bir Uruk kralıdır.
Anlaşıldığı üzere Kutsal kitaplarda anlatılan bu olay/hikaye gerçekten yaşanmıştı. Tabletlerde anlatılan olay kutsal kitapları doğruluyordu. Belki de bu coğrafyada anlatıla, anlatıla kutsal kitaplarda kendine yer bulmuştu. Hıristiyan dünyası tabletlerin bulunması ile birlikte büyük bir sevinç yaşadı. Çünkü kutsal kitapları doğrulanmıştı. Ancak sevinçleri çok uzun sürmeyecekti. Çünkü modern bilimin bulguları burada bir Tufanın olmadığını söyleyecekti.



TUFAN KÜRESEL  MİYDİ, YOKSA YEREL MİYDİ ?

Bu sorunun yanıtını günümüzde modern jeoloji net bir biçimde veriyor.
“Hayır, küresel ölçekte bir Tufan olayı yaşanmamıştır.”
Küresel ölçekte bir Tufan olayının varlığına inanmak bazı sorunları beraberinde getiriyor. Bütün Dünya’yı kaplayacak miktarda su nereden gelmiştir? Bazı araştırmacılar atmosferdeki tüm su buharının yağış olarak yeryüzüne düşmesi durumunda bile 50 metrelik bir su yüksekliği hesaplamışlardır. Bu ölçekteki bir su Karadan birkaç kilometre içerisinde etki etmeyecektir. Örneğin İstanbul bundan etkilense bile Ankara etkilenmeyecektir. O zaman Doğu Anadolu nasıl etkilenecek. Buzulların erimesi ancak deniz seviyesini birkaç metre yükseltebilmektedir. Bu durumu açıklayabilmek için zamanın teolog jeologları göktaşları-meteorlar ile çok büyük miktarda suyun geldiğini, sonrasında fazla suların yeraltına sızdığını savunmuşlardır. Kuran’da suların yeraltından çıktığı da yazar. Elbette bu öngörüler doğru ise, Tufanın jeolojik kanıtları nerededir?
Tufan olarak adlandırılan büyük sel baskınlarının sonrasında oluşan çamur tabakalarını arazide izlemek, derinlerde ise sondaj ile tespit etmek olanaklıdır. Normal şartlarda akarsular taşıdıkları malzemeleri üst üste istifleyerek çökel yığınlarını oluştururlar. Çökeller belli bir düzen içinde, çeşitli boyutlarda birikirler. Yerbilimciler bunları kolaylıkla analiz edebilir. Uygun durumlarda, çökellerin  mutlak yaşlarını bulabilirler. Yerbilimciler (Jeolog, jeomorfolog) bu konularda eğitilmişlerdir.
Akarsular taşkın yaptıklarında ise , biriken malzeme hem iri, hem de küçük boyutlarda karışık halde bulunur. Çökellerde tabakalanma düzensizdir. Bu kolaylıkla ayırt edilebilir. Sonuç olarak yerbilimciler büyük bir taşkın sonrasında oluşacak izleri kolaylıkla bulabilirler.
Tüm Dünya’da böyle bir taşkın olsaydı, bir tabaka halinde bir kaydının olması gerekirdi. Ama ne yazık ki böyle bir kayıt yok. 18’yy da modern jeolojinin temelleri atılmadan önce yakın zamanda oluşmuş bulunan bir çok çökel tabakası Tufanın kanıtı olarak gösteriliyordu. Ancak bunların bazılarının buzul biriktirmesi, bazılarının akarsu biriktirmesi olduğu anlaşılmış ve bu görüş terk edilmiştir.
Madem Tufan küresel olduğu fikri bilim adına geçersizdir ki bunu artık Tufanla ilgilenen teologlar da kabul ediyor, o zaman Tufan Mezopotamya’da mı olmuştur?

Ne yazık ki bu sorunun yanıtı da  “Hayır”dır.

