Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ENKİDU VE SAMHAT  (Okunma sayısı 655 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 23, 2018, 04:48:01 ÖS
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1122
  • Cinsiyet: Bay

Aslında çok zor değil, tarihimizi açıklamaya ana kaynak olarak gösterilen 5-10 eser var. Gılgameş Destanı, Tevrat vb. bu eserlerin insanın ömrü hayatında hiç değilse bir kere okuması, kulaktan dolma bilgilerle Tapınak Rahibelerine 'fa hi şe' denilmesinin önüne geçebilirdi. Ancak görüyorum ki bu kelimeler çok kolay ve günümüzdeki aşağılayıcı anlamları ile ilgili kullanılmaktadır. Oysa ki o dönemde aşağıda 'Gılgameş Destanı'ndan alıntılayacağım kısımda da görüldüğü üzere SAMHAT bir rahibedir. Toplumda onlar için özel görevler biçilmiştir. Tıpkı Apollon  kültünde olduğu gibi rahibeler farklı özellik ve görevlerle toplumda bir kesim olarak kabul edilmişlerdi, bunun içinde kimi zaman başlarının örtülmesi kimi zamanda başka ayırt edici özellikler ile biçimsel ayrıştırma sağlanmıştır.

Gılgameş Destanında ise Gılgameş ve Enkidu insanın iki zıt doğasını ifade etmektedir. Sedir ormanlarının bekçisi Ejder Huvava (Humbaba) yı birlikte öldürmeleri, Tanrıların gönlünü yapmak isterken ikisinden birinin canını vermesinin gerekliliği, Nuh ile buluşması, ölümsüzlüğü arayışı ve en sonunda çıkardığı dersler (Kalıcı olmak için eserler bırakması gerekliliği vb.) hepsi hikayenin tümünün okunması ile içine dalınacak ezoterik ve simgesel bir yolculuk olacağını söyleyerek şimdi sadece başlıkta ismi geçen iki karakter ve dönüşen Enkidu'nun Gılgameş ile karşılaşması kısımlarını  buraya alıntılayacağım. Alıntı yaptığım pdf kaynakta yazım yanlışları olduğu için, alıntılarda da olacaktır. Affola...


