Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Dilencinin Keşkülü  (Okunma sayısı 217 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 24, 2018, 10:12:42 ÖÖ
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1140
  • Cinsiyet: Bay

Bir kardeşimin Hırs  ve tutkular üzerine çok güzel bir yazısını okurken alıntıladığı bir hikayeyi çok beğendim. Burada ben de paylaşmak isterim. Yazı içerisinden alıntılanan kısım ise Tamer Ayan kardeşimize aittir.


Tamer Ayan kardeşimizden: “İnsan Hırsından Yapılan Keşkül”

Saltanatının sınırları geniş diyarlara uzanan bir sultandı. Kibrinin ve gururunun ise sınırı yoktu. Elinden gelse bütün dünyayı eline geçirmek ve mülküne dahil etmek istiyordu. Sürekli “daha, daha” diyordu. Hiç kimse ondan bir gün olsun “yeterli” veya “buna da şükür” sözünü duymamıştı. Yeme-içmede, eğlenmede, hakarette, haksızlıkta hep dünden bir adım ileriye gidiyordu. Öyle bencildi ki birisine  iyilik yaparken bile başkalarına ne kadar cömert olduğunu sergilemek isterdi.

İşte bu sultan, bir gün sarayının önündeki bahçede yürüyüşe çıkmış gezinirken, yanına başı önünde eğik, elinde dilenci keşkülü taşıyan bir adam yaklaştı. Muhafızlar dilencinin hükümdarın yanına sokulmasının engelledi. Hükümdar, adamlarına o ana dek hiç konuşmayan dilenciyi bırakmalarını emretti. “Ne istiyorsun?” diye büyüklenerek sordu sultan.

Adamın onun yanına dilenmek için geldiği besbelliydi ama o bu soruyu gene de sordu çünkü karşısındakinin kendisine yalvarmasını istiyordu. Bu hep böyle olurdu. Fakirler, dilenciler bir şeyler ister, o onlara fazlasıyla ihsanda bulunur, adamlar bin bir teşekkürle ve minnetle yanından ayrılırken o “Var mı benim gibi cömert?” dercesine sağına soluna bakınır ve etraftaki yağcıların övgü dolu sözlerini kendinden geçerek dinlerdi. Ancak bu defa öyle olmadı! Dilenci güldü ve başını kaldırıp sultanın gözlerinin içine bakarak şöyle dedi: “Sultan hazretleri yoksa benim arzumu yerine getirebileceklerini mi sanıyor?”

Böylesine küstahça bir söz karşısında önce ne yapacağını bilemedi sultan. İstese oracıkta dilencinin kafasını vurdurabilir ya da onu zindanlarda çürütebilirdi. Ancak bu dilenci kendisine meydan okumaya kalkışmıştı ve bu söz ne kadar ağırına giderse gitsin, ona dersini başka bir şekilde vermeliydi. Evet, kararını vermişti; onu cömertliğiyle ezecekti. “Elbette ki senin arzunu yerine getirebilirim ey dilenci! Ne olduğunu söyle yeter.”

“Çok basit,” dedi dilenci ve dilenirken kullandığı kabı (keşkül) uzattı.. “Bu keşkülü parayla doldurmanın istiyorum.”

Bu kadar basit bir isteği duyunca rahatlayan hükümdar kahkahalarla güldü: “Bundan kolay ne var?” Yanındaki vezirlerden birisine dönüp emretti: “Bu adamın keşkülünü parayla doldurun.”

Vezir saraya gitti; dönüşte getirdiği büyükçe bir kese altını dilencinin keşkülüne boşalttı. Normalde keşkülü doldurup taşması gereken altınlar keşküle dökülür dökülmez yok oldu ve dilencinin keşkülü biraz önceki gibi bomboş kaldı.

Sultan ve etrafındakiler gördüklerine inanamadılar. Dilencinin hiç de öyle büyücü bir görünümü yoktu ama gene de ondan ürkmeye başladılar.

Sultan, adamlarını daha fazla altın getirmeleri için saraya yolladı. Ancak her gelen kesedeki altınlar aynı akıbete uğradı. Dilencinin keşkülüne boşalır boşalmaz uçup gittiler. Bu keşkül sanki kara delik gibi altınları yutuyordu.

Önce saraydakiler, sonra da olup biteni duyan şehir ahalisi toplandı etraflarına. Ne kadar altın ve gümüş boşaltırsa boşalsın, hükümdar dilencinin küçük keşkülünü dolduramıyordu. Şanı, şöhreti, itibarı elden gitmek üzereydi. Fakat o “Bütün hazinemi gözden çıkarırım da bu dilenci parçasına mağlup olmam” diye homurdanıyordu.

Gerçekten de altınlar, gümüşler, elmaslar, yakutlar… Hazinesinde ne varsa dilencinin keşkülüne boşaltıldı. Sonuç değişmiyordu. Dilencinin uzattığı kap bomboştu.

Saatler geçiyor, insanlar hayret ve şaşkınlıkla sultanın hazinesinin avuç avuç kabın içinde eriyişini seyrediyordu. En sonunda, sultan mağlubiyetini ilan etti: “Sen kazandın ama gitmeden önce bana tek bir şey söyle: Bu kabın sırrı nedir?”

Hırsıyla, kibriyle ün salan koca hükümdar, sıradan bir dilencinin önünde böyle yalvarıyordu.

Gerçekte, bir dilenci değildi karşısındaki. Ona ders vermek için gönderilen dilenci görünüşündeki bir melekti. Melek “Bu kap (keşkül)” dedi, “insan hırsından” yapılmıştır. Hiçbir şey onu dolduramaz. Hırsına mağlup olan insan ister senin gibi sultan olsun ister köylü, kabı hiç dolmayan dilenciye benzer. Dünyanın en güzel sarayları, dünyanın en güzel atları, dünyanın en büyük hazineleri onu doyurmaz. Hatta dünyayı da yutsa tok olmaz…
Alterius non sit qui suus esse potest


Ekim 24, 2018, 10:55:46 ÖÖ
Yanıtla #1

Güzel bir paylaşım sayın ANARCHOSA.
Hırs ve kibir aslında bir hastalıktır. Günümüz dünyasını mahveden 2 büyük hastalık. Umarım bir gün bu iki kötücül enerji silinir gider ve yeryüzüne bir daha uğramaz.

Sevgiler.
Errare humanum est.
Beni böyle sev, seveceksen.


Ekim 24, 2018, 11:04:28 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 179
  • Cinsiyet: Bayan

Ne güzel bir paylaşım olmuş teşekkür ediyorum. Hirs ve kibir..İnsanin doğasında var derler ya olmasın doğamızda olmasın şükür etmesini cani gönülden bilelim ve kimsenin kimseye kulluk etmediği bir dünyaya çabalayalım.
Saygı ve sevgiyle


Ekim 24, 2018, 11:45:28 ÖS
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1717
  • Cinsiyet: Bay

     Harika bir paylaşım. Teşekkür ederim sayın ANARCHOSA, günümüzde aynı hırs ve kibir içinde olan o kadar çok insan var ki;.
     Saygılar-sevgiler.
"Vur ama dinle beni"