Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: MASONLUKTA İNANÇ KONUSUNUN BİLİNMEYEN YÖNLERİ  (Okunma sayısı 2506 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 03, 2019, 08:33:18 öö
  • ÖMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1405
  • Cinsiyet: Bay

Masonluk günümüzde birbirinden bazı yönleriyle ayrılan farklı anlayışlara sahiptir. Bu anlayışların başlıca ikisi Anglosakson Masonluğu ve Liberal Masonluk olarak adlandırılmaktadır. Başlıca ayrım ise Liberal Masonluğun üyelerinin dini inanışlarını bir tabu olarak ortaya koyarak bunları sorgulamaması, Anglosakson Masonluğunun ise üyelik şartı olarak bir yüce varlığa inanışı şart koşmasıdır. Bu konular zaten forumda uzun uzadıya tartışılmış, dünya Masonluğunda olduğu gibi burada da bir noktaya varmamıştır. Çünkü bu tür durumlar iki inanışa sahip kişilerin bir grubunun kendi inanışına ters bir uygulamaya evet demesi anlamına gelir ki, buna gerek yoktur.

Ancak bugün bu düşünceleri savunan kişiler bile inanışın meslek içerisindeki gelişiminden habersiz olabiliyor. Örneğin bir Müslüman, eski yazmalar ve nizamnamelere göre inançsızlar mason olamazdı diyor. Oysa ki sadece inançsızlar değil, belli inanıştan olmayanların hiçbirinin mason olamadığı dönemler oldu mesleğin gelişiminde... Bu uygulamalar devam etseydi, inanıyor olmasına rağmen mason olamayabilirdi. Bu tür durumların etkisiyle aydın ve dogmalarını yıkmış kardeşler nizamname ve uygulama biçimlerinde defalarca değişiklik ve ilerleme kaydederek günümüz Masonluğunu oluşturdu. Bugün için belki iş görüyor olsa da kural ve uygulamalar yarının ihtiyaçlarını da belki görmeyecek ve o zaman yine insan aklının bir ürünü olarak yeniden ele alınacak, yine değişikliğe uğrayacak. Bu kaçınılmazdır. Üstelik günah değildir! Çünkü kutsal kitapların aksine mason kuralları insan yapımıdır ve hata içerebilir, hata olmasa bile zaman ihtiyaçlarını karşılamayabilir. Bu durumda da pek tabi değişikliğe uğrayabilir.

İşte 'Benim' görüşüm budur. Fakat bunu söylerken benim gibi düşünmeyenler yanlış iş yapıyor ya da onlar mason değildir demiyorum. Diyemem de .
Sadece iddiamın bu olması sebebiyle bu durumu örneklemem gerekir. Burada da tarih yardımıma koşuyor.

Bilindiği gibi anlatılan tarihte Spekülatif Masonluk 1717'de ilk Büyük Loca oluşumu ile başlatılır. Aslında bu da doğru değildir çok daha önceleri Spekülatif Masonluk başlamış ve Schaw belgeleriyle de kanıtlanmıştır. Kurumsal Spekülatif Masonluk başlangıcı demek belki daha doğru olur. Bu tarihten sonra yapılan çalışmalar ile 1723'te eski yazmalardan da yararlanarak mesleğin yasaları hazırlanmıştır. Ancak pek çok itiraz ve tartışma ile 1738'de revize versiyonu yayınlanmış 1764 Ahiman Rezon, 1815 bir revize daha...

Fakat yazılanların dışında bir de uygulamalar var... Masonluk bir Hıristiyan klübü olarak düşünülmüş! Hatta öyle her Hıristiyanım ben diyen de değil, belli bir mezhebin üyelerine özgü kılınmış!

VIII. Henri'nin İngiltere'yi Roma Klisesinden ayırmasıyla başlayan ve uzun süre mezhep ve taht savaşlarıyla meşgul olan İngiltere'de Protestan, Anglikan, Presbiteryen, Katolik inançları arasında amansız ve kanlı mücadeleler... Nizamnameyi hazırlayan Anderson ve Desaguliers gibiler bile dini azınlık durumunda.  Onun için İngiltere'deki durumu da gözeterek bir hoşgörü ortamı oluşması umuduyla 'Bütün insanların mütabık oldukları bir din' inancı yazılmış olsa da şiddetli itirazlarla en azından 'Noaşit' kökende ortaklık revizyona ekleniyor. Fakat uygulama bir türlü bunu aşamıyor. Ne müslüman! Yahudilerin mesleğe kabulü küfürle eş tutuluyor...

İşte bu duruma çok uzak değil 1765-1785 yılları döneminden bir örnek...

Almanya'da taht savaşlarında II. Joseph'i destekleyenlere (Weishaupt örneğin) karşın Prens Charles Theodor pek çok Ezoterik örgütü yasaklıyor, Masonluk dahil olmak üzere bunları Katolik dininin düşmanı ilan ediyordu!

