Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Döviz Möviz, Dolar Molar?!  (Okunma sayısı 383 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 10, 2018, 12:43:18 ÖS
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1138
  • Cinsiyet: Bay

Cumhuriyet Gazetesi, Özlem Yüzak yazısı... (Cambaza bak numarasını yiyenlere bir uyandırma yazısı olması amacıyla)

10 Ağustos 2018 Cuma

Galyum, Tantal, Kobalt, Seryum, İridyum... Devam edelim... Skandiyum, Neodimyum, Disporsiyum...
Bu saydıklarım nadir metal ve elementler... Şimdi Türkiye’de dolar almış başını giderken, ekonomi baş aşağı olmuşken bu da nereden çıktı demeyin. Anlatayım...
Dünyada oda sıcaklığında sıvı halde bulunabilen sadece 4 metal var. Onlardan biri Galyum. Bor grubu elementlerinden biri. İçinde bulunduğumuz dönemin ileri teknoloji metallerinden.
Tantal, cep telefonları başta olmak üzere birçok elektronik cihazda kullanılan kondansatörlerin yapı taşı. Stent ve yapay kemik üretiminde, uçak ve roket parçalarında, kamera merceklerinde de kullanılıyor. Kongo’daki bitmeyen iç savaş tantal cevheri yüzünden sürekli körükleniyor.
Kobalt yine en stratejik metallerden. Süper alaşımlar için kullanılıyor. Lityum iyon bataryalarda, elektrikli otomobillerde vs. kullanılıyor. Altından daha fazla kazandırıyor. Şubat 2016’da ton başına fiyatı 21 bin 750 dolardı. 2018 Mart ayında 95 bin dolara ulaştı. Bunları niye anlatıyorum?
 
Nadir metallerin yüzde 80’i Çin topraklarında
Çünkü artık bu nadir metaller günlük yaşantımızın her yerindeler. Cep telefonlarımızda, bilgisayarlarımızda... Yeni nesil rüzgâr türbinlerinde, güneş panellerinde, F-16 uçaklarında, füze savunma sistemlerinde, hibrid arabalarda, hatta televizyonlarda kırmızı rengi veren de onlar, kulaklıkların bu kadar küçük olmasını sağlayan da.. tıbbi cihazlarda da varlar...
Bu metaller içinde bulunduğumuz çağın olmazsa olmazlarından. Ve dünyada nadir metallerin yüzde 80’i Çin’in topraklarında. Ağırlıklı olarak İç Moğolistan’da çıkıyor. Dünya kobalt ve tantal rezervlerinin yüzde 59’u Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ve Çin şirketleri ön anlaşmalarla oradaki kobaltın da önemli bir kısmını kapatmış vaziyette.
Ayrıca Çin bu nadir metallerin ihracatını her yıl biraz daha azaltıyor. Bunları kendi üretiminde kullanıyor. 2015 yılında bir stratejik plan hazırladı ve 2025 yılında dünyadaki elektrikli araçların pillerinin tümünün “Made in China” olmasını hedefledi. Sadece nadir metaller değil; bugün dünyada tüketilen magnezyumun yüzde 94’ü, doğal grafit’in yüzde 69’u ve tungsten’in yüzde 84’ü Çin’den geliyor. Ve Çin bu stratejik hammadde üstünlüğünü kullanarak yabancı müşterilerine yüzde 20 daha pahalıya satıyor. Böylece Çinli şirketlerin rekabet üstünlüğünü de koruyor.
Dünya karşılıklı yaptırım savaşlarına doğru itiliyor, ABD kaynaklı olarak. İran’la nükleer anlaşmadan çekilmenin ardından bu ülkeye yeniden koyduğu ambargo ve üçüncü ülkeleri de buna zorunlu kılması; Çin ile dış ticaret açığını gerekçe göstererek ithal ettiği ürünlere ek vergiler getirmesi; Rusya ile, eski Rus ajan Sergei Skripal ve kızının Novichok adlı sinir gazı ile zehirlemesini gerekçe göstererek başlattığı yaptırımlar; Türkiye ile ABD’li rahip Brunson’ın iade edilmemesini gerekçe göstererek uygulayacağını açıkladığı yaptırımlar...
 
Türkiye... Maden ruhsatları ABD’ye mi?
Türkiye 80 milyon nüfusu ile kurbanlık koyun gibi bekleyişte. Doların hızına bir türlü yetişemiyoruz. Herkesin gözü son dakika haberlerinde. ABD ile görüşmelerde ilerleme sağlanamadığı, yeni yaptırımların gündemde olduğu söyleniyor. Freni bozuk kamyon gibi hızla yokuş aşağı inişe geçmiş olan bir ekonomide kimse önünü göremez halde, bekleşiyoruz. İşin kötüsü gelinen noktada yapacak pek bir şey de yok.
Eli güçlü olan pazarlığını yapıyor. Güçsüz olan önce kıskaca alınıyor, ardından tavizler vermeye zorlanıyor. Her şey karşılıklı çıkar üzerine kurulu. Çin bu açıdan elini daima üçlü tutmayı beceriyor. Türkiye’nin elinde ne var? Hiçbir şey olmadığı gibi, ekonomik olarak dışa bağımlılığımız da hızla artıyor. Pardon şunu unutmayalım. 2 yıl kadar önce Enerji Bakanlığı başta nadir toprak elementleri olmak üzere Türkiye’de yer alan hammaddelerin aranması ve üretilmesine yönelik arama programı başlatacaklarını ve 5 trilyon dolarlık yeraltı zenginliğini hayata geçirecek uygulamalara hız vereceklerini açıklamıştı. Ne olacak size söyleyeyim mi?
Maden arama ve çıkarma ruhsatları ABD’li şirketlere verilecek. Ekonomik olarak çökme noktasına gelen Türkiye kendini ve günü kurtarmak için bu kez yeraltını peşkeş çekecek. Tabii şunu da ısrarla vurgulayalım. Bu nadir elementlerin çıkartılması hem çok zahmetli hem de çok tehlikeli...
Söylemedi demeyin...
Laicus Humanitas Scienti


Ağustos 13, 2018, 10:30:12 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 132
  • Cinsiyet: Bay

Sonuç olarak borcu olan ve elinde para yerine satılık bir şeyleri olanlar ayakta kalabilmek için  borcu olmayan ve elinde parası olanlara ellerinde ne varsa piyasanın belirleyeceği düşük fiyatlarda satacak.
Bu vatandaşsa  bağını bahçesini evini köyünü devlet ise yer altı yer üstü zenginliklerini ve belki de kan ile kazanılmış siyasal , politik kırmızı çizgilerini satacak.  Bu kapital savaşlarının yağma yöntemi.

Bir tek şey kalıyor geriye : Bu olanların başındaki küresel boyuttaki imparatorluk tüm bu değerleri kimlerin eliyle satın alacak?
Meşru ve gayri meşru yöntemlerle küplerini doldurulmuş olan ve bu güne kadar imparatorluğun legal ve illegal yollarla desteklediği yerel işbirlikçi güçler kimler ise onlar ve onların yetemediği yerde yurt dışı merkezli büyük şirketler her şeyin sahibi olacak.

Belki Ülkenin önemli değerleri büyük ölçüde el değiştirecek. Bu son yıllarda kimin küpünü  daha çok doldurduğuna bağlı.
Sonuç olarak İşçi ve Köylü hep borç içinde olduğuna göre ve bu durumda toprak köylünün Fabrika işçinin olamayacağı için yine en büyük bedelleri bu kesimler ödeyecek...

En zoru ise  borçlu olanlar borcunu ödememekte direnir ise bu kez çıkabilecek savaşlarla varılacak yeni anlaşmalarla borçların tahsil edilme yoluna gidilebilecek olmasıdır...

« Son Düzenleme: Ağustos 13, 2018, 10:47:42 ÖÖ Gönderen: Gezdirici »
Bir noktadan sonsuz doğru geçer. İki noktadan ise bir doğru geçer. Senin koordinatlarını diğer noktalarla çizdiğin doğrular belirler.