---

Enkidu'nun Bulunusu
Bir gün ormanda avlanan bir avci gördügüne inanamadi. "Yanlis mi görüyorum" diye
gözlerini ovusturuyordu. Hayir yanlis degildi. Etrafinda çesitli hayvanlarla iki ayak üzerinde
yürüyen, vücudu killarla kapli bir yaratikti gördügü. Ne olabilirdi o? Maymunlar da iki ayak
üzerinde yürüyebiliyorlardi, ama onlarin kuyruklari vardi. Bu bir maymun olamazdi.
Yaratigin yanindaki aslanlar bile onunla tam bir arkadas gibiydiler. Avci, siril siril akan
pinarin yakinina hayvanlari yakalamak için tuzaklar kurmustu. "Nasil olsa su içmek için
hayvanlar gelir buraya, onlari böylece yakalarim" demisti.
Fakat ne oluyor! Yaratik kurdugu tuzaklari söküp söküp atmiyor mu? Avcinin agzi açik kaldi.
Saskinliktan ne yapacagim bilemedi. Hos, ne yapabilirdi ki, o kadar hayvan ve bu güçlü yaratiga!
Kendini göstermemeye çalisarak izliyordu durumu. Tuzaklar söküldükten sonra hep
birden pinara yaklasip su içmeye basladilar. Yaratik da ayni onlar gibi su içiyor ve onlar gibi
ot yiyordu. Avci korkudan tir tir titriyor, yerinden kimildayamiyor, onlari gözlemekten de
kendini alamiyordu. Sonunda karar verdi, bu yaratik bir insandi. Evet o bir insandi. Fakat, ne
kadar güçlü görünüyordu. Onunla karsilasacak diye büyük bir korkuya kapildi avci. Sessizce
oldugu yerde onlarin ayrilmasini bekledi. Hepsi suya kandiktan sonra, geriye dönüp geldikleri
yöne dogru gitmeye basladilar. O da kendini onlara göstermemeye çalisip, kosmaya basladi.
Oturduklari yere geldiginde nefes nefeseydi. Onu karsilayan babasi, oglunun avdan eli bos,
fakat büyük bir korku ve saskinlik içinde döndügünü görünce, oglunun umulmadik bir
tehlikeyle karsilastigini tahmin etti. Hemen, "Ne oldu sana? Seni bu kadar korkutan, saskina
döndüren neydi?" diye sorulan birbiri ardinca siraladi.
Avci. "Baba dur hele kendime geleyim, sana hepsini anlatacagim" dedi. Biraz dinlendikten
sonra, büyük bir merakla ona bakan babasini daha çok bekletmemek için gördüklerini anlatmaya
basladi: "Avlanmak için tuzaklarini kurmus, onlara yakalanacak hayvanlari
gözlüyordum. Birdenbire av tuzaklarini kurdugum yere dogru, sürü halinde birçok hayvanin
geldigini gördüm. Ortalarinda iki ayak üzerinde yürüyen, saçi sakali birbirine karismis, vücudu killarla kapli bir yaratik da vardi. Ilk isi, kurdugum tuzaklari bozmak oldu. Sonra
pinardan su içmeye basladilar. O yaratik da suyu hayvanlar gibi içiyor, otlari onlar gibi
yiyordu. Yanindaki hayvanlar ona arkadas gibiydi. Onlari bir agacin arkasina saklanarak
izledim. Kanimca o yaratik bir insandi, fakat tam bir yaban insan. Çok korktum ondan. Baba,
sen de görsen bana hak verirsin" dedi. Avcinin babasini da büyük bir merak sardi. Hemen
gidip onu görmek istiyordu. Fakat, ertesi günü beklemek zorundaydilar. Ertesi gün baba ogul
büyük bir heyecanla yola çiktilar. Pinarin yakinina geldiklerinde, avci yine tuzaklarim kurdu
ve kendilerini göstermeyecek sekilde agaçlarin arkasina saklanarak beklemeye basladilar.
Avci birden, "Baba geliyorlar!" dedi. Hakikaten uzaktan bir sürü hayvan pinara dogru
yürüyordu. Ikisi birden çit çikarmamaya gayret ederek, onla ri izlemeye basladilar. Yaban
adam, önce yerlere bakarak avcinin kurdugu tuzaklari buldu ve onlari var gücüyle bozdu.
Sonra hep birden pinara gelip suyu içtiler ve büyük bir nese içinde geldikleri yere dogru
gittiler.
Avcinin babasi, "Oglum hakliymissin sasirmakta ve korkmakta. Bu yaratik simdiye kadar
esine rastlamadigim bir insan" dedi. Birden adam, "Oglum bak benim aklima ne geldi.
Biliyorsun bizim kralimiz Gilgames'in kendisi gibi güçlü bir arkadasi yok. Can sikintisindan
ne yapacagini bilmiyor. Davul ile gece gündüz kendisine göre egleniyor, fakat halk bundan
çok rahatsiz. Bu adam ona bir arkadas olabilir" dedi.
Avci. "Baba. nasil olur. bu yaban adami hayvanlarla arkadas olmus. Insanla hiç arkadas
olabilir mi?"
"Oglum, hayvanlarla arkadas olabilen, neden insanla olmasin. Yalniz onu egitmek, insan gibi
yedirip içirip insanlastirmak gerek."
"Babacigim, bunu kim yapabilecek, biz insanlastirabilir mi yiz onu?"
"Hayir oglum, onu ancak bir kadin egilebilir. Biliyorsun, çocuklari dogduklari andan itibaren
anneleri egitir. Konusmayi, yemeyi, içmeyi, sevmeyi, gülmeyi hep annelerimiz bize ögretti.
Onun için bu adami da ancak bir kadin egitebilir." "Baba nereden bulacagiz böyle bir kadim?"
"Oglum, hiçbir sey bilmiyormus gibi konusuyorsun. Hiç Tanriçamiz Inanna'nin tapinagina
gitmedin mi sanki! Orada bunu yapabilecek birçok rahibe var. Özellikle erkekleri cinsel
yönden egiten rahibeler bunu mükemmel yapar. Onun için Uruk'a git. Eanna Tapinagi'nin
basrahibesini bul, durumu ona anlat. O sana egitici bir rahibe verecektir. Simdi hemen yola
çik ve gecikmeden böyle birini bulup getir" dedi.
Avci hemen yola koyuldu. Babasinin dedigi gibi tapinaga gidip basrahibeyi bularak, niçin
geldigini, ne istedigini bir bir anlatti. Basrahibe biraz düsündükten sonra, "Buldum, bu isi en
iyi yapabilecek Samhat'i verecegim sana. O hem güzel, hem akilli, hem de çok güzel lir çalar
ve sarki söyler" dedi.
Samhat'a haber verildi. Ona durum anlatildi. O hiç "yapamam" demeden isi kabul etti. Avci
onun hazirlanip gelmesini beklerken, duvarlardaki resimleri, sütunlardaki mozaikleri seyrediyordu.
Ne güzel yapilmisti onlar. Duvarlarin alt kisimlari genis serit halinde beyaza
boyanmis; onun üst kismina kirmizi, sari renklerle hayvan, insan resimleri yapilmisti.
Sütunlarda çesitli mozaiklerin nasil yapildigini daha önce görmüs, bunun nasil akil edildigine
sasmisti. Kil, büyük çivi gibi yapiliyor, bas kismi duvardaki resimlerin boyalan gibi sari
kirmizi renklerle boyaniyor ve henüz kurumayan sütunun sivasi içine çesitli geometrik
sekiller verilerek sokuluyordu. Bunun için binlerce çivi gerekti kuskusuz. Tapinagin duvarlari,
sütunlari hep kerpiçten yapilmisti. Tas yoktu ki bu ülkede. Kerpiçlerin kirli görünüsünü
kapamak için ne yöntemler bulmustu Sümer sanatçilari. Tapinagin içi
gidip gelen rahip, rahibeler ve Tanrilara kurban getiren, dua eden insanlarla civil civildi.
Rahip ve rahibelerin kendilerine özgü giysileri vardi. Günah çikaran rahiplerin kirmizi
giysileriyle erkeklere cinsel yasami ögreten rahibelerin basörtüleri çok göze çarpiyordu.
Tanrilara sunulacak bira, sarap, süt, yag gibi sivilar küpler içinde siralanmisti bir kenara.