Bu arada Gold und Rosenkreuz üyesi de olan Hans Heinrich von Ecker und Eckhoffen gibi bazı masonlar Yahudi kabalası gibi çalışmaları da mesleğe katmaya çalışıyorlardu. Ancak Yahudilerin mesleğe girmesi 'Yasak' olduğundan Bischof adlı Fransisken bir keşiş ile Fratres Lucis (Işık Kardeşleri) tarikatını 1780-81 yıllarında kurdu. Bu örgüt daha sonra Die Brüder St. Johannes des Evangelisten aus Asien in Europa (Avrupa'da Asyalı İncilci Aziz Yuhanna Kardeşleri) adını aldı.

Tarikatın anayasasında şöyle yazıyordu:

Soyluluk ve dinsel inancına bakılmaksızın, Tanrı'ya inanan ve bunu açıkça söyleyen her namuslu kişi tarikata katılabilir. Yalnızca Masonluğun ilk üç derecesini Aziz Yuhanna ya da Melkizedek localarında almış olmaları kesin koşuldur. Aziz Yuhanna locaları Hristiyanlar içindir; kurallara uygun olan Melkizedek locaları ise Yahudileri, Türkleri, İranlıları ve Ermenileri saflarına kabul ederler...

Görüldüğü gibi bir kısım localar sadece belli bir inanıştakileri üye kabul ederken bir kısım localar ise azınlık olarak tabir edilebilecek diğerlerini üye alıyordu.
Ancak 1782'de yapılan kavgalı konvanda Masonluk'u 'Hristiyan Saflığı' içinde tutmadığını öne sürerek von Ecker und Eckhoffen ve oluşumunu tümüyle Masonluk'tan dışladılar. Masonluktan dışlanma sebebi Yahudileri mesleğe kabul etmiş olmalarıydı!
1787'de anonim olarak yayımlanan Autentische Nachrichtt von den Ritter-und Brüder- Eingewihten aus Asien isimli bildiri de bu localar 'Anglosakson Masonluğun' uygulamalarına aykırı olarak Yahudileri üye olarak kabul etmekle suçlanıyorlardı...
1788'de Werden und koenne Israeliten zu Freimaurern aufgenommen werden (Yahudiler Masonluk'a Kabul Edilebilirler mi?) başlıklı bir kitap yayımlanarak Masonluk içinde Yahudilerin varlığı SORUNU irdelendi!

Brunswickli Ferdinand ise bu localara Yahudileri ya üyelikten çıkarılmaları ya da izole başka bir Melkizedek locasında toplamalarını salık verdi. Yoksa tanıma ve desteğini çekeceğini ilan etti.

---

Daha müslümanlara gelmeden, bazı anti-masonlar tarafından 'Yahudi kuklası' görülen masonluğun Yahudileri üye kabul etmek için nerelerden geçtiğini göstermek üzere bu örneği verdim.

Diyeceğim, daha derinden bakmalı, daha detaylı okuyup araştırmalı... Yoksa kendimize dayanak yaptığımız sütunlar ilk kendi başımıza yıkılabilir.
Alterius non sit qui suus esse potest


Eylül 03, 2019, 10:10:52 öö
Yanıtla #1

Güzel bir yazı olmuş. Masonluğun tarihsel süreçte diğer dinlere ve ya mezheplere bakışını daha iyi anlamış olduk.

Sevgiler sayın ANARCHOSA.
Errare humanum est.
Müzmin öğrenci


Eylül 03, 2019, 10:28:49 öö
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay

Bu sadece kısacık bir kesit... Hem coğrafya hem tarihsel dönem bakımından...
Bu kadarı yetmez ki...
Dahasını bekleriz.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Mart 23, 2020, 03:11:17 ös
Yanıtla #3
  • Yeni Katilimci
  • *
  • İleti: 1
  • Cinsiyet: Bay

Üyeliğe kabul edildiğim için teşekkür ederim. Mason değilim, herhangi bir kutsal yaratıcı olduğu fikrine de katılmıyorum yani Ateistim ancak 100 yıl önce yaşadığımız zorlu süreçte bu ülke insanlarının yanında olanlar ve Talat paşa ile İstanbul’a canı pahasına gelenler için buradayım. Tekrar teşekkür ederim


Mart 23, 2020, 07:58:40 ös
Yanıtla #4
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 272
  • Cinsiyet: Bay

Güzel bir yazı olmuş ama Sayın ADAM'ın da yazdığı gibi dahası gelebilirmiş. Masonluk bu noktaya gelene kadar birçok değişiklik göstermiş belli ki. Fikrimce ve temenni ederim ki; dünyadaki ateistleri üye kabul eden veya kadınları kabul eden tüm localar birleşecektir. Zaten pek bir ayrı gayrı yok diye anlıyorum ama belki aynı çatı paylaşılabilir. Zaman içinde tüm dinleri kapsayan hâl alması meslek için mükemmel ve elzem olmuş fikrimce. Çünkü biliyoruz ki tüm dinler ve öğretiler farklı yöntemler ve yollar benimsese de ortak olan şey iyi insan olma çabasıdır. Ben müslüman doğdum ve büyüdüm ama imanımı kaybedip deist oldum. Çok da huzurlu ve mutluyum. Her inanca saygı duyuyorum. Bana da saygı duyan herkesle aynı çatı altında elbette dururum. Masonluk bunu sağlayan yegâne ve belki de tek yerdir. Saygılarımla.
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine...