Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Hukukta Yaptırım Türleri  (Okunma sayısı 16185 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 09, 2015, 01:04:11 ÖS
  • Forum ve Uye Yoneticisi
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 2147
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk ve Masonlar

Hukukta Yaptırım Türleri



Yaptırımın maddi unsuru olan devlet tekelinde bulunan zorlama ya da cebir çeşitli biçimlerde karşımıza çıkar.

Yaptırımları sınıflandırmak oldukça zor bir iştir. Çünkü yaptırımlar arasında bir türdeşlik bulunmamamaktadır. Her bir hukuk dalı içinde birbirinden tamamen farklı derece ve nitelikte yaptırımlarla karşılaşılır. Ayrıca yaptırım sadece kişilere uygulanmaz. Çünkü hukuk kurallarına uymak sadece bireylerle sınırlıı değildir.

Devlet organ ve makamları da hukuk kurallarıyla bağlı olmak durumundadır. Bu açıdan kendileri için getirilmiş kurallara uygun davranmadıklarında onlara da uygulanacak yaptırımlar söz konusudur.


1) Kamu Hukuku Yaptırımları

A) İdare Hukukunda

İdare hukukunda yaptırımların en yoğun görültüğü alanlardan birisidir.

Aa) İdari Yaptırımlar

İdare gerektiğinde bir faaliyeti yasaklayabilir, süreli ya da süresiz olarak durdurabilir, faaliyetten alıkoyabilir, kapatabilir. İznini iptal edebilir, para cezasıyla cezalandırılabilir. Örneğin genel sağlık koşullarını taşımayan bir lokantayı geçici veya sürekli kapatabilir. Kumar oynatılan bir yere para cezası kesebilir veya faaliyetini durdurabilir, imar kurallarına uymayan bir binayı yıktırabilir.

İdari yaptırımların önemli bir kısmını da DİSİPLİN YAPTIRIMLARI oluşturmaktadır. Belirli statüde bulunan kişiler ( öğrenci, asker, polis, milletvekili, memur gibi ) sade vatandaşlardan farklı olarak statünün gerekliği kıldığı kurallara tabidirler. Disipline aykırı davranışta bulunan kişilere ilgili kurum ve kuruluşun yetkili organ ve kurallarınca uygulanan yaptırıma DİSİPLİN CEZASI denir. Bu cezalar uyarmadan başlayıp, ilgilinin statüden çıkarılmasına kadar uzanır. Örneğin memurlar için uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve memuriyetten çıkarma cezası gibi. Disiplin yaptırımı her ne kadar kamu hukuku ile özdeşleştirilebilirse de bireysel ilişkilerde de karşılaşılmaktadır.


Ab) İdareye Uygulanacak Yaptırımlar

Hukuk devleti anlayışının geçerli olduğu devletlerde hukuk kuralları ile yalnız bireyler değil, devlet birimleri de bağlıdır. İşte idarenin hukuk kurallarına aykırı işlem ve eylemlerde bulunmasına çeşitli yaptırımlar getirilmiştir. Bunlar İPTAL EDİLEBİLİRLİK, YOKLUK ve TAZMİNAT'tır.

Bireyler, idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemleriyle hakları ihlal edilmiş ve bu nedenle bir zarar uğramışlarsai bu zararın idare tarafından karşılanması amacıyla ''TAM YARGI DAVASI'' adı verilen bir dava açabilir.


B) Ceza Hukukunda

Ceza hukuku alanında yaptırımın adı CEZA'dır. Bu yaptırım suç denilen hukuka aykırılıklar için öngörümüş yaptırımın adıdır. Ceza hukuku alanındaki yaptırımlar kişi açısından ağır sonuçlar doğururlar. Kanunun dışında hiçbir hukuk kuralı ile suç ve ceza konulamaz. Buna evrensel bir hukuk ilkesi olarak ''SUÇTA VE CEZADA KANUNİLİK İLKESİ'' denilir.