Boydan boya uzanan bir masanin üstüne de et, peynir, ekmek gibi yiyecekler konmustu. Onlar
biraz sonra toplaniyor, Tanri heykellerinin önündeki kerpiçten yapilmis sunagin üzerine
konuyor, daha sonra da tapinagin mutfagina götürülüyordu. Yakilan tütsülerin kokulari, uzaktan
uzaga gelen müzik sesleri avciya zamani unutturmustu. Bas-rahibenin bir genç rahibeyle
ona dogru geldigini görünce, hemen ayaga kalkti. Basrahibe, "Samhat, istenileni en iyi
yapacak yetenektedir" dedi. Avci Samhat'i görünce, neredeyse dilini yutacakti. Daha evvel
gördügü rahibe sanki o degildi. Ne kadar degismisti! Önce elindeki koca lire gözü takildi.
Lirin tellerinin takildigi yerlerin ucunda birer boga basi vardi. Arkasindan rahibeye bir anda
basindan ayagina kadar bakti. Üzerinde insanin gözünü alan yesil, kirmizi renklerin
karisimiyla olusmus, omzunun biri açik bir giysi vardi. Tül gibi bir kumastan yapilmis bu
elbise içinde rahibenin dolgun vücudu oldugu gibi belli oluyordu. Dizlerine kadar çiplak olan
ayaklarina sandalet giymisti. Uzun siyah saçlarim omuzlarina salivermis, onlari alnindan bir
bagla baglamisti. Kalin siyah kaslari altinda piril piril parlayan gözleri sanki akil saçiyordu.
Avci bir an içinde bunlari izlerken, rahibe ona sevecen bir sekilde, "Haydi gidelim" deyince,
kendine geldi. Hemen yola koyuldular. Yolda avci olanlari ve kendisini bekleyen görevi
yeniden anlatti. Ayni zamanda bin bir tehlike de olabilirdi. Fakat, Samhat kendinden son
derece emin olarak, "Merak etme, her sey yolunda gidecek" dedi. Rahibe, ne kadar güzeldi, ne
kadar çekiciydi. Tatli bir gülüsü vardi. Güldügü zaman boyanmis gibi olan dudaklari
arasindan inci gibi beyaz disleri görünüyordu. Avci hayran olmustu ona. Konusa konusa
yaptiklari uzun bir yolculuktan sonra, avcinin babasinin yanina geldiler. Oradan hep beraber
pinarin yanina gittiler.
Samhat'i bir agacin altina, pinara gelenler onu görmeyecek sekilde oturttular. Ona en güzel
sarkilari çalip söylemesini önerdiler. Hava çok güzeldi. Günes, agaçlarin arasindan ormana
isiklarini saçiyor, kuslar civil civil ötüyordu. Samhat da lirini aldi ve Tanriça Inanna için
yazilmis, onun ask ve sevgilerini dile getiren bir ilahisini çalip söylemeye basladi. Samhat'in
sesi o kadar güzeldi ki, kuslar bile onu dinleyip arkasindan ona civiltilariyla eslik ediyorlardi.
Orman bu seslerle inliyordu sanki. Inanilmaya cak bir senlik baslamisti.
Avci birden babasina "Geliyorlar!" dedi. Onlar da baska bir agacin arkasina gizlenmislerdi.
Ortada yaban adam, etrafinda küçüklü büyüklü hayvanlar gittikçe pinara yaklasiyorlardi. Tavsandan
aslana hepsi dost gibiydiler. Yine yaban adam tuzaklari bulmak için yerleri gözlüyor,
buldugunu koparip atiyordu. Ne o! Birdenbire yaban adam oldugu yerde kaldi. Nereden
geliyordu bu ses? Dinliyordu. Bütün hayvanlar da onunla birlikte yerlerinde kadinin güzel
sesine karisan lirin melodilerini durup dinlemeye basladilar. Inanilacak gibi degildi durum.
Samhat kalin bir agacin arkasinda oturdugundan görünmüyordu. Yaban adam merakli
gözlerle etrafini incelemeye ve sesin geldigi yöne dogru yürümeye basladi. Avc i ile babasi
büyük bir heyecan içinde "ne olacak?" diye bekliyorlardi. Acaba bu yaban adam, kadinin elinden
çalgiyi alip parçalayacak ve kadini yere çarpacak miydi?