Anlatalım: Daha önce Sir Leonard Woolley’den bahsetmiştim. Hani ilk önemli kalıntıları bulan arkeolog. Woolley kazıları yaparken eğer yeterince derin bir şekilde kazılırsa kutsal kitaplardan bildiği Tufanın oluşturduğu çökellerle karşılaşacağını düşünmüştü. Fırat ve Dicle nehirlerinde yaşanan bir taşkın ile bölge çamurla kaplanmalıydı.Gerçektende Ur kentinde kazıyı ilerleten Woolley büyük bir taşkının somut kanıtlarıyla karşılaştı. Üç metre kalınlığında, insan aletleri içermeyen bir mil tabakası.Bu tabakanın bulunması kamuoyunu, din adamlarını ve diğer insanları heyecanlandırdı.Haber gazete ve radyo aracılığı ile tüm Dünya’ya yayıldı.Kutsal kitaptaki hikayeler doğrulanmıştı artık.Kaleme aldığı “Ur of the Chaldees ( Kaldelilerin Ur’u) 1929 yılında yayınlandığında arkeoloji alanında en çok okunan kitap olmuştu.
Ne var ki sonrasında Ur ve çevresindeki Ebu Sahreyn (İncilde Eridu kenti) gibi komşu kentlerde/höyüklerde Woolley’in bulduğu çamur tabakasına rastlanılamadı.Bilim adamları uzun sondaj çalışmaları sonucunda bunun yerel olduğuna karar verdiler. Yerbilimlerinde buna “Saçıntı Birikim” adı verilir. Sonuçta iki ırmaktan yayılan bu çökeller ancak ırmaklardan birkaç kilometre öteye kadar uzanıyordu.Hiçbiri diğerinden daha önemli değildi.

İlginçtir günümüzde Tufan ile ilgili internette araştırma yaparken Özellikle Harun Yahya kaynaklı  sitelere girince şu görülüyor: İlk bulunan çamur tabakasından bahsediliyor ama diğer kentlerde benzerinin bulunamadığından bahsedilmiyor. Bu bize bilginin nasıl yanlı iletildiğini, internet kaynaklarına her zaman güvenilemeyeceğini gösteriyor.
Şimdi ne olacak bu bölgede yaşayan insanlar Tufanı tabletlerinde anlattılar ama bu bölgede tufanın izi yok. Hikaye mi anlattılar yoksa tufan gerçekten başka bir yerde mi oldu? Sümerliler başka bir yerde yaşamış oldukları tufan olayını buraya mı taşımışlardı? Bunun yanıtını arayalım.

DEVAM EDECEK..

Bunun bir de haritası vardı. Onu kopyalayamamışız. Sayın asimov eklesin lütfen.


« Son Düzenleme: Mart 22, 2013, 08:22:05 ÖÖ Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Mart 25, 2013, 11:17:03 ÖS
Yanıtla #1
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 731
  • Cinsiyet: Bay

2. bölüme geçmeden önce okuyamayanlar için 1. bölümün bir özetini yapalım.

Önceleri yalnızca kutsal kitaplardan bilinen, ancak sonraları Sümerliler ve Babilliler tarafından yazılmış tabletlerde de konu edildiği üzere İnsanlığı sonlandıran büyük bir sel felaketi yaşanmıştı. Bu olaya Tufan deniliyor.

Ancak ortada bir sorun vardı. Yerbilimcilere  göre bu Tufan olayının küresel ölçekte izi yoktu. İlginç olan Sümerlilerin yaŞadığı Aşağı Mezopotamya'da da Tufan izi yoktu. Bu tartışma götürmez bir gerçekti. Fırat ve Dicle nehirlerinde meydana gelen taşkınlar bazı kent devletlerini etkilese de (Ur gibi) bazılarında bu taşkınların izleri yoktu.(Eridu gibi)

O zaman tufan nerede olmuştu?