O halde bir eyleme suç diyebilmemizin yolu öncelikle kanunun o eylemi suç olarak nitelemesinden geçer. Yaptırım cezaları ''HAPİS ve ADLİ CEZALAR'' olarak iki ana grupta toplanmıştır. ( TCK, m.45 ) Hapis cezaları şunlardır;

- Ağırlaştırılmış müebbet ( ömür boyu ) hapis cezası
- Müebbet hapis cezası
- Süreli hapis cezası

Anayasanın 38.maddesine eklenen ''ÖLÜM CEZASI VE GENEL MÜSADERE CEZASI VERİLMEZ'' hükmü ile ölüm cezası hukuk düzenimizden tamamen çıkartılmıştır.


C) Anayasa Hukukunda

Delvet organları çeşitli işlemler yaparlar. Kendisine verilen yetkileri yine kendisine tanınan alan ve sınırlarda kullanırlar. Elbette yasama, yürütme ve yargı organları kendilerine verilen yetkileri çizilen USUL VE ESASLAR dışında da kullanabilirler. İşte devlet organları ve makamların işlemlerine veya yetki sahiplerine hukukun dışında çıkmaları durumunda çeşitli yaptırımlar uygulanır. Örneğin yasama organı eğer Anayasaya aykırı bir kanun çıkartmışsa bu kanunun Anayasa Mahkemesi'ne açılan açılan bir dava sonucunda iptal edilir. Bir siyasal parti kendisi için getirilen kralları çiğnerse kapatılır. Bir bakan göreviyle ilgili bir suç işlemişse bakanlık görevine son verilebilir.


D) Uluslararası Hukukta

Genelllikler yerleşik kanıya göre uluslarası ilişkilerde hukuk kaba gücün egemenliğindedir. Kamoyuna bu yaygın kanaat ebette durup dururken yerleşmemiştir. Uluslarası hukuk ya da devletler hukuku alanında tam ve etkin bir yatpırım olduğunu söylemek bugün için pek mümkün görünmemektedir. Çünkü uluslarası toplum içn kurallar koyacak ve yaptırımlar belirleyecek organlar merkezileştirilmemiştir.

Uluslarası alanda, tüm devletler için bağlayıcı bulunan kuralları koyacak ve bu kuralları ihlal eden devleti yargılayacak, orta yaptırım uygulayacak ortak, merkezileşmiş organlar bugüne kadar kurulamamamıştır.

İnsan haklarının uluslarası ölçekte korunmasına yönelik yaptırımların giderek merkezileşme eğilimi gösterdiği gözlenmektedir. Bu konudaki en etkili yaptırım mekanizmalarını Avrupa Kıtası'nda görmekteyiz. Örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi getirilen koruma sistemi gibi.

Ayrıca işkence, soykırım gibi bazı suçları yargılamak üzere ''ULUSLARASI CEZA MAHKEMESİ'de bu niteliktedir.



+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++


2) Özel Hukuk Yaptırımları

Kamu hukuku alanındaki yaptırımların oldukça çeşitlilik taşımasına ve bu yüzden sınıflandırma güçlüğü çelilmesine karşın özel hukuk alanında aynı sıkıntıyla karşılaşılmamaktadır.

Bu hukuk alanında karşımıza çıkan başlıca yaptırımları üç ana grupta toplayabiliriz. Bunlardan bir grubunu ''İŞLEMLERİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ ( geçersizliği )'', diğer grubunu ''ZORLA YERİNE GETİRME'' ve nihayet ''TAZMİNAT'' eski iade, tecavüzün varlığına son verme gibi yaptırımlar oluşturmaktadır.


A) İşlemlerin Hükümsüzlüğü

İşlemin hükümsüzlüğü, hukuksal işlemlerdeki sakatlıklara ya da hukuka aykırıklıklara bağlanan sonuçlardan biridir. Hukuksal işlemlerdeki sakatlıklar nitelikleri yönünden biribirinden farklıdır. Hükümsüzlük yaptırımının sınıflandırılması ve sonuçları, hukukun en karmaşık sorunlarından birini oluşturmaktadır. Bunları ''YOKLUK'' , ''KESİN HÜKÜMSÜZLÜK'' ve ''İPTAL EDİLEBİLİRLİK'' başlıkları altında ele alacağım.

