Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Türkiye kültür yapısının aydınlanma eğilimi  (Okunma sayısı 1423 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 16, 2017, 12:52:22 ÖS

Merhaba,

Türkiye 'de büyük bir çoğunluğun siyasi doktrinlere, oligarşik hasretlere ve geçmiş takıntılarına meyilli olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki; refah ve ilim düzeyi yetersiz olmasına rağmen ilgilenmesi gereken öncelikli konu olarak siyaseti zaruri gören; belli bir zühreyi sorgusuz sualsiz kendilerini yönetmesine adayan ve ülkenin geçmiş yıllarını tekrar tekrar konuşmayı tercih edip geleceğe dair hiçbir adım atmayan bir kültüre sahip, ciddi bir nüfus var.
Belki ben yanlış düşünüyorumdur fakat bilim ve düşünce açlığı çekmek yerine, her akşam televizyonlarımızda siyasi tartışmalar, dini sömürüler, vicdani acıtasyon programlar gösterilmesi sinir bozucu geliyor. Hukuki şeffaflığı, liyakat sistemini, adalet dağılımını sağlamanın tüm bu sinir bozucu etkenleri ortadan kaldıracağına inanıyorum fakat bunları bireysel anlamda insanlarla paylaşmak hiç kolay değil. İleri kavuşacağımız kültür formasyonunu gerçekleştirmek için neler yapılabilir, neler anlatılabilir; görüş sahibi insanlar, katılan katılmayan, fikirlerini paylaşırsa memnun kalırım.

Saygılarımla,
Her söze "bu söz beni nereye götürür" sorusuna yanıt bularak başla.


Ağustos 16, 2017, 01:07:40 ÖS
Yanıtla #1
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1151
  • Cinsiyet: Bay

''Karanlığa küfredeceğine, bir mumda sen yak...''

Nasıl mı?

Herkesin yöntemi başka...

Belki en etkili yöntem Türkan Saylan'ın yapmaya çalıştığı gibi Toplumu kadınlardan başlayarak aydınlatmaktır.

İlk iletinizle birlikte size hoşgeldiniz diyelim Sn. PavelStarlex...

Masonluğun aktif siyaset, güncel politik ve toplumsal eylem gibi bir amacı ve ilgisi yoktur. Ancak her biri birer vatandaş olan Masonlar tıpkı diğer vatandaşlar gibi kendileri de aydınlanmaya katkı verebilir. Ama bunu yapmak için de Mason olmaya ille de gerek yoktur.

Kaçımız, cemaat yurt ve burslarına ihtiyaçları kalmasın diye birer öğrenciye burs veriyoruz. Kaçımız gücümüz yettiğince kitap alıp aydınlanması gereken genç dimağlara ulaştırıyoruz. Kaçımız artık çekinmeden günlük yaşantımızda karşılaştığımız vatandaşlarımız ile akıllarında soru işareti bırakacak sohbetler yapabiliyoruz?

Kaçımız bir yerden elimize bedava bilet geçmişler hariç Tiyatro vb sanat etkinliklerine gidip destek oluyoruz. Hatta bir kaç fazladan bilet alıp aydınlanacak gençlere hediye ediyoruz.

Bu dediklerimi ve daha fazlasını yapanlar elbette vardır, ama toplu ve sürekli bir hale gelmelidir.

Atatürk bir zamanlar gençliğe okunması gereken kitaplar hazırlatmıştı. Finlandiyanın cehalet ve fakirlikten, Aydınlığa koşuşunda ki aşamaları anlatan Rus yazar Grigory Petrov'nın 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde' kitabı da bu önerilenler arasındaydı. Orada söylediği bir söz vardır: ‘’Aydın olmak, modaya uygun kıyafetler giymek veya kolalı yakalık ve modern şapka takmak demek değildir. Halk size,  akşamları kağıt ve domino oynamanız için okutup terbiye vermedi. Bu durumda siz aydın değil de, küflenmiş aydın oluyorsunuz. Siz halkın aklını, iradesini, enerjisini ve vicdanını uyandırmalısınız.’'

İşte Aydın olmalı ve Aydın'ın bu sorumluluğunu yerine getirmeliyiz...

Saygılar
Alterius non sit qui suus esse potest


Ağustos 16, 2017, 02:21:08 ÖS
Yanıtla #2

Merhaba Sn. ANARCHOSA,

Yanıtınız ve hoş karşılamanız için teşekkür ederim.

Öncelikle bahsini etmek istediğim husus tam olarak siyasi ve politik, hatta yanına hususi inancı da ekleyerek; insanların ilgi alanının bu alanlara mecbur yönlendirilmesi konusunda duyduğum rahatsızlıktır. Kaldı ki, içinde bulunduğumuz toplum normları biz ne kadar istemesekte düşüncemizi, söylemlerimizi bu alanlarda kelam etmeye itmektedir ve bu zorlamalar bir süre sonra bizim düşünce yapımızı onarılması zor şekilde zedeleyebilecektir. Tenzih edilesi güruhlar bundan etkilenmeyeceği gibi, sevdiğimiz bir kardeşimizin zarar görmesini engellemek yine zor olacaktır.

Tavsiyesini birer soru ile yönelttiğiniz iletinize verdiğim yanıtlar beni üzdü, çünkü çoğu sorunuza olumsuzlukla yanıt verdim; yardım etmiyor, kitap hediye etmiyor veya yolda gördüğüm kimseyle çekinmeden samimi konuşma cesaretini gösteremiyorum. Sanırım haklı olduğunuz en hususi nokta "vermeden almayı ummamız". Kimseye destek ve fayda sağlamadan sözümüzün kıymetli ve dinlenebilir olması konusu toplum kültürümüzde ne yazık ki mevcut değil.

Umarım bahsi geçen "aydın" terimine uygun olup, etrafını aydınlatabilecek mukadderiyete sahibizdir.

Saygılarımla,
Her söze "bu söz beni nereye götürür" sorusuna yanıt bularak başla.


Ağustos 16, 2017, 02:23:09 ÖS
Yanıtla #3
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1151
  • Cinsiyet: Bay


Umarım bahsi geçen "aydın" terimine uygun olup, etrafını aydınlatabilecek mukadderiyete sahibizdir.


Yolunuz aydınlık olsun Sn. PavelStarlex
Alterius non sit qui suus esse potest


Ağustos 16, 2017, 06:57:27 ÖS
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1724
  • Cinsiyet: Bay

        Aydınlanma kadınla başlar. Önce  kadınlarımızın  aydınlanmaya doğru dönmeleri gerekmektedir. Kadınlarımız ne zaman kul, köle ve bir meta değil de birer birey olmayı,  ayakları üzerinde durup kişiliklerini kabul ettirmeyi başarabildikleri zaman aydınlanmanın ışığını yakalayabiliriz.
        Ben Türk kadınını anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Sözde din ekseni etrafında kendileri için hazırlanan oyunların farkında bile değiller. Ne acı!. Kendi kendilerini kimliksizleştirmeye çalışıyorlar. Halbuki; Atatürk'ün kadınlarımız için altın tepsi içinde sunduğu nimetleri bir hatırlasalar, inanın bu gün ne insanımız ne de ülkemiz böyle kaotik zamanları yaşamayacaktır.
        Sitemizde başka bir başlık altında bir üyemiz şöyle demişti (aklımda kaldığı kadar) "On erkeği eğiteceğinize, bir kadını eğitin. On erkek bir kadını eğitemez ama, bir kadın on erkeği rahatlıkla eğitir". Ben bu şekilde düşünenlerdenim.
(Bu arada hoş geldiniz  sayın PavelStarlex)
         Saygılar -sevgiler
"Vur ama dinle beni"


Ağustos 17, 2017, 12:34:58 ÖÖ
Yanıtla #5
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 641
  • Cinsiyet: Bay

...

Napoleon, "Rousseau olmasaydı Fransız Devrimi olmazdı" derken, 20.yy filozoflarından B. Russel biraz daha ileriye giderek, " Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi yapıtı, Fransız Devrimi önderlerinin çoğunun İncil'i olmuştur" diyor.

Aydınlanmanın öncülerinden Kant' da onunla ilgili, "Uykumdan Locke ile uyandım, Rousseau ile geliştim" diyor.

Hal böyleyken etkilediği  Marx, Comte, Schiller gibi aydınlar da en az böyle düşünüyorlar..


Bu noktada  kafama bir şey takılıyor.

Düşünce dünyasını bu denli derinden sarsmış bir kişi aydınlanmayı neden kadınla veya tiyatroyla ilişkili bulmuyor?

Prof. Dr. Sezgin Kızılçelik yazdığı Sosyoloji Tarihi(1.Cilt)'nde Rousseau'nun bu konuyla ilgili fikirlerine aynen şöyle değiniyor.(Onun ağzından)

Düşündükçe fark ediyorum, tiyatroda temsil edilen her şey bize yaklaştırılmıyor, bizden uzaklaştırılıyor...Trajedi bize, zalimlerle kahramanları temsil edecek. Ne yapalım bunu? Bizde öyleleri mi var, yoksa öyle mi olacağız? Boş yere bizi kudrete ve büyüklüğe hayran bırakacak. Neye yarayacak bu?

Kendi vazifelerimizi yerine getiremezken, kralların vazifelerini sahnede incelemekten bize ne?...

Parisli kadınlar tiyatroyu seviyorlar; doğrusunu isterseniz orada görülmeyi seviyorlar onlar.

O bir esnemek ve sıkılmaktır.

...

Şimdi bunların üzerine bir soru sormak istiyorum:

Tiyatro bir mum mudur, gidilince toplum aydınlanacak mıdır?


Not: Rousseau buna benzer düşünceleri yüzünden en yakın arkadaşı Voltaire ile araları açılmıştır. Amacım kimse ile aramı açmak değil, sadece merak!




« Son Düzenleme: Ağustos 17, 2017, 12:41:16 ÖÖ Gönderen: İNSAN »


Ağustos 17, 2017, 12:37:30 ÖS
Yanıtla #6

Merhaba Sn. Alşah,

Hoş karşılamanız için teşekkür ederim. Yine bahsi geçen rahatsızlıklara gelirsek; bireysel inanç sisteminin Türkiye 'deki kadın modelinin şekillenmesindeki etkisi, inançlara son derece saygılı yaklaşan bana da sorgulanabilir geliyor. Zira, toplumdaki rolü ve sahip olduğu söz hakkı kısıtının kadınlarımız tarafından kabul ediliyor oluşu bana hep zor gelmiştir. Durum bu kadar kapalı ve tüm bu zorluklara rağmen sorgusuz soyutlanmayı kabul edenlere ulaşmak neredeyse imkansız. Elbette, belki ben hatalıyımdır ve mutlak doğruluğum söz konusu bile değil; fakat düz bir hümanist bakış açısıyla düşünüyorum ve ülkemde insan adaletinin cinsiyet ayrımına göre kabul edilmesi beni üzüyor.

Sn. İNSAN,

Takdir edersiniz ki klasik tiyatroda, çoğunlukla saray için oyunlar yazılıyordu ve krallar tarafından yazarlara kendilerini methetmeleri emrediliyordu. Fakat modern tiyatroda insanın içselliği ve hayal gücü ögeleri daha fazla işlendiğinden; gelişimi ve desteklenmesi daha makul geliyor. Günümüzde, teknolojiye ulaşmanın bu denli basit olduğu bir zamanda tiyatro gibi bir aktiviteye katılmak belli bir kültürün ve çabanın sonucudur; yapılacak onlarca farklı alternatif, gidilecek onlarca yer arasından tiyatroyu seçebilenler toplumun aydınlamaya istekli kesimidir. Dolayısıyla benim görüşüm, tiyatro kendi başına mum olmasa dahi; mum arayan insanların tercihidir ve bu da onu değerli kılar.
Her söze "bu söz beni nereye götürür" sorusuna yanıt bularak başla.