Derken adani agacin arkasindaki kadini gördü ve saskin saskin ona bakmaya basladi. Ilk kez
görüyordu böyle bir yaratigi! Sonra yavas yavas kadinin yanina yaklasti ve karsisina oturdu.
Hayvanlar da onlarin etrafini sardi. Hepsi bu güzel müzigi zevkle dinliyordu. Olacak sey
degildi bu! Onlar ne beklemis, ne olmustu. Samhat hiç onlari görmemis gibi durmadan
çaliyor, sarkilar söylüyordu. Yavas yavas etraftaki hayvanlar dagilmaya basladi. Fakat yaban
adaminin hiçbir yere ayrilmaya niyeti yoktu. O, o zamana kadar görmedigini görüyor,
duymadigini duyuyordu. Kadin da bikmadan, usanmadan, yorulmadan çalgisini çaliyor,
sarkisini söylüyordu. O arada yaban adam, yavas yavas kadinin yanina sokulmaya basladi.
Samhat onu hiç görmemis gibi davraniyordu. Bir ara, adam iyice kadinin yanina sokuldu.
Sonra yavasça kadinin eline elini degdirdi. Samhat, büyük bir sefkat ve sevgiyle bakti onun
yüzüne. Göz göze gelince kadin güldü. Adam da gülüverdi. Samhat lirini birakip onun elini
avucunun içine aldi. Fakat, adamin koca elleri, onun küçücük elleri içine sigmiyordu; ama
onun yumusakligi, sicakligi, o zamana kadar duymadigi bir heyecan verdi adama. Iyice
kadinin dizinin dibine yanasti ve çalgisini tekrar çalmasini isaret etti. Müzik ve kadin, hiç
umulmayacak sekilde etkilemisti yaban adamini. Kadin çalip söyledikçe, o daha çok
sokuluyordu ona. Bir ara basini kadinin omzuna koydu. O kadar mutlu görünüyordu ki! Bunu
gören avci ve babasi çok sasirdilar. Onlarin birbirlerine bu kadar çabuk yaklasacaklarini asla
düsünmemislerdi. Adam ne kadar yaban olursa olsun, onun bir insan tarafi vardi. Artik endise
edecek bir neden kalmamisti. Onun tamamiyla insanlastirilmasi, artik Samhat'in elindeydi.
Ona da kuskulan yoktu. Onlari bas basa birakarak oradan ayrildilar.

Samhat lirini yanina koydu ve bu yaban adamina sevgiyle sarildi. Adam da ona sarildi. Bir
süre böyle kaldilar. Artik birbirlerine çok isinmislardi. Yaban adami hayvanlarini unutmus,
Samhat'in dizinin dibinden ayrilmiyor, o ne derse onu yapiyordu.
Samhat ona "kirlarin adami" anlamina gelen Enkidu adini verdi ve ona önce adini söylemeyi
ögretti. Bundan sonra onun gereginden fazla uzamis saçini, sakal ve biyiklarim kesti, killa rini
temizledi ve pinarda onu bir güzel yikadi. Getirdigi giysileri giydirdi. O yakisikli, güçlü bir
sehir erkegi gibi olmustu. Samhat ona. o Samhat'a bakmaya doyamiyordu. Samhat, Enkidu'ya
önce insan gibi yemek yemeyi, su içmeyi, sevmeyi, sevismeyi ögretmekle egitime basladi. Bu
arada konusmayi da ögretiyordu. Enkidu, Samhat ne derse, hiç karsi çikmadan yapiyordu.
Yavas yavas konusmayi ögrenmeye basladi. Günler geçiyor, Enkidu büyük bir dikkatle
ögretileni ögreniyordu. Çok akilliydi. Bir duydugunu, bir daha hiç unutmuyordu. Samhat,
onun bu durumuna çok sasiyordu. Bir insanin bu kadar çabuk ögrenip, ögrendiklerini hiç
unutmamasi pek olagan görünmüyordu ona. Fakat, mademki öyle, o da ona her bilgiyi
ögretmek için elinden geleni yapiyordu. Enkidu kisa sürede konusmayi, sevmeyi, sevismeyi
ögrendi. Yasamin kaynagi ekmek, nesenin kaynagi içki diyerek bira, sarap bile içirdi ona
Samhat.
Artik, Enkidu tam bir sehirli gibiydi. Fakat, sevgili arkadaslari hayvanlar onun bu
durumundan sikilmis, yanina yaklasmaz olmuslardi. Bütün günleri Samhat ile geçiyordu. Çok
mutluydu.