Aa) Yokluk

Bir hukuksal işlemin hiç doğmamış olduğu hukuksal hiçbir geçerliliğinin bulunmadığı yaptırıma ''YOKLUK'' denir. Böyle bir yaptırıma bağlanan işlemin daha sonradan hüküm doğurmasından veya geçerlilik kazanmasından söz edilemez.

Hukuksal işlem ve iradelere bağlanabilecek en ağır yaptırım yokluktur. Bu yaptırımın klasik örnekleri olarak şunları gösterebilirz; Her nasılsa iki aynı cinsten kişinin yapmış olduğu evlilik yok hükmündedir. Yok niteliğindeki işlemler hukuk bakımından hiçbir sonuç doğurmazlar. Ancak, mevzuatta açıkça berlitlimiş yokluk hallerinin sayısı fazla değildir. Eğer mevzuatta bir sakatlık için yokluk, nitelemesine gidilmemişse açık bir biçimde ve kolaylıkla görülebilecek ve fark edilebilecek ağır hukuk ihlalleri, yokluk olarak değerlendirilebilecektir.

Biraz evvelki örnekte verdiğimiz gibi aynı iki cinsten kişinin nişanlanması hukuken yoktur. Aynı iki cins kişi, eğer aralarında nişanlanmışlar, birbirlerine hediye vermişler fakat sonradan nişanı bozmuşlarsa, hediyelerin iadesi veya nişanın bozulmasına bağlanmış diğer istemleri ( TMK, m.120-122) ileri süremezler.

Yokluk, bir yaptırım olarak özel hukuk kaynaklı olmakla birlikte, kamu hukukunun çeşitli dallarına da yansımış durumdadır.

Örneğin Danıştay'ın incelemesinden geçirilmeden çıkartılan bir tüzük, yok hükmündedir.

Yokluk Yaptırımı için bazı özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz;


- Yokluk halinde yapılan işlem hukuk açısından hiçbir sonuç doğurmaz.

- Yokluk halinde buna karşı iptal davas açılması anlamsızdır. Kendi içerisinde bir çelişkidir. Çünkü iptal davası hukuken var olan işlemlere karşı açılır. Oysa yokluk durumunda hukuk dünyasına girmiş bir işlemden söz edilemeyeceğinden yargı yerinden ancak yokluğun tespitine ilişkin bir dava açılabilir.

- Yokluk bireyler bakımından herhangi bir hak ve yükümlülük doğurmaz.

- Yokluk her zaman ve her yerde ileri sürülebilirse de uyuşmazlık durumunda yargı yerlerine taşımaktan başka bir seçenek bulunmamaktadır.


Ab) Kesin Hükümsüzlük ( Mutlak Butlan )

Hukuksal işlem, hukukun emredici hükümlerine, genel ahlak ve adaba, kişilik haklarına, kamu düzenine aykırılık oluşturuyorsa hükümsüzlük yaptırımına tabidir.

Kesin hükümsüzlük durumunda, işlem hukuken vardır ve doğmuştur. Ancak tabir caizse bu bir ''ölü doğum'' halidir. Kişiler bu tarz eksiklik ya da sakatlık taşıyan işleme kendi aralarında, daha sonradan hukuksal geçerlilik ya da canlılık kazandıramazlar. Yine örneğin (A), (B)'ye böbreğini satmış fakat sonradan bundan vazgeçmişse (B) sözleşmeye aykırılık nedeniyle (A) hakkında tazminat veya borcun yerine getirilmesi isteminde bulunamaz. Çünkü organ satışı konusu itibariyle yasaklanmış bir işlemdir.