Ağustos 17, 2017, 02:31:28 ÖS
Yanıtla #7
  • Forum ve Uye Yoneticisi
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 2147
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk ve Masonlar

Ya krallar filozof olmalı ya da filozoflar kral. - Platon

Tarihte bu önermenin gerçekleştiği zamanlar olmuştur. Misal Gazi Mustafa Kemal gibi toplumun her kesimine dokunabilen, her inancını kucaklayıp, bilimde, akılda ve fende ilerlemeyi ön gören bir filozof gelmiş ve sıfırdan bir medeniyet inşa etmiştir. Tıpkı onun gibi toplumlara, medeniyetlere "ideolojiler üstü" bakabilen liderlerin olduğu toplumlar ilerlemiştir. Ancak ne zaman ki hurafe ve masalları ideoloji edinerek ülke yönetmeye kalkmış insanlar işte o zaman karanlığın dibine batmış.

Saygılarımla
Gnothi Seauton

Yaşamak, kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak, etinden, kemiğinden kendi heykelini yapmaktır. - Goethe


Ağustos 19, 2017, 12:35:11 ÖÖ
Yanıtla #8

 Ülkem içinde tanıdığım herkesin, aydın seviyesinde tanımlanması beni hiç mi hiç rahatsız etmez.Zira; her bireyin kendi yaşadığı çağın ve toplumun tanımlanmasında, kendi sosyokültürel bakış açısı ve bireysel yaşanmışlık ile kazanılmış değerlerini kişisel modellerine benzeş olarak tanımlayabilirler.Takdir edersiniz ki bu durumda her birey, tasfir ettiğim bu karmaşık yapının/toplumun bir ışıldayan parçası haline dönüşebilir.

Fark ettiğim: Tanıdığım tüm bireylerin geleceğe dair parlak bir fikri olduğu; tam bu konu altında olduğu gibi...Farkındalık kazanmış olan ve kendi adımızı insan koyduğumuz biz canlılar,ne ilginçtir ki her şeyi eleştirir iken,öz  fikri algımızı eleştirmekte zorlanırız; sanırsam bu durumu tetikliyen, toplum içinde değer saydığımız mevzuların duruma göre başka düşünce ve değer sahiplerinin yaklaşımlarıyla çakışması ile alakalı...

Farklı farklı açılardan bakıldığında, galiba tümümüz yavaş yavaş aydınlanıyoruz.Aslında olması gerektiği gibi bu doğal gelişimi sadece kendi açımızdan değerlendiriyoruz ve bu karmaşık yükseliş,bir olan ışığımıza güç veriyor; lakin, bunu biz görmüyoruz,göremiyoruz ya da görmek istemiyoruz.

Sevgiler
« Son Düzenleme: Ağustos 19, 2017, 12:59:33 ÖÖ Gönderen: Tık-Tik-Tak »
Sen Özelsin


Ağustos 19, 2017, 12:54:30 ÖÖ
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1724
  • Cinsiyet: Bay

       Ben İstanbu, Ankara, İzmir gibi metropol bir şehirde yaşamıyorum. Türkiye standartlarına göre nüfus yoğunluğu az olan bir kentte yaşıyorum.
       Geçmiş yıllarda (özellikle 2000'li yıllardan önce)  yaşadığım kente sık sık tiyatro gelir ve hemen hemen hepsine de giderdim. Ailece tiyatroya karşı bir sempatimiz  var. Nedense son yıllarda tiyatrolar gelmez oldu, kentimizin belediye başkanı arada bir belediye imkanları ile ve hatta halka açık tiyatro gösterileri düzenletse de  bunun yeterli olmadığını görüyorum. Şahsen  tiyatrodan büyük keyf alıyorum.
       Bu nedenle ben,  tiyatronun gidince aydınlanılacak bir mum olduğunu düşünüyorum.
       Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"