2. BÖLÜM: SÜMERLİLERİN KÖKENİ:

Tarihte bilinen en eski tufan hikayesi Sümerlilere aittir. Hem kutsal kitaplarda, hem de Sümerliler ve Babilliler tarafından yazılmış Tufan hikayelerin ortak yanı Tanrı (ların) insanları cezalandırmasıdır. Birisinde sapkınlık, Tanrı'nın yolundan ayrılma, diğerinde insanların Tanrılara verdikleri rahatsızlık Tufanın nedeni olarak konu edilir.

Şu anda ki bilimsel verilere göre Tufan Mezopotamya'da olmadıysa nerede olmuştur? Bu soruya yanıt bulabilmek için önce Sümerlileri tanımak ve kökenlerine ilişkin soruları yanıtlamak gereklidir.

En eski yazılı kaynaklar (yazının icadı)  Sümerler, Akadlar ve Asurlular'ca yazılmıştır. Bu nedenle bunlardan önce Tufan hikayeleri varsa bile bunlara yazılı olarak ulaşmak mümkün değildir.

Sümerliler MÖ 4000 yıllarında Mezopotamya'nın güneyinde Fırat ve Dicle nehirlerinin Basra körfezine döküldüğü yerde yaşamış bir uygarlıktır.



 Kendilerine "Kiengi", "kengi", kenger"  diyorlardı. Sümerler adı ise Akad'ların onlara verdiği addır.  Sümerlilerin nereden gelmiş olabileceği yani kökeni günümüz tarihçileri için bile bir sorundur. Ayrıca bu sorun önemli bir özellik taşır.  Başlangıçta sorun dil ile ilgiliydi. Yazmış oldukları çivi yazısı olarak adlandırılan yazı uzun uğraşlardan sonra çözülebilmiştir. Önceleri bulunan yazıtların büyük çoğunluğu Asurca ve Babilce'ydi. Bu diller İbranice, Arapça ve Aramcayla yakındılar. ( Sami dilleri)

Ancak bir dil vardı ki Asurca ve Babilce metinlerde kullanılan seslerle okunabilse de anlamak mümkün olmuyordu. 1869 yılında Fransız Asurbilimci Jules Oppart bu dile "Sümerce " demeyi önermiştir. Sonraları bu ilginç dil tanınınca ve anlaşılınca bu sefer bu dili konuşanların İnsanların kökeni sorunu gündeme geldi. Dil yapısı itibari ile birçok dile benzese de, biçimsel olarak yaşayan veya ölü hiçbir dile benzemiyordu. Dolayısıyla Filolojik olarak Sümerlerin kökeni bulunamamamıştır.

1900 yıllarının başında Nippur'da yapılan kazılarda Sümerlere ait birçok heykel, eşya, mühür çıkartılmıştır. Sümerler böylece bir anda gerçekten yaşayan bir toplum haline gelmişlerdir. Yani tarih sahnesine çıkmışlardır. Çıkan buluntuların ilk yaorumlanmasına göre sanki Sümerler Mezopotamya'ya yabancıydı. Doğuda Elamların dışında komşuları yoktu. Fiziksel görünüşleri ve giyimleri Asurlar'a ve Babilliler'e benzemiyordu.

Bazı tarihçiler "Ülke" ve "Dağ" kelimeleri için aynı KUR işaretini kullandıkları için dağlık bir bölgeden geldiklerini, hatta en yakındağlık bölge olan Zağros Dağlarından (İran) geldiklerini söylüyorlardı. Gerçektende yapılan kazılarda bu bölgede de (Susa) eski bir uygarlık bulunmuştu. ELAMLAR.

Bel-Usur'un (Berossos) anlattığı bir hikayeye/efsaneye  göre ise yarı balık, yarı insan tuhaf bir yaratık "Eritrea" denizden çıkmıştır. Burada yaşayan vahşilere medenşyeti yani kanunkarı, tarımı, hayvanciliğ ve edebiyatı öğretmiştir. Bu efsane bu halkın denizden geldiğini gösterebilir mi? kimbilir...