Ac) İptal Edilebilirlik

Bünyesinde hukuka aykırılıklar taşımakla birlikte geçerliliği veya gerçesizliği ancak bundan etkilenen kimsenin tek yanlı bildirimine bağlanmış olan yaptırıma ''İPTAL EDİLEBİLİRLİK'' denilmektedir. Şüphesiz işlemde hukuka aykırılık veya sakatlık bulunmaktadır. Ancak sakatlıktan etkilenen kimsenin bildirimiyle, işlem düzeltilebilmekte veya tamamen geçersiz duruma getirilebilmektedir.

İptal edilebilirlik yaptırımını tanımı çerçevesinde iki açıdan ele alabiliriz. Bunlardan bir kısmında işlem baştan hüküm ifade etmemektedir. Ancak bu hükümsüzlük yokluk ve kesin hükümsüzlükten farklı olarak ''DÜZELTİLEBİLİR NİTELİK'' taşımaktadır. Yani ilgilinin açıklamasıyla işlem  baştan itibaren hüküm doğurmaktadır. Örneğin hukuksal işlemlerde yanılma, aldatma ve korkutmanın varlığı durumunda iradesi bununla sakatlanmış olan kişi yanılma ve aldatmanın öğrenilmesinden ve korkutmanın ortadan kalkmasından itibaren 1 yıl içinde sözleşmeye bağlı olmadığını açıklarsa işlem baştan itibaren ''HÜKÜMSÜZ'' duruma düşer.

Ancak işlemdeki sakatlıktan etkilenenin işleme bağlı olmadığını bildirmesiyle baştan itibaren, geçersiz hale gelmektedir. Eğer bu bildirimi yapmamışsa, zaten baştan geçerli olan işlem sonradan da hüküm ve sonuçlarını devam ettirmektedir. Bunun tipik örneği, BK'nın 28.maddesinde düzenlenmiş bulunan ''AŞIRI YARALANMA ( GABİN )'' durumudur. Yani bir sözleşmede karşılıklı yükümlülükler arasında ( edimler ) aşırı bir oransızlık varsa ve bu oransızlıkda kişinin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden kaynaklanmışsa buna maruz kalan kişi karşı tarafa sözleşmeye bağlı olmadığını bildirebilir veya sözleşmeyle bağlı olmakla birlikte aşırı oransızlğın giderilmesini isteyebilir. Böylece kişi, bu bildirimiyle, baştan itibaren sözşeşmeyi hükümsüz kılabilmektedir.

Bir ileme onay verilmek kaydıyla ( işlem öncesi onaya izin, işlem sonrası onaya ise icazet denilmektedir.


KESİN HÜKÜMSÜZLÜK İLE İPTAL EDİLEBİLİRLİK YAPTIRIMLARININ KARŞILAŞTIRILMASI

KESİN HÜKÜMSÜZLÜK:

- İlgililerce her zaman ileri sürülebilir. Belirli bir zaman aşımı yoktur.
- Taraflarca ileri sürülmemiş olsa da bir davada yargıç kendiliğinden dikkate alır.
- İşleme daha sonradan hukuksal geçerlilik kazandırılamaz.
- Daha ziyade kamu düzeni, genel ahlakın korunması amacıyla getirilmiştir.
- Herkes tarafından ileri sürülebilir.
- İşlem, yargı kararıyla daha kuruluşundan itibaren ortadan kaldırılır.


İPTAL EDİLEBİLİRLİK:

- Belirli bir zamanaşımı süresine bağlıdır. Süre geçilirse ileri sürülmez.
- Ancak ilgililer ileri sürebilir. Yargıç kendiliğinden göz önüne alamaz.
- Taraflari sakat hukuksal işlemi geçerli hale getirebilirler.
- Genel olarak bireyin çıkarları dikkate alınmıştır.
- Ancak menfaati zarar görenlerce ileri sürülebilir.
- Yargı kararıyla iptaline hükmedildiği andan itibaren ortadan kalkar.



B) Zorla Yerine Getirme ( Cebri İcra )

Cebri icrai herhangi bir borç ya da yükümlülüğün borçlu tarafından rızasıyla yerine getirilmemesi durumunda devlet gücü aracılığıyla yerine getirilmesini sağlama amacı güden yaptırımdır.

