Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Hırslar-Tutkular- İhtiraslar (V)  (Okunma sayısı 1649 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 14, 2019, 02:15:17 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Şimdi sıra “hırs” kavramı üzerinde durmaya geldi.

Gerçi forum katılımcıları bu konuya daha önce girdi ama bizim akış tempomuz böyleydi. Belki anlatım tarzı da farklı olacak.

Hırs, kimi zaman “öfke” ve “kızgınlık” anlamında kullanılsa da aslında “sonu gelmeyen, aşırı istek ve tutku” anlamındadır.

Hırsın gerekliliği ve yararı konusunda farklı görüş ve inanışlar vardır. Kimileri bunun insan doğası açısından tamamen gereksiz ve yıkıcı bir duygu olduğu görüşündedir. Kimileri de zorlukların aşılması, üstün başarı, yaratıcılık ve yararlı üretim bakımından en azından sınırlı düzeyde bir “hırs” duygusunun zorunlu olduğunu söyler.

İnsanlar hırs ve ihtiras konusunda ikileme girmiştir. Şunlar sorulur: “Aşırı ihtiraslı olmak ya da güçlü bir tutkuya sahip olmak ne kadar iyidir?”... “Hırs olmadan başarı elde edilebilir mi?”

Aşırı hırslı kimselerden tedirgin olmakla birlikte hiç hırsı olmayan, olaylara ve yaşama yeterli tepki vermeyen, diğer bir söylemle “yaşama gerektiği gibi asılmayan" kişilere de hırsları benimsemeyip kötülesek bile pek saygı duymayız.

Hırs yetersizliği başarısızlığa yol açarken, aşırı hırs ve tutku da ayıp sayılır ve toplumca kabul görmez.

Acaba hırsın, tutkunun fazlası zararlı mıdır?

Eğer akıl ve zekâ ile dengelenmiyorsa, evet. (Galiba bunu daha önce de söylemiştik.)

Her başarının arkasında, temelinde risk vardır. Başarısızlık riski. Ancak akıl ve zekâ ile dengelenmeyen risk, kişiyi felakete sürükleyebilir. Kişi, dikkat etmesi gereken yerde gereksiz cesaret gösterirse, malını, itibarını hatta canını yitirebilir.

Kendini yenilmez gören yanılır.

“Ben ne yapsam başarırım” diye övünen, böylece “başarı hastalığı”na tutulmuş kişiler, hatalarının bedelini ellerindekini yitirerek ödeyebilir.

***

Psikoloji açısından hırs, “kişinin yapısının derinliklerinden gelen, değişmesi zor bir davranış biçimi” olarak nitelenir.

Bu davranış biçimi, insan kişiliğinin değişik katmanlarında bulunan ruhsal güçlerden ve karmaşalardan kaynaklanır. İnsanın buyrultusu üzerinde sürekli baskı ve zorlama yaratarak, onu belirli bir amaca yöneltir. Bu amaç, bir nesne, bir kişi, bir düşünce, bir ülkü ya da bir başka şey olabilir.

Herkesin, yaşamında özel bir işi ya da şeyi başarma arzusu vardır. Olumsuzlukların filozofu Murphy, bununla bağlantılı kuralında şöyle der: “Herkesin zengin olmak için işlemeyen bir planı vardır”.

Politikacılara yakın olanlar şunu rahatlıkla görür: Politikayla ilgilenen en yeteneksiz insanın bile iktidar olmak için işlemeyen (liderine dinletemediği) bir planı vardır.

***

Başarılı insanlar üzerinde yapılan araştırmalar “tutku”nun bir eğrisi olduğunu ortaya koymuştur.

Buna göre tutkunun üç adımı vardır:

1-   Yükselme dönemi: Bu dönemde kişinin hayali konusundaki kararlılığı ve cesareti, bu hayalin gerçekleşme şansını belirler.

2-   Hırsın gerçekleşmesinin sağlanması: Kişinin kendisinden daha büyük ve güçlü bir yapıt oluşturma mücadelesini içerir. Bu yapıt, yeni bir iş kurmak, bir alanda yapılmamış olan bir şey yapmak, özgün bir kitap yazmak, adını yaşatacak bir eğitim kurumu oluşturmak hatta kim bilir yeni bir ülke yaratmak olabilir.

3- Hırsın sönüşü: Her başarılı insanın bir aşamada artık heyecanını ve mücadele hırsını kaybettiği dönem.

*   *   *

Bir soru daha:

Tutkulu ve başarılı insanlar mı tarihi yaratır, yoksa tarih mi onları yaratır?

Yo hayır, bu tavuk ve yumurta ikilemi gibi bir şey değil. (Zaten o da bir ikilem değildir; öyle gibi gösterilir; biyolojiyi bilmeyen kandırılır.)