Sonrasında yapılan kazılarda birçok kent daha ortaya çıkartılmıştır. Elde edilen bulgular ayrı bir Sümer ırkına işaret etmiyordu. "Dağ" yabancı ülkeler için kulllanıyorlardı. Sümer ülkesi için ise "KALAM" işareti kullanılıyordu. Eridu kazıları ile Sümerler ile ilgili birçok şey öğrenildi ama kökenleri hala karanlıktı.

1964-1965 yıllarında petrol aramak amacıyla yapılan Jeolojik-jeofizik çalışmalar bölgenin jeolojisi ile ilgili önemli sağlamıştır. Genel olarak deniz seviyesinde yakın zamanlarda 3-8 metre değişme gözleniyordu. Özellikle son buzul çağında (WÜRM, 12 bin yıl önce) deniz seviyesi -125 metreydi.Yani deniz seviyesi günümüzden 125 metre daha alçaktı. Bu durumda Basra Körfezi karalaşmıştı. Buzul sonrası çağda ise deniz seviyesi giderek artmıştı. Acaba balık-adam efsanesi bununla bağlantılı olabilir mi?


Kuşkusuz Sümer tarihi bu kadar değil. MÖ 1800'de yaptıkları kral listelerine göre krallar Tufan öncesi ve sonrası olarak ayrılmış. İlk krallara ait abartmalar, yazının çok öncesine ait olduğundan, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgilerle ilgili olsa gerek. Kökenleri ise hala karanlık, henüz bilinmiyor. Gelecekte bilimin ne göstereceği, neyi doğrulayacağı bilinmez.

Okuyucu burada Akadça ve Sümerce yazılan Tufan hikayelerini merak edebilir ama bu başka bir yazı dizisinin konusu. 3. bölümde bilimsel bilgilerin ışığında Çağdaş Tufan teorilerini anlatacağım.

« Son Düzenleme: Mart 25, 2013, 11:29:18 ÖS Gönderen: asimov »
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Mart 26, 2013, 09:50:42 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Sayın asimov'un bu çok güzel anlatısının özellikle bu bölümüyle bağlantılı olmak üzere bir küçük katkıda bulunmak isterim.

M. Ünal Mutlu'nun yazmış olduğu "Türk Dili ve Kenger Uygarlığı" adlı bir araştırma kitabı, 2007 yılında Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından yayınlanmıştı.



Sayın Muazzez İlmiye Çığ, bu kitap üzerine hayli uzun bir övgü yazmış, bu arada şöyle demişti: "“Şimdiye kadar böyle kapsamlı bir çalışma yapılmadı… Bu alanda çok büyük bir adım atılıyor…. Sayın M. Ünal Mutlu’yu candan kutluyor, bilim adına, Türklük adına
teşekkürlerimi sunuyorum.”

Bu kitap, Türk dili alanında hayli yankı yaptı ve üzerinde çok konuşuldu. İlgilenenler için pek değerli bir kaynak yapıt... Piyasada bulmak zor. Ancak gerçekten meraklısı olanın bulacağından eminim.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Mart 26, 2013, 10:12:26 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 731
  • Cinsiyet: Bay

Sayın ADAM'a çok teşekkür ederim. Çok değerli bir katkı. Sümerlilerle henüz işim bitmedi. Mezopotamya'da bir Tufan yaşanmadığı anlaşıldığına göre sümerliler bu olayı ya geldikleri yerde yaşadılar, ya da başkalarından duydular ve Mezopotamya'ya taşıdılar.