Bir gün Samhat ona, "Enkidu artik bir sehirli gibi oldun. Güzel konusabiliyorsun. Bak,
hayvan arkadaslarin senden uzaklasti. Benden baska arkadasin yok. Gel seni güzel Uruk
sehrimize götü-reyim. Uruk güzellikler ve mutluluklar sehridir. Oranin meydanlarinda çesitli
çalgilar esliginde durmadan sarkilar söylenir, danslar edilir. Insanlarin neseyle attiklari
kahkahalar sokaklarda yankilar yapar. Durmadan festivaller göreceksin orada. Gözleri alan giyimleri
ve çekicilikleriyle genç kadinlar etrafini alacak, gece yataklarina çagiracaklar seni.
Orada kendin gibi insanlari görecek, onlarla arkadaslik edeceksin. Özellikle seni kralimiz
Gilgames ile tanistirmak istiyorum. O çok güçlü ve yakisikli bir adam. Onun gücüne simdiye
kadar kimse karsi çikamadi" dedi.
Enkidu bunu duyar duymaz, "Ben ona karsi çikarim. Kuskusuz ben ondan çok daha
güçlüyüm. Hemen gidip onunla karsilasmak istiyorum" diye atildi. Samhat da bunu
bekliyordu. Ikisi birden yola koyuldular.
Bu arada Uruk'ta bulunan Gilgames bir rüya gördü. Hemen annesine yorumlamasi için kostu
ve "Annecigim bu gece garip bir rüya gördüm, bakalim sen nasil yorumlayacaksin" dedi: Gilgames,
rüyasini annesine anlatmaya basladi: "Rüyamda gökte yildizlar parliyordu. Birdenbire
yildiz gibi bir tas düstü önüme. Onu kaldirmak istedim, o kadar agirdi ki, yerinden
kimildatamadim. Halk onun etrafina toplaniverdi. Herkes onu öpüyordu. Ben de onun üstüne
bindim. Üstünden inip onu yine kaldirmaya çalisirken, etrafima toplananlar hemen bana
yardim ettiler. Hep beraber kaldirip onu sana getirdik, fakat sen onu benimle bir tuttun."
Annesi, "Oglum gökten bir yildiz gibi önüne düsüp yerinden kimildatamadigin, herkesin
öptügü, senin de üzerine bindigin ve halkla birlikte bana getirdigin ve ben onu seninle bir
tuttugum tas, sana senin kadar güçlü ve ayarinda bir arkadas gelecegini; onu seninle bir
tutmam da onu senin kadar sevecegimi gösterir" dedi.
Arkasindan Gilgames bir rüya daha gördü. Yine annesine gidip, "Annecigim, bu gece
rüyamda Uruk'un pazar yeri meydaninda son derece büyük bir balta duruyor, etrafina
toplanmis insanlar da ona bakiyordu. O benim çok
hosuma gitti. Üzerine bindim. Sen de onu benden ayirmadin. Ne anlama geliyor acaba bu
rüya?" dedi.
Annesi, "Oglum, bu rüyana göre de sana yakinda iyi bir arkadas gelecek. Onunla tanisacak,
onu çok seveceksin. O da seni sevecek, kardes gibi olacaksiniz" dedi.
Gilgames, annesinin yorumuna sasti. Kim gelebilir, kim onunla arkadas olabilirdi!


Gilgames ile Karsilasma
O gün Uruk'ta büyük bir senlik vardi. Bütün halk sokaklara dökülmüs neseyle gülüp
sakalasiyor, sarkilar söylüyordu. Sehrin
meydanlarinda gösteriler yapiliyor, çalgilar çaliniyor, genç yasli herkes dans ediyor, çesitli
oyunlar oynaniyordu. Çünkü bugün yeni bir yil baslamisti, zavalli Çoban Tanrisi Dumuzi
yeraltindan kurtulup, sevgili, fakat acimasiz karisi Tanriça Inanna ile yine birlesecekti. Bu
birlesmeyle ülkeye bolluk ve bereket gelecek, ürünler kat kat artacakti; nasil sevinmesin, nasil
mutlu olmasindi insanlar!
Samhat önde. Enkidu arkada o kalabalik ve gürültünün içine daldilar, onlari görenler birden
sessizleserek saskin saskin baktilar ve sonra da arkalarina takildilar. Sehrin pazar meydanina
geldiklerinde büyük bir kalabalik etraflarini sardi. Halk bir taraftan Enkidu'yu izliyor, bir
taraftan konusuyordu:

"Bu adam kralimiz güçlü Gilgames'e ne kadar benziyor!" "Ama boyu ondan biraz kisa gibi
görünüyor." "Kralimiz ondan çok daha güçlüdür." "Ama kralimiz kadar yakisikli."
"O ormanda hayvanlarla birlikte yasamis, onlar gibi yiyip içmis."
"Söylendigine göre hiçbir hayvan ona fenalik yapmazmis." "Demek hayvanlarla arkadas
olunabiliyormus." "Adini Enkidu koymus Samhat, nasil da çabuk egitmis onu."
"Anlattiklarina göre hayvanlar gibi yiyip içiyor, konusmayi bilmiyormus."
"Bunlari çabuk ögrendigine göre yakisikliligi kadar akilli
da olmali!"
"Kralimiz onu görünce ne yapacak acaba?"
"Hangisi hangisini alt edecek görecegiz."
"Bana kalirsa kralimiz ondan daha güçlü."
"Bence Enkidu daha güçlü ve yakisikli, onda sanki Tanrisal bir güzellik var."
Halk bunlari konusurken birden Gilgames göründü yoldan. Belden yukarisi çiplak olan iri
vücudu, güçlü pazilariyla ne kadar
da heybetli görünüyordu! Halk ona yol verirken seslen kesilmis, merakli gözlerle ne
olacak diye bir Gilgames'e, bir Enkidu'ya bakiyordu. Fakat Gilgames öyle dalgindi ki.
yürürken sanki etrafindaki kalabaligi görmüyor, sesleri duymuyordu.
O biraz önce Tanriça Inanna'nin tapinagindaki ask odasinda basrahibe Nindada ile geçirdigi
unutulmaz saatlerin etkisinden henüz kurtulamamisti. Ne kadar güzel ve cilveliydi rahibe! Bu
kadar güzeli ve tatlisiyla karsilasacagim hiç tahmin etmemisti. Bembeyaz çarsaflarla
hazirlanmis yatak, etrafa konmus tütsüle rin iç giciklayan kokulari arasinda o kadinliginin
bütün hünerlerini göstermeye çalismis, Gilgames de erkeklikte ondan asagi kalmamisti.
Odalarinin kapisi önünde çalinan harp, lir ve teflerin esliginde rahip ve rahibelerin birbirlerine
karsilikli söyledikleri cosku, tutku dolu ask sarkilari sevismelerini daha da çok körüklemis,
doyulmaz zevkler katmisti.
Inanna nasil göndermisti sevgili kocasini yeralti dünyasina, diye düsünüyordu Gilgames.
Tanriçanin kizmasi da ne korkunç tu! O zaman gözü bir sey görmüyordu. Neymis kocasinin
suçu! Karisinin yeraltinda uzun kalmasina, hemen dönüp gelmemesine aldiris etmemis,
üzülmemis, tahtina kurulup oturmus kaygisizca! Tanriça bilmeliydi yeraltina giderken oradan
kolay kolay kurtulamayacagini; fakat o aklina geleni yapar, önünü sonunu düsünmezdi.
Yeraltindakiler yerine birini vermeden kendisini birakmamislar, o da kocasini verivermisti
onlara. Eger Dumuzi'nin kiz kardesi rüya yorumlayici Tanriça Gestinanna olmasaydi, yeraltindan
hiç çikamayacakti. Dumuzi, o sevgili kardesinin orada kalmasina nasil
dayanabilirdi! Dumuzi'yi yakalamaya çalisan cinlerin dedigi gibi, hangi kiz kardesin gönlü
razi olurdu buna? Gestinanna hemen kosmus Tanrilar Meclisi'ne ve baslamis Tanrilara
kardesini yeraltindan kurtarsinlar diye yalvarip yakarmaya; fakat aldirmamis Tanrilar onun
yalvarmalarina. En sonunda Tanrilarin onu temelli çikarmayacaklarini anlayinca. Tanriça, bu
kez hiç olmazsa onun yerine yarim yil ben kalayim demis yeraltinda. Tanriça Inanna da
yaptigina biraz pisman olarak Gestinan-na'yi desteklemis, böylece Dumuzi yarim yil
yeraltinda kaldiktan sonra, çikip yine karisiyla birlesmeye baslamisti. Her çikisinda o yil kim
kral ise o Tanri Dumuzi yerine, bir basrahibe de Tanriça Inanna yerine geçerek çalgilar,
sarkilar esliginde birlesiyorlardi. Bu yil güveylik sirasi kral Gilgames'teydi.
Gilgames bir taraftan bunlari düsünüyor, bir taraftan yürüyordu.
Samhat daha Enkidu'ya gelenin Gilgames oldugunu söylemeden o anlamisti onun kim
oldugunu. Enkidu yavas yavas Gilgames'e dogru gitmeye basladi. Büyük bir heyecan
kaplamisti ortaligi, kimsede çit yoktu. Çocuklar bile olduklari yerde sanki çivilenmis
gibiydiler. Halk kimildamaya korkuyordu.

Gilgames ve Enkidu birdenbire gögüs gögüse geliverdiler. Gilgames onu önemsemeyerek
yürümeye devam
etmek isteyence Enkidu onun yolunu ayagiyla kapadi. Buna birdenbire kizan Gilgames onu
itmeye çalisti, basaramayinca sarilip yere çalmak istedi, yine olmadi. Her ikisi birden
birbirlerine sarilip bogusmaya basladilar. Onlar bogusurken yerler titriyordu sanki. Herkesi
nefessiz birakan bogusma gittikçe kizisiyor, fakat ikisi de ne yeniyor ne yeniliyordu. Birden
Gilgames'in ayagi tökezlendi, izleyenler, Enkidu tam bundan yararlanip onu yere çalacak diye
beklerken o Gilgames'in eline yapisarak onu düsmekten kurtarmaz mi? Arkasindan da
birbirlerine sarilip öpüsmeye baslamazlar mi? Iste buna sasmamak elde degildi, herkesin agzi
açik kaldi.
Ikisi de anlamisti birbirlerini yenemeyecegini. Böylece baslamisti onlarin arkadasligi ve
dostlugu. Birbirleri için simdi canlarini verebilirlerdi. O günden sonra Gilgames Enkidu'nun
arkadasligiyla can sikintisindan kurtulmus, halk da onun huzuruyla huzur bulmustu.
« Son Düzenleme: Ekim 23, 2018, 04:50:29 ÖS Gönderen: ANARCHOSA »
Laicus Humanitas Scienti


Ekim 23, 2018, 05:38:48 ÖS
Yanıtla #1

Sayın ANARCHOSA bu güzel paylaşım için teşekkür ederim. Ben açtığım başlıkta f-h-şe kelimesini kötü anlamda kullanmadım. Zaten bu kadının ne kadar önemli bir figür olduğundan yazıda bahsettim. Ama yanlış anlaşıldıysam kendi adıma özür dilerim.

Saygılar sevgiler
« Son Düzenleme: Ekim 23, 2018, 05:43:45 ÖS Gönderen: Adonai »
Errare humanum est.
Beni böyle sev, seveceksen.