Bugün özel hukuk kaynaklı borç için özgürlükten alıkonulma cezası yasağı bulunduğundan devlet, ancak borçlulun mal varlığına el koyar, bunları sattırır ve alacaklıların alacağını karşılamasını sağlar. Eğer malvarlığı borcunu ödemeye yetmiyorsa kişi için hapis veya diğer özgürlükten yoksun kılıcı ceza verilemez. Şüphesiz ''borç varlığını sürdürür.''

Bu yaptırım fark edileceği üzere kamu hukukuna da tanınmıştır. Örneğin, kamuya olan borçlarını ödemeyenler için kuruluş bu yaptırım yolunu devreye koyar. Hatta ''KAMU ALACAKLARININ TAHSİLİ USÜLÜ HAKKINDA KANUN'' ile cebri icraya ilişkin bazı kolaylıklar getirilmiştir.


C) Tazminat

Bir hukuk kuralını ihlal etmek suretiyle bir kimsenin başkasına zarar vermesi halinde, verdiği zararı gidermesine tazminat yaptırımı denilir.

Tazminat, kusurlu bir eylemle veya sözleşme ile üstlenilen yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle karşı tarafa, uğramış olduğu zararın mümkünse aynen, mümkün değilse bir miktar para ödemek suretiyle veya diğer biçimlerle ( yayın araçları ile özür dileme ve kınama gibi ) karşılanmasına yönelik bir yaptırımdır.

Tazminat maddi veya manevi olabilir. Bazı durumlarda her ikisi birlikte doğmuş olabilir. Maddi tazminat, uğranılan zararın para ile ölçülebilir bir nitelik taşıması, manevi tazminat ise bunun kişide acı, elem, keder oluşturması anlamına gelir.

Tazminat kamu hukukunun çeşitli alanlarında da karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin haksız yakalama ve tutuklama nedeniyle kişilere devlet tarafından tazminat ödenmesi, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde, hukuka aykırı işlem ve eylemler sonucu bireylerin uğradıkları zararların devlet tarafından karşılanması gibi.






Risus











Faydalandığım Kaynaklar:

FURTUN Age
EDİS
İş Hukuku
TMK
TCK
Prof. Dr. Ömer ANAYURT
Gnothi Seauton

Yaşamak, kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak, etinden, kemiğinden kendi heykelini yapmaktır. - Goethe


Ekim 26, 2015, 05:09:14 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1717
  • Cinsiyet: Bay

       Sayın Risus hukuki  bakımından epey faydalı  kitabi bilgilerle aydınlatıcı olmuş. Ben şunu anlayamıyorum !. Eski ceza yasamızda, "usul esası" diye bir şey vardı ve bu usul, gerçekten doğru bir şeydi.  Yani, şunu demek istiyorum; eski caza yasamızda "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu" diye bir kanun vardı. Ve davalar esasa girilmeden usul yönünden incelenir usul yönünden bir noksanlık görülmez ise ondan sonra esastan incelenirdi. Yeni  ceza yasası düzenlenirken bu usul kanunu kaldırıldı ve adını da "Ceza Mahkemeleri Kanunu " olarak düzenlediler. Bence bu başlık havada kalmış gibi duruyor. Ne demek "Ceza Mahkemeleri Kanunu" ? Bir usul kanunu mu ? yoksa esas kanuni içerikleri ihtiva eden bir kanun mu?.
       Hoş, sözde yeni düzenlemelerle hukukun da çivisi çıktı ya !  Şimdi siz Sulh Ceza Mahkemesi kavramından ne anlıyorsunuz mesela! neyse o konulara girmeyeyim de ortalığı karıştırmayalım.
      Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1587 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 16, 2009, 08:50:03 ÖS
Gönderen: Mozart
4 Yanıt
1027 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 31, 2016, 01:18:23 ÖS
Gönderen: Mefjus
0 Yanıt
1242 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 09, 2015, 12:58:35 ÖS
Gönderen: Risus