Bu anlamda Türk olabileceklerine dair görüşler de var. Bunlara değineceğim.
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Nisan 04, 2013, 01:50:56 ÖS
Yanıtla #4
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 731
  • Cinsiyet: Bay

3. Bölüm:


GİRİŞ:

Günümüzden yaklaşık olarak 5 milyon yıl önce (Messinien) Cebelitarık boğazının kapanması sonucu Akdeniz'de büyük bir kuraklık yaşandı. Şiddetli buharlaşma ile birlikte tüm Akdeniz kurudu. Bunun göstergesi olarak deniz tabanında yüzlerce metreyi bulan kalınlıkta evaporit tuz yatakları oluştu. Yaklaşık 2.6 milyon yıl öncesinde küresel ölçekte bir soğuma ile birlikte buzul çağları yaşandı. Ard arda buzul dönemleri ve daha sıcak buzul arası dönemler birbirini izledi. 2.6 milyon yıl- 12 bin yıl aralığında dört büyük buzul dönemi ( Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşandı.(Bazılarına göre ise küçüklü büyüklü 20 civarı) Son buzul çağı yaklaşık olarak 12 bin yıl önce sona erince, küresel sıcaklık artışına bağlı olarak Asya ve Amerika'nın kuzey kesimlerini kaplayan buzullar eriyerek büyük göller oluşturdu, akarsular aracılığıyla deniz seviyesini yükselttiler. İşte bu dönemde yaklaşık olarak 7500 yıl önce Akdeniz'in tuzlu suları, tatlı bir su gölü olan Karadeniz'e  boşaldı. Bizim Tufan hikayemizde buradan başlayacak.


MODERN BİR TUFAN HİKAYESİ

Günümüzde piyasada kolayca bulunabilecek bir kitap var. Walter Pitman ve William Ryan adında iki yerbilimcinin yazdığı "NUH TUFANI, Tarihi değiştiren olaya ilişkin yeni bilimsel kanıtlar" adında. Bu kitap bizlere yerbilimsel araştırmalar sonucunda modern bir tufan hikayesi anlatıyor. Ne dediklerini bir cümle ile özetlersek: 7500 YIL ÖNCE BOĞAZLARIN AÇILMASI İLE BİRLİKTE AKDENİZ'İN TUZLU SULARI KARADENİZ'E AKMIŞ VE BU ANİ OLAYI YAŞAYAN TOPLULUKLAR  KARADENİZ HAVZASI BOYUNCA DEĞİŞİK YERLERE GÖÇ EDEREK ORADA TUFAN OLAYINI ANLATMIŞLARDIR.

Teorilerini ilginç kılan şey aslında yerbilimi okuyan herkesin bildiği bir olay,ı tufan ile bağlantı kurmalarıdır. Konuya uzak olanlar için şöyle bir özet yapalı. 5 milyon yıl önce Anadolu'da sıkışmaya bağlı sıradağlar oluşmuştu ancak Anadolu'nun iç kesimlerinde sığ göller vardı. Güneyde Arap levhasının sıkıştırması ile birlikte Anadolu'da toptan bir yükselme yaşanmıştı. Bu olaya "Epirojenez" denir. Bu yükselme sırasında çevresindeki denizlerde ise çanaklaşma görülmüştür. Bugün Ege denizinin yerinde bulunan "Egeid" karasıda çökerek Ege Denizi'ni oluşturmuştur. Karadeniz ve Akdeniz ise iki akarsu vadisi ayırıyordu. Anlaşılacağı üzere Çanakkale ve İstanbul boğazları geçmişte birer akarsu vadisiydi. Bu nedenle boğazlar gnümüzde ""Ria Kıyı" olarak tanımlanır.




Karadenizde 1960'lı yıllarda başlayan deniz tabanı incelemeleri ve karot alımı ile birlikte tatlı suda yaşayan bitki ve hayvan kalıntıları ile birlikte tuzlu su flora ve faunasınada rastlanmıştır. Bu şu anlama geliyordu tatlı su flora ve faunası hızlı bir şekilde tuzlu su baskınına uğramıştı. Peki neden Akdeniz taşmıştı. Buzul çağlarında Kuzey Asya'da geniş alanlarda buzullar vardı. Bu buzulların erimesi ile birlikte deniz seviyesi hızlı bir şekilde yükseldi.