Ekim 23, 2018, 06:44:20 ÖS
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1716
  • Cinsiyet: Bay

       Sayın ANARCHOSA'nın paylaşımı ünlü Sümeroloğumuz sayım Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendinin "Gılgameş" adlı kitabında da nefis bir anlatımla yazılmıştır. Bilindiği üzere, sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendi dünyaca ünlü bir Sümerologtur, ne var ki Sümer tabletlerinin tercümeleri nedeniyle başörtüsü mevzu bahis edilerek hakkında ceza davası açılmıştı. O günlerde malum çevreler tarafından böyle iğrenç davalar açılıyordu. Çok şükür ki kendileri her hangi bir ceza ile muhatap olmadan aklandı. O zamanlar da bir türlü anlayamamıştım. Nasıl olurda binlerce yıl önce yaşanmış olayları tercüme ettiği için bir bilim insanı hakkında dava açılır. Maalesef yaşandı bunlar.
      Sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendinin eserlerinin tümünü okudum. Kendisinin hayranıyım ve herkese onun eserlerini okumalarını tavsiye ediyorum.
      Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"


Ekim 23, 2018, 06:53:55 ÖS
Yanıtla #3
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1122
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Alşah, benim eksikliğimi giderip bu büyük ismi vermeyi unutuşumu tamamladığınız için çok teşekkür ederim. Gün içi telaşe ile hızlı yazdığımızda bazen en önemli noktaları kaçırabiliyoruz, affola.

Saygılarımla
Laicus Humanitas Scienti


Ekim 23, 2018, 07:37:36 ÖS
Yanıtla #4

       Sayın ANARCHOSA'nın paylaşımı ünlü Sümeroloğumuz sayım Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendinin "Gılgameş" adlı kitabında da nefis bir anlatımla yazılmıştır. Bilindiği üzere, sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendi dünyaca ünlü bir Sümerologtur, ne var ki Sümer tabletlerinin tercümeleri nedeniyle başörtüsü mevzu bahis edilerek hakkında ceza davası açılmıştı. O günlerde malum çevreler tarafından böyle iğrenç davalar açılıyordu. Çok şükür ki kendileri her hangi bir ceza ile muhatap olmadan aklandı. O zamanlar da bir türlü anlayamamıştım. Nasıl olurda binlerce yıl önce yaşanmış olayları tercüme ettiği için bir bilim insanı hakkında dava açılır. Maalesef yaşandı bunlar.
      Sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendinin eserlerinin tümünü okudum. Kendisinin hayranıyım ve herkese onun eserlerini okumalarını tavsiye ediyorum.
      Saygılar-sevgiler.

Kaynak bilgisi için teşekkürler sayın Alşah. Bize de okumak düşer.

Sevgiler
Errare humanum est.
Beni böyle sev, seveceksen.


Ekim 23, 2018, 07:50:41 ÖS
Yanıtla #5
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1716
  • Cinsiyet: Bay

      Yıllar önce sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendinin "Sümerli Ludingirra isimli kitabını okumuştum. O güne kadar böyle bir bilgiden pek haberim yoktu. Sonra şimdi aklımda kaldığı kadarı ile  üstadın diğer eserlerini Kur'an, İncil ve Tevrat'ta Sümerlerin kökenini, Gılgameş'i, Uygarlığın Kökeni Sümerler 'i okudum. İnanın dünya görüşüm değişti. Bu eserleri herkesin okumasını tavsiye ederim.
       Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"


Ekim 23, 2018, 08:21:48 ÖS
Yanıtla #6
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2859
  • Cinsiyet: Bay

ilk defa okudum ve hayran oldum teşekkürler Sayın  ANARCHOSA ...
Saygılar
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Ekim 23, 2018, 08:28:57 ÖS
Yanıtla #7

 
 İlham verici bir paylaşım.

Saygılar.
Sen Özelsin


Ekim 23, 2018, 10:15:01 ÖS
Yanıtla #8
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 294
  • Cinsiyet: Bay

Çok güzel bir yazı olmuş sayın Anarchosa paylaşımınız için teşekkürler.

       Sayın ANARCHOSA'nın paylaşımı ünlü Sümeroloğumuz sayım Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendinin "Gılgameş" adlı kitabında da nefis bir anlatımla yazılmıştır. Bilindiği üzere, sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendi dünyaca ünlü bir Sümerologtur, ne var ki Sümer tabletlerinin tercümeleri nedeniyle başörtüsü mevzu bahis edilerek hakkında ceza davası açılmıştı. O günlerde malum çevreler tarafından böyle iğrenç davalar açılıyordu. Çok şükür ki kendileri her hangi bir ceza ile muhatap olmadan aklandı. O zamanlar da bir türlü anlayamamıştım. Nasıl olurda binlerce yıl önce yaşanmış olayları tercüme ettiği için bir bilim insanı hakkında dava açılır. Maalesef yaşandı bunlar.
      Sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendinin eserlerinin tümünü okudum. Kendisinin hayranıyım ve herkese onun eserlerini okumalarını tavsiye ediyorum.
      Saygılar-sevgiler.

Sayın Alşah Muazzez hanımın sevmediğim en büyük noktası Başörtü yorumu dışında Sümerlerin Türk olduğu söylentilerini ortaya atan kişilerden birisi olması. Kendi kârı için böyle işleri yaptığını düşünmekteyim.