İşte burada liselere özgü bir münazara konusu daha…

Her ikisi de savunulabilir.

Gerçek herhalde yine ortada bir yerlerdedir.

Edison ampulü icat etmemiş olsa, herhalde bugün mum ışığında oturuyor olmayacaktık. Nitekim günümüzde artık Edison'un icat etmiş olduğu türden ampul, kullanım alanını yitirmektedir.

Fatih Sultan Mehmet başaramasaydı, İstanbul Osmanlılar tarafından mutlaka fethedilecekti. Ancak şimdilerde İstanbul öyle bir işgal altına girmiş durumda ki 1453 tarihli fethin kutlanması bile anlamını yitirdi.

Başarı, öngörülmesi çok zor birçok koşula bağlıdır: Kişi, yeteneği, eğitimi ve deneyimi bakımından yeterli olmazsa, doğru zamanda doğru yerde bulunmazsa, hırs denilen itici içsel güce sahip değilse başarılı olamaz. Başarılıymış gibi görünebilir ya da kimileri onu başarılı sayabilir çünkü bu göreli bir kavramdır.

Sanırım hırs konusu üzerinde bu kadar durmak yeter. Katkıları ve eleştirileri bekleyelim.

Sonra yazımızın biraz daha devamı olacak.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 16, 2019, 09:21:27 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 285
  • Cinsiyet: Bay

Merhaba sayın ADAM

Ben bu yazılarınızı okudum üzerine düşündüm epeyce çünkü zaman zaman herkes gibi affaladığım veya başardığım şeylerin arkasındaki duygularımı tanımlamama yardımcı oldu. Ben okudum okumasına ama doğru mu anladım doğru mu ayıkladım birbirinden birbirine benzer bu duyguları tam emin olamadım. Bu yüzden bir ateş yakacağım.
Bu ateş büyük istikrarlı ve kontrollü bir ateş olacak.

Önce malzemelerimi yığıyorum: kibrit tutuşturucu çıra odun ve kömür. Şimdi dengeli ve kontrollü bir ateş için bunların hepsini karıştırıp rastgele yakmıyoruz değil mi? Ya da yakmaya ilk önce kömürden ya da odundan başlayamayız. O halde bize düzgün bir sıralama gerekir. Bunların arasından en hızlı yanan tutuşturucu. Çabuk yanar ve çabuk söner. Bir kaç saniyeliktir ama uzun bir ateş için olmazsa olmazdır. Yani hırstır. Başlatıcıdır.

Tutuşturucuyu yaktıktan sonra hemen üzerine çıra atıyorum. Çıra ateşi ne denli büyük yakacaksam o denli kontrollü atmam gereken bir malzeme. Yani istediğim ateşin büyüklüğüne göre ve kontrollü koymam gereken bir malzeme. Az atarsam odunlarımı yakmaz çok atarsam da çok yanar ama çok da fazla külü olur bu küller de en son kömürlerimin üzerini kapatır. Demek ki ateşimin ''ayar'' kısmı çırayla başlıyor. Yani bu da ''akıl ve zeka''dır. Öngörü ve hesaplama ister. Burada temel mesele tutuşturucuyu yaktıktan sonra bununla direk odunu yakmamak gerektiği. Yanması zor olur çünkü. Demek ki hırs oluştuğunda (yani tutuşturucu yandığında) akıl ve zeka ile onu kontrollü ve dengeli bir şekilde harlamak (yani çıra ile) gerekir ki birazdan azime benzeteceğim odunu yakabilelim.

Çıradan sonra sıra oduna geliyor. Tutuşturucu da yanar çıra da ama odun daha uzun süre yanar ve kömürün yanması için yeterli ısıyı verir. Odun da azim temsilidir bence.Odunu yaktık mı çok uzun süreli olmasa da bizi epey ısıtacak bir ateş elde etmiş oluruz. Ama tekrar hatırlatayım. Odunu (azim) direk yakmak çok zordur. Tutuşturucu (hırs) ve çıraya (akıl ve zeka) ihtiyacımız vardır. Geldik kömüre. Yani istikrar. Odunla yakılır kömür. Yani azimle sağlanır istikrar. Gördüğümüz gibi istikrar en son ve bu aşamaya gelene kadar da pek çok malzemeye ihtiyaç duyduk hırs akıl ve zeka ve azim... Şimdi dengeli ve uzun süreli güzel bir ateşimiz oldu. Çabuk sönmeyen etrafı yakmayan kimseye zarar vermeyen.

Ben bu işi böyle anladım. Bütün mesele hangi malzemeleri hangi sırayla hangi zamanda ve hangi ölçüde kullanacağını bilmek.

Saygılarımla.

Olaylara,İnsanlara ve Bilgilere Ön Yargılı Davranıp Aranızda Bir ''Berlin Duvarı'' İnşa Etmeyin.

Ç.A