Karadeniz'e tuzlu su dolunca bu alan bataklık haline geldi. Karadenizde yoğun olarak bulunan Hidrojen sülfürün bir nedeni de budur. Bu bölgede 1990'lı yıllarada araştırma yapan W.Ryan ve W. Pitman deniz tabanından altıkları karot örneklerinin 50 yıllık hata payı ile 7500,7580,7510,7470 yaşlarını verdilerini gördüler. Ayrıca Pitman şunu hesaplamıştı:Taşkın öncesinde karadeniz seviyesi -120 metre daha aşağıdaydı.


Koyu mavi renk taşkın olmadan önceki seviyeyi göstermektedir.

Ayrıca Celal Şengör Pitman'a Paleontolog Mehmet Sakınç ve Naci Görür'ü tanıştırmıştı. Sakınç 1985-1986 yıllarında boğazda yaptığı sondajlarda çökellerin yaşının 7500 yıldan daha yeni olduğunu bulduğunu Pitman'a söylemişti. Görür ise çanakkale boğazında sondaj ile deniz tabanı çalışmaları yapmıştı. Pitman ve Görür Deniz Kuvvetleri'nin izni ile yapılmış çalışmaları incelediler. Şu sonuca ulaşıldı boşalma çok hızlı olmuştu. Deniz seviyesi günde 15-20 cm yükselmişti. Yatayda 400-500 metre düzlükte ise 1.5-2 km hızındaydı.

TUFANI KİM YAŞADI NEREYE GİTTİLER?

Karadeniz havzasında yaşayan topluluklar muhtamelen bu olaydan etkilendi. Karadeniz çanağı boyunca çevreye yayılmış olmalılar.  Olayların akışında toplulukların göç yolları, tarımın ilk nerede başlamış olabileceği konusunda resmi tarihin dışınca birçok spekülatif görüş var. Ama ben bilimsel geçerliliği henüz genel kabul görmemiş bu konulara girmek istemiyorum.

Tufan olayını Sümerlilerle başlamıştık ve tekrar onlarla bitirelim.

Karadenizde bu taşkın meydana geldiğinde henüz sümerlilerin yaşadığı yerde Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki Bsra körfezi civarında yerleşim yoktu. Bu alanlar yıllık ortalama yağışın 250 mm civarında olduğu kurak yerlerdi. Anadolu'da ise yerleşik hayat ve tarım başlamıştı. Çatalhöyük'ün bulunmasıyla bu kanıtlanmıştır. Tarımsal kültür bu alanda kuzeyden güneye doğru bir yayılım göstermiştir. Sümerler işte bu nedenle kuzeyden gelmiş bir halk olarak düşünülmüştür. Kökenleri konusunda dilbilimsel açıdan, Özgür zamir kullanımının Moğol, Türk, Mançu, Macar dillerine yakın olduğu düşünülmüştür.

Sümerler kendi geçmişleriyle ilgili görüşü "Bilgenin Şiiri"nde açıklanmaktadır. Şiire göre Büyük Tufan ile birlikte zamanın bittiği ve tarihin başladığı söylenir. İlk günlerde balık derisine bürünmüş insan görünümlü yedi bilge denizden çıkarak sümerlere medeniyeti öğretmiştir.

Belki de "Balık Adam" Karadeniz'den çıktı. Kimbilir...

Kuşkusuz bu anlattıklarım üzerinde daha çok tartışma ve spekülasyon yapılabilir. Bilim her zaman bizim sorularımıza yanıt aramaya çalışır. Bilgi sürekli değişir ve yenilenir. En başta sümerler ile başladığımız için konu hep Mezopotamya çevresinde döndü. Kuşkusuz başka coğrafyalarda da tufan hikayeleri vardır. Ama bu başka bir yazının konusu...

Saygılarımla.