Sümerlerin Türk olduğuna dair öne sürülen iddialara Türkiye'deki Sümeroloji bölümünün ilk öğrencisi, ölü dillerin efendisi Veysel Donbaz hoca "Atatürk'e yaranmak amacıyla dönemin araştırmacılarının uydurması" demektedir. Veysel Donbaz hoca ise Muazzez İlmiye Çığ hanımdan daha değerli bir Sümerologtur. Başörtüsü konusunda detaylı araştırma yapılırsa ve Muazzez hanımın yazıları dikkatli okunursa kendisinin de başörtüsünün fahişelerin sonradan kullandığı yönünde söylemi mevcut. Tabi bilinçli olarak bunu açıklamıyor yada bu noktayı görmüyor her insanın düşüncesi farklıdır ve aynı olmak zorunda değildir. Ama benim için Sümerlerin Türk olduğu yönündeki iddialar olsun, başörtü iddiaları olsun fazlasıyla yanlış düşünceler. Bu tip yanlış bilgileri böyle büyük bir insanın oluşturup yayması ise fazlasıyla rahatsız edici. Doğru bilgiyi dahi doğru söyleyemezken yanlış bir bilgi yaratılıp yayılması haliyle büyük bir virüsü yaymaya benziyor.

Saygılarımla...


https://twitter.com/fatihtezcan/status/1000298253970300933?lang=tr
« Son Düzenleme: Ekim 23, 2018, 10:40:49 ÖS Gönderen: Novayst »


Ekim 23, 2018, 11:06:46 ÖS
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1716
  • Cinsiyet: Bay

     Sayın Novayst,  öncelikle kendimi  dünyanın kabul ettiği bir bilim insanını tartışabilecek kadar yeterli görmüyorum.
     Sayın Muazzez İlmiye ÇIĞ hanımefendinin bir bilim insanı olarak Sümer tabletlerinden çevirmeleri bildiğim kadarı ile bilim çevrelerinin büyük bir bölümü tarafından kabul görmektedir. Sayın Veysel Donbaz hoca sayın ÇIĞ'ın görüşlerine katılmayabilir. Ben buna saygı duyarım.
      Ben Sayın ÇIĞ'ın bir çok eserini okudum. Sümerler'in kesinlikle Türk oldukları yolunda bir beyanı yok. Dil yapılarının, örf ve adetlerinin, kıyafetler v.s. bir çok kültürünün Türklerle aynı veya benzer olduğunu, bu nedenle de büyük bir ihtimalle Türk olabileceklerini belirtiyor. Bu konu tartışılabilir.   
         Yalnız, şimdi tarihini ve yazarını hatırlayamadığım başka bir bilim adamı tarafından kaleme alınan makalede, (yanılmıyorsam Güneş Dil Teorisi ile ilgili idi) Sümerlerdeki GEN yapısı ile Türk GEN yapısının uyuştuğu birçok bilim adamı tarafından tescillendiği anlatılıyordu. Hatta; Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan SÜMERBANK, ETİBANK  gibi kurumlara bu kültürlerin unutulmaması için bu isimlerin kasıtlı olarak verildiği özellikle belirtilmişti.
      Nitekim, günümüzde tarihimizi ve kimliğimizi unutturmaya çalışan bazı çevreler, ilk iş olarak SÜMERBANK ile ETİ BANKI ortadan kaldırdı. Yoksa siz bunların tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz?.
      Ben Sayın ÇIĞ hanımefendinin anlatılarından sizin veya sayın Donbaz'ın çıkardığı sonucu çıkaramıyorum. Nitekim Sayın ÇIĞ, bu eserleri yıllar öncesinde yazmış olmasına karşın, her nedense salt başörtüsü takıntısına sahip bir ideolojinin egemenliği ele almasından sonra ortaya çıkmaya başladı. Sayın ÇIĞ'ın anlatıları aslında başörtüsü ile ilgili ufacık bir araştırma yapan herkes tarafından görülecektir ki sözü edilen örtü yani başörtüsü semavi dinlerin başlangıcında, önce Museviler sonra da Hıristiyanlar tarafından uygulanmıştır.
        Özellikle günümüzde kadınlarımıza empoze ettirilen türban denen örtünün de Müslümanlıkla hiç bir alakasının olmadığı görülecektir (Bu arada bilindiği üzere Hz. Muhammed çok eşli bir yaşam sürmüştür. Şimdi bu konuda görüş bildireceklere soruyorum : Hz. Muhammed'in hangi eşi türban takmıştır?).
       Yukarıda da belirttiğim gibi, ben sizin ve sayın Donbaz hocanın anladığını değil, o gün için ülkelerinde yaşayan genç neslin sağlıklı  bir cinsel yapıya sahip olabilmesi için uygulanan bir yöntem olduğunu ve başlarını örten  o kadınların kutsal birer kadın olarak düşünüldüklerini anlıyorum. Nitekim; ENKİDU'nun eğitilmesinde de bu husus tereddüte yer vermeyecek kadar açık bir şekilde anlatılmaktadır.
       Saygılar-sevgiler.
     
 
"Vur ama dinle beni"