KAYNAKÇA:

Willima Ryan, Walter Pitman, "Nuh Tufanı" Arkadaş Yayınevi, 2003, Ankara
Jan Bottero(Derleyen), "Eski Yakındoğu", Dost Kitabevi,2005, Ankara
Muazzez İlmiye Çığ, "Sümerlilerde Tufan Tufan'da Türkler",Kaynak Yayınları,2009, İstanbul
http://en.wikipedia.org/wiki/Black_Sea_deluge_hypothesis
http://mail.colonial.net/~hkaiter/Glaciers_Ice_Ages.html
« Son Düzenleme: Nisan 04, 2013, 01:58:19 ÖS Gönderen: asimov »
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Nisan 04, 2013, 02:36:08 ÖS
Yanıtla #5
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Sayın asimov gerçekten de çok önemli ve çok değerli bir bilgi daha kattı masonlar.org sitesinin arşivine.

Ben kendi hesabıma teşekkür eder, site hesabına teşekkürü ilgililere bırakırım.

Burada anlatılanın arkasında, şöyle bir gerçek var: Günümüzden yaklaşık 7500 yıl önce yani M.Ö. 5500 yılı dolaylarında (kimileri onu biraz daha eskiye kaydırıyor) bu coğrafyada çok önemli bir yeryüzü hareketi izlendi. Bu hareket, yeraltı tetikli (tektonik) bir hareket olmayabilir. Çünkü bu dünyanın sadece bu bölgesinde olan bir hareket değildi, çok daha geniş bir bölgeyi kapsıyordu. Bugünkü Atlas Okyanusu'na kadar bile uzanıyordu.

Sanırım bu konuya bir zamanlar bu Forumda "Coğrafyada Geometrik İlişkiler" başlıklı
yazı dizisinin bir bölümünde değinmiştim. Güzel ve değerli katkılar olmuştu.

Dolayısıyla denilen o ki, Marmara havzası çöküntüsü oluşurken, daha doğuda bir diğer doğal baraj patlamıştı. İşte o doğal barajın patlayışı Mezopotamya'nın sular altında kalışına neden olmuştu. Ola ki o patlamanın gölü ya da suları, bugün Hazar Denizi olarak nitelediğimiz yeryüzünün en büyük iç denizlerinden biriyle de bağlantılıydı. Nitekim bu yüzden şu efsanesel Nuh'un gemisinin, Ararat ya da Ağrı Dağı üzerine oturtulmasına ilişkin bir varsayım oluşturuldu. Benzer efsanelerin ya da mitlerin etkisiyle olduğu gibi, Ağrı Dağı ile bağlantılı olmak üzere de birçok kişi orada görülen (görüldüğü varsayılan) birtakım izlerin Nuh'un gemisine ait olduğunu kanıtlayabilmek için uğraşıp durdu. (Bunlar boş uğraşılar değildir. İnsana hayli para harcattırır ama hiçbir şey kanıtlanamazsa bile başta iyi planlanırsa harcanandan çok daha fazlasını kazandırır.)

Bu konuyu genel kültür bakımından irdeleyebiliriz. Tevrat ve Kuran'da anlatılan Tufan öyküleriyle ne kadar örtüştüğünü uyum ve uyumsuzluğunu değerlendirebiliriz. İşin içine bir de Nemrut'u (Nimrod) katabiliriz. Daha birçok şey yapabiliriz.

Ancak konunun başlığı "Masonlukta Geçen Tufan Konusu". Sayın asimov anlatmış anlatmış, ama bu konunun Masonlukta nasıl geçtiğine hâlâ hiç değinmedi. Belki onu sonraya bırakıyor.

Bekliyoruz.
 
   
 
« Son Düzenleme: Nisan 04, 2013, 02:42:47 ÖS Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Nisan 04, 2013, 02:55:35 ÖS
Yanıtla #6
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 731
  • Cinsiyet: Bay

Sayın ADAM'a teşekkürü için ben de teşekkür ederim.

Sayın ADAM'ın yazısında geçen birkaç konuya açıklık getirmek isterim.

1- Tufan olayının masonlukta nasıl geçtiğini masonlara soralım. Ben sadece kutsal kitaplarda geçtiği biçimde bir tufanın Mezopotamya'da şu anki bilgilere göre olmadığını bilimsel açıdan açıklamak istedim. Anderson'un kitabında tarihçe bölümünde bu olaya atıfta bulunulmuş ama o tarihlerde modern  jeoloji bilimi yeni doğuyordu.

Şimdi bu bilgiler ışığında masonlar bu olaya nasıl yaklaşıyorlar acaba?

2- Ben tufan olayını anlatmaya başlarken tetikleyici olan Masonlukta zeytin dalı adlı başka bir konu başlığıydı. Gemi Ağrı veya başka bir yere oturduysa güvercin zeytin dalını nereden getirecekti demiştim. Zeytin bir akdeniz iklimi bitkisiydi. O nedenle kutsal kitapta geçen bu hikaye Akdeniz'e yakın olmalıydı. Modern tufan Karadeniz'de diye ortaya bir teori atılmış olduğuna göre burası Gemlik'e yakın değil mi? :)

Anlaşılan o ki zeytin dalı masonluğa herhalde tufan olayı ile bağlantılı geçmemiş? Yanılıyor muyum?

3- Hazar gölü ( Havzası demek daha doğru) deniz seviyesinin altında bulunan bir yerdir. Kapalı bir havzadır. Türkiye'de Kura ve Aras nehirleri bile bu kapalı havzada Hazar'a dökülürler. Bu alanda bir gölün veya doğal barajın  patladığına dair bir bilgi bilmiyorum. Katkıda bulunulursa ben de öğrenmiş olurum. Asya'da ki bu göller buzul çağı sonrasında oluşmuş göllerdir.
« Son Düzenleme: Nisan 04, 2013, 03:01:53 ÖS Gönderen: asimov »
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Mart 27, 2017, 02:51:06 ÖS
Yanıtla #7
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1153
  • Cinsiyet: Bay

Gözden kaçıranlar olursa diye, çok değerli bulduğum şu başlığı gündeme getirmek üzere, bu notu yazıyorum...Filolojik olarak başka kavimlerle ilişkilendirilemeyen sümerler nereden gelmişti?  Bağlantılı olarak Adem'in ilk indiği yer ve Cennet neredeydi soruları da verilen sümer haritası ile ilişkilendirilebilir. Fırat ve Dicle ile birlikte 4 nehirin birleştiği yer olarak tarif edilen ADN  yakın zamanda NASA'nın uzaydan görüntüleri ile desteklenerek bir noktayı işaret etti. 2 si kurumuş ya da yatak değiştirmiş olan bu 4 nehir bir zamanlar kuveytin güneyinde bu günlerde pers körfezi olarak bilinen denizin dibinde bir batık zon da birleşirmiş!
Alterius non sit qui suus esse potest


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
3074 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 26, 2006, 10:25:58 ÖÖ
Gönderen: MASON
0 Yanıt
1769 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 05, 2007, 12:45:06 ÖÖ
Gönderen: Supeluta
1 Yanıt
2375 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 28, 2007, 12:13:23 ÖÖ
Gönderen: HUTGIN
62 Yanıt
16239 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 29, 2008, 10:13:45 ÖÖ
Gönderen: Prenses Isabella
1 Yanıt
2830 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 30, 2008, 05:34:13 ÖS
Gönderen: semsin
14 Yanıt
13240 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 01, 2012, 02:01:10 ÖÖ
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
1538 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 03, 2010, 05:56:23 ÖS
Gönderen: Mozart
5 Yanıt
3975 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 21, 2012, 07:55:40 ÖS
Gönderen: karahan
0 Yanıt
2610 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 25, 2010, 04:36:28 ÖS
Gönderen: oasis
9 Yanıt
1688 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 11, 2015, 10:38:26 ÖÖ
Gönderen: Spock